Ana Sayfa İktibaslar Şeyhlere İtaatteki Ölçü ve Sınır

Şeyhlere İtaatteki Ölçü ve Sınır

109
0

Geçmişte ve günümüzde İslam düşmanları olmuştur. Hedefleri hep aynıydı: Fitne sokarak, Müslümanları parçalamak. Bunun için eskiden, ajan şeyhülislamlar, günümüzde de sahtekâr şeyh, profesör, imam, medrese talebesi, cemaat önderi kılığında içimize sızıp, bizi birbirimize düşürecek fikirler, eserler ve tv kanalları ile çalışmaktadırlar.

Bunlar yetmiyormuş gibi, biraz ilim öğrendikten sonra kendini müctehid konumuna koyan, mehdi zanneden bile var.

İnsanları maddi manevi sömürmek için ilim okuyup, hoca olanlar da var.

İyi niyetli takva sahibi olup, insanların sevgisini kazanmış, başlarına şeyh olmuş, fakat ilmi az olmasından dolayı yanlış ve hatalı kararlar verenler vardır. İslam’a bilerek ve bilmeden zarar verenler günümüzde mevcut.

İşte bütün bu sebeplerden dolayı, bir şeyh efendiye itaat ederken, teslim olurken bazı hususlara dikkat etmemiz lazım. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1. Allah’a yapılması gereken ibadet, hürmet ve tazimi aynı şekilde ve ölçüde bir şeyhe yapılmasını kabul etmiyoruz o niyetle yapmıyoruz.

2. Bir şeyhten Allah’tan korkar gibi korkup boyun eğmiyoruz. Sahabenin Resulullah’tan korkmasını, sevmesini, boyun eğmesini karıştırılmaması gibi, bizimde bir veliye olan korku, sevgi ve boyun eğmeyi müşriklerin putları, ilahları ile karıştırılarak zan ve yorum yapılmaması gerek.

3. Peygamber, evliya ve melekleri Allah’ı sever gibi sevmiyoruz. Onların makamlarını aşırı derecede büyüterek, ilahlık makamına getirmiyoruz getirilmesini de kabul etmiyoruz.

4. Allah’tan istiyoruz. Hatrına, hürmetine, şekline de peygamber, evliyadan isteklerimizin sebebi Resulullah’ın ve sahabenin bu şekilde isteklerde bulunduğuna dair hadislerin olduğunu bildiğimizden dolayıdır. Geride geçen tevessül bölümünde 7 hadisin iki tarafa göre tahriçlerine, mezhep imamlarıa ve her iki tarafın alimlerinin sözlerine bakıldığında kendi kafa-mıza göre böyle bir davranışı yapmadığımız görülecektir. Şeyhe, yaratma ve birşey üzerine tesir etme gibi, Allah’a ait vasıflarla vasıflandırmıyoruz.

5. Bir şeyh, hoca, mürşit Allah’ın kitabından herhangi bir delil getirmeksizin kendi arzu ve heveslerine göre Allah’ın “haram” dediğine “helal” derse, Allah (Celle Celalühü)’ın “helal” dediğine de “haram” derse. İstediklerini emreder ve istediklerini nehyeder, istediklerini sünnet ilan ederse. Bu davranışları Allah’a karşı isyana kalkışma ve kulluk sınırını aşıp ilahlık taslamak olarak değerlendirip şeriat dışı görüşlerine uymayız, kabul etmeyiz. Bu davranışlarda bulunan bütün şahıs, zümre ya da yönetimleri red ederiz.

Zahid muttaki âlimlerin zühd ve takva hayatına ilişkin söyledikleri bizzat kendi tecrübelerinden kaynaklanan kendi seyri süluklarında tecrübe ettikleri hususlarda tarikat şeyhinin sözleri önemlidir, diğerlerine tercih edilir. Ama şeriatın diğer ahvali sahası olan Kur’an ile ilgili, fıkıhla ilgili, itikat ile ilgili, hadis ile ilgili, usul ilimleri ile ilgili konularda ihtisas yapmış âlimlerin sözlerine bakılıp itibar edilir.

Aynı şekilde, nefis terbiyesiyle ilgili seyri sülukla ilgili bir mesele söz konusu ise o konunun otoriteleri olan tarikat şeyhine başvuracağız. Tarikat şeyhi aynı zamanda fıkıh ve hadis alanında da ihtisas yapmışsa o zaman ihtisas yaptığı konularda da onlara itibar edilebilir.

“Bir muhaddis uzmanlık alanı olmayan fıkıhta nasıl hata yapabiliyorsa, bir fakih kendi ihtisas alanı olmayan kelam ilminde nasıl hatalar yapabiliyorsa, salih ve zahid olmasına rağmen bir tasavvuf şeyhi de uzmanlık alanı olmayan konularda hata yapabilir.

“Her ilimde o ilmin imamlarına itimat edilir, başkalarına değil. Zira bir ilimde imam olan kişi başka bir ilimde avam (sıradan insanlar) mertebesinde olabilir. Benim şeyhim, mürşidim, hocam Mahmud Ustaosmanoğlu, bize şu tavsiyede bulundu:

Ben de bir insanım, hata edebilirim. Eğer şeriaate aykırı bir şey söyler isem, bana uymayın, Allah rızası için beni uyarın dedi.

Bizim için ölçü budur. Bunun dışında davrananlar, bizim ölçümüz değildir. Bazı kimseler benim üstadım şeyhim her şeyime, her şeye vakıftır, her sıkıntı halimde yetişir diyenler olabilir. Bu sözler doğru değildir. Bir veli ancak Allah cc bildirdiği kadarıyla müritleri hakkında bilgiye sahip olabilir.

Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah (Celle Celalühü) bildirmedikce gaybı bilmezdi. Birçok zaman bir mesele sorulduğunda hakkında vahiy gelmemiş ise cevap vermezdi. Nasıl ki Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) her şeye vakıf olamıyor ise bir veli de her şeye vakıf değildir. Farkında olmadan bu yanlış sözleri söyleyen olursa Allah’a ait bir sıfatı şeyhine verme gibi bir durumun oluşmasına sebep olmuş olur ki bu da şirk işlemek gibi tehlikeli bir davranışın oluşmasına sebep olabilir. Aklı başında hiç kimse bu niyetle böyle sözler söylemez.

Benim mürşidim Mahmud Ustaosmanoğlu, bize şu tavsiyede bulundu: Bir veli aynı anda müridlerin tek tek her hallerine vakıf değildir dedi.

Hazreti Ömer (Radıyallahu anh)’e Medine’de hutbe verirken birden binlerce kilometre uzaklıktaki İran’ın Nihavent bölgesinde düşmanlarla savaşan İslâm askerlerini ve askerlerden komutanı Sâriye’yi gördü. Düşmanın arkadan çevirdiğini bildirmek için “Sâriye dağa, dağa!” diye nida etti. Burada olduğu gibi Allah (Celle Celalühü) yardım etme izni ve gücü verirse mürşid Allah (Celle Celalühü) izniyle bir müridinin halinden haberdar olabilir.

6. Şeyhini sevme konusunda ifrata düşmemeli, onun için günahsızdır, masumdur veya sahabe gibidir dememelidir.“Benim mürşidim gavstır, demek yanlış olabilir. Her cemaat şeyhini gavs olarak görürse kiminki doğru kiminki yanlış olduğu anlaşılmadığı gibi bir gavs oluyorsa diğer cemaat yalan söylemiş gibi bi durum ortaya çıkmış olabilir. Benim mürşidim Allah-u Teâlâ’dan her ne isterse olur; bir bakışta kâfiri mümin

fasığı muttaki eder, tek başına bir orduyu yener!” demesi doğru değildir. Bunlar Allah-u Teâlâ’nın kudretinde olan şeylerdir ve zaten Allah dostları, hep ilâhi iradeye uygun şeyleri isterler.

7. Bir insan mürşidini rüyada veya zuhuratta zahirde küfür gibi gözüken bir şekil, surette, vasıfta görmüş olabilir. İnsanlara bunu anlatmak buna itibar etmek yanlıştır. Bunun bir degeri yoktur. Biz bu tür şeriata aykırı zuhuratları, ruyaları kabul etmiyoruz.

Söyleyenler var ise hata etmiştir. Onları da buradan uyarıyoruz.

8. Şeyhi hiçbir şekilde Allah’a ortak koşmuyoruz.

9. Tagutları kabul etmiyoruz. Hiçbir tağut düzenini ve kanunlarını Allah’ın kanunlarından üstün görmüyoruz.

Tağut düzenini ve kanunlarını Allah’ın kanunlarından üstün gördüğümüzü ve Allah’ın kanunlarıyla hükmetmeyi kabul etmediğimizi, söylemeniz bir iftiradır. Bu konuda günümüzden örnekler vererek yaptığınız zan ve yorumlarınızı kabul etmiyoruz. İleride gelecek olan “Müslümanların Yaptıkları Cihad Metotu Doğrumu ve Müslüman ve Kafirlerin Güç Oranları” konusuna bakın. Nükleer teknoloji, birleşmiş kafirler, birleşmiş istihbarat, ve birleşmiş parasal güce karşı, cihadı yalnızca küçük guruplar halinde kızılderililer gibi küçük silahlarla savaşmak olduğunu zannedenler var. Cihadı hem silahlı, hem siyasal, hem ekonomik, hem emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i anil münker ile mucadele yöntemini seçip güçlü bir devlet olmak için mucadele eden bizleri Allah’ın kanunlarıyla hükmetmeyen, tağut düzenini ve kanunlarını Allah’ın kanunlarından üstün görmekle itham edip bize müşrik diyen Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin bu iftiralarını kabul etmiyoruz.

10. Şeyh efendi veya oğlu, şeraite aykırı bir iş işlerse, “Bunda da bir hikmet vardır” deyip, o hatayı görmemezlikten gelinmez.

Hazreti Ömer (Radıyallahu anh)’in, oğlunu işlediği suçtan dolayı görmezlikten gelmediği gibi.
Şeyhini sevme konusunda ifrata düşmemeli, onun için günahsızdır, masumdur veya sahabe gibidir dememelidir.