Ana Sayfa İktibaslar Müçtehid İmamlara Talabelerinin Muhalafet Nedeni

Müçtehid İmamlara Talabelerinin Muhalafet Nedeni

158
0

İktibas : ReddulMuhtar

METİN

Söylendiğine göre talebelerinin İmam A’zam’a muhalefet etmelerinin sebebi şudur: Hazret-i İmam çamurda oynayan bir çocuk görmüş de düşmesin diye ona tenbihde bulunmuş. Çocuk ona şu cevabı vermiş: «Düşmekten sen sakın, çünkü âlimin sukutu âlemin sukutudur».
İşte o zaman Hazret-i İmam arkadaşlarına şunu söylemiştir:

«Elinizde bir delil bulunursa onunla hükmedin».

İZAH

Âferin bu çocuğa,! çok hikmetliymiş. kendi düşmesinin, vücuduna zararı olsa da dine bir zararı dokunmayacağını bilmiş. Bu âdeta düşmek sayılmaz. Ama bir âlimin hak yolunda düşmesi böyle değildir. Çünkü âlim maksadına nâil olmazdan önce ilmî gücünü sarfetmeden düşerse, bundan ona tâbi olanların da düşmesi lâzım gelir ve zararı hepsine âid olur. Bu ise dinde zarardır.
Teâlâ Hazretleri’nin, «Gerçekten zararlı körlük, gözlerin görmemesi değil, ancak ve ancak kalplerin körlüğüdür», âyet-i kerimesi bu kabildendir.

İmam Ebu Cafer’in rivayetine göre şakîk-i Bethî şöyle dermiş:

«İmam Ebu Hanîfe insanların en takvalılarından, en âbid, en kerim ve dinde en ihtiyatlılarından. ALLAH’ın dini hususunda kendi reyi ile söz söylemekten en uzak olanlarından biri idi. İlmî bir mesele hakkında bütün arkadaşlarını toplayarak bir meclis kurmadıkça hüküm vermezdi. Bütün arkadaşları o meselenin şeriata muvafık olduğunda ittifak ederse, o zaman Ebu Yusuf’n yahut başka birine «Bu meseleyi filan bâb’a koy», derdi».

İmam Şa’rânî’nin «el-Mizân» namındaki kitabında böyle beyan edilmiştir:

Tahtâvi’nin Müsned-i Harezmî’den naklettiğine göre Hazret-i İmam’ın etrafında 1000 kadar talebesi toplanmıştır. Bunların en büyükleri ve en faziletlileri 40 kişidir ki hepsi içtihad mertebesine ulaşmışlardır.

Ebu Hanîfe bunları yanına çağırarak kendilerine şunu söylemiştir:

«Ben sizin için bu fıkhın ağzına gem, sırtına eğer vurdum, siz de bana yardım edin! Çünkü insanlar beni Cehennemin üzerine köprü yaptılar. Menzil-i maksuda benden başkası varacak, oyun benim sırtımda oynanacaktır».

Bir hâdise vukubuldu mu talebesini toplar onlarla müşavere eder. münazarada bulunur, konuşur, sorar, bildikleri haber ve eserleri dinler, kendi bildiğini ortaya atar, onlarla bir ay yahut daha fazla münazara eder, nihayet son söz karara bağlanınca Ebu Yusuf onu tesbit ederdi.
Ebu Yusuf bütün aslî meseleleri bu şûrâ yolu ile tesbit etmiştir. Yoksa Ebu Hanîfe, diğer imamlar gibi bu hususta tek başına hareket etmemiştir.

Ebu Hanife talebesine, «Delil bulursanız onunla hüküm verin» demiş. Onlar da bu söze göre hareket etmişlerdir.

Neticede Ebu Yusuf’la Muhammed, mezhebin aşağı yukarı üçde biri hususunda üstadlarına muhtelif içtihadlarda bulunmuşlardır. Ancak bunların ekserisinde İmam A’zam’ın kavline itimad olunmuştur.

METİN

Artık talebesinden her biri onun bir rivayetini alır. o rivayeti tercih ederdi. Bu onun son derece ihtiyatından, vera’ ve takvasındandır.

İZAH

Demek oluyor ki talebesinden hiçbiri onun sözlerinden dışarı çıkmamıştır.

Onun içindir ki «el-Valvalciye» nâm eserin cinâyât bahsinde beyan edildiğine göre Ebu Yusuf,

«Ben Ebu Hanîfe’ye muhalif hiçbir söz söylememişimdir. Söyledimse o sözü vaktiyle mutlaka İmam Ebu Hanife söylemiştir» demiştir.

İmam Züfer’in dahi,

«Ben Ebu Hanife’ye hiçbir hususta muhalefet etmedim, ancak vaktiyle söyleyip sonra rücu ettiği sözünü aldım» dediği rivayet olunmuştur.

Bu gösteriyor ki talebesi muhalefet yolunu tutmuş değillerdir.

Bilakis içtihad ve reyleri ile söyledikleri sözleri, isnadları Ebu Hanîfe’nin sözüne tâbi olarak söylemişlerdir.

«el-Hâvi’l-Kudsî» nâm eserin sonunda şöyle deniliyor:

«Bir kimse onun talebelerinden birinin kavli ile amel ederse, kat’i olarak bilmelidir ki, Ebu Hanîfe’nin kavli ile amel etmiştir. Çünkü onun Ebu Yusuf, Muhammed, Züfer ve Hasan gibi bütün büyük ashabından rivayet olunduğuna göre bu zevatın hepsi, biz bir meselede bir söz söylersek o söz mutlaka Ebu Hanîfe’nindir, demişler ve üzerine ağır yeminler vermişlerdir. Şu halde fıkıhta hiçbir cevap ve mezhep tahakkuk etmemiştir ki, ona aid olmasın. Başkasına ancak mecaz yolu ile nisbet edilir. Çünkü onun sözüne uymuştur».

Müçtehid, bir sözden dönerse artık o söz onun olmaktan çıkar. Hatta «el-Bahr» nâm eserin kaza bahsinde sarahaten bildirildiğine göre zâhir-i rivayeden hariç olan söz, Ebu Hanîfe’nin döndüğü sözdür. Onun döndüğü söz ise kendisinin değildir. Yine ayni eserde şöyle denilmektedir:

«Müçtehidin döndüğü söz ile amel caiz değildir». Böyle olunca onun ashabının ona muhalif olarak
söyledikleri söz Ebu Hanîfe’nin mezhebi değildir. Ve talebelerinin sözleri kendi mezhepleri olur.

Halbuki biz başkasının değil, onun mezhebini taklid etmeyi iltizam etmiştik. Onun içindir ki «bizim mezhebimiz Hanefî’dir, diyoruz. Yusufî vesaire demiyoruz» dersen
ben de derim ki:

Bu suale şöyle cevap verilebilir:

Hazret-i İmam talebelerine kendi kavillerinden hangisine uygun delil bulurlarsa onu almalarını emredince onların söyledikleri kendi sözü,olmuş olur. Çünkü onun kurduğu kaidelere ibtina etmektedir. Binaenaleyh bu söz her vecihle döndüğü sözlerden değildir. Ve onun mezhebinden olur. Bunun nazîri allâme Bîrî’nin «el-Eşbâh» şerhinde naklettiği şu sözdür: «Hadîs sahih olur da mezhebin hilâfını ifade ederse, hadisle amel edilir. Ve bu hadis onun mezhebi olur. İmam A’zam’ı taklid eden bir kimse o hadisle amel etmekle onun mezhebinden çıkmış olmaz».

Sahih rivayete göre Hazreti İmam, «Hadîs sahih ise benim mezhebimdir» demiştir. Bunu İbn-i Abdi’l Ber ve başkaları diğer imamlardan da rivayet etmişlerdir.

Nitekim İmam, Sa’ranî dört mezhep imamının ayni sözü söylediklerini nakleder.

Malumdur ki bu iş, delillere bakarak onların muhkemini, mensubunu anlayanlara mahsustur.

Ehl-i mezhepten olanlar bir delile bakıp onunla amel ederlerse, o delilin mezhebe nisbet edilmesi sahihdir. Çünkü mezhep sahibinin izni ile sadır olmuştur. Şüphesiz o zat bu delilin zayıf olduğunu bilmiş olsa ondan döner ve daha kuvvetli delile tabi olur. Bundan dolayıdır ki, muhakkik İbn-i Hümâm bazı ulemanın İmameyn kavli üzere fetva vermelerini reddetmiş. İmam A’zam’ın kavlinden ancak delili zayıf ise o zaman vazgeçilir» demiştir

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin