Ana Sayfa İktibaslar Müşebbihe Fırkasının Allah’a Mekan İsnadında Firavunu Delil Getirmesine Dair

Müşebbihe Fırkasının Allah’a Mekan İsnadında Firavunu Delil Getirmesine Dair

254
0

Fahreddin Razi Rahimehullah

Tefsir-i Kebir – Mümin Süresi 36.Ayeti Kerime Tefsiri

Müşebbihe’nin büyük bir ekseriyeti, bu ayeti, Allah’ın göklerde olduğunu isbat için delil getirmiş ve şu şekillerde izah etmişlerdir:

1) Firavun Allah in varlığını kabul etmiyordu. Allah’ın sıfatları namına söylediği herşeyi Firavun Hz. Musa (a.s)ın Allahı o şekilde tavsif ettiğini duyduğu için söylüyordu. Binenaleyh firavun da Allah ‘ı, Hz. Musa (a.s) ‘ dan duyduğu gibi tavsif ediyordu. Demek ki Firavun Musa (a.s) ‘ dan Allah ‘ın göklerde olduğunu duymuş olmasaydi, O’nu göklerde aramazdi.

2) Firavun , ” Esasen ben onun yalancının teki olduğunu sanıyorum ya demiş, ama onu hangi hususta yalancı sandığını beyan etmemiştir. Halbuki söz, daha önce geçen bir şeyle ilgili kılınır. Böylece bu ifadenin manası sanki, “Musa ‘nın göklerde olduğunu iddia ettigi o tanriya ulaşayım. Ama ben, ilahın göklerde olduğuna dair iddiası hususunda Musa (a.s)’ın yalan söyledigini sanıyorum şeklinde olur ki bu,
Hz. Musa (a.s)’ın dinine göre, ilahın göklerde olduğuna delalet eder.

3) Bir ilahın bulunması halinde, onun göklerde olduğu hususundaki bilgi bütün akıllarda yer eden, açık bir bilgidir. İşte bundan ötürüdür ki çocuklar bile Allah’a yalvarıp-yakarırken, yüzlerini ve ellerini göğe doğru kaldırırlar. Firavun bile, bunca küfrüne rağmen, tanrıyı göklerde aramıştır. Şu halde bu Allah ‘ın göklerde olduğu hususundaki bilginin, sıddık ve zındığın, mülhid ve muvahhidin, alim ve cahilin aklında yer etmiş bir bilgi olduguna delalet eder.

İşte Müşebbihenin bu ayetle getirdiği istidlal bu şekildedir.

Buna şöyle cevap verilir:

Müşebbihenin, melun Firavun’ un görüşünü, kendi inançlarının doğruluğuna delil kabul etmeleri, bu cahillerin, rüsvaylığın ve sapıklığın doruğuna ulaştıklarını gösterme hususunda yeterlidir. Hz. Musa (a.s) ‘a gelince, o, Alemin ilahını anlatmak için, O ‘nun yaratıcı olduğunu söylemekten başka birşey yapmamıştır. Nitekim Taha Süresinde, ” Rabbim, her şeyin yaratılışını veren ve sonra ona hayat imkanlarını gösterendir ” (Taha, 50) ve Şuara Süresinde, ” O sizin ve evvelki babalarınızın Rabbidir, şarkın, garbın ve bunlar arasında olanların Rabbidir. “(Şuara 26-28) demiştir. Böylece Cenab-ı Hakk ‘ın zatının göklerde olduğunu söylemenin, Firavun ‘a ait bir görüş ve inanç olduğu Cenab-ı Hakk ‘ın zatını yaratıcı olmak ve var olmakla tavsif etmenin de Hz. Musa (a.s)’ ın dini ve inancı olduğu ortaya çıkmış olur. Binaenaleyh kim birinci görüşü benimserse, Firavun ‘un dini üzere olmuş olur, kim de ikinci görüşü benimserse, Musa (a.s)’ ın dini üzere olmuş olur.

Hem sonra biz, Firavun ‘un, Allah ‘ın sıfatlari ile ilgili olarak söylediği birşeyi Hz. Musa (a.s) ‘dan duymuş olduğunu da kabul etmiyoruz. Belki o da, Müşebbihenin inancı üzere idi, bundan dolayı bir ilahın var olması takdirinde, mutlaka göklerde olabileceği inancını taşıyordu. Binaenaleyh Firavun bu inancı, Hz. Musa (a.s)’ dan duymuş olduğu için değil, kendisinden (aklından) kaynaklanan bir şey olarak ileri sürmüştür.

Firavun ‘un, ” Esasen ben onun yalancının teki olduğunu sanıyorum ya .. ” şeklindeki sözü hakkında diyoruz ki: Belki de o, Hz. Musa (a.s) ‘nın, Göklerin ve yerin Rabbi dediğini duyunca, bundan hareketle, Hz. Musa (a.s)’nın, Allah’ ın sadece göklerin Rabbi olduğunu sanmiştir. Bu tıpkı, “orada oturuyor” manasında, içimizden birisi için “evin rabbi (efendisi)” denilmesi gibidir. Binaenaleyh, Firavun bunun böyle olduğuna zann-i galibi ile hükmedince, bu husus ondan bu şekilde nakledilmiştir ki, bu uzak ve imkansiz bir şey değildir. Çünkü Firavun, cehalet ve ahmaklık hususunda, böyle bir hayal ve düşüncenin kendisine nisbet edilmesinin uzak addedilmeyeceği bir noktada bulunuyordu. Eğer karşı taraf, Müşebbihe, bu hayalin Firavun ‘a nisbet edilmesini uzak addediyorlarsa, bu şey (o zaman) kendilerine uygun düşer. Çünkü onlar, Firavun ‘un dini üzere olunca, onlara, ona saygi duymaları gerekir.

Müşebbihenin, ” Firavunun fıtratı, bir ilahın mevcut olması halinde, onun mutlaka göklerde bulunacağına dair şehadet ettiğini ..” söylemelerine gelince : biz diyoruz ki: Biz de, insanların ekserisinin fıtratının, onlara, bunun doğru olduğunu vehmettirdiğini inkar etmiyoruz. Hele de bu kimseler, ahmaklıkta Firavun derecesine varmışlarsa ! Böylece Müşebbihenin sözlerinin geçersiz olduğu sabit olmuş olur.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin