Ana Sayfa İktibaslar Yunus Ve Mevlana’ya Atılan “Dinler üstü” İftirası

Yunus Ve Mevlana’ya Atılan “Dinler üstü” İftirası

267
0

Çağımızda İslâm’a dil uzatmayı marifet sanan bir kısım sözde aydınlar “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” deyimini doğrularcasına Mevlâna ve Yunus’u benimsemiş göründükleri halde onların savunduğu din olan İslâm’ın öğretilerine laf atabiliyorlar.

Bu büyük bir çelişki değil midir? Bunlar ya İslam’ı bilmiyor; ya da Mevlana’yı ve Yunus’u tanımıyor olmalılar. Veya her ikisi de birden söz konusu… Oysa Profesör Dr. Hüsrev Hatemi’nin de dediği gibi; “Mevlâna’nın hayatı karanlıkta kalmamıştır. Fakat Mevlâna için uzun süreden beri mikrofon edebiyatından başka ne yapıyoruz?” (Türk Aydını Dünü- Bugünü, İstanbul, 1991, s. 89) Aynı tavır kuşkusuz Yunus Emre ve diğer büyük zatlar için de geçerlidir.

Onların bu sevimsiz tavırlarının bir uzantısı da Mevlâna’yı ve Yunus’u sanki “dinler üstü” kimselermiş gibi gösterme çabası olmuştur. Açıkçası onlar bu tutumlarıyla bu büyük isimleri kendi batıl ideolojilerine alet etmeye çalışıyorlar. Bu zatları insanlara olduklarından farklı tanıtarak bundan bir şekilde nemalanıyorlar. Yok hümanistmiş, yok insancılmış, yok demokratikmiş… Hatta onları evrimci yapanlar bile var.

Bu zatları anlama konusunda nasipsiz olan kimselerin, yerli yersiz bir takım yorumlar yapmaları bir çeşit kültür kirlenmesine de sebebiyet vermiştir. Bu durumu Hüsrev Hatemi şöyle değerlendirir: “Mevlâna, Yunus Emre, Mehmed Âkif ve daha birçoklarının etrafında onların savunucusu olduklarını iddia eden aslında bu kişiliklerin yanlış tanınmasına yol açmaktan başka işe yaramayan, çeyrek aydın tabakası olmuştur. Mesnevi’yi kendimiz okuyarak, Yunus Emre’yi ve Sâfâhat’ı kendimiz okuyup düşünerek kültür kirlenmesinden korunmak mümkündür.” (A.g.e., s. 89, 90)

Mevlâna hiçbir zaman İslâm’ın dışında kalan uydurulmuş bir dini veyahut bazı batıl ideolojileri benimsemiş değildir. Allah katında tek din olan İslam dininin göstermiş olduğu dosdoğru çizgiden zerre kadar sapmamıştır. Diğer dinlere karşı ise son derece seviyeli bir yaklaşım içerisinde olmuştur. “Gerçekte Mevlâna bütün dinlere saygı göstermiştir. Ama bütün dinleri eşit gördüğü için değildir. Netice de Mevlâna dinler üstü bir inancın taraftarı değil, İslamiyet’in özüne vakıf bir Müslüman’dır.” (Emine, Mevlana Celâleddin Rûmî, Ankara, 1997, s. 112)

Mevlana eşsiz öğütleriyle âdeta yetmiş iki milletin derdine devâ, ruhî hastalıklarına bir şifa gibidir. Bu bakımdan ona İslam dışı inançlara inanan kimselerin de ilgi göstermesi son derece normaldir. Ona olan bu büyük ilgi yeni bir durum da değildir. Nitekim onun cenaze töreni bu tespiti doğrular mahiyettedir. Cenazesinde Hıristiyan ve Yahudiler “Biz dinimizi ondan öğrendik” diyerek Müslümanlarla birlikte yürümüşlerdir. (Bkz. Yeniterzi, a.g.e., s.112) Abdulbaki Gölpınarlı cenaze törenindeki bu manzarayı şöyle anlatır: “Bilginler, sufiler, ahiler, futüvvet erleri, rintler, hükümet ricali ve… ve Hıristiyanlar, Hıristiyan papazları, Yahudiler ve Hahamlar, bütün insanlık, Mevlâna’yı baş üstünde taşıyordu. Papazlar dini ayinlerini yapıyor, Hahamlar Tevrat okuyordu. Bir ara hamervahlardan biri Hıristiyanlarla, Yahudileri bu törene karışmaktan menetmek istedi. Feryat ettiler; o bizim Mesih’imizdi, o bizim İsa’mızdı. Musa’nın İsa’nın sırrını biz onda gördük. Güneşti o, güneş bir yeri değil bütün dünyayı aydınlatır. Bir papaz, gözyaşlarını yeniyle sildi de hıçkırıklarla bağırdı; Mevlâna ekmeğe benzer, ekmekten kaçan var mıdır ki?” (Gölpınarlı, a.g.e, s. 21)

İslam dışı dinlere inanan kimselerin Yunus ve Mevlana’ya olan ilgilerinden yola çıkarak onlar için “dinler üstü kimselerdir” yorumunu yapmak isabetli değildir. Çünkü onların yaydığı öğretiler apaçık İslam’ın öğretileri iken, bu gerçeği es geçerek bir değerlendirme yapmak bizi yanlış bir yere götürür. Neticede Sezai Karakoç’un da dediği gibi;“Mevlâna bir İslâm ereni, bir İslâm önderi, bir İslâm düşünürü, bir İslâm şairidir. Bu en basit gerçeği bile saptırmak için nice yıl ne diller dökmediler.” (Karakoç, Mevlâna, İstanbul, 1999, s. 77) Zaten Mevlana’nın hepimizin bildiği şu tek sözü bile bu konudaki hakikati ortaya koymaya yetmektedir:

“Canım tenimde oldukça Kuran’ın kölesiyim ben, Allah’nın seçkin peygamberi Hz. Muhammed’in yolunun toprağıyım. Her kim benden bunun dışında bir söz naklederse hem o sözden şikayetçi olurum, hem nakledenden.” (Rubailer, Rubai 1052)

Kaynak: Burhan Dergisi

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin