Ana Sayfa İktibaslar Mutezile ‘nin İftirası : Muhaddisler Metin Tenkiti Yapmadı mı ?

Mutezile ‘nin İftirası : Muhaddisler Metin Tenkiti Yapmadı mı ?

62
0

Sahâbe’nin henüz hayatta olduğu fitne olaylarının başlamasıyla Müslümanlar, nakledilen hadisleri kimlerin naklettiği, adalet ve zabt vasıflarını kâmilen haiz olup olmadıklarını araştırmışlar ve ilgili merviyyâtı bu kıstaslar üzerinden değerlendirmişlerdir.

Bu ölçü, zaman içerisinde birtakım ıstılahların oluşmasına zemin hazırlamış ve bu ıstılahlar günden güne tekâmül ederek “Ulümul-Hadis” külliyâtı meydana gelmiştir.

Ulema, rivayetleri nakleden kişiler içerisinde adalet vasfını haiz olmayan bir kişinin sakıt olması ihtimaline binaen hadislerin isnadlarını ittisal ve inkıtâ` cihetiyle tetkik etmişlerdir. Bu tutum, “Ey iman edenler! Eğer bir fdsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın” [94] şeklindeki ilâhi emrin de bir gereği idi.

Ne var ki bugün muhaddisleri sadece isnad tenkidiyle meşgul oldukları yönünde tenkit edenler sahih senede nakledilmiş hadisleri akla, fıtrata veya Kur’an’a arz etme adı altında kendi hev’alarına naklederken bu ayetle ameli terk etmekte ve senetteki tüm sika râvfieri yalancılıkla suçlayıp bühtan cürmüne düşmektedirler.

Mu`tezile uleması, muhaddislerin bu çalışmalarını, sadece isnada bakıp metinlerle ilgilenmedilderi gerekçesiyle tenkit etmişlerdir. Onlara göre muhaddisler, hafızalarında bir kısım rivayetler bulunduruyorlar ancak bunların ne anlama geldiğini yahut İslam’ın özüne uygun olup olmadığını bilmiyorlardı. Bu yüzden de onlar “Zevâmilu Esfar/Kitap yüklü binekler” lakabına layık görülebilecek durumda idiler. Kimi zaman metne de baktıklarını itiraf etseler de bunun nadiren tahakkuk ettiğini savunmakta idiler.

Kadim zamanda Mu`tezile’nin savunduğu bu görüş tarihin seyri içerisinde muhtelif firka ve şahıslar tarafindan da müdafaa edilmiştir. Şurası bir hakikat ki böyle bir iddia muhaddislerin amelini küçümseme ve en önemli işi terk edip önemli ile meşgul olduklarını savunma anlamına gelmektedir. Son zamanlarda bu iddia bir kısım müsteşrikler ve Ahmed Emin gibi Sünnete menfi bakışh kişiler tarafindan da hararetle savunulmuştur.[95]

Muhaddislerin sadece isnad tenkidiyle uğraşıp metin tenkidini ihmal ettikleri şeklindeki tez, hakkı verilmemiş ve somut delillerle ispat edilememiş ve tarih boyu hep başkalarının ezberi olarak tekrar edilmiş bir tezdir. Meseleyi ale’t-tahkik irdelemek bu makalenin hem konusu hem de boyutu ile bağdaşmayacağı için o konuya değinmeyeceğiz.

Tahir el-Cezâiri’nin hadisle iştigal edenlerin rivayetlere yaldaşımına getirdiği tasnif burada zikredilmelidir.

El-Cezâiri bu noktada muhaddislerin üç kısımda incelenebileceğini ifade etmektedir. Sırasıyla zikredecek olursak:

I. Bütün gayretlerini ve bakışlarını isnada odaklayıp isnadında inkıtâ` bulunmayan muttasıl bir rivayet gördüğünde mezkûr rivayetin râvilerinin de sika olduğunu tespit ettiğinde gereken şekilde tetkik yapmaksızın hadisin sahih olduğunu söyleyenler ilk şıkkı teşkil etmektedirler.

Hatta bu sınıfa göre, râvirileri daha mutemet olan bir habere böyle bir rivayet muhalefet ettiğinde her ikisi de sahih kabul edilmelidir. Belki bu iki rivayet arasında “bu sahihtir, bu daha sahihtir” şeklinde bir ayrım yapmak mümkün olabilir.

Çoğu zaman bu iki hadisin arasının cem edilmesi dahi mümkün olmayabilir. Bu fırka, böylesine mütearız iki rivayet hakkında tevakkuf eden kişiyi Sünnet’e muhalefet ile suçlayıp başına bir sıkıntı açmak için dahi gayret ederler. Oysaki bu filmin mütebahhir uleması isnadın sıhhatinin metnin sıhhatini gerektirmeyeceğini söylemişler ve “Herhangi bir kişinin, bu filmin ehlinden olmadığı sürece, isnadı sahih bir hadise `sahih’ demesi uygun değildir. Zira ilgili rivayet ona gizli kalan bir alet barındırıyor olabilir” demişlerdir.

II. Bütün himmetini hadisin bizzat kendisine bakmaya sarf etmiş sınıf ikinci kısmı teşkil etmektedir. Bu sınıf; isnadı problemli hadisi manasının doğru olmasından hareketle hiç çekinmeden Hz. Peygamber’e nispet edebilmektedirler. Oysaki mevzu rivayetler içerisinde manası sahih, lafzı da fasih birçok rivayet vardır. Ancak Peygamber ‘e nispet edilmesi doğru değildir.

Bazı hadis uydurucuları: “Bir sözün manası güzel olduğunda ona isnad uydurmakta bir beis yoktur” demişlerdir. Kurtubi bazı Ehl-i Re’y’in: Celi Kıyasa muvafık olan bir sözün Peygamber ‘e nispeti caizdir” dediğini nakletmektedir.

Birinci olarak verdiğimiz fırka, ikinci olarak saydığımız bu sınıfı bahsini yaptığımız bu tutumlarından çok şiddetli eleştirmişlerdir. Bunlar da aynı seviyede onlara mukabelede bulunmuştur.

III. üçüncü olarak vereceğimiz fırka ise bu işin hakkını vermiş ve hem isnadı hem de metni gerektiği şekilde incelemişlerdir. Mücerret zanlarından oluşan kanaatlerine zıt göründüğü için râvileri vehim ve hataya nispet etmemişler ve ravilerin masum olduğuna da itikat etmemişlerdir. Bu fırkanın nazarında, tefrite düşmüş olan ikinci fırkanın reddettiği hadislerin birçoğu sahihtir. İfrata düşmüş olan birinci firkanın kabul ettiği birçok rivayetin bunların nazarında sahih olmaması gibi. Bu firka mutavassıt fırkadır.[96]

Tahir el-Cezairi’nin enfes bir şekilde ortaya koyduğu bu tasnif, muhaddislerin sadece isnad tenkidiyle meşgul oldukları ve metin tenkidine hiç zaman ayırmadıkları şeklindeki genelleme tarzındaki içi boş iddianın temelsizliğini ortaya koyuyor elbette.

Üçüncü firka olarak belirtilen ideal sınıfın isnad ve metin tenkidini mutavassıt bir çizgide gerçekleştirdiklerini gösteren bu tasnif meseleyi bütüncül bir şekilde ele almak isteyenlerin iskelet olarak kabul etmesi gereken bir tasniftir.

Unutulmamalıdır ki, muhaddislere bu ithamı yöneltenlerin amacı sadece muhaddisler de değildir. Onlar bu ithamla, muhaddisinden fakihine kendilerinden önceki bilumum İslam ulemasının metin tenkidini ihmal ettiklerini savunmakta ve mezkur söylemleriyle bu manayı kastetmektedirler. Bu ise ulemaya karşı bir iftiradır.

Zira ilgili kaynaklara ve konu hakkındaki müstakil çalışmalara bakanlar ulemanın isnad tenkidiyle uğraştığı gibi metin tenkidiyle de iştigal ettiklerini göreceklerdir.

Hemen belirtelim ki, bizim burada reddettiğimiz iddia muhaddislerin metin tenkidiyle hiç meşgul olmadıkları ve bunu fazlasıyla ihmal ettikleri şeklindeki tezdir. Aksi takdirde, muhaddislerin metin tenkidinden çok, senet tenkidiyle meşgul oldukları inkar edilemez bir gerçektir. Ancak bu onlar için methi mucip bir durumdur.

Zira isnad tenkidi yapmak onların dışındaki insanlara bir hayli zor gelecek bir iştir. Metin tenkidi ise onların dışındakilerin de yapabileceği bir iş olduğu için başkalarını bu zorluktan kurtarmak için isnad tenkidini tekeffül etmişlerdir.[97]

İbnu’l-Hassâr el-Endelüsi’nin ifadesiyle, muhaddislerin ihtiyatla hareket edip uyguladıkları bir usül ve menhecleri vardır. Bu menhec hususunda fakihlerin onlara uymaları gerekmez. Merfu bir hadisi, mevkuf veya mürsel olarak rivayet edilişiyle, raviyi de rivayetiyle infiradı, ziyade yapıp veya kendisinden daha adil olana muhalefet edişiyle ta’lil etmeleri muhaddislerin menhecine misaldir.

Fukaha ise hadisleri asıllara veya Allah’ın kitabından bir âyete muvafakatiyle değerlendirir ve ona göre hadisin sahih olduğuna ve amel edilmesi gerektiğine hüküm verir. Hadisin senedinde yalancı biri yoksa Allah’ın kitabına ve dinin asıllarına uygunluğuyla sahih olduğuna hükmetmekte (fakihin nazarında) bir sakınca yoktur.” [98]

Bu ayrımla ortaya konan hakikat, mezkûr iddialarıyla hadisleri itibarsızlaştırmak isteyenlerin amaçlarına hizmet etmemektedir. Zira metin tenkidini fakihlerin fazlasıyla yapmış olması bugün bu ameliyeyi icra kastıyla ortaya çıktığını söyleyip hadisleri hevayı heveslerine arz ederek reddetmeyi metin tenkidi sananların heveslerini kursaklarında bırakacak bir vesikadır.

Muhaddislerin sadece isnad tenkidiyle meşgul oldukları ve metin tenkidiyle iştigal etmediklerini reddeden metin tenkidine yönelik yaz ettikleri zâvâbıt ve muayyen biçimde metin tenkidi yaptıkları yerlere dair aşağıda birkaç numune sunulacaktır.

Arz Hadisi Ve Sıhhat Durumu

Hadislerin Kur’an’a arzını savunan ulemanın delili addedilebilecek başka mesnetler varsa da bunlar içerisinde en belirgin ve başlıca olanı hiç şüphesiz ki arz hadisidir. Arzı usul edinmeyenlerin reddettikleri ve delil ittihaz edenlerin de savundukları bu rivayet asırlar boyu muhtelif tartışmaların sebebi olmuştur. Bu yüzden ilgili hadis üzerinde müstakil bir başlık tahtında durmamız icap etmektedir.

Rivayet şöyledir:

Ebu Ca’fer (el-Bâkır) rivayet etmiştir ki Resulullah * Yahudileri çağırdı, onlara (birtakım sorular) sordu ve onlar da onunla konuştular; ta ki İsa ‘ya iftirada bulundular. Bunun üzerine Nebi * minbere çıktı ve insanlara hitaben: “Muhakkak ki hadis benden yayılmaktadır. Şu halde, size benden nakledilen söz Kur’an’a uyuyorsa o bendendir. Ve size benden nakledilen söz Kur’an’a muhalifse o benden değildir” buyurmuştur.

Bu rivayeti İmam Ebu Yusuf er-Red ala Siyeri’l-Evza’i’sinde nakletmiş ve bununla istidlal etmiştir.[99]

Hadisi teyit eden bir kısım rivayetleri Taberâni el-Mucemu’1-Kebir’inde,[100] Heysemi Mecma’u’z-Zevai’dinde,[101] İbn Adiy el-Kamil’inde,[102] Darekutni Sünen’inde,[103] Hatib el-Bağdadi el-Kifaye’sinde [104] ve İbn Hazm el-ihkâm’ında [105] nakletmişlerdir.

Ne var ki bu rivayeti aktaran ulemanın hepsi bununla istidlal etmemişler ve bazıları muhtelif sebeplerle bu rivayeti reddetmişlerdir. Mezkür rivayeti er-Risale’sinde değerlendiren İmam eş-Safii ilgili rivayetin, küçük olsun büyük olsun hadisi sabit olabilecek hiç kimse tarafından nakledilmediğini ve meçhul bir adamdan munkatı` bir rivayet olduğunu söyleyerek reddetmektedir. [106]

İmam el-Beyhaki, Marifetu’s-Süneni ve’l-Asar’ında İmam eş-Safii’in muradını tavzih eder mahiyette şöyle der: “Bu rivayet İmam eş-Safii’ nin er-Risale kitabında dediği gibi munkatı` bir rivayettir. Sanki o meçhul sözüyle Halid b. Ebi Kerime’yi kastetmiştir. Bu şahsın, hadisi sabit olacak derecede hali bilinmemektedir.” [107] Ayrıca Delailu’n-Nubuvve’de [108] bu hadisin batıl olduğunu tasrih etmektedir.

Aynı şekilde Hattâbi, Mealimu’s-Sünen’inde [109] bu hadisin zındıkların uydurduğu bir hadis olduğunu söylemiş, Hafız el-Ukayli, ed-Duafâu’1-Kebirinde,[110] İbnu’l-Cevzi, el-Mevduat’ında,[111] Firuz Abadi Sifru’s-Sa’âde’sinde,[112] ez-Zehebi,Tarihu’l İslam’ında ]113] İb-nu’d-Deybe’, Temyizu’t-Tayyibi mine’l-Habis’inde,[114] el-fetteni Tezkiretu’l-Mevduatı’nda, [115] Suyüti, Miftahu’l Cenne’sinde,[116] el-Acluni Keşfu’I-Hafa’sında,[117] Hafız el-Ğumâri, el-İbtihâc’ında, [118] el-Mercâni, Hâşiyetu’t-Tavdih’ inde,[119] Muhammed Bahit el-Muti’i süllemu’l-Vusül’ünde,[120] el-Mahallâvi, Teshilu’l-Vusülü’nde bu hadisin mevzu olduğuna hükmetmişlerdir. [122]

İbn Batta şöyle demiştir: “İbnu’s-Saci babasının şöyle söylediğini aktardı: ‘Bu, Peygamber ‘den nakledilen uydurma bir hadistir.’ Bana Ali b. el-Medini’den ulaştığına göre o şöyle demiştir: ‘Bu hadisin aslı yoktur.’ Bu hadisi zındıklar uydurmuştur.”

Bunları aktaran İbn Batta: “İbnu’s-Saci ve el-Medini doğru söylediler. Zira bu hadis Kitabullah’ın kendisini, söyleyenini ve uyduranını yalanladığı bir hadistir. Sahih hadisler ve Rasüllüllah ‘tan bize intikal etmiş yerleşik sünnet bunu yalanlamaktadır”demiştir. [123]

İbn Abdilber de Abdurrahman b. Mehdi’den bu hadisi Hariciler ve zındıkların uydurduklarını söylediğini naldetmektedir. [124]

Diğer yandan bu rivayetin mevzu olmadığını söyleyenler de olmuştur. Es-Sehâvi’nin aktardığına göre İbn Hacer bu hadisin mevzu olduğunu söylememiş bilakis “Bu rivayet söz götürür bir tarikle varid olmuştur”demiştir. [125]

İmam es-Suyüti de bu manadaki bir sözün mevzu olduğu görüşüne gitmemiş [126] ve Allame Abdülhayy el-Leknevi de bu sözün lafzen mevzu olsa da manen sahih olduğunu söylemiştir. [127]

Özellikle İmam Ebu Yusuf gibi İbn Ma`in’in kendisi hakkında: “Ehl-i re’y içerisinde hadiste Ebu Yusuf’tan daha sağlam, rivayet bakımından daha sahih ve hafız bir kimse görmedim” [128] dediği bir müctehidin rivayeti savunulmuştur. [129]

Rivayete eserinde ciddi bir şekilde yer veren Abdülmecid et-Türkmâni, İmam Ebu Yusuf’un rivayetinin mevzu olamayacağını söylemiş ve bu konudaki itirazları cevaplandırmıştır.[130]

İktibas : Dirayet Kitaplığı | Hidayet ve Dalâlet Ayrımındaki Kıstas-ı Müstakim – Sünneti Nebeviyye, Sahife : 57 – 63 Arası , Ömer Faruk Korkmaz Hocaefendi Makalesi

Dipnotlar:

[94] Hücurât, 6

[95] Ahmed Emin, Fecrul-islam, Yayınevi: Yok, 1969, Baskı: X, s. 217-18; Duhal-islam,, Mektebetu’üsre, s. II/130-32; Zuhru’l-İs1am, 11/48.

Ahmed Emin’in bu iddialarına cevaben yazılmış Salahuddin b. Ahmed el-Edlebi’nin Menhecu Nakdi’l-Met’inde `Ulemai’l-Hadisi’n-Nebevi, (Daruel-İnfaki’l-Cedide, Beyrut) isimli eserin bakılabilir.

[96] Tahir el-Cezairi tevcihu’n-Nazar ila Uslul’l-Eser, Mektebu’l-Matbu’Ati’l-islamiyye,- Halep, 1995, Baskı: I, I/190 vd.

[97] el-Ceziri,a.g.e., Il/ 583

[98] Murteza ez-Zeyn Ahmed, Menahicu’l-Muhaddisin fi Takviyeti’l-Ehadisi’l-Hasan ved Daife, Mektebetu’r-Rüsd, Riyad, 1994, Baskı: I, s. 25

[99] Ebu Yusuf Yakub b. İbrahim cl-Ensari, er-Red ala Siyer’l-Evzai, Lecnetu ihyai’l-Me’a-rifi’n-Nu’maniyye, Baskı: I, s. 25

[100] Taberani, el-Mucemu’1-Kebir, No: 1429, 13224

[101] Heysemi, Mecma’u’z-Zevai’d, No: 787

[102] İbn Adiy,el-Kamil fid-Du’afa, No: IV/69

[103] Darekutni, Sünen, Kitabu ‘Umer ila Ebi Musa el-Eş’ari, No: 17

[104] Hatib el-Bagdadi, s.430

[105] İbn Hazm, el-ihkam fi Usülil-Ahkam, el-Mektebetu’l-ilmiyye, Medine-i Münewere, 5, 430

[106] eş-Şafii, er-Risale, Daru’n-Nefais, Beyrut-Lübnan, 1999, Baskı: 1, s. 137

[107] el-Beyhaki, Marifetu’s-Süneni ve’l-Asar, 1/117, No: 73

[108] el-Beyhaki, Delailu’n-Nubuvve, 1/27

[109] el-Hattabi, Ebu Süleyman Hamd b. Muhammed, AMealimu’s-Sünen el-Matbaatu’1-i1- miyye, Halep, 1932, Baskı: I, IV/299

[110] Ebu Cafer Muhammed b.Amr, ed-Duafâu’1-Kebir,1/32-33

[111] Ebu’l-Ferel Ibnu’l-Cevzi, el-Mevduat, 1/257-58

[112] Mecduddin Ebu Tahir Muhammed el-Firuz Abadc, Sifru’s-Sa’ade, s. 266

[113] Şemsuddin Ebu Abdillah Muhammed ez-Zehebi, Tarihu’l İslam IV/311

[114] İb-nu’d-Deybe Temyizu’t-Tayyibi mine’l-Habis s. 20

[115] Muhammed Tahir b. Ali el-Fetteni, Tezkiretu’l-Mevduat, s. 27-28

[116] Celaleddin es-Suyuti, miftahu’l -cenne fi’l itisami bi’s-Sünne, Mektebetu’s-Sai, Riyad, s. 42

[117] İsmail b. Muhammed el-Acluni Keşfu’l-Hafa, 1/86

[118] Abdullah b. Sıddik el-Ğumari, el-İbtihac bi tahrici ehadisi’l minhac s. 104-105

[119] Şihabuddin el-Mercâni, Haşiyetu’t-Tavdih, III/77-80

[120] Muhammed Bahit Süllemu’l-vusül, III/175

[121] Abdurrahman el-Mahallavi, Teshilu’l-Vusülü ila İlmi’l-Usul, s. 139

[122] Abdülmecid et-Türkmâni, Dirasat fi Usili’l-Hadis ala Menheci’l-Hanefiyye, Menşuratu Medresetu’n-Nu’mân, 2009, Baskı: 1, s.267-276

[123] İbn Batta, el-ibanetu’l Daru’r-Râye, Riyad, 1/265

[124] İbn Abdilber, Beyani’l-ilmi ve Fadlihi, Müessesetu’r-Reyyân, Daru İbn Hazm, 2003, Baskı: I, 11/366

[125] es-Sehâvi, Semsuddin Ebulhayr Muhammed b. Abdurrahman, el-Makasıdu’l-Hasene, Darul-Kitabi’l-Arabi, Beyrut, 1985, Baskı: I, s. 83

[126] Celâleddin es-Suyüti, el-leali’i-masnua’a fi’l – ehadisi’l-mevdua Daru’l-Kütübi’l-ilmiyye, Beyrut, 1/195

[127] Abdülhayy el-Leknevi, Zaferu’l-Emani bi şerhi Muhtasari’s-Seyyidi’ş-Şerif el-Cürcani Thk: Abdulfettah Ebu Gudde, Mektebu’l-Matbu’ati’l-İslamiyye, Halep, 1416, Baskı: III ,s. 466

[128] Zehebi, Tarihu’l islam ,Daru’l-Kitabi’l-Arabi, Beyrut-Lübnan, 1987, Baskı: 1, XII/498- 99; Siyeru Alami’n-Nübela, Daru’l-Hadis, Kahire, 2006, VII/470,

[129] Ebu’l-Vefa el-Efgani er-Red üzerine yaptığı ta’likler meyanında bu hadisin mevzu olmayacağını savunucu mahiyette izahlar yapmıştır. Bkz. Ebu’l-Vefa el-Efgani, er-Red ala Siyeri’l-Evzai Taliki, s. 25 vd.

[130] et-Türkmani, a.g.e., s. 267-278

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin