Ana Sayfa Müridanın El Kitabı Rabıta ‘Sünnet’ dir Demek Resulullah a İftira mıdır ?

Rabıta ‘Sünnet’ dir Demek Resulullah a İftira mıdır ?

196
0

İddiâ: Râbıta için “Sünnettir” diyenleri de duyduk; bu, Resûlüllah sallâhu aleyhi ve sellem’e iftirâ etmek olmaz mı?

Cevâb: Bu aslâ, Resûlüllah sallâhu aleyhi ve sellem’e yalan iftirâ olmaz. Çünki, Râbıta delîlleri dikkatlice okunur, inâd da bir kenara bırakılırsa, görülecektir ki, Râbıta, bir bakışa göre vâsıtalı, başka bir bakışla da vâsıtasız olarak hakîkaten sünnettir. Bunun böyle olduğu inkâr götürmez bir hakîkattir. Zîrâ,

Bir: Daha önceki makâlelerimizden birinde de bir münâsetle yazdığımız gibi, Emrin ve Nehyin/yasağın zıdlarının hükmü var mıdır, varsa nedir? süâli Usûl-i Fıkıh’da değişik şekillerde cevâblanır.

Kısaca şöyle denir: Bu husûsta âlimlerce ihtilâf edilmiştir; sahîh olan, (emrin zıddını yapmak) emir ile kasdedileni ortadan kaldırıyorsa harâm, yasaklananın zıddı yasağı ortadan kaldırıyorsa, vâcibdir/farzdır. Kaldırmıyorsa, emrin zıddı mekrûh, yasağın zıddı sünnet-i Müekkededir.[97]

Bu kelâmın hâsılı, bir şeyin vücûbu (farz ve vâcib oluşu) terkinin harâm olduğunu, bir şeyin harâm oluşu da onu terk etmenin vâcib olduğunu gösterir. Bu, tartışma düşünülemeyecek bir şeydir.[98]

Bir görüşe göre bir şeyi emretmek zıddını yasaklamayı, bir şeyi yasaklamak da zıddını emretmeyi gerektirir. Bize göre de, bir şeyi emretmek zıddının mekrûh olmasını, bir şeyi yasaklamak da zıddının vâcib bir sünnet olmasını gerektirir.

Bu “bir şeyi emretmek zıddının mekrûh olmasını gerektirir” şeklindeki temel kaidenin faydası vardır. Çünki emrolunanın zıddında sâbit olan harâmlık emirle hedeflenmeyince ancak emri ortadan kaldırması bakımından muteber olur. Yani emredilenin zıddıyla oyalanılıp da emredilen yok edilirse yok edilmesi harâmdır. Ama emredilen şeyin bu zıddı o emredileni ortadan kaldırmıyorsa, o zıddı işlemek mekrûh olur… İşte yasaklama zıddının sünnet olmasını gerektirdiğinden dolayı, ihrâmlı kimse dikili elbise giymekten yasaklanınca izâr ve ridâ giymek sünnet oldu dedik. [99]

Şu usûl kaidelerinden kalkılarak denilebilir ki, Allah celle celâlühû’nun zikri emredilmiştir. Bu zikir, (tasavvur ma’nasındaki) Râbıta vâsıtasıyla da olur. Ancak, başka şekillerle de olacağından Râbıta’yla olmaması zikri ortadan kaldırmaz.

Bu yüzden (şu ma’nâdaki) Râbıta’yı terk etmek mekrûhdur. Ama her ferdi terk edilse harâm olurdu. Aynı şekilde, Allah celle celâlühû’nun unutulması ve kalbin vesveselerle meşğûl olması yasaklanmıştır/harâmdır. Bunun zıddı Allah celle celâlühû’nun zikredilmesi ve vesveselerin defedilmesidir ki, bu def’etmenin bir yolu olan Râbıta, vâcib derecesinde sünnettir. Tek bu yol olsaydı vâcib/farz olacaktı. Şu Usûl-i Fıkıh kâidelerini kabûl edenler için tasavvur ma’nâsındaki Râbıtayı inkâr etmek imkânsızdır. Aksi halde ya kâide kavranmamış, veya ortada Mükâbere/bile bile inkâr vardır.

İki: Maksadların vesîlelerinin hükmü o maksadların hükmüdür. Yani varılmak istenen hedefe varmanın hükmü farz ise, o hedefe götüren tek vâsıta farzdır, hedef sünnetse vâsıtası da sünnettir…ilh.[100] Îmân etmek farzdır. Onun vesîlesi olan kelime-i Şehâdet zikri de farzdır. Farz olmayan, fakat tatavvu’ olan zikir ise sünnettir. Tatavvu’ olan zikrin vesîlesi de tatavvu’dur. Öyleyse onun vesîlelerinden bir vesîle olan Râbıta da sünnettir.

Üç: Bütün bunları, çeşitli delâlet mertebeleriyle Râbıta’ya delâlet eden bir nice delîli hesaba katmadan söylüyoruz. Yoksa onun vesîle olacağı netîce i’tibâriyle de sünnet oluşu, bütün bu dediklerimizden daha önce, bir çok nassdan anlaşılmaktadır.

[97] Mahbûbî, Tenkîh (Tevzîh ve Telvîh ile): 1/422

[98] Teftâzânî, et-Telvîh: 2/423

[99] Nesefî, el-Menâr (Şerh-i İbn-i Melek ile): 192-193, Hüssâmî, El-Müntehab: 54, El-Matba’u’l-Müctebâî-Delhi

[100] Kavâid-i Külliyye ve Ekseriyye, Menâfiu’d-Dekâik Şerhu Mecâmii’l-Hakâik: 327

İktibas : Rabıta Taraftarları, İnkarcıları , İnkarcıların Şüpheleri ve Cevabları

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin