Ana Sayfa İktibaslar Sakal ‘a Karşı Olanların Çirkin Sözlerinin Reddi

Sakal ‘a Karşı Olanların Çirkin Sözlerinin Reddi

75
0

Bazıları;Rasûlullâh sakalını uzattı ve de uzatmakla emrolundu. Çünkü Rasûlullâh araptı. Araplar sakallarını uzatırlardı. Rasûlullâh çevresinde revaçta olan bu geleneğe uyarak onlara muhalefet etmedi” diyorlar.

Bununla da yetinmeyip daha da ileri giderek şöyle diyenler var;Eğer Rasûlullâh bu asırda yaşasaydı mutlaka sakalını traş ederdi.

Böyle çirkin sözler söyleyenlerin, yakıştırmalar yapanların şerrinden Allah’a sığınmak lazım. Zira bu tür çirkin ifadeler cahiliye devrinin kalıntılarıdır.

Hâlbuki Peygamber Allah’tan aldığı vahiy ile hareket eder, Amelde, ahlakta, şekilde, suret ve siyrette, hal ve harekette, tavır ve davranışta, vahiy yoluyla gelen emir ve yasaklara uyar, ümmetine de bunu tavsiye ederdi.

Allah-u Teâlâ Rasûlullâh’e Hanif diye nitelendirdiği Millet-i İbrahim’e uymayı emretti. Aynı şeyi Müslümanlara da emretti.

Araplarda olan bazı meziyetler İsmail (Aleyhisselam) evlatlarından kalmadır. Onlar dedeleri Hz. İbrahim ‘ın dini olan Hanif dininin özellikleri olduğu için Rasûlullâh ‘de ona uymuştur. Yoksa çevresinde revaçta olan gelenek olduğundan değil.

Rasûlullâh Arapların birçok adet ve alışkanlıklarını kaldırmamış mıdır? Çevresinde geçerli olduğu halde, kendisi ve ümmeti için onlara razı olmamıştır.

Mesela; dövme yapmak ve yaptırmak, başa saç eklemek, evlatları öldürmek, kız çocukları diri diri toprağa gömmek. (büyü ve küçük) abdest bozarken siper edinmemek.

Hatta bazı müşrikler Rasûlullâh’ı ve ümmetini abdest bozarken kadınlar gibi gizleniyorlar, diyerek ayıplıyorlardı.

Ticaretlerine faiz karıştırmayı, haram ayları değiştirmelerini (muharrem ayının hürmetini sefer ayına ertelemelerini ), babanın evladına karşı, evladın da babasına karşı cinayetini, Kâbe’yi çıplak tavaf etmelerini, Hacda Muzdelife’den dönmelerini, çıplak yürümelerini, el sürüp karıştırarak alım v e üzerine atarak satmayı, sakalı düğümlemeyi ve daha buna benzer burada yazamadığımız bir çok şeyi kaldırmıştır.

Eğer Rasûlullâh çevresindekilere uymuş olsaydı bunların hiç birini kaldırmaz, hayatının hiçbir safhasında onlara muhalefet ederek ters düşmezdi.

Bazıları da şöyle derler;Sakalı uzatmak Mecusi ve müşriklere muhalefet etmek onlara benzememek için vaciptir. Fakat bugün görüyoruz ki Yahudiler de sakal uzatıyorlar. Bizde sakalımızı traş ederek onlara muhalefet etmeli benzememeliyiz” bu sözler de sahibinin beyinsizliğinin, aklı dengesizliğinin delilidir.

Zira sakal traş etmek ve uzatmak her ikisi de Rasûlullâh zamanında vardı. O Millet-i İbrahim ‘a uygun olanı ki, bu da sakalı uzatmaktır. Bunu emretti ve aksini reddetti. Lafızlardaki ifade tarzıyla onu inkâr etti ki, bu da sakalı traş etmektir.

Bu gün bazı kişiler sakalını uzatıyor, bazılar da traş ediyorlar biz ise sakalını traş edene ve kısaltana muhalefet etmekle, sakalını uzatana muhalefet etmeyip ters düşmekle emrolunmaktayız.

Eğer kuralımız Yahudilerin her yaptığına muhalefet etmek olsaydı. Sünnet olmamamız gerekirdi. Çünkü Yahudiler de sünnet olmaktadırlar. Dolayısıyla sakalını traş edenlerin söyledikleri Allah’ın dinine sarılmış olduklarından değil, nefsani arzularından doğmaktadır.

Bazı kişilerde;sakallılar sakalları ile insanları kandırıyorlar. İslâmın münafıklık sayıp yasak etmiş olmasına rağmen sakallarını dünyalık elde etme aracı olarak kullanıyorlar. İnsanlar onları hayırlı ve dürüst kişiler zannedip onların tuzağına düşüyor” diyorlar.

Biz deriz ki; hile ve aldatma sadece sakallılara mahsus bir şey değildir. Şayet sakallılar arasında insanları aldatanlar varsa, onların böyle olması bizim sakalımızı traş etmemizi Rasûlullâh ‘ın emrine muhalefet etmemizi gerektirmez.

Bilakis Rasûlullâh ‘ın emirlerine samimi bir şekilde sarılmamız, bizim ve hilekârların hallerini ıslah ederek sakalı aldatma aracı yapıyorlar diyenin suratına çarparak; “Bizim de sakalımız var. Hangi hilemizi, ihanetimizi gördün, göster” demeliyiz.

Allah’a hamd olsun biz Allah rızasını kazanmak için Rasûlullâh ‘ın sünnetine tabi olmak için sakalımızı uzatmalıyız. Allah’u Teâlâ’dan bizlerin ve bütün Müslümanların ıslah ve hidayetini nifak, ihanet, hile, günah ve kötülüklerden korumasını niyaz ediyoruz.

Sonra birde sakalı kesmek; meseleyi kökünden halledip kurtuluşa vesile olacak değildir. Hele hele hile ve aldatma gibi büyük günahlardan kişiyi kurtaracak ta değildir. Ancak mümine yakışan Allah’u Teâlâ’nın bütün emirlerine sarılıp, yasaklarından son derece sakınarak rızasını kazanmaktır. Zira he halükarda müminin yegâne gayesi budur.

Bazı talebeler de;bizler yaşlarımızı göstermemek için sakallarımızı traş ediyoruz. Çünkü yaşı ilerlemiş kişilerin gençler arasında ilim tahsil etmeleri bir a meselesi oluyor” diyorlar.

Bu tür sözler de batıl düşüncelerin ürünüdür. Çünkü ömür insanlara Allah’ın nimetidir. Ömür ne kadar fazla uzun olursa nimette fazlalaşır. Dolayısıyla nimeti gizlemek ona karşı nankörlük olur.

Ayrıca gençlik devresi geçtikten sonraki zamanlarda ilim tahsil etmek, kâmil insan için ar sayılmayıp aksine insanlar arasında övgüye layık bir davranıştır. Böyleleri için insanlar şöyle derler; “ilim tahsilinde öyle azimli ki yaşı ilerlemiş olmasına rağmen bunu terk etmiyor.”

Bazı insanlar da;Biz sakalımızı traş ediyoruz, faka bazı âlimleri ve insanların ileri gelenlerini sakalsız görüyoruz ve onları taklit ediyoruz” derler.

Ne garip bir gerekçe böyle. Rasûlullâh’ın yolundan gitmeyenin yaptığı iş nasıl olur da şeriata delil sayılabilir?

Şüphesiz sakalını kesen kimse Rasûlullâh’a karşı asi olmuş olur. Kim olursa olsun. Mümin isyanı küçük görmemelidir. Özellikle böyle bir isyanı asla… Çünkü bu isyanı yapan sürekli tekrar etmektedir.

Kimileri her gün, kimileri de günde iki kere bunu tekrarlamaktadırlar. Yapılan isyanda ısrar etmek onu büyütmek demektir. İbn-i Abbas’tan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlullâh şöyle buyuruyorlar;

كُلُّ ذَنْبٍ أصَرَّ عَلَيْهِ الْعَبْدَ كَبِيرَةً

“Devamlı işlenen her günah büyüktür.”

Yine ibni Cerir ibn-i Abbas’tan şöyle rivayet ediyor; (Bir adam gelerek “büyük günahlar kaçtır yedi midir” diye sordu. O’da yediden yedi yüze kadardır. Ancak şu var ki istiğfarla büyük günahlar büyük olarak kalmaz, devam etmekle de küçük günahlar küçük olarak kalmaz).

Yine ibn-i Abbas’tan;

“Allah’ın yasak ettiği her günah büyüktür”

İbni Cerir’den rivayetle Rasûlullâh;

“Allah’a karşı yapılan her isyan büyük günahtır.”

Bazıları da şöyle diyorlar;Sakalı salmak Rasûlullâh’ın sünnetlerinden bir sünnettir. Sakalımızı kesmekle günahkâr olmayız. Çünkü sünnetin terkinde günah olmaz”.

Buna karşı öncelikle şunu deriz; “Sakalı salmak Rasûlullâh’ın dinde meşru kıldığı bir sünnettir. Terk edenin günahkâr olmayacağı zaid sünnet kısmından değildir. Rasûlullâh sakalın salınmasını emretmişlerdir.

Yukarıda zikredildiği gibi bu emir de vucubiyet ifade etmektedir. Kendileri (Sallellâhü Aleyhi ve Sellem) mübarek sakalını salmış, ashabı, ümmetinden salih kimseler ve takva sahipleri ona tabi olmuşlardır.

İkinci olarak ta şunu deriz; diyelim ki vacip değil de sünnettir. Böyle olsa bile Rasûlullâh (Sallellâhü Aleyhi ve Sellem) sünneti gizli ve aşikâr her halimizde onu tercih etmemiz ve işlememiz için sünnettir terk etmemiz için değil.

Ben Rasûlullâh (Sallellâhü Aleyhi ve Sellem) ‘ı sevdiğini iddia edip de O’nun (Sallellâhü Aleyhi ve Sellem) şekline bürünmekten hoşlanmayan bilakis Rasûlullâh (Sallellâhü Aleyhi ve Sellem) ‘ın düşmanlarının şeklini sevenlere hayret ediyorum.

Şu da bilinen bir gerçek ki, sadakatle seven bir kimse sevdiğinin her halini sever. Suretini, sıyretini (yaşantısını, şeklini), giyim kuşamını, hal ve hareketini hatta evini, divanını, örtüsünü, perdesini v.s. her şeyini.

Şair şöyle der;

“Âdetimdir memleketleri halkından dolayı sevmek,

Oralarda insanı aşka götüren yollar var.”

Bir başka şiirinde;

“Dost diyarına yürürüm,

Her gördüğümü kabul ederim.

Diyar sevgisi kalbime girmez,

Fakat orda meskûn dosta giderim”.

Allah ve Rasûlü (Sallellâhü Aleyhi ve Sellem)’ne inanan kimse Allah ve Rasûlü (Sallellâhü Aleyhi ve Sellem)’nü her şeyden fazla sever. Bu sevgi sahibini her halinde Rasûlullâh ‘e uymasını gerektirir.

Allah’u Teala;

قُلْ اِنْكُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللهَ فَتَّبِعُو نىِ يُحْبِبْكُمُ اللهُ

“habibim deki; Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah’ta sizi sevsin.”

Sahibini sevdiğine götürmeyen sevgi, sadece iddiadan ibarettir ve gerçek sevgi değildir.

Bu mana da şiir şöyle der:

Allah’ı sevdiğini söyler isyan edersin,

Bu, güzelliklerden uzak garip bir haldir.

Gerçekten sevsen ona itaat edersin

Çünkü seven sevdiğine itaat eder.

Ashabdan biri şöyle anlatıyor:

Bir kere Medine sokaklarında yürüyordum, sokaklar ıssızdı. Arkamdan “paçalarını yerde sürüme kaldır yukarı“ diye bir ses işittim ki takvaya uygun olanı da budur. Geri döndüm de Rasûlullâh ‘ı gördüm.

Ben “Ya Rasûlullâh bu kibir götürmeyecek tarzda basit bir elbisedir” dedim. Rasûlullâh özür dilememe rağmen bana: “benim yaptığıma uyman gerekir” buyurdular. Baktım elbisesinin paçası diz ile topuğunun arasında idi.

Bütünüyle hayatın her safhasında peygamberin yaptığını yapmak, ona uymak Allah katında en sevimli olandır. Vacip olmayan işlerde de uymak gerekir. Zira gerçekten seven vacip ya da sünnet gözetmeksizin sevdiğinin her fiiline sevdiği için uyar.

Bu hali ancak muhabbet ehli, âşıklar bilir. Allah-u Teâlâ bizleri Allah ve Rasûlune âşık olan muhabbet ehlinden kılsın. Âmin.

Bazı kişiler diyorlar ki;Dinde esas olan kalbin ıslahı, ruhun paklığı yani iç temizliğidir. Bunlar oldu mu sakal ve diğer şekli görüntülere gerek yoktur

Bunlar da bu sözleriyle tenakuz içindedirler çünkü kalb düzelip iç temiz olur, ruh da pak olursa kişi zorlanmadan Allah’ın emirlerine muvafık hareket eder.

Yasaklarından sakınmak için azalar zorlanmadan ınkıyad eder. Allah’ın emir ve yasaklarına teslim olur.

Kalbin temizliği, ruhun berraklığı ve için safiyeti ile büyük olsun küçük olsun günahta ısrar etmek bir arada barınamaz. Ayrıca iç temizliği Allah ve Rasûlüne itaatle mümkündür.

Kim benim için temiz ruhum pak diyor da Rasûlullâh’ın emirlerinden kaçıyorsa bu iddiası kuru bir yalandan ibarettir ve o şeytanın sultası altındadır.

Sonra eğer iç temizliği Allah’ın rızasını kazanmaya yeterli olsaydı peygamber azalarla ilgili emirleri getirmez, çirkin sayılan günahları da yasaklamaz ve erkeklerden kadınlara benzeyene, kadınlardan da erkeklere benzeyene lanet etmezdi.

Müslüman! İnsaf et ve kendine acı şu batıl hileler ve geçersiz delillerin hesap gününde sana bir fayda sağlar mı?

Mal ve evladın fayda vermediği bir günde gizli ve açık her şeyi bilen Allah’ın huzurunda şu sözlerin seni zilletten kurtaracağından kalbin mutmain mi?

Tuhaftır ki; arzuların esiri olmuş kişiler dinin emirlerinden arzularına ters düşmeyen şeyler duyduklarında hemen kabul ederler. Arzularına ters düşen bir emirle karşılaştıkları zaman onu itiraf edip batıla dönmek ise çirkin hileler ve basit tevillerle onu reddederler.

En uygun olan şey ise kişi işlediği zaman onu itiraf edip Tevbe ederek Allah(Celle Celalühu)’tan affını istemesidir. Hakkı inkâr edip batıla dönmek ise büyük günahların en büyüğüdür. Çünkü bu inat ve büyük fesatlıktır.

Diğer bir grupta;İman ve İslâm sakaldan ibaret değildir. Kişi sakal traş etmekle kafir mi olur? Niçin ulemadan bazıları bunun üzerinde fazla duruyor?” derler.

Bunlara bizim cevabımız şudur: Sakal traş etmek ve buna devam etmek büyük günahlardan biridir. Diğer büyük günahları helal demeyip işleyen kişi dinden çıkıp, küfre girmediği gibi sakalını traş eden de küfre girmez.

Fakat Allah(Celle Celalühu) için soruyorum: Allah katında ve Allah’ın sevdiği bir kul olabilmek için sadece iman yeterli midir?

Şayet yeterli olsaydı emir ve yasaklara ihtiyaç kalmazdı. Hadis kitapları iyi amelleri teşvik eden, kötü işlerden sakındıran ve günahkârları kabir azabı ve cehennem azabı ile korkutan hadislerle dolu olmazdı.

Sonra ulema takımı da Allah-u Teâlâ hayırlarını versin bütün şer’i ilimleri gece gündüz tebliğ ederken Rasûlullâh (Sallellâhü Aleyhi Vesellem) ‘in sakalı salmakla ilgili emine eğilmiyorlar.

Özellikle sakalını traş eden âlimler bu konu üzerine hiç eğilmiyorlar. Arzularına uyuyorlar şeytanlara itaat ediyorlar. Düşmanlarını taklit edip evvel ve ahirin en yücesi olan Rasûlullâh (Sallellâhü Aleyhi Vesellem) ‘ın buyruğunu küçümsüyorlar.

Tahanevî (Kuddüse sırruhu) şöyle der. “Sakal traşına devam eden, o işi güzel görüp sakalın salınmasını utanç vesilesi ve aşağılık bir durum sayıp sakallılarla alay eden kimsenin imanının sağlam olmasına imkân yoktur.

Böyle bir kişi samimiyetle Allah (Celle Celalühu) ya Tevbe edip tecdidi iman ve nikâhla Rasûlullâh (Sallellâhü Aleyhi Vesellem) ‘ın şekline bürünmesi ve diğer Müslümanlara da bunu tavsiye etmesi gerekir.”

Bazı ahmakların yanında sakalı salmak bir utanç vesilesi ise Müslüman için böyle ahmakların ve de alçakların bu tür fikirlerinden dolayı kendisine vacip olanı terk etmesi caiz değildir.

Böyle insanların sözlerinin tesiri altında kalırsak imanımıza istikamet çizmiş olamayız. Çünkü kâfirler ve müşrikler iman ve İslâmı da ar meselesi sayıyorlar. Öyle ise biz o kâfirlerin hoşnut olması için hâşâ imanı ve İslâmı terk mi edelim? Asla!..

Nasıl ki bizler kâfirlerin hoşuna gitmese de kendimize din olarak İslâmı seçip iman ettikse her halükarda İslâmın getirdiklerine uymamız ve rahmet peygamberi olan Hz. Rasûlullâh(Sallellâhü Aleyhi Vesellem)’ı da rehber edinmemiz gerekmektedir.

Burnu sümüklü fasıklar da kendilerine kâfirlerin ve müşriklerin şekil ve suretini seçiyorlar. Düşmanı razı etmeye gayret etmek şeytandan bir elbisedir. Ve çirkin bir yoldur.

Allah-u Teâlâ Ayet-i celilesinde:

وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ اَلْيَهُودُ وَلاَالنَّصَارَى حَتَّ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ اِنَّ هُدَى اللهِ هُوَ الْهُدَى

“Sen onların dinine uymadıkça ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: doğru yol ancak Allah(Celle Celalühu)’ın yoludur.”

Tehaveni (Kuddüse sırruhu) devamla diyor ki; Dini ilimleri tahsil eden öğrencilerin de bu illete müptela olduğunu görünce üzüntümüz daha da artıyor.

Onların hali kitap yüklü eşek misali gibi. Onların bu suçları diğerlerinden daha büyüktür. Çünkü onlar, kitap ve sünneti biliyorlar.

Bildikleri halde Allah(Celle Celalühu)’ın kitabına ve Rasûlullâh(Sallellâhü Aleyhi Vesellem)’ın sünnetine ters düşen kötü amelleri seçiyorlar.

İşte bundan dolayı ilmiyle amel etmeyen âlimler hakkında varid olan tenkitleri de hak ediyorlar. Bunlar cahillere de kötü örnek oluyorlar onların amellerini göstererek onlar gibi amel ediyorlar.

Cahillerin bu çirkin işleri yapmalarına da o alimler sebep oluyorlar. Malumdur ki; kim bir kötülüğe sebep olursa şüphesiz ki onun vebalinden payına düşeni amel defterine yazılır.

Buna göre İslâmi ilimlerin okutulduğu okulların işlerini üstlenen yetkililer bu tür çirkin günahları işleyenleri mezun etmeyip okuldan atmaları gerekir. Bu kendisine İslâm şeriatının dışında bir görünüm (şekil) seçenler içinde ibret olur.

Bu tür günah işlemeyi terk edip Allah(Celle Celalühu)’a Tevbe ederler. Ayrıca günah işleyenlerin dini eğitim veren okullardan mezun edilmeyip ihraç edilmesi insanların onları örnek almasını önlemiş olur. Çünkü ümmetin böylelerini örnek alması demek kendilerinin helaki demektir.

İktibas : Muhammed Zekeriyya Kandehlevî- Sakal Risalesi

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin