Ana Sayfa İktibaslar Sadece Kurandan Delil İstemenin Bozukluğu

Sadece Kurandan Delil İstemenin Bozukluğu

209
0

İnsanlardan kimileri bazı büyük günahları işlemek istemekte, bunlardan men edilince de bu husûsta husûsiyyetle Kurândan yasak delîlini istemektedirler. Nitekim sakal ve başka husûslar hakkında bu gibi suâller gazetelerde neşredilmektedir.

Aynı şekilde İslâma karşı inad içinde bulunanlardan birisi gelip dînî meselelerden bir meselenin isbâtını hâssaten Kurân-ı Kerîmle istemektedir. Zîrâ onlar bu isteğin sahîh olduğunu iddiâ etmektedirler ve şübhesiz ki, bunun isbâtı kendilerine gerekmektedir.

İşte bu yüzden bunun içün zorâkilikleri irtikâb etseler de, Kurân-ı Kerîmden delîl aramaya teşebbüs etmektedirler. Kendi başlarına buna muktedir olamayınca da, buna dâir başka bir yerden değil de, sadece Kurân-ı Kerîmden delîl getirmek hususunda âlimlere ısrâr etmektedirler.

Bu ferî meselenin binasının temelinin bozukluğu sâbit olunca, bu bozuk ferî meselenin bozuk olan bir şey üzerinde bina edildiği sâbit olmuş oluyor ve açık ve müstakil bir cevâba da ihtiyacı kalmıyor.

Sonra şu [dînî bir meselenin isbâtının ancak Kurân ile olması] kapı(sı) açılırsa, şübhe yok ki bu, dîni bir karışıklığa ve İslâmın rükünlerinin Şerîatla sâbit olmadığını itirâfa götürecektir.

Burada beş vakit namazın rekatlarının sayısını isbât edecek bir kimse var mıdır? Zekâtın nisâbının ve ondaki vâcib miktârın ne olduğunu Kurândan isbât edecek hiçbir kimse var mıdır? Bu bâbda birçok misâller vardır.

Böyle bir talebin bozukluğu ve bâtıllığı hissî/fizîkî ve maddî bir misâl ile de ortaya çıkar ki, o da şudur:

Bir adam davâsına dâir şâhidler öne sürse, davâlı kimsenin onlarla kanun gereği münâkaşa etme hakkı vardır. Eğer şâhidlerin adâletli oldukları tesbît edilirse ve haklarında herhangi bir kınama sâbit olmazsa, onun içün mahkemeye şu şâhidler her ne kadar muteber âdil kimselerse de ben falan makam sâhibi yâhud da falanca en büyük reîs buna dâir şâhidlik yapmazsa davâyı kabûl etmem demek hakkı yoktur. Mahkeme böyle bir talebe hiç iltifât eder mi?

İşte münâzara ve cedel âlimlerinin davâ sâhibinin herhangi bir (yeterli) delîli bulunulabileceği, ondan belli bir delîl istenmeyeceği husûsunda söz birliği etmelerindeki sır budur.

Onlar açıkça şöyle demişlerdir: Delîlin bulunmadığını söylemekle, medlûlün (o delîlin gösterdiği mananın) var olmaması lâzım gelmez. Çünki delîl melzûmdur (davânın ayrılmayacağı bir şeydir), medlûl (o delîlin gösterdiği davâ) ise lâzımdır (ondan ayrılmaz bir şeydir). Melzûmun olmaması lâzımın da olmamasını gerektirmez.

İşte bu yüzden, kim bir şeyin Şerîatle sâbit olduğunu iddiâ ederse, buna dâir herhangi bir delîl getirmesi ona gerekli olur. Hiçbir kimsenin ondan, husûsiyyetle Kurândan delîl istemek hakkı yoktur.

Evet, biz, dört delîlin (Kurân, Sünnet, icmâ ve kıyâsın) kuvvet bakımından müsâvî olmayacağını kabûl ediyoruz. Fakat nasıl ki bu delîller arasında farklılık bulunursa, gösterdikleri şeyler -yani onlarla sâbit olan hükümlerde de- bu farklılık bulunur. Zîrâ onlardan bazıları sâbit oluş ve manâyı göstermek bakımından kesin, bazıları sâbit oluş ve manâyı göstermek bakımından zann bildiren, bazıları sâbit oluş bakımından kesinlik, manâyı göstermek bakımından da zann bildiren, bazıları sâbit olma bakımından zann bildiren, manâyı göstermek bakımından da kesin olan delîllerdir. Ancak yaratılanlardan hiçbir kimsenin zanna dayalı hükümleri kabûl etmemek hakkı yoktur.4

Görülmez mi ki, istînaf5 mahkemesine boyun eğmeyecek olan yüksek mahkemenin kadısının bazen bir hükmü kanun maddelerinden bir maddeye sokmak sûretiyle birçok hüküm verdiği olur. Öyleyse madde katîdir.

Ancak bu meselenin o husûsî maddeye sokulması ise zann bildirir. Öyleyse kadının hükmünün sahîhliği kesin değildir. Nitekim şu madde, husûsiyyetle şu hüküm hakkında kesin değildir. O sadece var olması bakımından kesin, ancak manâyı göstermesi bakımından zann bildirir. Velâkin aslının zannî olması esâsına dayalı olarak şu hükme boyun eğmeyen kimsenin âkıbeti malûmdur.

Kurân-ı Kerîm hakkında sonradan ortaya çıkan ilk zararlı düşünce işte budur.

Dipnot:

4 Zannın haktan hiçbirşey kazandırmaması, yakînin (kesinliğin) imkân dâhilinde olduğu ve Şerît tarafından istendiği yerlerdedir. Yoksa yakınin imkânsız olduğu ve istenmediği yerlerde gâlib zann yakın yerini alır; aksi hâlde hayat durur. Mütercim.

Kaynak

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin