Ana Sayfa İktibaslar Şer-i İlimlerdeki İhtilafların Sebebleri

Şer-i İlimlerdeki İhtilafların Sebebleri

142
0

İbnu’s-Seyyid, şeriat âlimleri arasında mevcut bulunan görüş ayrılıklarının sebeplerine dair bir kitap yazmış ve orada ihtilâf sebeplerini sekiz olarak göstermiştir: < (1) Lâfızlarda müşterekliğin[1]bulunması ve bunların tevile açık olmaları. Bunu da kendi arasında üçe ayırmıştır: a) Müfred lâfzın konulusunda müştereklik; [2] ya da hırâbe[3] suçunun cezasını belirten âyette4] gecenkelimesi gibi.[5] b) Kelimenin değişik kalıplara sokulması (tasrif) sıra­sında ortaya çıkan müştereklik; âyetinde[6] olduğu gibi. c) Terkipten doğan müştereklik;âyetlerinde olduğu gibi.7] (2) Lâfzın hakikat ve mecaz olarak kullanılır olması. Bunu da üç kısma ayırmıştır: a) Lâfzın kendisinden kaynaklanan; "nüzul" yani ALLAH Teâlâ'nın dünya semasına indiğini ifade eden hadis gibi. Keza,âyeti de[8] böyledir, b) Lâfzın hallerinden kaynaklanan;âyetinde olduğu gibi. Buradaki görüş ayrılığının şek­lini açıklamamıştır.[9] c) Terkip halinden kaynaklanan; mümtenf (imkânsız) olan birşeyin mümkün olan bir şekilde gelmesi ya da bunun aksi olması gibi. "VALLAHi, eğer ALLAH bana kâdirse, elbette beni âlemlerden hiçbirini azap etme­diği azaba çekecektir"[10] hadisi ile, başka surette gelen benzer sözler gibi. Meselâ, emrin haber şeklinde, Övgünün yerme şeklinde, çoğaltmanın azaltma şek­linde gelmesi ya 4a bunların aksi bir tarzda gelmesi gibi. (3) Delilin, hükme müstakillen delâlet edip etmemesi arasın­da dönmesi. Meselâ Ebû Hanîfe, İbn Ebî Leylâ ve İbn Şübrüme'nin satım akdi ve şart konusundaki tutumlarını gösteren el-Leys b. Sa'd hadisi gibi.[11]Keza cebir, kader ve iktisâb meselesi gibi.[12] (4) Delilin umûm ve hususa ihtimali bulunması: "Dinde zorlama yoktur[13]"Ve Âdem'e bütün isimleri öğretti"[14]âyetlerinde olduğu gibi. (5) Rivayet ihtilâfı. Bu konuda sekiz illet bulunabilir ki bun­lara daha önce işarette bulunulmuştu. (6) İctihâd ve kıyas konuları.[15] (7) Nesh bulunup bulunmadığı iddiası. (8) Delillerin hem mübahlığa hem de daha başka hususlara delâlet edecek şekilde gelmesi. Cenazeler üzerine ezan okuma ve tekbir alma, kıraat şekilleri hakkındaki ihtilâf­lar gibi. İbn Seyyid'in kitabına aldığı başlıklar bunlar. Konu ile ilgiii tafsilat arzu edenler bu kitaba baksınlar. Ancak, onun zikrettiklerinin tümü geçen esasa vurulduğu zaman, ko­nuyla ilgili işin özü elde edilmiş olur. Başarı ancak Al­lah'tandır. [16] [1] Müştereklik, eşseslilik demektir. Aynı lâfzın birden fazla mânâya delâlet etmesidir. Meselâ, Türkçe'deki "yüz" kelimesi müşterek bir kelime olmak­tadır. (Ç) [2] Hem hayız hem de temizlik süresi anlamına gelir. (Ç) [3] Yol kesme ve eşkiyalık. (Ç) [4] Mâide 5/3. [5] el-Benânî, Cem'u'l-cevâmi' haşiyesinde: "Araştırma sonucu görülmüştür ki, ("veya" anlamına gelen) "ev" kelimesi iki ya da daha fazla şeyden biri­ni ifade içindir" demektedir. Bu mânâlar, sözün gelişinden ve karineler­den doğmaktadır. Buna göre örnekte verilen "ev" kelimesinde müştereklik yoktur. [6] Bakara 2/282. Çünkü "yudârra" kelimesinde iki "râ" harfinin birbirine idğâm edilerek okunmuş olması müştereklik doğurmaktadır. Yani, bu ke­limenin aslı ya "yudârira" idi. Hz. Ömer böyle okumuştur. Bu durumda kâtip ve şahitlerin eksik yazma ve beyanları sebebiyle zarar vermeleri ya­saklanmış olur. Ya da "yud&rara" idi. İbn Mesûd da böyle okumuştur. Bu takdire göre de bunların zarara uğratılmalari yasaklanmış olur. Âyetin mânâsı birinci ihtimale göre: "Kâtip de şâhid de zarar vermesin"; ikinci ihtimale göre: "Kâtibe de şahide de zarar verilmesin'' şeklinde olur. Bu iki mânâyı da toplamış olması bakımından âyette, kelimenin idğâmlı olarak gelmesi îcâzın en güzel örneklerinden biri olur. Her iki mânânın da kastedilmiş olması mümkündür ve dolayısıyla burası, gerçek bir ihtilâfa mahal olmaz. [7] Birincisi Patır 35/10 ; Âyetin mânâsı şöyle: "Güzel sözler ona yükselir; sâlih amel ise onu o yükseltir" "Yerfauhu I yükseltir" kelimesinde biri gizli merfû fail, ikincisi de mansûb mefûl olmak üzere iki zamir vardır. Bu za­mirlerin mercileri hakkında ihtilâf olmuştur: Acaba fail kelim, yani güzel sözler midir yoksa amel midir? Aynı şekilde bariz mefûl zamiri hakkında da ihtilâf edilmiştir: Acaba ondan maksat kelim yani güzel sözler midir, yoksa amel midir? "el-kelim et-tayyib" çoğunluğun tefsirine göre tevhiddir. Sâlih amel ve sözlerden maksat da imanın haricindeki şeylerdir. Bu durumda bunlardan hangisi diğerini yükseltir, güçlendirir, temizler ya da onu makbul kılar. Böyle bir örneği müşterek olarak isimlendirmesi yerinde değildir. Çünkü müşterekte, iki ya da daha fazla mânâ için ibtidâen konulmuş ol­ma şartı bulunmaktadır. Zamirlerin mercileri konusunda ortaya çıkan ih­timallerin müştereklik diye isimlendirilmesi uygun olur mu? İkincisi Nisa 4/157. Bu âyetin de Öncesinde "Mâ lehum bihî min il­min..." ifadesi bulunmakta ve "İsâ" ismi de geçmektedir. Bu durumda "katelühu" kelimesindeki zamirin merci'i İsâ mıdır —ki zahir olan budur ve bu takdire göre mânâ: "Onu kesin olarak Öldürmediler" şeklindedir— yoksa ilim midir? Yani "Mâ katelû'l-ilme yakînen" şeklinde. Bu takdirde kelime mübalağa mânâsına gelen "Kateltu'l-ilme ve'r-re'ye" cümlesindeki "katele" mânâsından olacaktır. Bu mânâ "el-Esâs" da da bildirildiği gibi mecazdır. Buna göre de âyetin mânâsı: "Kesin olarak bilgi sahibi olmadı­lar, bu konuda bir çaba göstermediler" şeklinde olur. Yine "yakînen" kaydından önce bir nefî bir de menfî bulunmaktadır. Acaba bu kayıt nefye mi râcidir; yani "Nefy (olumsuzluk) kesin olarak bu­lunmaktadır" mânâsına. Yoksa menfîye mi racidir; yani kesin öldürme işi, onların katında hasıl değildir; aksine o sadece bir zan halindedir. Bütün bunlar terkip sonucunda ortaya çıkan ihtimaller olmaktadır. [8] NÛr 24/35. [9] Yani daha önce geçenlerde ihtilâfa sebep olacak şeyler açıktı. Bu örnekte ise açıklamamıştır, üstelik bu gibi âyetlerde ihtilâfa sebebiyet verişi açık da değildir. İzafetin ister zarfa ister faile olması, mânâyı farklılaştırma-makta, sadece hakikat ve mecaz bakımından ayırım olmaktadır. Takdir : şeklinde olur ve muzâfun ileyh hazfedilerek zarf onun yerine geçerse, o zaman bu hakikat olur. Eğer isnâd zarfa yapılmışsa, o zaman da mecâz-ı aklî olur ve bu dönüşüm mânâda herhangi bir ihtilâfı gerekli kılmaz. 10] Buhârî, Tevhîd, 35 ; Müslim, Tevbe, 24. [11] On Üçüncü Mesele'de [4/231] geleceği üzere bu imamlardan her biri, bu konuda bir hadisi delil olarak kullanmış, ancak bu hadisin konuya delil oluşu sadece tek başına mı, yoksa bu sonucu ortaya koyabilmek için başka şeylere ilave edilmesi gerekli mi olduğu açıklık kazanmamıştır. Bu da ara­larında ihtilâf etmelerine bir sebep olmuştur. [12] Bu görüşlerden her birine kail olan kimseler, bir delile dayanmış ve o ko­nuda diğerlerinin delilim dikkate almamıştır. Cebriye ve Kaderiyeciler hakkında bunun böyle olduğu açıktır, iktisâb görüşüne sahip olanlara ge­lince, bunlar diğerlerinin delillerini dikkate almışlardır. [13] Bakara 2/256. Bu bir gerçek haber midir? Yani, bunca tevhid delillerinden sonra zor kul­lanmak (ikrah) tasavvur edilemez. Zahirde ikrah olarak gözüken şey as­lında ikrah değildir. Veya bu nehiy anlamında bir haber midir? Yani âyet: "Dinde zor kullanmayın ve insanları onu kabule zorlamayın" mânâ­sında mıdır? Bu ikinci takdire göre o, "Kâfirler ve münafıklara karşı cihâd et!" âyeti ile mensûh olacaktır ya da cizye vermeyi kabul eden ehl-i kitâb ile tahsis edilmiş olacaktır. [14] Bakara 2/31. Buradaki isimlerden maksat, olan ve kıyamete kadar olacak olan herşeyin ismi midir? Yoksa diller midir? Yahut, ALLAH Teâlâ'nm isimleri midir? Ve­yahut da ulvî-âdî eşyanın isimleri midir? Zira halifelik makamı bunu ge­rektirmektedir. Burada kullanılan lâfız hem umûmun hem de hususun kastedilmesine elverişlidir ve hususîlik halinde lâfzın mecaz olması gerek­mez. [15] Kıyasın esası, şartları, içtihadın yapılıp yapılamayacağı gibi konular. [16] Şâtıbi, el-Muvâfakât, İz Yayıncılık: 4/211-215

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin