Ana Sayfa Müridanın El Kitabı Şeyhin Müridine Himmeti Olur mu?

Şeyhin Müridine Himmeti Olur mu?

200
0

İddiâ: Himmet, Arapça’da bir işi yapmaya azmetmek ve güçlü bir kararlılık içinde olmak ma’nâlarına gelir. Türkçede rûhani ve manevi yardım, kayırma ve lütuf ma’nâlarında kullanılır.

Cevâb: Himmet, sık sık nakiller yaptığınız Ta’rîfât’ta nasıl ta’rîf edilmiş, merak etmediniz mi acaba? Yahut baktınız da murâdınıza münâsib düşmediğinden mi oradan nakil yapmayıp ıstılâh/terim ma’nâsını es geçerek -kendinizce- lügat ma’nâsını vermekle yetindiniz.

Halbuki, Seyyid Şerîf Cürcânî, Himmeti şöyle ta’rîf ediyor: (Himmet, kendisi ve(ya) başkasına bir şey hâsıl olması için, kalbin bütün rûhanî güçleriyle Hakk Teâlâ tarafına yönelmesidir.)[1] Yani, himmet, bir çeşit duâ…

Nice defa tekrar ettik, yine tekrar edeceğiz. Zîrâ muhâtâbın ilim ve akıl seviyesini hesaba katmak zorundayız: Allah celle celâlühû muktedir kılmadıkça kul bir iğneyi bile yerinden kaldırabilecek güce sâhib değildir. Allah muktedir kıldıktan sonra da, gücün küçüğü buyüğü bahis mevzûu olmaz.

Gücün bir kısmını (mutlak ma’nâda) kulda görüp bir kısmını görmemek, hakîkatte güçde kulu Allah’a ortakçı yapmaktır.

Esas şirk işte buradadır. Allah celle celâlühû, kainatta yerleştirdiği kanunu ve âdeti îcâbı yaptığı işlere bir takım yarattıklarını sebeb eder. O, sıradan işleri kesbe (kazanmağa) onları muktedir yapar. Nâdiren de olsa bazen bu âdetinin dışına çıkma âdeti de vardır.

Mu’cize, kerâmet, istidrâc, gibi olağandışı yollarla yarattıklarına bazı kişileri vesîle ettiği de olur. Allah celle celâlühû’nun izniyle ve güç vermesiyle Sâlih aleyhisselâm’ın kayadan deve doğurtması, Îsâ aleyhisselâm’ın ölüleri diriltmesi, Mûsâ aleyhisselâm’ın asasını ejderha yapması, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in işaretiyle Ay’ı ikiye ayırması, İbrahim aleyhisselâm’ın kuşları kıyma yapıp yoğurması ve dağların başına o kıymalardan koyup sonradan çağırdığında onların canlanıp kuş olmaları, bunların hangisine beşerin gücü yeterdi?..

Bütün bunların hakîkî fâili Allah celle celâlühû sebeb olma bakımından bunları yapan da ismi geçen peyğamberler… Hz. Ömer radıyalllahu anh’ın İran’daki İslâm askerine Medine’deki minberden komut verip himmet etmesi, hangi beşerin olağan takatinin yeteceği şeylerdendir.

Mu’cizeyi kabûl etmiyorsanız, muhâtab bile olamazsınız; pozitivist ve materyalist derekesine düşen bir zavallı olursunuz. Mu’cizeleri kabûl ediyorum, ama onu bu mes’eleyle karıştırmayın, derseniz, bu, cehâletinizi gösterir.

Çünki, Kerâmet de, velînin kerâmeti olmasının ötesinde aynı zamanda da bağlı bulunduğu Nebî’nin mu’cizesidir. Zîrâ, Nebîler dünya değiştirmekle (ölmekle) gerçekte, bir bakımdan ölmemişlerdir. Çünki Kâinât’ın Efendisi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: (Nebîler kabirlerinde diridirler, namaz kılarlar.) [2] Onlardan nebîlik sıfatı öldüklerinde alınmaz.

Bu yüzden mu’cizeleri dünya değiştirdiklerinde dahî devam eder. Velîlerden, öldükten sonra velîlik alınmaz, kerâmetleri öldükten sonra da devam eder.[3]
Anlaşılıyor ki hastalık, mu’cize ve kerâmeti kabûl edememe ve sindirememe hastalığı… Başkası değil… Felsefedeki şu Determinizm mikrobu… Vasat/ortam, mikrob i’mâlâtına pek münâsib bir vasat…

[1] Ta’rîfât, (himmet) maddesi: 165…
[2] Ebû Ya’lâ, Enes’den. Semhûdî, “râvîleri sağlam kimselerdir” dedi. Beyhekî de “sahîh olduğunu” söyledi. Et-Teysîr (1/426)
[3] Abdülğanî en-Nablûsî, el-Hadîka (l/292)

HÜSEYİN AVNİ HOCAEFENDİ

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin