Ana Sayfa İktibaslar Peygamberin kabrini ziyaret etmek için yola çıkmanın hükmü

Peygamberin kabrini ziyaret etmek için yola çıkmanın hükmü

356
0

Bir hadisi şerif dayanak gösterilerek, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kabrini ziyaret etmek için yola çıkmanın haram olduğu iddia edilmektedir.

لا تشد الرحال إلا إلى ثلاثة مساجد: المسجد الحرام، ومسجدي هذا، والمسجد الأقصى

“Ancak üç mescidi ziyaret için yola çıkılır; Mescidi Haram, benim şu mescidim ve Mescidi Aksâ”

Hadisi bu şekilde anlamak, fasit bir anlayışın ürünüdür. Birazdan da görüleceği gibi hadisi şerif başka bir anlama delalet etmekte, hadisin delalet ettiğini iddia ettikleri anlam ise hadisle alakası olmayan bambaşka bir meseledir.

Şöyle açıklayalım: Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in “Ancak üç mescidi ziyaret için yola çıkılır” ifadelerinde lügat ve dil âlimlerinin gayet iyi bildiği gibi ‘istisna’ üslubu kullanılmıştır. İstisna olan yerde, kendisi istisna edilen (müstesna) ile kendisinden istisna edilen (müstesna minh) olmak üzere iki unsur bulunmaktadır. Kendisi istisna edilen (müstesna) ‘ancak’ (إلا) edatından sonra kendisinden istisna edilen (müstesna minh) ise ‘ancak’ (إلا) edatından önce gelir. Müstesna minh açıkça telaffuz edildiği gibi, orada mukadder olan bir kelimede olabilir. İstisnanın bu özellikleri, en basit nahiv kitaplarında raztlayabileceğimiz kaidelerdendir.

Bu hadise baktığımızda, müstesna’nın telaffuz edildiğini görmekteyiz ki o “üç mescid için yola çıkılır” ifadesidir. Ama ‘ancak’ ifadesinden önce gelen ‘müstesna minh’ zikredilmemiştir. Bu durumda onu takdir etmekten başka seçenek yoktur.

Eğer ‘müstesna minh’ ‘kabir’ olarak takdir edilirse bu durumda Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şöyle bir ifade nispet etmiş oluruz: “Hiçbir kabir için yola çıkılmaz ancak üç mescidi ziyaret için yola çıkılır.” Bu kelamın böyle bir anlama delaletini savunmak, nebevî belagate uymayan uygunsuz bir tasarruftur. Zira bu takdirde ‘müstesna’, ‘müstesna minh’ cinsinden değildir. Hâlbuki istisna kurallarında yaygın olan, ‘müstesna’nın ‘müstesna minh’ cinsinden olmasıdır. Muhammed Mustafa -sallallahu aleyhi ve sellem-’ya bir söz nispet etmekte son derece ihtiyatlı ve çekingen davranan İslam âlimlerinin, burada ‘müstesna minh’in “kabir” şeklinde takdir edilmesiyle– ki böyle bir takdir istisnanın asli özelliğine aykırıdır- ikna olmasını beklemek mümkün değildir.

Burada ‘müstesna minh’, ‘kabir’ değil de ‘mekân’ olarak takdir edilirse, o zaman Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e nispet edilen mana şu şekilde olmuş olur:“Hiçbir mekân için değil ancak üç mescidi ziyaret için yola çıkılır.” Bu şekilde bir manayı kabul etmek ise ticaret, ilim ya da her hangi bir hayırlı iş için bir yolculuğa çıkılamayacağı anlamına gelir ki hadise böyle bir anlam vermek hevadan kaynaklanan fasid bir tasarruftur.

Hadisi şerifte ‘müstesna’ geçmekte ‘müstesna minh’ geçmemektedir. Öyleyse burada bir ‘müstesna minh’ takdir edilmelidir. Takdir edilecek şeyin ne olduğunda ise sadece üç ihtimal vardır:

Birinci vecih: Ya biraz önce anlatıldığı gibi burada ‘kabir’ lafzı takdir edilir ki manası bu durumda “hiçbir kabir için değil ancak üç mescidi ziyaret için yola çıkılır.”

Bu şekilde mana vermek Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kabrini ziyaret için yola çıkmayı menedenlerin görüşünü desteklemektedir. Fakat görülmektedir ki bir nebze Arap dili ile iştigali olan kimsenin içine sinmeyen bir manadır. Öyleyse böyle bir kelamı, insanların en fasih konuşanına -sallallahu aleyhi ve sellem- nispet etmek asla uygun olmaz. Hâşâ ki O -sallallahu aleyhi ve sellem-, böyle düşük bir manaya delalet eden sözlerden memnun ola.

İkinci vecih: Ya da hadiste ‘mekân’ gibi umumi bir lafız takdir edilir ki geride anlattığımız gibi bunun batıl bir tasarruf olduğunda tereddüt yoktur. Zaten bu takdiri iddia eden de yoktur.

Üçüncü vecih: Ya da ‘müstesna minh’ olarak‘mescid’ lafzı takdir edilir. Bu durumda hadisi manası: “Hiçbir mescid için değil ancak üç mescidi ziyaret için yola çıkılır” şeklinde olur. Görüldüğü gibi bu şekilde bir anlam fasih lügat üslubuna uygun düzgün bir kelamdır. Burada, diğer iki vecihteki uygunsuzluk olmayıp, nebevî pırıltılar kendini belli etmekte ve muttaki kalpler bu kelamı Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’ne nispet etmekte sıkıntı duymamaktadır.

Bu anlattıklarımız, hadisteki ‘Müstesna minh’i açıkça belirten bir rivayet bulunmadığı takdirde geçerlidir. ‘Müstesna minh’i açıkça belirten başka bir rivayet var ise eğer, sadece farz ederek, lügat ile alakası olmayan takdirler yapmak, dine inanan bir kimse için asla helal olmaz.

Allah’a şükür ki, nebevî sünnette ‘müstesna minh’i açıkça ifade eden muteber rivayetler bulunmaktadır.

İmam Ahmed’in, Şehr bin Huşeb tarikiyle rivayet ettiği şu rivayet bunlardandır:

“Şehr diyor ki: “Ben Ebû Said’i işittim ve Tur’da namaz kılmaktan bahsettim. O da bana şöyle dedi: “Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-:

لا ينبغي للمطي أن يشد رحاله إلى مسجد تبتغى فيه الصلاة غير المسجد الحرام والمسجد الأقصى ومسجدي

“Bir kimsenin namaz kılmak için herhangi bir mescid için yola çıkmasına gerek yoktur. Mescidi Haram, Mescidi Aksa ve benim mescidim dışında” diye buyurmuştur.

Hafız İbni Hacer der ki: “Her ne kadar bazı zayıf tarafları olsa da Şehr’in rivayetleri ‘Hasen’dir.”[1]

Hz. Ayşe -radıyallâhu anhâ-‘den rivayet edilmiştir:

أنا خاتم النبياء ومسجدي خاتم مساجد الأنبياء أحق المساجد أن يزار وتشد إليه الرواحل : المسجد الحرام

ومسجدي ، صلاة في مسجدي أفضل من ألف صلاة فيما سواه من المساجد إلا المسجد الحرام

“Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Benim mescidim peygamber mescidlerinin sonuncusudur. Ziyaret edilmeye ve kendisi için yol hazırlığı yağılmaya en layık olanı mescidi haram ve benim mescidimdir. Benim mescidimde kılınan bir namaz Mescidi haram dışında diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır.”[2]

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu sözleri ümmete beyan etmektedir ki; diğer tüm mescidlerin hepsinin faziletleri birbirine eşittir. Öyleyse oralara gitmek için yolculuk sıkıntısına girmekte bir fayda olmasa da üç mescid diğerlerinden faziletlidir.

Bu hadiste kabirlerden bahseden her hangi bir şey yoktur. Böyle bir manayı zorla buraya sokuşturmak Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’ne yalan isnad etmek anlamına gelir. Kaldı ki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kabrini ziyaret etmek birçok âlimin hac ile alakalı hükümleri anlatan eserlerinde müstahab olarak belirtilmekte ve tavsiye edilmektedir zaten. Bunun böyle olduğunu birçok hadis teyit etmektedir. Bazılarını burada zikredelim:

İbni Ömer -radıyallâhu anh-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’den rivayet eder:

من زار قبري وجبت له شفاعتي

“Kim benim kabrimi ziyaret ederse şefaatim ona vacip olur.”[3]

İbni Ömer -radıyallâhu anh-’den rivayetle Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurmaktadır:

من جاءني زائراً لا يعلم له حاجة إلا زيارتي كان حقاً عليَّ أن أكون له شفيعاً يوم القيامة

“Kim benim ziyaretimden başka bir isteği olmadan beni ziyaret ederse, kıyamet günü ona şefaatçi olmam benim üzerime haktır.”[4]

İbni Ömer -radıyallâhu anh-’den naklen Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

من حج فزار قبري في مماتي كان مكن زارني في حياتي

“Kim hac yapar ve ölümümde benim kabrimi ziyaret ederse, beni hayatta ziyaret etmiş gibi olur.”[5]

İbni Ömer -radıyallâhu anh-’den nakille Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

من زار قبري بعد موتي كان كمن زارني في حياتي

“Ben öldükten sonra kim kabrimi ziyaret ederse, beni hayatımda ziyaret etmiş gibi olur.”[6]

Netice olarak Peygamberimizin kabrini ziyaretle alakalı rivayetler birçok farklı tarik ile bize ulaşmaktadır. Bu rivayetler birbirlerini kuvvetlendirip desteklemektedirler. “Feyzu’l-Kadir”(6/140) de Münavi, Hafız Zehebi’den bu şekilde nakletmiştir.

Bazı alimler, bu hadisleri ya sahih görmüş ya da sahih olduklarını nakletmişlerdir. Subki, İbni Sikkin, eliraki, Kadı İyaz “Şifa” sında, Molla Aliyyü’l-Kari “Şifa” şerhinde, Hafaci’de “Nesimü’r-Riyaz” (3/511) adlı eserinde hadisi sahih görmüşler ya da sahih olduğu görüşünü başkalarından nakletmişlerdir. Bu zatların hepsi hadis hafızları olup güvenilir imamlardandır. Dört büyük imamın ve dinin direkleri olan birçok büyük ulemanın Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kabrini ziyaret etmenin meşru olduğuna hükmetmeleri meseleyi karara bağlamada yeterlidir. Onların talebeleri de güvenilir fıkıh kitaplarında bunun bu şekilde olduğunu nakletmektedirler.

Sadece fıkıh kitaplarındaki bu nakillerin varlığı, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kabrinin ziyaret edilmesine dair olan hadislerin sahih kabul edilmesi için yeterlidir. Zira usul ve hadis âlimlerince bilindiği üzere, zayıf hadisler ulemanın fetva vermesi ve amel etmeleriyle teyit edilerek kuvvet kazanır.

İktibas : Şeyh Muhammed Alevi el Maliki K.s – Mefahim

[1] İbni Hacer, “Fethu’l-Bari” 3/65

[2] Bezzaz rivayet etmiştir. Senedinde Musa bin Ubeyde bulunmaktadır. O, zayıf bir ravidir. “Mecmau’z-Zevâid” 4/4

[3] Bezzaz rivayet etmiştir. Senedinde Abdulah bin İbrahim el-Gıfari vardır ki zayıf bir ravidir. Şeyh İbni Teymiye bu hadisi nakletmiş ve “bu hadis zayıftır” demiştir. “Fetava” 27/30. İbni Teymye başka mahallerde mevzu olduğunu söylese de burada hadisi naklederken mevzu ya da yalan olduğuna hüküm vermemiştir. Bu durum onun hadis hakkında verdiği hükümde tereddütte olduğu ya da iki farklı noktada farklı beyanlarla ihtilaf içinde olduğunu göstermektedir. Eğer kendi görüşleri arasında bir ihtilaf varsa hangisinin önce veya sonra olduğunu bilmediğimiz için iki sözünden birisini itimat edip alamayız.

[4] Taberani “Evsat” ve “Kebir” derivayet etmiştir. Senedinde Müselleme bin Salim vardır ki o zayıf bir ravidir. “Mecmau’z-Zevaid” 4/2. Hafız eliraki der ki: “İbni Subki hadisi sahih kabul etmiştir” “el-Muğni” 1/265

[5] Taberani “Evsat” ve “Kebir” de rivayet etmiştir. Senedinde Hafs bin Ebu Davud el-Kari vardır. İmam Ahmed onu sika ve güvenilir kabul ederken bir grup imam onu zayıf kabul etmiştir.

[6] Heytemi der ki: “Taberani bu hadisi “Sagir” ve “Evsat” ta rivayet etmiştir. Senedinde Ayşe binti Yunus vardır ki ben onun tercemeyi halini yapana rastlamadım. “Mecmau’z-Zevaid” 4/2