Ana Sayfa Müridanın El Kitabı Şeyh kâmil müridine şarapla yıkanmış bir seccade üzerinde namaz kılmayı emretse

Şeyh kâmil müridine şarapla yıkanmış bir seccade üzerinde namaz kılmayı emretse

20
0

El-Ervâhu’s-Selâse isimli eserde, Şehîd Sey yid Ahmed İbnu İrfân er-Rây Berilvî’nin -Allah kabrini nur etsin- hallerinin sonunda şöyle anlatıldı:

Seyyid er-Rây Berilvî, şeyhi Muhaddis İmâm Şeyh Abdü’l-Azîz ed-Dihlevî’nin yanındayken şeyhi ona bu râbıta meşğûliyyetini öğretti.

Şeyh Ahmed bu vazîfeden dolayı mazeret ileri sürdü ve bunu yapamayacağını söyledi.

Bunun üzerine şeyh Abdülaziz farisîce bir şiir söyledi ki, manası şudur:

“Şayet şeyhi kâmil müridine şarapla yıkanmış bir seccade üzerinde namaz kılmayı emretse, onun emrini tutması lazımdır; zira salik yolun işaretlerini ve sırlarını bilmez.”

Seyyid Ahmed O’na, -‘Efendim!… Bana hangi günahı emredersen emret, sana o hususta itaat edeyim ama bu sadece günah değildir; ancak bir şirktir, ben buna takat getiremem’ diye cevap verdi.

İmam Şeyh Abdülaziz ed-Dihlevî bunu ondan işitince onu yakaladı göğsüne yapıştırdı ve

-“Güzel… Biz de seni nübüvvet yolundan tutacağız; zira senin velayet yoluyla alakan yoktur” dedi.

Bu sözü geçen şiirin başı münasebeti sebebiyle, ben not defterlerimde büyüklerimden işittiğim kıssayı zikrettim.

Şiirin tercümesi şuydu: ‘Seccadeyi, şarap suyuna batır, bunu sana kâmil mürşîd emrettiği zaman; zira sâlik, yolun konaklarını bilmez.’

Kıssa da şudur:
Şeyh Abdülaziz ed-Dihlevî’ye ilim talebele rinden birisi, bu şiirle murat edilenin ne olduğu nu sorduğunda şeyh ona şöyle dedi:

‘Senin bu şiirle ne işin var?!… Sen ilimlerinle ve öğrenmenle meşgul ol…’

Fakat o talebe, Şeyh Abdülaziz ed-Dihlevî’ ye bunu ısrarla sordu. Şeyh ona kendi yanın dan on rupi verdi ve şöyle dedi:

‘Falanca yere, fâhişe kadınların bulunduğu mekâna git ve bir dellala, yanında herhangi bir delikanlı kız olup olmadığını sor; kızdan faydalan…’

Zavallı hayrete düştü… Bunu çok garip buldu ve mesele hakkında düşündü. Fakat mademki şiirle ne denilmek istendiğini kendisi sormuştu, sözü geçen yere mutlaka gitmeliydi. Sorulan kimse çıktı geldi ve ona ‘Bize şimdi güzel bir kız geldi, falanca odadadır, ona sorup soruşturup sana döneyim’ dedi. Sonra da kıza gitti; kızla anlaşarak ona geldi ve ‘Gece gel, kız hazır’ dedi…

Bu gece vakti gelip odaya girdiği zaman, orada örtülü bir kız buldu. Başını dizleri arasına eğmiş, ağlıyordu. Hayrete düştü ve bu hali garip buldu. Ne yapmakta olduğunu bilemedi. Sonra ona yöneldi ve ‘O seni buna mecbur etmedi; razı olduktan sonra neden ağlıyorsun?’ dedi. Ancak, ağlaması daha da arttı. O zavallı ne olmakta olduğunu bilemedi. O örtülü kadın bir zaman sonra şöyle dedi: ‘Ben başına bela gelen bir mazlumum. Aç kaldım. Uzun günlerden beri dönüp dolaşıyorum. Orada burada kaybolan kocamı arıyorum. Beni aylardır terk etti. Nerede olduğunu bilmiyorum.’

(Delikanlı), ‘Kız, acı ağlayıştan dolayı neredeyse feryad ediyordu. Bunun üzerine ona kocasının ismini ve beldesini sordum’ dedi. Kadın kocasının ismini ve beldesini açıklayınca da, kaybolan o kocanın kendisi olduğunu anladı. 0 zaman bu da ağlamaya başladı. O vakit ona, ‘Başını kaldır, beni gör, bana yüzünü göster’, dedi. Kadın tanıdı. Şüphe yok ki o, ilme sevdalı idi. İlim sevgisi için evinden kaçmıştı. O gece hanımıyla beraber kaldı. Sabahleyin şeyhin yanına geldi ve ‘Efendim!..

Şiir doğruymuş ve hakmış’ dedi.

Büyüklerimden buna benzer başka kıssalar da işittim.

Fakat birinci şart emredenin hak olması, kamil şeyh olması, Şeriat’ı ve tarikatı kendinde bulunduran ve ilahi esrarı bilen birisi olması gerekir. Allah’ın taatında Rasûl’ün taatında yok olmuş olması lazımdır… O, şeyhlik iddia eden herkesin işi değildir…

İktibas : Guraba Mecmuası – 16 Sayı – “Şeyhi Tasavvur Etmek” Yahut Şeyhe Râbıta Yapmak

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin