Ana Sayfa Müridanın El Kitabı Tevessülde herkesin kabul ettiği ölçü nedir ?

Tevessülde herkesin kabul ettiği ölçü nedir ?

190
0

Hiçbir Müslüman, ameli salihlerin Allah’a yakınlık için birer vesile olduğunu inkâr edemez. Herkes oruç tuttuğunda namaz kıldığında Kur’an okuyup sadaka verdiğinde, hepsinin Allah’a yaklaşmak için birer vesile olduğunu bilir.

Vesile; istenilenin gerçekleşmesi ve kabulü kolaylaştırması umulan makbul bir şeydir. Mağara ağzının kaya ile kapanması yüzünden içeride kalan üç kişinin kurtuluş hikâyelerinden bahseden hadisi şerif buna delil olarak yeter.

Rivayette; birisi ebeveynine yaptığı iyilik ile birisi tüm şartların hazır olmasına rağmen zina cürmünden geri durması, bir diğeri de birisinin malını muhafaza edip tam olarak ona iade etmesi amelleriyle Allah’a tevessül etmiş ve Allah onları mağaradan kurtarmıştır.

Bu tarz bir tevessülün faziletlerine dair merhum Şeyh İbni Teymiye de izahatlarda bulunmuş; özellikle de “Kaidetün Celileh fi’t-Tevessül ve’l-Vesile” adlı eserinde bunları beyan etmiştir.

Tevessül meselesinde tartışılan ihtilaflı taraf, birisinin kendi amellerinin dışında, bir şahsı vesile etmesi ile alakalıdır. Mesela “Allah’ım! Ben sana peygamberin Muhammed Mustafa’yı vesile ediyorum, ya da Ebubekir’i, Ömer’i, Osman’ı, Ali’yi vesile ediyorum” demesi caiz midir değil midir diye ihtilaf edilmiştir. Bazıları işte bu çeşit tevessülü caiz görmemiştir.

Bizce, burada görünüşte bir ihtilaf vardır; durum sadece şeklîdir. Zira tevessül, nihayetinde bir insanın amelleriyle tevessül etmesi anlamına gelir. Bu çeşit tevessülü de anlattığımız gibi herkes kabul etmiştir. Meseleyi, inat ve ön yargıyla değerlendirme âdeti bir kenara bırakılırsa, Müslümanlara şirk ve sapkınlık ithamıyla saldırmaya sebep olan her şeyin kendiliğinden ortadan kalktığı görülecektir.

Birazdan açıkça anlaşılacaktır ki bir şahıs ile tevessül eden kimse, aslında onun yapmış olduğu amelleri vesile edinmektedir. Bir kimse birisini vesile ediniyorsa; onun salahına, velayetine ve faziletine olan hüsnü zannından kaynaklanan bir sevgiden dolayıdır. Yani bu kişinin Allah’ı sevdiği ve onun yolunda çalıştığını ya da:

يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ

“Allah onları sever, onlarda Allah’ı” (Maide 54) ayeti kerimesinde işaret edilen, Allah’ı seven ve Allah’ın da kendisini sevdiği bir kul olduğuna olan inancından dolayı onunla Allah’a tevessül etmektedir.

Dikkatli düşünüldüğünde, vesile edilen şahsa karşı duyulan bu muhabbet ve güvenin, onun işlediği salih ameller yüzünden olduğu anlaşılır. Yani tevessül eden kişi, tevessül ettiğinde sanki şöyle demiş olmaktadır: “Allah’ım! Ben falan kişinin seni sevdiğine senin için amel edip yolunda çalıştığına inanıyorum. İnanıyorum ki sende onu seviyorsun ve ondan razısın. İşte bunun için onu seviyor ve ona olan muhabbetimden dolayı şöyle şöyle yapmanı istiyorum.”

Tevessül eden kişi, yaptığı ile bunu demek istemiştir. Ama yerde ve göklerde olan her şeyi, gözlerin görmediği, kalplerde gizli olanları bilen Allah’tan hiçbir şeyin gizli olmadıklarını da bilirler. Bu yüzden çoğu zaman, böyle uzun uzadıya ifadeler kullanmadan, kısaca “onu vesile ediyorum” demekle yetinirler.

Bir kimsenin “Allah’ım! senin peygamberini vesile kılıyorum” demesi ile “Allah’ım! Senin peygamberine olan sevgimi sana vesile kılıyorum” demek arasında hiçbir fark yoktur. Zira ilk ifadeyi de söylemesi de sadece peygambere olan iman ve muhabbeti sebebiyledir. Bu muhabbet olmasa zaten onu vesile kılmazdı. İşte evliyullahı vesile edinmek, aynen peygamberlerle yapılan bu tevessül gibidir.

Bu anlattıklarımız vesile edinme konusundaki ihtilafın sadece sureta bir ihtilaf olduğunu ve hakiki olmadığını göstermektedir. Bu durumda, bu tefrika ve oluşan suni düşmanlıklara, vesile yolunu tutan kimseleri küfürle ve dinden çıkmakla itham etmeyi gerektirecek hiçbir mahal kalmamaktadır

سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ

“Allah’ım seni tenzih ederim bu büyük bir iftiradır” (Nur 16)

Kaynak : mefahim – seyyid muhammed alevi el maliki.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin