Ana Sayfa İktibaslar Yenilgide Asıl Suç Gerçekten Âlimlerin midir?

Yenilgide Asıl Suç Gerçekten Âlimlerin midir?

167
0

İddiâ: Bana göre asıl suç âlimlerindir. Onlar Kur’ân’ı anlayıp, yaşadıkları çağı ona göre yorumlama yerine sırf eski alimlerin eserleri ile meşgul olmuşlardır. Eğer Kur’ân’ı anlamak için uğraşsalardı zorunlu olarak Hadîs-i şeriflerden de yeterince yararlanacaklardı. İşte o zaman eski alimlerin eserleri doğru anlaşılacak ve ufuk açıcı olacaktı. Çünkü müctehid İslam alimlerinin yaptığı, kendi çağlarını Kur’ân’a göre yorumlamaktan ibarettir. (49-50)

Cevâb: Bu ‘bana göre asıl suç alimlerindir; onlar Kur’ân’ı anlayıp, yaşadıkları çağı ona göre yorumlama yerine sırf eski alimlerin eserleri ile meşgul olmuşlardır’ sözü, pek tanıdık, aşinâ olduğumuz efsûnlu ve yaldızlı bir sözdür. Hüseyin Câhidlerin, Celâl Nûrîlerin, Seyyîd Beylerin, M. Şemseddînlerin ve bil cümleyetmiş(seksen) yıllık uygulamanın müdâhil kahramanlarının ve yağdanlıklarının önceki sözleriydi.

İsterseniz, Celâl Nûrî’nin İttihâd-ı İslâmını, Seyyîd Bey’inMedhal’ini ve başka kitâblarını bir okuyunuz. Ama sizin bunları okumaya ne vaktiniz var, ne de bunlara kafanız basar… Onların girdikleri otobanın ucunun nereye çıktığını akıllılar olarak hep beraber ibretle seyretmekteyiz. Sizin ve sizin gibi onlardan çok daha çapsız kimselerin âkıbetini düşünmek bile dehşet verici… Kaldı ki, aldığınız mesâfe bile delirtecek ve kahredecek çapta… Vatikan ile yapılmakta olan or tak çalışma her şeyi açıklamakta!…

Eski ama eskimez âlimlerimizin kendileri gibi değerli olan muhalled eserleri günümüz hokkabazlarının önündeki en büyük mâni. Zamânımızın negatif Lüther’lerinin[25] putlaştırıp etrafında raksettikleri çağdaş hevâlara geçit vermeyen eserler karalanmalıydı ki, zırvalar kesad yerine revâc bulsundu… Sizi iyi an lıyoruz. Ama sırtınızı dayadığınız zâlimleri o kadar da güçlü zannetmeyiniz. Allah’ımızın hesâbının her an bütün hesabları birden allak bullak edebileceğini unutmayınız. Aklınızdan çıkarmayınız ki, bazı nimetler hak edilmese de lütfen veya kahren verilir…

Ulemâ neyi nasıl yapacaklarını câhil cücelerden değil, ya kendi ilimlerinden, yâhud kendilerinden daha âlimlerden, yâhud da en azından kendileri gibi âlimlerden öğrenirler…

Onların bir çoğu gerekeni zaten yaptılar. Ama tabiîdir ki, geridekiler de boş kalmadılar. Darb-ı meselde, ‘öncekiler sonrakilere nicelerini bıraktılar’ denir. Onlara ve eserlerine, çatallı yılan dillerin uzatılmasının -kanaatimce- temel sebeble rin-den biri de onların ve eserlerinin gereken kıymetinin görünüp anlaşılması halinde, zamane şarlatan ve cazgırlarının esas yüzünün anla şılacak ve böylece sonlarının gelecek olmasıdır.

Müctehidlerin yaptıkları, kendi çağlarını Kur’ân’a göre yorumlamaktır sözüne bakın ve iyi dikkat edin… Bu söz cehâletten değilse hı yânetten doğma bir sözdür. Zîrâ bu, Kur’ân’ın çağa göre yorumlanması zırvasının hemen hemen değişik bir ifâdesidir. İslam çağlar üstü, her çağı yücelerden ve yükseklerden aydınlatan bir dindir… Onun değişecek hiçbir hükmü yoktur…

Kur’ân ve İslâm, ufûl edenleri/kaybolup yok olan(değer)leri sev mez. Zamanın değişmesi ile ahkâmın değişeceği’ne dâir söz, Örf’ün bir kısmı için geçerlidir ki bu esasta değil, şekilde ve görünürde bir değişme olup dinin içinde çok çok cüz’i bir yer kaplar. Hatta bunlara değişme bile denmez. On binler, hatta yüzbinlere varan İslamî hüküm içinde, zaman îcâbı yüz müşkil ana mes’ele sayılamaz. Sa yılanların da hemen hemen hepsi İslamdışılıkların mahsûlü olup, İs lâm’a dönülme ilacıyla ortadan kaybolacak hastalıklardır. O yüzden İslâm’dan onlara çare arayayım derken Onun (İslamın) çeperlerini zorlamak akıllıca bir iş olmaz. Binde bir bile olmayan örfî ahkâmla müçtehidliği sınırlamak, âlim işi olmak şöyle dursun, sıradan akıllı işi bile değildir.

Âlimlerin, mes’ûliyyetlerini müdrik olmak ayrı, onlara kara çalmak ve acâib sesler çıkarmak daha bir ayrıdır.

Bana göre ise, asıl suç âlimlerin değil âlim pozlarındaki câhil ve müstağrib bilim adamlarınındır. Ni tekim Nebî sallellâhu aleyhi ve sel lem efendimizin ‘şübheniz olmasın ki, Allah celle celâlühû ilmi kullardan söküp çıkararak almaz; aksine ilmi âlimleri(in ruhlarını) almakla alır; nihâyet (Allah) hiçbir(gerçek) âlim bırakmayınca, insanlar câhil başlar edinirler; onlara sorulur; onlar da ilimsiz olarak cevâb verirler; böylece saparlar ve saptırırlar’[26]hadîsi bu nu gös teriyor.

[25] Lüther Hristiyanlık’tâ yaptığı değiştirmelerle onu biraz da olsa doğruya yaklaştırmıştı. O’nun işi kısmî de olsa tecdîd’-e/asla döndüren yenilemeye, yeni hâline çevirmeye benziyordu. O bakımdan O’na (kısmî) pozitiflik vasfı verilebilirse de bizim reformistler, İslâm’a, ilk yeni hâliyle alâkalı olmayan yeni bir şekil ve muhtevâ kazandırmakla Lüther kelimesinin tâm ma’nâsıyla negatifi olmakta-dırlar.

[26] Ahmed (6511,6787), Buhârî (100), Müslim (2673), Tirmizî (2652), İbnü Mâce (52) Abdullah İbnü Amr radı yallahu anhümâ’dan

İktibas : http://www.gurabamecmuasi.com/Dergi/index.php/12-sayi/124-kuyudan-cikarilan-taslar-5.html

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin