Ana Sayfa İktibaslar Muhakkık İbni Haldun ‘un Yezidin Veliaht Tayin Edilmesi İle Alakalı İzahı

Muhakkık İbni Haldun ‘un Yezidin Veliaht Tayin Edilmesi İle Alakalı İzahı

99
0

Allame Muhakkik İbni Haldun “Mukaddime” sinin Veli ahtlik” bölümünde bu iki makamı (islamda “veliaht”liğin hükmü ve Muâviyenin yezid’i veliahd olarak tayin etmesi) konusunu en etraflı ve en sağlam bir şekilde izah etmiştir. Bizde bu bölümü tümüyle burada nakledeceğiz. Zira içinde başka kitablarda nadiren bulunabilecek güzel konular vardır.

İbni Haldun şöyle diyor:

İmametin (Hilafetin) hakikatı (gerçek amacı) ümmetin gerek dünyevi gerekse dini maslahatlannı gözetlemektir. Dolayısıyla halife ümmetin velisi ve başlarındaki güvendikleri emin bir kimsedir. O, sağlığında bunları gözetler. Bunun gereği olarak onlar için ölümünden sonra da, onları gözetlemesi, dolayısıyla kendi hayatında onların işlerine sahip çıktığı gibi ölümünden sonra da onların işlerine sahip çıkacak birini tayin etmesi gerekir.

Buna karşılık olarak onların da daha önce kendisine güvendikleri gibi bu konudaki fikrinde de ona güvenmeleri gerekir. Nitekim Ümmetin bunun (yani Veliahd tayin etmenin) caiz ve sahih olduğuna dair icması olduğundan, şeriatta yerinin olduğu bilinmektedir. Zira sahabelerin huzurunda Ebu Bekir Radıyallahu Anh , Hz. Ömer (Radıyallahu Anh)’ı veliahd tayin etmiş ve sahabeler de bunu geçerli saymış ve Hz. Ömer Radıyallahu Anh’a itaat etmeyi kendilerine vacip görmüşler. Allah hepsinden razı olsun. Keza Ömer Radıyallahu Anh Aşere-i mübeşşereden hayatta kalan altı kişiye kendi aralarından birini müslümanların başına halife olarak tayin etmelerini emretmişti. Onların da bir kısmı kendi kendi haklarından vazgeçerek işi diğerlerine bıraktılar. Niyahet (Halife tayin etme) işi Abdurrahman bir Avfa havale edildi. O da içtihad etti (bu konuda bütün gayretlerini sarfetti), müslümanlarla müzakereler yaptı ve onların Hz. Osman Radıyallahu Anh ile Hz. Ali Radıyallahu Anh konusunda müttefik olduklarını gördü. O ise (şahsi kanaatini kullanarak) Hz. Osman Radıyallahu Anh’ı tercih etti.

Zira Hz. Osman Radıyallahu Anh, çıkacak her konuda kendi içtihadını kullanmadan Hz. Ebu Bekir Radıyallahu Anh ve Hz. Ömer Radıyallahu Anh’e uymaya bağlı kalacağı konusunda kendisine söz verdi ve böylece Hz. Osman Radıyallahu Anh’a beyat akdini yaptılar ve kendisine itaat etmeyi vacip gördüler. (İşte) gerek birincisinde (Hz. Ömer’inkinde) gerekse ikincisinde (Hz. Osman’ınkinde) sahabeler hazır bulundular ve onlardan hiç biri (işin bu şekilde yapılmasına) karşı çıkmadılar.

Binaenaleyh onların karşı çıkmaması kendilerinin bu akdin sahih olduğu konusunda müttefik olduklarını ve bunun meşru olduğunu bildiklerini göstermektedir. Bilindiği üzere “İcma” da şer’an Hüccet sayılmaktadır.

Halife babasını ve oğlunu dahi Veliahd olarak tayin ederse bu konuda (suçlanıp) itham edilmez. Zira o kendi sağlığında onların işlerine bakma konusunda kendisine güveniliyorsa ölümünden sonra da bu konularda her hangi bir vebali haydi haydi yüklenmez. Öte yandan bazıları halifenin evladını veya babasını bazıları ise sadece evladını tayin ettiği takdirde itham edilebileceğini savunmuşlarsa da bu doğru değildir. Zira halifenin makamı bu konuda suizanden uzaktır. Hele hele ortada halifeyi böyle bir tercihi yapmaya sevkeden bir sebep, örneğin bir maslahatı gözetmesi ve bir fitneden korkması söz konusu ise bu takdirde bu zan tamamen ortadan kalkar. Nitekim Hz. Muâviye (Radıyallahu Anh)’ın, oğlu Yezid’i tayin etmesinde de böyle bir durum söz konusu idi. Muaviye’nin bu fiili yapması, insanların da buna muvafakatı, bu konuda (Velayet-i ahdin meşruiyeti) başlı başına bir delildir.

Hz. Muâviye (Radıyallahu Anh)’ı, başkasını değil de oğlu Yezidi veliahd olarak tercih etmeye zorlayan maslahat, o dönemde ehli hal ve akd olan Umeyye oğullarının ittifak etmesiyle, halkın da görüşlerinin birleşip dağılmamalarının temin edilmesi düşüncesi idi. “Ehli hall ve akd olan Ümeyye oğulları” dedik. Zira o dönemde onlar Kureyşlilerin güçlüleri ve Ümmetin bütün idaresini elinde tutan ve hakim güç olan Ümeyye oğulları kendileri dışında birinin halife olmasına rıza göstermezlerdi. İşte Hz. Muâviye (Radıyallahu Anh) da halifeliğe en elverişli olduklarını düşündüğü kişiler arasında Yezid’i diğerlerine tercih etti. Bunu ve şeriatın nzarında daha ehemmiyetli bir şey olan ittifak ve eğilimlerin birleşmesini sağlamayı çok istediğinden fazilette önde olmayan fazilette önde olana tercih etti. Nitekim Hz. Muâviye (Radıyallahu Anh)’ın adil ve sahabi oluşu bizi onun bu hareketini başka bir şekilde yorumlamamızı ve ona karşı kötü zanlar beslememizi engellemektedir (mahal bırakmamaktadır) . Binaenaleyh Büyük sahabilerin hazır bulundukları halde buna karşı çıkmamaları, Hz. Muâviye (Radıyallahu Anlı) hakkında (kötü) bir şüphenin olmadığına delil teşkil etmektedir.

Zira sahabeler hakkı söylemek konusunda esneklik gösterecek kimseler olmadıkdarı gibi Hz. Muâviye (Radıyallahu Anh)’da hakkın söylenmesine karşı ve gururlanacak biri değildi. Çünkü onların hepsi de bu gibi şeylerden pak oldukları gibi adaletleri de bunları engellemektedir.

Öte yandan Abdullah bin Ömer’in bu işten kaçınması onun takvasından kaynaklanan ve ister helal, ister haram olsun, herhangi bir işe girmekten kaçınması ile yorumlanabilir. Nitekim onun böyle bir tutumunun ve huyunun olduğu meşhurdur. Cumhurun ittifak ettiği bu veliahdlık konusunda, İbni Zübeyr’in dışında hiç kimse muhalefetli kalmadı [353] (Muhalifin az oluşunun hükmü açıktır yani yok hükmündedir.) (Bununla beraber İbni Ömer ona karşı hüsnü zan besliyordu. Bundan da kimsenin şüphesi olmaz ve Hz. Muâviye (Radıyallahu Anh) hakkında başka türlü düşünülmez. Zira Hz. Muâviye (Radıyallahu Anh) Yezid’in böylesi fasıklık yapacağını bile bile onu “Veliahd” yapacak değildi. Onu bundan tenzih ederiz.) [354] (Zira onun Adalet ve fazileti bundan üstündür.)

Nitekim Hz. Muâviye (Radıyallahu Anh) sağlığında onu şarkı dinlediğinden dolayı levmediyor ve onu nehyediyordu. Oysa ki bu (şarkı dinleme) Yezid’in sonraki hareketlerinden daha ehvendi ve selefin mezhepleri bu konuda (şarkı dinlemenin caiz olup, olmadığı hususunda) farklı idi. [355]

Hz. Muâviye (Radıyallahu Anh)’dan sonra gelen Beni Ümeyye’den Abdulmelik ve Süleyman gibi, Abbâsilerden Seffah, El-Mansür, El-Mehdi, Harun Reşit gibi titizlikle hakkı gözetleyip onunla amel eden halifeler de onun gibi hareket edip “Veliand” tayin ettiler ki bunlar adaletli olduğu bilinen, Müslümanlar için iyi düşünen … kimselerdi. Ancak bunların Veliahdlik konusunda evlatlarını veya kardeşlerini tercih etmeleri ve böylece dört halifenin izinden çıkmaları yaldırganamaz. Zira onların durumu dört halifenin durumundan farklı idi. Nitekim dört halifenin döneminde henüz “Salta-nat” karakteri oluşmamıştı ve insanların gönlünde kötülüklere engel olan din idi. Dolayısıyla herkesin kalbinde kendisini kötülük yapmaktan engelleyen bir din düşüncesi hakimdi. Böylece Dört halife döneminde dini açıdan en fazla beğenilen kişi halifelik konusunda başkalarına tercih edilir ve onun dışında bu işe heveslenen de kalbindeki “din engeliyle” başbaşa bırakılırdı. (Tabiiki o da içindeki dini engelden dolayı, dini düşünceden dolayı baş kaldırıp tefrika çıkarmazdı)

Onların döneminden sonra Hz. Muâviye (Radıyallahu Anh) döneminden itibaren artık asabiyyet son sınırı olan saltanat noktasına gelmiş, insanların kalbindeki “din engeli” zayıflamış ve insanların baş kaldırmasını, tefrika çıkarmasını ve kötülük yapmasını bertaraf edecek, saltanata ve asabiyyete dayalı bir engele ihtiyaç vardır. İşte böylesi bir durumda, o dönemde hakim olan asabiyyet’in istemediği birine veli ahd’lik verilseydi, asabiyyet bunu reddedecekti, iş sur’atla çözülecek ve birlik yerine tefrika ve ihtilaf olacaktı.

Adamın biri Hz. Ali’ye sordu:

– “Halka ne oldu da Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’e itaatsizlik edip ters düşmediler de sana itaatsizlik edip ters düştüler?”

Hz. Ali şöyle cevap verdi.

– “Çünkü Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer (Radıyallahu Anhumâ) benim gibilerinin başında idareci idiler, ben ise senin gibilerinin başında idareceyim.”

Hz. Ali bu sözüyle önceki dönemde var olan din engeline işaret ediyordu. Yine (Halife) Me’mün,. Ali bin Müsa bin Cafer es-Sadık’ı “Veliahd” olarak tayin edip ona “Er-Rızâ” ismini verince Abbasiler (şiddetle) buna karşı çıkıp ona olan beyatlarını bozdular ve Amcası İbrahim bin El-Mehdi’ye beyat ettiler. O kadar kargaşa ve ihtilaf çıktı, yollar kesildi, isyancı ortaya çıktı ki, az kala iş çığırından çıkacaktı. Taki Me’mun alelacele Horasan’dan Bağdad’a geldi ve yeniden onların istediği kişiyi Veliahd olarak tayin etti.

(Öte yandan Ömer bin Abdulaziz El-Kasım bin Muhammed bin Ebu Bekri gördüğünde “Elimde imkan olsaydı onu halife olarak tayin ederdim” diyordu. Dolayısıyla o, Muhammed’i veliaht olarak tayin etmeyi düşünseydi bunu yapacaktı. Ne var ki o, ehli hall vel akd olan Beni Umeyye’den daha önce belirttiğimiz sebeplerden dolayı korkuyor ve bölünme olmasın diye halifelik işini onlardan başka bir yöne çeviremiyordu.) [356]

Hülasa Veliahd tayinlerinde bu gibi şeyleri dikkate almak gerekir. Zira, hükümler asırlar içinde beliren hadiseler, kabileler asabiyyetler ve maslahatlara göre değişir ve her devrin kendine has bazı (şer’i) hükümleri vardır. Bu da Allah’ın kullarına bir lütfudur.

Eğer Veliahd tayin etmekten maksad, evlatlara miras bırakmak ise bu dini maksatlardan değildir. Zira halifelik Allah’ın emirlerindendir, onu kullarından istediğine verir. Bu konuda dini mevkileri küçük düşürmemek için mümkün olduğu kadarıyla iyi niyetli olmak gerekir. Zaten mülk (saltanat) Allah’ındır, onu dilediğine verir. [357]

Dipnotlar :

[353] Ancak daha önce İbni Kesir’den naklettiğimiz üzere muhalifler arasında Hüseyin, İbni Abbas ve Abdurrahman b. Ebi Bekr de vardı.

[354] Parantez içindeki kısım “El-Mukaddime” nin 206. sahifesinden alınmıştır.

[355] Parantez arası 212. sahifeden alınmıştır.

[356] Parantez içindeki bölüm 206. sahifeden alınmıştır.

[357] İbni Haldun, Mukaddime, 210-212

İktibas : Şeyh Muhammed Salih Ekinci K.s – Sahabe Dönemi Sahife 299 -304

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin