Ana Sayfa Müridanın El Kitabı Tarikata Girenler Gerekli Şartlar Yayınlanma Manşet

Tarikata Girenler Gerekli Şartlar Yayınlanma Manşet

329
0

بسم الله الرحمن الرحيم

الحمد لله رب العالمين والصلوة والسلام علي رسوله محمد و اله اجمعين

Hâce Aziz ibni Ali Râmitenî Kuddise Sirruhû

[Delhi’de Matbaa-i Müctebâ’da 5 Zilhicce 1308 tarihinde tab’ olunan ve bi-inâyetihî teâlâ tercemesine muvaffakiyet hâsıl olan Hâce Aziz ibni Ali Râmitenî[1] kuddise sirruhû hazretlerinin Risâle-i Şerîfesi tercemesidir.]

Ey hakk dostu!… Bil ki, tarîkata girenler için on şarta riâyet etmek lâzımdır.

——————————————

(Birinci Şart),

Tarîkata Giren Kimse

Temiz Olmalıdır.

——————————————

Temizlik dört nevidir/çeşittir: Birincisi, Tahâret-i Zâhir/dış temizliği, ikincisi Tahâret-i Bâtın/iç temizliği, üçüncüsü, Tahâret-i Kalb/kalb temizliği, dördüncüsü Tahâret-i Sırr/sır temizliğidir.

Tahâret-i Zâhir/dış temizliği, herkesçe bilinmektedir. Fakat temiz olmakta ve suyu helâl olarak içmekte ihtiyatlı olmalıdır. Elbisenin temiz olmasında pek çok tesir vardır.

Tahâret-i Bâtın/iç temizliği, midenin haram lokma ve haram içeceklerden temiz olmasıdır.

Hadiste bildirilmiştir ki, “Bir lokma haram yiyen kimsenin kırk gün yaptığı farz ve nafile ibâdetleri, dua ve niyâzı kabul olmaz”

Tahâret-i Kalb/kalb temizliği, kalbin çirkin sıfatlardan, kin ve hileden uzak olması, haset, mekr, ve hıyânet, buğz ve düşmanlık ve dünya safasından temizlenmesi lazımdır. Yalnız Halkın baktığı dış görünüşün temiz olmaması halinde ibadet ve tâat kabul olunmuyor; Hakkın baktığı bâtın temiz olmadıkça, elbette ilâhî aşk arzu ve mahabbeti ile müşerref olunmaz.

Tahâret-i Sırr/sır temizliği, sırr’ın mâsivâya meyil ve rağbetinden temiz olmasıdır.

———————————————

(İkinci Şart)

Dili Münasebetsiz Sözden Korumak ve Onu Kurân Okuyarak Emr-İ Bilma’rûf, Nehy-İ Anil münker, Nefsi Islah, İlim Öğrenip Öğretmek Gibi İşlerle Meşgul Etmektir.

———————————————

Resûl-i Ekrem S Efendimiz Hazretleri, (İnsanları büyük zilletle âteşe attıran, ancak, dillerinden dökülen sözlerdir)[2] buyurdu.

Rubâî

ايزد جوبنا كرد بحكمت تنوجان

درهرعضوي مصلحتي كرد نهان

كز مفسدتي نديده بودي ززباني

محبوس نميكرد بزندان دها

Manası: “ Cenâb-ı Hakk Y hikmet-i ilâhiyesiyle ruh ve bedeni yaratınca, o bedenin her bir uzvunda bir maslahat gizlemiştir. Eğer dilden hataların sâdır olacağını görmemiş olsaydı onu ağız zindanında hapsetmezdi”. Nitekim Hz. Meryem aleyhesselâm sükûtu seçti. Cenâb-ı Hakk Hz. İsa aleyhisselâm’ı çocukken konuşturdu ki O, (Muhakkak ki ben Allah’ın kuluyum bana kitab verdi)[3] buyurmuştur. Bunun için bir kimse Hz. Meryem gibi sükût’u tercih edip de Cenâb-ı Hakk o’nu Hz. İsa A gibi konuşturursa, asla acaib ve garip olmaz:

Beyt

تامريم تنها غرفه قدسي نكزيند

يانفخه احياجو مسيحا نتوان بود

Manası: “Kâmil kişi, Hz. Meryem gibi sûkûn köşesini seçmedikçe, Hz. İsa A gibi gönülleri ihyâ edecek küdsî nefese sahip olamaz”.

Hadiste belirtilmiştir ki, (Cennet ehli için dünyadayken Hakk Teâlâ Y ya hamd ü senâ yahut Hz. Peygamber S e salât ü selâm getirmeksizin geçirdikleri anlardan daha büyük hasret yoktur.)

——————————————

(Üçüncü Şart)

Halktan Halvet ve Uzlettir.

(Halkın Arasına Karışmamaktır)

———————————————

Ta ki, göz nâ mahremi görmesin. Çünkü risâlet penâh S Efendimiz Hazretleri şöyle buyurmuştur. (Na mahreme bakmak zehirli bir oktur ki, kalbe isâbet ederse helâk eder).

Beyt

زنير مكر شياطين بيوش دوجشم هلاك كردى نير كار يايي

Manası: “Şeytanların hilesinin okundan iki gözünü koru. Çünkü bu ok tesir ederse helak olursun”.

Cenâb-ı Hakk teâlâ Y şöyle buyurmuştur:

(Mü’min kadınlara söyle gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, namuslarını korusunlar.)[4]

Nakledildiğine göre Risâlet Penâh S Efendimiz Hazretleri Hz. Aişe annemizi, bir fakire ekmek vermek için dışarı çıkarken gördü. Buyurdular ki (o fakir erkektir, sen kendin ne için götürüyorsun?) Hz. Ayşe annemiz dedi ki: (Ya Rasûlüllah!… Bu fakîr, a’mâdır!) Rasûlüllah Efendimiz buyurdular ki: (Eğer o a’mâ ise sen a’mâ değilsin, görüyorsun.)

Her kim, nâ mahreme bakmayı helal sayarsa veya caiz görürse, küfründen korkulur.

Uzlet kaidesinin biri de, eli Meşrû’ olmayan bir şeyi tutmaktan, ayağı Meşrû’ olmayan şeye gitmekten ve kulağı da gerekli olmayan şeyleri işitmekten korumaktır ki düşmanınız olan nefsi hapsederek ğaybî feyiz kapılarını kalbe açmaktır. Diğer bir faydası da kalb aynasının yüzünden dünya nakışlarını silmektir. Kalbe Âhiret nakışları parladıkça tamamıyla saf olarak vahdâniyet nûru kalbde parlar. Bunun için uzlete çekilen kimse tecellî ehli olarak fiğana/feryâd etmeğe başlar.

——————————————

(Dördüncü Şart)

Oruçtur.

———————————————

Orucun faydası, ruhânî varlıklara benzemek ve nefs-i emmareyi kahretmektir. Hakkında, (oruç benim içindir ve onun mükâfâtını veren benim)[5] buyrulmuştur. (Sadece sabredenlere sevapları sonsuz ödenir)[6] kavli mucebince/gereğince sevabı sonsuzdur. Şeytanın geçeceği yolu tutmak ve cehenneme karşı siper hazırlamak da orucun faydaları cümlesindendir ki, (oruç ateşten (koruyan) kalkandır)[7] buyrulmuştur. Açların halini bilmek onlara lütuf ve ihsanda bulunarak onları sevindirmek, bedenin sağlıklı olmasını sağlamak ta orucun faydalarındandır ki (oruçlu için iki sevinç vardır; bir sevinç iftar anındaki sevinç, bir sevinç de Rabbiyle karşılaştığındaki sevinçtir)[8] buyrulmuştur. Orucun faydaları daha çoktur. Bilhassa Receb, Zilka’de, Zilhicce ve Muharrem aylarındaki mübarek günlerde hesabsızdır.

Sahih rivâyetlerle rivâyet edildiği üzere Rasül-i Ekrem S Efendimiz Hazretleri buyurmuştur ki; (Bu dört ayda bulunan Perşembe, Cuma, Cumartesi günlerinde oruç tutarak zikredilenlerin defterine yedi yüz yıl ibadet etmiş gibi büyük sevab yazılır.)

———————————————

(Beşinci Şart)

Zikirdir.

———————————————

Zikirlerin en faziletlisi de (Lâ ilâhe illellâh) demektir.

Nazm

بر تحت وجود هركه شهنشاه است

اورا سوى عالم حقيقت راه است

هر نورى يقين كه در دل اكاه است

دستش زبدو نيك جرمان كوناه است

زين بيش ولي بود هزار انديشه

اكنون همه ( لااله الاالله ) است

Manası: “Her kim vücûd tahtının üzerinde nefsine karşı hâkim ve şehinşâh olursa, hakîkât âlemine doğru yürür. Her nûr-i yakîn/kâmil îmân’ın nûru ki, uyanık kişinin kalbinde mekân tutar, öyle bir zâtın eli, cihânın iyisine ve kötüsüne uzanmaz. Bundan önce gönül binlerce endişelerle doluyken şimdi bu endişelerin hepsi de Lâ ilâhe illellâh’dır.

Ey efendi!.. Dünyada câh ü cemâl ile mülk ü mal endişesi senin olsun. Biz ki, Âlem-i Tercîd’in/kendini Mevlânın dışındaki varlıklardan uzakta koyma âleminin sözcüleriyiz; Lâ ilâhe illellâh endişesi bize yeter.

Zikir için kuş gibi iki kanat lazımdır; ki, (kişi) kanatları açıp uçabilsin. (Hoş/pâk kelimeler O’na yükselir…)[9] buyrulması bu sırra işârettir. Bu kanadın biri Huzur, diğeri de İhlâstır.

Huzur: Gizli ve açık zikreden kimsenin Cenâb-ı Hakk’ın (alîm), (basîr) ve (semî’), olduğunu bilmesidir. İhlâs ise, zikreden kimsenin söz ve amelinin mükafâtı olarak ne dünyayı ve ne dünyalık mal ve mevkıi, ne de Âhiret’i ve Âhiret’teki cennet, köşk gibi nimetleri istememeli, zikir esnasında, “ya Rabb!.. Maksudum sensin, ancak senden isterim” demelidir.

Rasûl-i Ekrem S Efendimiz Hazretleri buyurmuştur ki:

(Lâ ilâhe illellâh diyen kimsenin ağzından yeşil bir kuş çıkar ki, altın ve yakutla süslü beyaz kanatları vardır. O kuş göklere doğru uçar; ta arşa varınca bal arısı gibi inler. Dur diye ferman edilince, beni söyleyen avf olmadıkça nasıl dururum der. Hakk teâlâ hazretleri buyurur ki: “Ey kuş seni söyleyen kişiyi bağışladım. Ey feriştehler/melekler!… Siz de şâhid olunuz; lâ ilâhe illellâh diyen kimsenin seyyiât defterini afv ve mağfiret suyuyla sildim. Hakk teâla Hazretleri o canlı kuşa, sâhibi namına kıyamet gününe kadar istiğfâr etmesi için yetmiş dil ihsân eder. O canlı kuş kıyamet günü gelir, o Kelime-i Tayyibe’yi söyleyen kimsenin elini tutar; tâ cennete kadar uçar.)

Fakat o Kelime-i Tayyibe’yi icazeti olan bir kâmil mürşidden almak lâzımdır. Çünkü oku sultanın ok torbasından almalı; olmadığı sürette ok almak için bir ok torbası bulmalıdır.

Cenâb-ı Hakk, (ey iman edenler!.. Allah’ı çok zikredin)[10] buyurmuştur.

Hadis’te şöyle buyrulmuştur:

(Bir günde bin kerre nefes alınır. Her insanın aldığı bir nefesten ne (hangi iş ve hâl) üzerine aldığını ve ne (hangi iş ve hâl) üzerine içine çektiğini süâl edeceklerdir.)

Rubâî

زهر نفس بقيامت شمار حواهد بود

كه نه مكن كه كنهكار حوار ححواهد بود

بسيار سوار كه فردا ييادهحواهد شد

بسيار يياده كه فردا سوار حواهد بود

Manası: “Kıyamet gününde her nefesten süâl olunacaktır. Sakın günah işleme ki, günahkâr olan zelîl olacaktır. Çok süvariler kıyamet günü yaya olacak, çok yayalar da yarın binekli olacaktır. Bunun için her kula faydasız yere zayi ettiği nefeslerini kaza etmek gerekir. Bu bir sırdır ki, biat etmeden söylemek layık değildir.

Beyt

سريكه با تودارم درنامه جون نويسم

اسرار فاش كرداز كلك سربريده

Manası: “Seninle aramızdaki sırrı nasıl kağıt üzerine yazabilirim. Sırrı haber veren kelâmdan sırlar ortaya dökülür.”

———————————————

(Altıncı Şart)

Hâtırı (Kalbe Gelen Düşünceyi) Muhafaza Etmektir.

———————————————

Hâtır (kalbe gelen düşünce); Rahmânî (Allah’dan gelme düşünce), Melekânî (melekden gelme düşünce), Şeytânî (şeytândan gelme düşünce) ve Nefsânî (nefisden gelme düşünce) adlarıyla dört kısımdır.

Hâtır-ı Rahmânî, gafletten uyandırır. Hâtır-ı Melekânî, tâate teşvik eder. Hâtır-ı Şeytânî, günahı süslü gösterir. Hâtır-ı Nefsânî, şehvetleri taleb eder.

Sâlike zikir esnasında bir hâtır zuhûr ederse, onu bırakıp işiyle meşğûl olmalıdır ki, o hâtırayı kabul edip etmediği belli olsun. Eğer nefsi, o hâtıradan kurtarmaya gücü yetmezse, Cenâb-ı Hakk’a düâ edip yalvararak, ya Rabb!.. Bilirsin ki, ben bilmiyorum. Ben biliyorum ki, sen bilirsin. Hakkımda hayır olan şeyi lütfet, demeli ve şu duayı okumalı:

بسم الله الرحمان الرحيم

اللهم ارنا الحق حقا وارزقنا اتباعه وارنا الباطل باطلا ورزقنا اجتنابه. لاتكلنا الي انفسنا طرفة عين ولااقل من ذالك وكن لنا واليا وحافظا وناصرا وعونا ومعينا وعلى كل خير دليلا وملقنا ومؤيدا. ربنا اتنا ومن حضرنا ومن غاب عنا وكل مؤمن ومؤمنة في الدارين حسنة يا واسع المغفرة ويا ارحم الراحمين[11]

——————————————

(Yedinci Şart),

Allah Celle Celâlühû’nun

Kazasına Rızadır.

———————————————

Canâb-ı Hakk celle celâlühû’ya tevekkül ederek işleri O’na bırakmak da bu babtandır. Zahir ve batında, mihnet ve nimet zamanlarında korkuyla ümit arasında olmalıdır. Bütün bu hal ve şanlarda Cenâb-ı Hakk celle celâlühû’nün “Kerîm”, “Rahîm”, “Ğafûr” ve “Settâr” olduğuna bakarsa, ümit tarafı kuvvet bulur. “Kahhâr” ve “Şedîdül-‘İkâb” olduğuna nazar ederse korku tarafı öne çıkar. Fakat Allah celle celâlühû’nün tevfîkıne/başarılı kılmasına bakan kulun ümidi zâhir olur. Hakk celle celâlühû istedi verdi demektir ki istemeseydi muvaffak kılmazdı.

Beyt

توفيق عزيز است بهر كسي ندهند

واين كوهر تاسفته بهر حس ند هند

Manası: “Allah celle celâlühû’nün tevfîki pek kıymetlidir; onu herkese vermezler. Bu delinmemiş cevheri her hakîre vermezler.” Kendi kusurlarına bakan kulun da korkusu öne çıkar.

Beyt

بنده همان به كه زتقصير خوش

عذر بدركاه خدا اورد

ورنه سزاور خدا ونديش

كس نتواندكه بجا اورد

Manası: Kul için Allah celle celâlühû’nün dergâhında kendi kusurlarını i’tirâf ederek O’ndan özür dilemekten başka iyi bir şey yoktur. Yoksa Allah celle celâlühû’nün ulûhiyetine Lâyık bir ibâdeti kimsenin hakkıyla yapmaya gücü yetmez ..”

Hz. Allah celle celâlühû’ya itaatte isen gazabından emin olma; eğer ma’siyyette isen rahmetinden ümitsiz olma.

Beyt

ايمن مباش خوجه ونوميد هم مشو

اسلام درميانه خوف ورجابود

Manası: “Ey efendi!.. Hakk celle celâlühû’nün azabından emin olma; fakat rahmetinden de ümitsiz olma. Çünkü, “İslam korkuyla ümit arasında olur.”

———————————————

(Sekizinci Şart),

Sâlih Kimselerin Sohbetini Takib Edip Müfsidlerin/Bozguncuların Sohbetini Terk Etmektir.

———————————————

Kadınlar da tesettürlü olmalıdırlar; ta ki nazarları/bakışları nâ mahreme ve nâ mahremin nazarları onlara düşmesin. Şu rubâî Hz. Âişe radıyellâhu anhâ’nin kutsi nefeslerindendir.

Rubâî

باهر كه نشستى ونشد جمع دلت

وزتونر سيد زحمت اب وكلست

از صحبت او اكر تيرا نكني

هر كيز نكند روح ان بحلت

Manası: “Sohbet ettiğin kimseyle bütün hâtırın (Mevlâ ile berâberliğin) hasıl olup senden beşeri işlerin zahmeti gitmezse, onun sohbetinden uzaklaşmadıkça azizlerin feyzinin ruhu asla sana hulûl edemez/gönlüne girmez.”[12]

———————————————

(Dokuzuncu Şart)

Uyanıklıktır.

———————————————

Uyanıklıkta pek çok fayda vardır. Bundan birincisi de uyku ve dalgınlıktan münezzeh olan Cenâb-ı Hakk Y ın ahlakıyla ahlaklanmaktır.

Beyt

كفتم بجه حدمت بوصال بردسم

كفتا كه تخلقو باخلاق الله

Manası: Dedim ki, ey dost!.. Sana hangi hizmetle ulaşabilirim. Cevab olarak, “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanınız!” buyurdu.

Gece âşıkların halvet hanesidir ki, orada niyâzlarını Ğaniyy-i Mutlak olan Cenâb-ı Hakk’a, ağyarın bulanıklığı olmaksızın arz ederler.

Beyt

ازصبح وجود بيخبر بود عدم

انجاكه من وعشق توبديم بهم

درروز اكر كسي نيا بم محرم

شب هست وغمست هست مرابيش جه غم

Manası: “Ben senin aşkınla beraber olduğum yerde, yokluk, varlığının hayalinden henüz haberdar değildi. Yani, kâinatın yaratılmasından önce ben senin aşkınla yanmaktaydım. Gündüz mahrem bir kimse bulmazsam dert etmem. Çünkü geceler ve gecelerde bana mahrem olmak üzere senin derdin kâfîdir.”

Tarîkat erbâbı her devlet ve seâdeti ancak gece bulmuşlardır.

Beyt

دولت شبكير خواهى خيز وشب رازنده دار خفته نابينا بود دولت به بيداران رسد

Manası: “Sabaha kadar devam eden gece devletini istersen kalk, geceyi ihyâ et. Uyumuş kimse a’mâ olur. Devlet ise uyanıklara nasib olur.

———————————————

(Onuncu Şart)

Yenilen Lokmaya

Dikkat Etmektir.

———————————————

Lokma helâl ve temiz olmalıdır. Bu farzlardan biridir. Cenâb-ı Hakk Y: (Ey insanlar! Bütün yeryüzündeki nimetlerden helâl ve temiz olmak şartıyla yiyin)[13] buyurdu. Rasûlullah S Efendimiz buyurmuştur ki: (İbadet on kısımdır. Dokuz kısmı helal rızık aramaktır. Kalan bir kısmı ibâdettir.)

Helâl yiyen odur ki, rızkı kazanırken Hakk’a âsi olmaz; temiz odur ki; o helal rızkı yerken Hakka taat için kuvvet kazanmak niyetiyle yer; lokma helal ve temiz olursa israf etmez.

Beyt

كر جدا خدا كفت كلوا واشربو

ازيي ان كفتو لاتسرفوا

Manası: “Hakk teâlâ, (yiyiniz, içiniz!..) buyurduysa da, ardından (israf etmeyiniz!) dahî buyurdu.

Yemek yerken zikr etmelidir. Yani, Hakk celle celâlühû’yü unutmamalıdır. Eğer ğafletle yerse besmelesiz kesilmiş olan hayvan eti yemiş gibi olur. (Üzerine Allah’ın adının anılmamış olanları yemeyin…)[14] ayetinin zahiri buna delalet eder. Kişi helal lokmayı zikirle beraber yerse, ğafillerle beraber olmaz.

Rubâî

نشين بابدان كه صحبت بد

كرجه باكي ترا بليد كند

افتابي بدان بزركي را

ذرهء ابر نايديد كند

كو هراز ناقصان ده مطلب

زانكه ايف مايه كاملي دارد

Manası: “Kâfirlerle sohbet etme ki, kötü adamın sohbeti pâk olsa bile seni murdâr eder. Güneşi o büyüklüğüyle beraber (büyüklüğüne rağmen) bir parça bulut görünmez eder. Tarîkatta eksik olanlardan cevher arama, çünkü bu maya ancak kâmilde bulunur.”

Yemeği pişiren kişi temiz ve zikreder olmalıdır; ta ki, ğaflet ve perişanlığa sebeb olmasın. Hızır A bir gün Hâce Abdülhâlık-ı Ğücdüvânî kuddise sirruhû’nun yanına geldi. Sofra getirdiler. Hızır A yemedi ve dedi ki, bu ekmeğin hamurunu yoğuran kimse tahâretsiz olarak yoğurmuştur. Bu lokma bizim boğazımıza layık değildir.

Cenâb-ı Hakk Y bize, bizim bütün dostlarımıza helal ve temiz olan rızkı ihsan buyursun. Âmin…

Tercüme eden: Hocazâde Ahmed Hilmi

Latin Harflerine Nakleden: Hüseyin Ali

[Cerîde-i Sûfiyye, sayı: 60-61]

[1] Nakşibendiyye Tarîkatı Silsilesinden…

[2] Sünen-i Tirmizi, Kitâbul-iman, bab:8

[3] Meryem Suresi ayet :30

[4] Nûr Süresi, ayet:31

[5] Camius-Sağir, 5198 nolu hadis içinde.

[6] Zümer Süresi ayet :10

[7] Camius-Sağir, 5193 nolu hadis.

[8] Sünen-i Nesâi, Kitabus-Siyâm, bab:41

[9] Fâtır Suresi,ayet:10

[10] Ahzâb Suresi,ayet:41

[11] Ey Allahım!.. Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasîb et. Bize bâtılı da batıl olarak göster ve ondan sakınmayı ve korunmayı nasîb eyle. Bizi göz açıp kapayacak ve hattâ daha da az bir zaman içinde nefsimizin elinde bırakma. Bize dost, koruyucu, yardımcı ve her bir hayra yol gösterici, (hayrı) telkın edici ve (hayır ile) kuvvetlendirici ol. Ey Rabbimiz!.. Bize, yanımızda olana, yanımızda olmayana ve her mü’min ve mü’mineye iki yurtta (dünyada ve Âhirette) hasene ver, ey bağışlaması geniş merhâmet edenlerin en çok merhâmet edeni!…

[12] Bir kişinin berâberliği gönlüne Mevlâ’yı getirip, dünyâ sıkıntılarını unutturmazsa, ondan uzak durmadıkça büyüklerin feyzi kalbine girmez.

[13] Bakara suresi, ayet;168

[14] Enâm süresi,ayet;121

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin