Ana Sayfa İktibaslar Tefsirlere Olan İhtiyaç

Tefsirlere Olan İhtiyaç

206
0

Kur’ân-ı Azîm’ in tefsirlerine büyük bir ihtiyaç vardır. Vakıa Kur’ân-i Kerîm, bir belagat mu’cizesidir. Birçok mes’eleleri, hükümleri pek açık, me’nus lâfızlar ile beyan buyurmaktadır. Fakat ilmî, ebedî, ahlâkî, hukukî içtimaî hakikatler ne kadar vazıh birer tarzda yazılmış olurlarsa olsunlar yine bunları herkes güzelce anlayamaz, bu babda şerhlere, îzahnâmelere ihtiyâç görülür. Bu cihetledir ki en beliğ edîblerin, en muktedir müelliflerin eserleri hakkında birçok şerhler, haşiyeler yazılmıştır.

Bununla beraber herhangi bir mesele, birçok meseleler ile alâkadar olabilir. Mütehassıs olmayanlar, bu alâkayı göremezler. Bu mes’eleleri bir arada mülâhazaya, mütalâaya kadir olamazlar. Şarihler, müfessirler ise her meseleyi îzah eder ve o mes’ele ile ilgili olan sâir mes’eleleri de meydana koyar. Artık bu hususta bilinmesi icabeden maddeler bir levha halinde göze çarpar, mütalâa sâhibleri fazla araştırmalardan kurtulmuş olur; az zamanda çok bilgi elde edilir.

Bir de herkes, lâfızların, ibarelerin inceliklerini anlayamaz. Ve en ibret verici noktasına işaret olunan bir kıssanın, bir vak’anın tafsilâtına vâkıf olamaz; müfessirler ise lâfızlara âid incelemeleri yaparlar, kelimelerin ve terkiblerin hakîkî meczâzî, kinevî mânalarını, işaretlerini, delâletlerini gösterirler. Kıssalara, vak’alara dâir kâfi derecede ma’lûmat verirler. Artık bu suretle Kur’ân-ı Kerîm’ in hakikatleri, bedîaları büyük bir vuzuh ile münkesif olmuş olur.

Ma’lûm olduğu üzere Ashâb-ı Kiram, selikaları dolayısîle Kur’ân’ın mübarek nazmındaki mezâyâya vâkıf idiler. Âyetleri bizzat Fem-i Saâdet’den dinleyip işiterek nasıl okunacaklarını biliyorlardı. Kur’ân’ın terkîbâtındaki mazmunları anlayabiliyorlardı. Buna rağmen kendilerine yine bazı mübhem cihetler kalıyordu. O halde ya Hazret-i Peygambere veya eâzım-ı Sahabeden birine müracaat ederek müşkillerini halle muvaffak oluyorlardı. Şu kadar var ki onların zamanlarında yazılı tefsirlere pek lüzum görülmeyebilirdi.

Halbuki Dîn-i İslâm, yalnız bir zamana, yalnız Arab kavmine mahsus değil, bütün müstakbel zamanlara, kavimlere de şâmil, umûmî bîr dîndir. Binaenaelyh Kur’ân’ın meânîsinden her Müslüman kavmin bihakkın istifâde etmesi bir vecîbedir. Bu istifâde ise ancak Tefsir vâsıtasîle kabil olabilir.

Şu da malûmdur ki, zamanların geçmesile Arabların selikaları bozulmuş, dil hususundaki selim melekelerine halel gelmiş, lisânın mezâyâsına selefleri kadar nazarlarını infaz edemez olmuşlardır. Sâir kavimler ise bu selikadan, bu melekeden esasen mahrum bulunmuşlardır.

O halde Kitabu’llah’ın gerek nazmını ve gerek mânâsını teşrih ve tasrîh ederek bu hikmet kaynağından tevâlî edecek, asırlarca bütün Müslümanların istifâdelerini te’mine çalışmak îcâb etmez mi? Bu da mütehassıs İslâm âlimlerinin uhdelerine düşen en yüksek bir vazifedir. İşte bir Farz-ı Kifâye olan bu vazife, müfessirîn-i kiram tarafından ifâ edilmiş oluyor.

Bir de i’tikada, amele, hilkat eserlerine ve sair bazı hususlara dâir Kur’ân-ı Kerîm’in bazı beyanâtı vardır ki, bunların hakkında muhtelif re’yler, düşünceler vücude gelmiş, anlayış selâmetinden mahrum olan bir takım kimseler için birer iştibah noktası veya birer i’tiraz vesilesi teşkil etmiştir. Bu ihtilâf ve iştibâhı kaldırmak, bu i’tirâzlara cevab vermek ise diyanet muktezâsıdır. İşte bu i’tibâr ile de tefsirlere ihtiyaç görülmektedir.

Eğer herkes, kendi anlayışına göre Kur’an’a mânâ verse, Kur’ân’ın beyanatından hüküm çıkarsa birçok hakikatler kaybolur. Birçok hatâlar meydana gelir, birçok ihtilâflar yüz gösterir, müslümanlar arasında vücudu matlûb olan vahdetten eser kalmaz.

Binaen-aleyh Kur’ân-ı Kerîm’in güzelce anlaşılması için salâhiyet sahibi olan yüksek bilgili zatlerin yazdıkları tefsirlere dâima ihtiyaç vardır.

Hâsılı: Kur’ân-ı Mübîn, ehl-i îman için en mukaddes bir ahkâm mecellesidir. En müessir, nâfi bir nasihat ve hikmet mecmuasıdır. En mübeccel, İlâhî bir kitabdır. Bu kudsî kitabın mânâları vahye müstenid olduğu gibi nazm-ı lâtifi de bir vahiy muhassalasıdır. Mânâları veçhile amel olunduğu gibi mübarek nazmı ile de taabbüd olunur.

Bu Semavî Kitâb’ın i’tikada, ibâdete, muamelâta kısas ve ibere, va’d ü vaîde, âhiret umuruna ve sâire müteallik âyetlerini güzelce anlayıp muktezâsınca hareket lâzımdır. Bu halde Kur’ân-ı Azîm’ in ihtiva ettiği bu meseleleri bu hakikatleri tafsîlâtîle keşf ve îzah icâbeder. Bu vecîbeye mebnîdir ki: Taraf-ı İlâhîden Resûl-i Ekrem Efendimize hitaben buyurulmuştur. Bunun içindir ki Kur’ân-ı Kerîm’ in ilk müfessiri Fahr-i Âlem, salla’llahu aleyhi ve sellem Efendimiz bulunmuştur.

Artık bütün mü’minlerin rehberi, bütün dînî ilimlerin en feyyaz menbaı olan Kur’ân-ı Kerîm için dînî ilimlerde ve sair ede mütebahhir olan İslâm âlimleri tarafından tefsirler yazılmasının lüzumunda iştibâha mahal yoktur, îşte bu lüzuma mebni de birçok faydalı tefsir yazılmıştır. Nitekim kitabımızın ikinci kısmında bunlar görülecektir.

Ömer Nasuhi Bilmen – Büyük Tefsir Tarihi

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin