Ana Sayfa İktibaslar Peygamber Efendimiz Beşerdir ama Bizim Gibi Değil

Peygamber Efendimiz Beşerdir ama Bizim Gibi Değil

73
0

Peygamberler, her ne kadar yiyip içen, hasta olup iyileşen, evlenen, çarşılarda gezip, acziyet, yaşlılık ve ölüm gibi beşeri durumlar kendilerine arız olan insanlar olsalar da, kendilerini herkesten farklı kılan çok üstün vasıflara ve özel hasletlere sahiptirler. Bu özellikler onlar için olmazsa olmaz zaruri birer gerekliliktir.

Sıdk, tebliğ, emanet, fetanet, itici ayıp ve kusurlardan beri olmak ve ismet sıfatları olarak sıralanabilecek bu vasıfları akaid kitapları yeterince izah etmiştir.

Burada izah etmeye kalkmak bizleri sadedin dışına çıkaracağı için bunlara deyinmeyeceğiz. Sadece peygamberleri diğer insanlardan ayıran özelliklerin bazılarına değinmek istiyoruz:

1) O-sallallahu aleyhi ve sellem- önünden görebildiği gibi arkadan da görebilmektedir.

Buhari ve Müslim, Ebû Hureyre -radıyallâhu anh-’den rivayet etmiştir. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

هل ترون قبلتي هاهنا ؟ فوالله ما يخفى عليَّ ركوعكم ولا سجودكم إني لأراكم من وراء ظهري

“Kıblemi burada gördünüz mü Allah’a yemin olsun ki sizin rükûlarınız ve secdeleriniz bana gizli değildir. Ben arkamdan da görmekteyim”

Müslim, Enes -radıyallâhu anh-’den rivayet etmiştir ki peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar ben sizin imamınızım. Rükûda, secde de, kıyamda ve selam verip ayrılmada benden önce davranmayın. Zira ben sizi önümden de arkamda da görmekteyim.”

Hâkim, Ebû Nuaym ve Abdürrezzak’ın “Musannef”inde Ebû Hureyre -radıyallâhu anh-’den rivayet dilmiştir:”Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

إني لأنظر إلى ما ورائي كما أنظر إلى ما بين يدي

“Ben önümü görebildiğim gibi öteleri de görmekteyim.”

Ebû Nuaym, Ebû Said el-Hudrî -radıyallâhu anh-’den rivayet etmiştir, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

إني أراكم من وراء ظهري

“Ben sizi arkamdan da görmekteyim.”

2) O-sallallahu aleyhi ve sellem- görülmeyeni görüp duyulmayanı duymaktadır.

Ebû Zer’den naklen Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

إني أرى ما لا ترون وأسمع ما لا تسمعون ، أطت السماء وحق لها أن تئط ، والذي نفسي بيده ما فيها موضع أربعة أصابع إلا وملك واضع جبهته ساجد لله ، والله لو تعلمون ما أعلم لضحكتم قليلاً ولبكيتم كثيراً ، وما تلذذتم بالنساء على الفرشات ، ولخرجتم إلى الصعدات تجأرون إلى الله

“Ben sizin görmediklerinizi görür duymadıklarınız duyarım. Semadan gelen ve gelecek olan sesleri duyar, semada bir meleğin secde etmediği dört parmak miktarı bir yer bile kalmadığını bilirim. Allah’a yemin olsun ki eğer bildiklerimi bilseydiniz çok ağlar ve az güler, kadınlardan tat almaz ve dağlara çıkar ve bağırarak Allah’a yakarırdınız.”

Ebu Zer -radıyallâhu anh- bu hadis üzerine “birisinin yaslandığı her hangi bir ağaç olmayı çok isterdim” demiştir.

3) Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in mübarek koltuk altları

Buhari ve Müslim, Enes -radıyallâhu anh-’den şöyle rivayet etmiştir “Ben Allah resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’i dua ederken gördüm, ellerini kaldırmıştı. Öyle ki, koltuk altlarının beyazını gördüm.”

İbni Sa’d, Cabir -radıyallâhu anh-’den şöyle rivayet etmiştir: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- secde ettiği zaman koltuk altlarının beyazı görünürdü” Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in koltuk altının beyaz olması bir grup sahabeden gelen farklı rivayetlerle teyit edilmiştir.

El-Muhib et-Taberi demiştir ki: “Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- dışında tüm insanların koltuk altlarının rengi farklıdır. Kurtubi de aynı rivayeti zikretmiş ve “koltuk altlarında hiç kıl yoktu” kaydını da eklemiştir.

4) Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- esnemezdi.

Buhari “Tarih”, İbni Ebî Şeybe “Musannef”, İbni Sa’d’da “Tabakat” adlı eserlerinde, Yezid bin el-Esam’dan rivayet etmiştir. O şöyle demiştir:

“Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- asla esnemezdi.”

İbni Ebî Şeybe, Müselleme bin Abdülmelik bin Mervan’dan şöyle rivayet etmiştir: “Nebi asla esnemezdi.”

5) Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in mübarek terleri

Müslim, Enes -radıyallâhu anh-’den rivayet etmiştir:: “Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün bize geldi ve kaylüle uykusuna yattı. Uyurken terliyordu. Bunun üzerine annem elinde bir kapla gelmiş ve onun terini sıyırarak kaba koymaya başlamıştı. Bu esnada Allah resulü birden uyanmış ve:

يا أم سليم ! ما هذا الذي تصنعين ؟

“ey ümmü Süleym ne yapıyorsun” diye sormuştu. O da: “ey Allah’ın resulü, terini koku yapacağım. En güzel kokulardan daha güzel kokuyor” diye karşılık verdi.”

Başka bir senetle yine Enes -radıyallâhu anh-’den şöyle rivayet edilmiştir: “Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Ümmü Süleym’in yanına gider ve kaylüle uykusuna yatardı. Ümmü Süleym’de onun -sallallahu aleyhi ve sellem- üstüne bir deri parçası örterdi. Peygamberimiz uyurken çok terlerdi.

Ümmü Süleym de bu terleri koku olarak kullanmak için bir kaba koyardı. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ona:

يا أم سليم ! ما هذا

“ey Ümmü Süleym bu nedir?” diye sorunca o da: “Senin kokunla diğer kokuları karıştırıyorum” diye cevap vermiştir.

6) Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- in boyunun uzunluğu

Beyhaki, İbni Asâkir, İbni Ebî Hayseme’in “Tarih”inde Hz. Ayşe -radıyallâhu anhâ-’den rivayet etmişlerdir:

“Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ne çok uzun boylu ne de çok kısa boylu idi. Tek başına yürüdüğü zaman orta boylu görünürdü. Boyu uzun birisi ya da iki kişi onunla beraber yürüyecek olsa peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in boyu onlardan uzun görünürdü. Onlardan ayrılıp tek başına yürümeye başladığı zaman yine orta boylu görünürdü.”

İbni seb’ “Hasâis” adlı eserinde bu rivayeti zikrederek “oturduğu zaman Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in omuzları oturan herkesten yukarda görünürdür” kaydını da eklemiştir.

7) Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gölgeleri

Hâkim ve Tirmizi, Zekvan’dan, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ne güneşte ne de ayda gölgesi olmadığına dair bir rivayet nakletmişlerdir.

İbni Seb “Hasâis” de der ki: “Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gölgesi yerde görünmezdi. O bir nurdu. Güneşte ya da ay ışığında dolaştığı zaman onun gölgesi görünmezdi.”

Bazıları “Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in “beni nur kıl” şeklinde dua etmeleri bunun böyle olduğunun delilidir” demişlerdir.

8) Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sineklerden muhafaza edilmesi

Kadı İyaz “Şifa”sında, Azfi’de “Mevlid”inde Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in üzerine sinek konmadığını anlatmışlardır. İbni Seb’ “Hasâis”te “elbiselerinin üzerine asla sinek konmazdı” ifadeleriyle bu görüşü destekleyerek, “ona pireler de sıkıntı veremezdi” ifadesini eklemiştir.

9) Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kanları

Bezzar, Ebû Yala, Taberani, Hâkim ve Beyhaki, Abdullah İbni Zübeyr’den şöyle nakletmişlerdir: “Abdullah bir gün hacemat yaptırırken Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelmişti. Hacemat bittikten sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-

يا عبد الله ! إذهب بهذا الدم

“Abdullah! Git bu kanı seni kimsenin görmediği bir yerde dök” diye buyurdular. Abdullah ise gitmiş ve o kanı içmişti. Geri döndüğünde

يا عبد الله ! ما صنعت؟

“Ne yaptın Abdullah” diye soran Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e “insanların göremeyeceği bildiğim en gizli yere onu sakladım” diye cevap vermiş bunun üzerine nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:

لعلك شربته؟

“onu içtin mi yoksa” diye sorunca “evet” cevabını veren Abdullah ibni Zübeyr’e:

ويل للناس منك وويل لك من الناس

“Senden dolayı insanlara, insanlardan dolayı da sana eyvahlar olsun.”

İnsanlar, Abdullah bin Zübeyr’deki kuvvetin bu kandan olduğunu düşünürlerdi.

10) Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in uykuları

Buhari ve Müslim, Hz. Ayşe -radıyallâhu anhâ-’den şöyle rivayet etmiştir: “Hz. Ayşe peygamberimize: “ey Allah’ın resulü! Sen gerinmeden uyuyabiliyor musun?” diye sorunca

يا عائشة! إن عينيّ تنامان ولا ينام قلبي

“Ya Ayşe! Benim gözlerim uyur kalbim uyumaz” diye cevap vermiştir.
Ebû Nuaym, Ebû Hureyre -radıyallâhu anh-’dan rivayet etmiştir: “Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-:

تنام عيني ولا ينام قلبي

“Benim gözüm uyur kalbim uyumaz” buyurmuşlardır.”

Buhari ve Müslim Enes bin Malik -radıyallâhu anh-’den rivayet etmişlerdir. Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

الأنبياء تنام أعينهم ولا تنام قلوبهم

“Peygamberlerin gözleri uyur kalpleri uyumaz.”

11) Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in cimada bulunmaları

Buhari, Katade’den o da Enes -radıyallâhu anh-’den rivayet etmiştir:

“Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- on bir hanımını bir gün ve gece de ziyaret ederdi.” Ben bunun üzerine Enes’e sordum. “Buna nasıl güç yetirebilir?” diye sorunca o: “Biz ona otuz kişinin gücünün verildiğinden bahsederdik” diye cevapladı” demektedir.

12) Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ihtilam olmamıştır

Taberani İkrime’den, o da İbni Abbas’tan, Dinverî ve Mücahid te aynı şekilde İbni Abbas’tan naklen şöyle rivayet etmişlerdir: “Nebi hiç ihtilam olmamıştır. Zira ihtilam şeytandandır.”

Bazı âlimler Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in diğer insanların beşeri özelliklerinden farklı ve üstün olduğu yönlerini bir şiir halinde özetlemeye çalışmıştır:

Nebimizin on özel hasleti vardır,
Hiç ihtilam olmamış gölgesi bulunmazdı
Hacet giderse yer onu yutardı,
Sinek konmazdı ona diğer hasletler gibi
Gözleri uyur ama kalbi uyumazdı,
Önünden gördüğü gibi görürdü arkasından.
Hiç esnemezdi ki bu yedinci haslettir,
Sünnetli doğmuştur bu da sekizincisi.
Bindiğinde hayvanlara tanırlardı onu,
hemen yanına gelirlerdi kaçmadan ondan
Oturduğunda yüksek olurdu oturan herkesten,
Sabah akşam salât eder Allah ona

Şiirdekilerin dışında kalan nebevi hasletlerin bir bölümünü geride zikretmiştik.

Netice olarak diyebiliriz ki; bu hususta, kiminin senedi zayıf kiminin sahih, kimisi de ihtilaflı olmak üzere birçok rivayet varit olmuştur.

İslam âlimleri arasında bu hususlarda yapıla gelen bu tarz tartışmalar dengeli bir şekilde cereyan etmiştir. Tartışmada kullanılan ifade ve ithamlar “benim görüşüm doğru, diğer tarafın görüşü ise hatalıdır” nitelemesinden öteye taşınmamıştır. Şimdilerde yapıla geldiği gibi karşı tarafı kâfir ilan edip sadece kendilerini mümin kabul eden bir anlayış asla söz konusu değildi.

Nebevi özelliklerle alakalı, kimisi sahih kimisi zayıf, kimisi makbul kimisi merdud birçok rivayet naklettik. Böyle yaptık ki hadis imamlarının tahkik ve tenkide tabi tutma ihtiyacı hissetmeden bu tarz rivayetlerde nasıl müsamahakâr davrandıklarını göstermiş olalım.

Bu rivayetleri nakletmekteki amacımız, şu rivayet sahihtir öbürü sahih değildir, o delil olur, diğeri delil olmaz şeklinde bir tartışma başlatmak değildir. Dediklerimiz iyi düşünülürse ne demek istediğimiz anlaşılacaktır.

Dipnotlar :

[142] Ahmed bin Hanbel, Tirmizi ve İbni Mâce rivayet etmiştir.

[143] Merhum Üstat Seyyid Alevi Hazretleri, herkesi tekfir etme yolunu tutan taifenin, sözlerine itibar edip referans kabul ettiği âlimlerin, bu taifenin reddettiği meseleleri kabul nazarıyla nasıl rivayet ettiklerine dikkat çekmektedir.

Sahih olmadığı için delil kabul edilmeyeceğini iddia ederek kendilerinin de güvendiklerini söyledikleri âlimlerin, kabul ederek yaptığı rivayetleri görmezlikten gelmek, meseleyi çözmeyecektir.

Görüldüğü gibi bu taifenin itibar ettiği âlimlerin hepsi kendilerince küfür sebebi sayılan meseleleri kabul etmişlerdir. Dolayısıyla bunların küfür sebebi sayılmaları, itibar ettikleri âlimlerin değil kendilerinin iddiaları olduğu anlaşılmaktadır.

Muhaliflerimiz cüret edipte görüşlerine mesnet kabul ettikleri âlimleri tekfir edemezler sanırım. Aksi takdirde kendi bindikleri dalları kesmiş olurlar. (Ç)

İktibas : Mefahim – Seyyid Muhammed Alevi el Maliki K.s

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin