Ana Sayfa Müridanın El Kitabı Levlake Hadisinin Tahrici

Levlake Hadisinin Tahrici

229
0

Hadisin iki tarafa göre tahriç ve değerlendirilmesi yapılacak

HADİS
لما اقترف آدم الخطيئة قال يا رب اسئلك بحق محمد لما غفرت لى فقال الله يا آدم وكيف عرفت محمدا ولم اخلقه قال يا رب لانك لما خلقتنى بيدك ونفخ فى من روحك رفعت رأسى فرأيت على قوائم العرش مكتوبا لا اله الا الله محمد رسول الله فعلمت انك لم تضف الى اسمك الا احب الحق اليك فقال الله صدقت يا آدم انه احب الخلق الى ادعنى بحقه فقد غفرت لك ولولا محمد ما خلقتك24

Ömer İbnu’l-Hattab(Radıyallahu Anh)’dan şöyle bir hadis rivâyet edilmiştir.

Âdem (Aleyhisselâm) Peygamber hata işlediği zaman dedi ki:

“Ey Rabbim! Muhammed’ (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hakkı için senden af diliyorum” Allah (Celle Celalühü) dedi ki ben onu yaratmadan nasıl Muhammedi tanıdın? Âdem (Aleyhisselâm) dedi ki:

“Ey Rabbim! Sen beni elinle yaratıp ruhundan bana üflediğin zaman, başımı kaldırdığımda Arş’ın sutunları üstünde “Lâ ilâhe illallâh Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rasulüllah” yazılı olduğunu gördüm, Allah (Celle Celalühü) da dedi: “Seni affettim.

Eğer Muhammed (sav) olmasaydı seni yaratmazdım.”

…………….Hadise uydurma diyenlerin görüşü:

a) Bu hadis içinZehebî “Bana göre isnadı zayıftır, râvîlerden

Abdurrahman zayıftır, Abdullah bin Eslem el-Fiherî ise, bunun kim olduğunu bilmiyorum” haberin uydurma olduğunu söylemiştir.

Elbânî Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem’in zayıf olduğu konusunda ittifak vardır. Ahmed bin Hanbel, Ebû Zur’a, Ebû Hatemi, En-Nesâî, ed-Dârâkutnî ve başkaları onu zayıf görmüştür.

Elbânî: …“Bana göre …Zehebî el-Mîzân’da “el-Fiherî”ye yer vererek ona hadis isnad ettikten sonra bunun batıl bir haber olduğunu söyler.” dedi.

İbn Hacer de el-İsabe’de 3/360’ta aynısını söylüyor ve ilaveten el-Fiherî hakkında şöyle diyor: “Emsali olduğundan muhtemelen bu ondan önceki kişi olabilir. Bu kişi Abdullah bin Müslim bin Rüseyid’tir.

İbn Hacer diyorki: “İbn Hibban onu hadis uydurmakla itham” etti.

b) Hâkim’in bu hadisle ilgili rivâyeti, onu red nedenlerinden biridir. Zira kendisi el Medhulü İlla Ma’rifeti’s-Sahih-i Mine’s-Sakîm” adlı kitabında (uydurma) hadisler rivâyet ettiğini söyler.

Bu işin erbabından olan ve düşünebilen bir insan, bu yaptığının onun aleyhinde olduğu konusunda zorluk çekmez.

Elbânî der ki: Hâkim, el-Müstedrek’te kendi kendine çelişkiye

düşmüştür. Zira (cilt 3 sh. 332)’de adı geçen Abdurrahman’dan rivâyetten başka bir hadis sahih görmediği halde bunu rivâyet etmiştir. Ayrıca Buhârî ve Müslim’in Abdurrahman bin Zeyd’i Huccet olarak kabul etmediklerini de söyler.

Değişik yollarında merfu mu? Yoksa mevkûf mu olduğunda çelişkilik derecesinde farklılık vardır.

Bu hadisi Kur’ân-ı Kerîm’e ters düşmesinden hadisin batıl ve uydurma olduğunu söyleyen âlimlerin tespitini güçlendirmektedir.

…………………..Hadise sahih diyenlerin görüşü:

a) Hâkim: Ebû’l-Haris Abdullah b. Müslim el-Fiherî yoluyla İsmail b.

Mesleme den o da Abdurrahman b. Zeyd b. Eslemden o babasından o da dedesinden o da Ömer (Radıyallahu Anh) rivâyet etmiştir. Bu senetle el-Müstedrek’te (c.2 sh.615) bu sahih bir isnaddır demiştir.

Zehebî’nin Şeyhu’l İslâm dediği şeyhlerinden biri olan Subkî, (Şifâu-s-Sıkâm)’ın 134 ve 135. sayfalarında bu hadisin sahih olduğunu söylemiştir.

Taberânî, Beyhakî , Ebû Nuaym, Kastallânî (ö.923/1517) sahih bir isnad ile, Suyûtî hadisin bazı tarîklerinin zayıf olduğunu söylediyse de hadisin aslının bazı şahid ve mütabi’lerle sahih ligayrihi olduğu, kanaatine varmıştır.

Zurkani, Subkî (ö.771/1369), Kastallânî, Suyûtî, Zurkânî (ö.1122/1710) ve Kevserî gibi birçok hadis hafızı ve muhaddisin şehadeti ile Hâkim’in haklı, Zehebî’nin ise haksız olduğu ortaya çıkıyor.

Abdullah bin Müslim el-Fehrî’nin uydurmacı bir râvî olduğunu kimse söylemedi. Elbânî yalnış söylüyor. Zehebî kim olduğunu bilmiyormuş, bu kadarı doğru.

Zehebî Abdullah bin Müslim el Fehri’nin kim olduğunu bilmiyormuş Zehebî’nin bilmemesi, her zaman zarar etmez.

Bu zat bilinen birisidir. Beyhakî’nin, Delâil’indeki İsnadda, İbn İshak b. Rahuye O’ndan Mısırda rivâyet ettiğini ve O’nun Ebû Ubeyde bin Cerrah’ın taifesinden olduğunu haber verdi. Bu, az da olsa onu bir tanıtmadır.

Bu râvîye Abdurrahman’dan rivâyetinde, Taberânî’nin es-Sağir’inde ve Acurri’nin eş-Şerîa’sında mutabi’ler var. Beyhakî Delail’nde uyduruk rivâyet koymamayı bir “esas” olarak tutmuştur ve hadisin isnadını Abdullahla değil de Abdurrahmanla zayıf kabul etmiştir.

Bu da O’nun Abdullah’ı uydurmacı veya zayıf kabul etmediğini göstermektedir.

İbn Hacer, ne bu râvî, ne de bir önceki kendi tabakasından olan, Abdullah İbnül Müslim ibnül Rüşeyd hakkında kınama yollu hiç bir söz etmemiştir.

Elbânî yanlış söylüyor. El-İsâbe’de değil de, Lisanu’l Mizan’da,

Zehebî’nin dediklerini naklediyor.

İbn Hacer sadece Fihrî için “Bunun, önceki, Abdullah ibnu Müslim ibnu Ruşeyd olmasını uzak bir ihtimal görmüyorum.

Çünki onun tabakasındandır”, Abdullah ibnu Müslim ibnu Ruşeyd için de Zehebî’nin ibnu hibbandan yaptığı nakil akabinde inteha/ bitti dedikten sonra İbnu Hibban’ın sözünün kalan kısmını ilave etti ve kendinden olarak sadece “Hatib, Abdullah’ın babasını şeddelemekle (Musel-lem şeklinde), dedesini de tasğirle Ruşeyd şeklinde) harekeledi” ifâdelerini kullandı İbn Hacer.

Elbânî’nin “Lisân-ül Mizân” eserindeki inteha/bitti “ben derim ki” sözünün öncesinin, Zehebî’ye sonrasınında İbn Hacer’e aid olduğunu bilmiyorsa, kötü, biliyorsa daha kötü.

Üstelik Zehebî’nin bilmemesi İbn Hacer’in de zayıf ihtimali ne zamandan beri kesin ilim oldu?

Nasıl oldu da, bilmeme ve ihtimal, İbn Hibban’a göre, hakkında açıklamalı cerh olmayan râvîlerde asıl olan güvenilirliktir temel esasından ağır geldi.

Bir de, Hâkim, Beyhakî ve Sübki’nin ifâdelerinden el-Fehrî’nin sika, yani güvenilir olduğu anlaşılıyor. Zira tenkıd yerinde susmak bunu ifâde eder. Abdurrahman İbn zeyd, İbn Eslem hakkında söylenenler için;

Kevseri şöyle diyor: Abdurrahman bin Zeydi, İmâm Mâlik zayıf kabul etti ve diğer bir takım âlimlerde ona tâbi olup, zayıf kabul ettiler. Ancak onu yalancılıkla itham etmediler.

Aksine yanılmakla itham edilmiştir. Onun gibi birinin rivâyetleri elenir. Bazıları seçilir. Hâkim, bu rivâyeti İmâm Mâlik’in kabul ettiği rivâyetlerden olduğunu görünce böyle yaptı. İmâm Mâlik’in bu haberi nasıl kabul etti derseniz?

Şöyle açıklayabiliriz:

İbn Humeyd’in bildirdiğine göre Abbası halifesi Ebû Cafer Hacca gittiği zaman Hz. Peygamber’in mezarını ziyarete vardığında orada bulunan İmâm Mâlik’e: “Ya Eba Abdillah yönümü Kıbleye dönüpte mi duâ edeyim?” dedi. İmâm Mâlik de, Halife Ebû Mansur Cafer’e “Niçin yönünü ondan çevireceksin? Halbuki o seninde baban Hazret-i Âdem (Aleyhisselâm)’in de Allah’a vesilesidir. Bilakis Rasulüllah yönüne dön. Onun şefaâtini iste. Çünki Allah onun şefaâtiyle seni affeder” dedikten sonra:

“Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi, Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.” (Nisa 4/64)âyetini okudu.)

Buradan şu anlaşılıyor ki, İmâm Mâlik, Hâkim’in rivâyet ettiği Âdem (a.s) haberini kabul edip fıkhi bir meselede delil olarak ileri sürdükten sonra Abdurrahman bin Zeyd bin Esleme’den “yanılma, zabt azlığı ve töhmeti ortadan kalkar” çünkü onu zayıf kabul edenler sadece İmâm Mâlik’e uyuyorlardı.

Abdurrahman b. Zeyd, her haberi reddedilecek kimselerden değildir.
İşte size, Şafii, el-Ümm’de ve Müsned’inde Allah’ın Dininin mes’elelerinde, Onun bazı hadislerini delil getirmektedir. Bu sebeble, bu hadisi “sahih” kabul etmesinde, Hâkim kınanamaz. Aksine doğru olan, bu (“isnadı sahihtir” hükmü)dür.

Uydurmacılık ayıbını ona hiçbir imâm yakıştırmamasına rağmen

Elbani bunu kendisi eklemiştir.

Abdurrahman bin Zeyd bin Eslem’in Babasından uydurma haber verdi demek “hadis uyduran biridir” demek değildir. “vedaa aleyhi”, yani “Falancıya yalan iftira etti” ile, “reva anhu’l mevduât”, yani “Falancadan uydurma rivâyetleri nakletti” sözleri arasında ilim adamlarınca mühim fark var.

Birincisinde, “uydurmacı”lık ve “yalancılık”, ikincide ise, “dikkatsizlik” ve “gaflet” var. Elbânî ya bu farkı fark etmedi veya kasıtlı olarak gizledi.

Birinci ihtimal kötü. İkincisi daha kötü.

Bir çoklarının, “onda biraz zayıflık var” şeklindeki sözlerini görmezden gelerek “cidden zayıftır” diyen bir iki kişinini sözüne sarılmak, ne derece doğrudur.

“Zabıttaki az zayıflık” rivâyeti en çok hasen mertebesine düşürür,

uydurma yapmaz.

Ahmed b. Hanbel, O’nda bir yanda zayıflık görürken, öte yanda Müsnedinde O’ndan hadis rivâyet ediyor ve itiraz etmiyor.

İmâm Şafii, Müsned’inde ahkam mevzusunda O’nun rivâyetini delil olarak ileri sürüyor.

Bu, O’nu güvenilir bulmak değil midir? Bilenler bilirki, Müctehidin bir rivâyeti delil getirmesi, bir çok usulcüye göre onu sağlam kabul etmesi demektir.

Hâkim’in, Buhârî ve Müslim’in Abdurrahman’ı huccet kabul etmediklerini söylemesi, O’nu zayıf kabul etmesi demek değildir.

Hâkim, Müstedrek’inde rivâyet edeceğini söylediği sahih hadislerin sadece Buhârî ve Müslim’in veya Buhârî’nin, yahud Müslim’in şartlarına uyan sahihler olacağını vaad etmemişti ki, onların şartlarına göre olmayan rivâyeti yapmakla kendisiyle çelişmiş olsun.

O, Müstedrek’e Buhârî ve Müslimden başkalarının ve kendinin ölçülerine göre sahih olan rivâyetleri de aldı. Keza, şeyhlerinin bu haberi, ancak içinde Abdurrahman’ın bulunduğu bu isnadla rivâyet ettiklerini söylemesi, rivâyeti ve Abdurrahman’ı zayıf gördüğü manasına da gelmez.

Sahihliğin en üstünden en aşağısına kadar çok mertebeleri olduğuna göre, belki, daha güçlü bir isnad bulsaydım daha da iyi olurdu ama, burada bu kadar sahih olanı bulabildim demek istemiştir.

Ancak bu sözden zayıflık çok zor anlaşılır. Hatta anlaşılmaz. Nasıl böyle olmasın ki, kendisi şu tevessül hadisi için “isnâdı sahihtir” sözünü açıkça söylüyor.

Hâkim’in şu isnad için, sahihtir demesi, Abdurrahman’ı kendi ictihadınca güvenilir kabul etmesi demek değil midir?

İmâm Şafii’nin Abdurrahman’ı Şeyh kabul etmesi ve O’ndan rivâyetini, haram olması ihtimali olan bir şeyin helal olduğuna dair delil olarak ileri sürmesi, bu râvî güvenilir birisidir demek değil midir?

Bir muhaddis ve müctehid olan Subki’nin sahihtir demesi, O’na Şeyhu’l İslâm diyen talebesi Zehebî’nin uydurmadır, demesinden daha mı zayıftır?

Güvenilir diyenler bunu bilgi ve ictihadlarınca dedikleri gibi zayıftır diyenler de, bu sözlerini vahye dayanarak değil de bilgi, kanaat ve ictihadları icabı söylemektedirler.

Bütün bunlar hariçteki karineler (alamet ve işâretler) hesaba katılmadığı taktirdedir. Onlar hesaba katılırsa rivâyetin sahihliği ağırlık kazanır. Üstelik bu rivâyetin şahitleri de vardır. Âdem Aleyhisselâmın tevessülü ile alakalı bu rivâyeti pekiştiren ona mütabi ve şahit olan başka rivâyetler de vardır.

Merfu’luk Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Mevkuf’luk (bir sahabi sözü oluşu) arasında her zaman çelişki olmayabilir. Olabilir ki, sahabi onu bazen Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sözü olarak aktarmıştır, bazen de iktibas veya telmih yoluyla kendi sözü olarak söylemiştir.

Bir çok sahih hadiste bunun misali vardır.

Üstelik böyle bir gayble alakalı mevkûf rivâyet, hadis usulcülerine ve diğer âlimlere göre söz birliği ile hükmen merfudur. Dolayısıyle ortada çelişki yoktur.

Bu rivâyet Kur’ân’a değil, O’nu anlayamayacak olanlara ters gelmiş olabilir. Oysa büyük imâmları olan İbn Teymiyye hadisi uydurma ilan etse de “Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)olmasaydı seni yaratmazdım” sözünün manasının, bir takım âyetler istikametinde bazı yönleriyle doğru olabileceğini söylüyor.

İbn Teymiyye başka bir yerde Peygamberimizi övdükten sonra diyor ki; ‘ve şöyle dense inkar edilmez. Mahlukatın hepsi onun hürmetine (ecline) yaratıldı. Ve o olmasaydı yaratmazdı.’

İmâm Mâlik’in Şifâ’daki Halife Ebû Mansur Cafer’e dediği, “Seninde, baban Âdem Aleyhisselâm’ında vesilesidir. Bilakis duâ ederken Rasulüllah’ın yönüne dön” dediği geride geçen İmâm Mâlik’in bu sözünü bize bildiren râvîlerin tahriç ve değerlendirmelerini haberin doğruluğunu göstermek için kısaca değinelim.

Kadi İyad, bu haberi, Şifâ-i Şerif’de, Kadi Ebû Abdürrahman el-Eşari, Ebû’l Kasım Ahmet b. Bakıyy el-Hâkim ve bir çoklarından, (Onlar) İbn Dilhas’dan (o), Ebû’l Hasen Abdullah b. Fihr’den (o), Ebû Bekr Muhammed b. Hamad b. Ferec’den, o Ebû’l Hasen Abdullah b. Müntab’dan (o), Ya’kub b. İshak b. Ebî İsrail’den (o), İbn Humeyd’den (o), Mâlik’den rivâyet etti.)

Mâlik’in, Ebû Cafer’e söylediği zikri geçen sözüne gelince… O, Kadi İyad’ın Şifâ’da güzel bir senedle yaptığı rivâyettir. Seneddeki İbn Humeyd, Tekıyy-i Subki’nin zannının aksine, ağır gelen görüşde Muhammed b. Humeyd er-Razi’dir. Lakin, şu Râzî’nin hali, Şems İbn Abdi’l Hâdî’nin tasvir etmek istediği gibi de değildir. Öyle ki, hakkında konuşan herkesin sözlerini topladı, onu övenlerin sözlerini ihmal etti. Bu hoş bir davranış değil.

Bu Muhammed b. Humeyd’den Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce, Ahmed b. Hanbel ve Yahya b. Main rivâyet yapmıştır.

İbn Ebî Heyseme şöyle dedi: İbn Maîn’e bu kişi hakkında sorulduğunda, “sikadır, zararsızdır, Razi, zekidir”dedi.

Ahmed b. Hanbel şöyle dedi: Muhammed b. Humeyd, var olduğu müddetçe Rey beldesinde ilim devam edecektir.

Buhârî, “hakkında iyi düşünülmeli”, dedi. Sağani ve Zuheli onu övenlerdendir.

Halili, (ö.446/1054) “İrşad”da, “hafız ve bu işi bilen biriydi. Ahmed ve Yahya ondan razı oldu,” dedi, böyle birisi, böyle bir haberde itham edilmez…

Ya’kub b. İshak’da bir beis yok, (Zararsız biridir.) Nitekim Hatib, “Tarih”inde böyle dedi.

Ebu’l Hasen Abdullah b. Müntab, Kadi İsmail’in en büyük talebelerindendir. Bu İbn Müntab’i, Muktedir üç yüz senesi civarında Medine-i Münevvere kadılığına getirmişti. O zamanda ilim sahiblerinden ileri gelen sağlam kişilerden başkası Medine-i Münevvere kadılığına getirilmezdi.

İbn Muntab babasının ismidir. İsminde birçokları yanlışa düşmüştür. Talebesi Muhammed b. Ahmed b. Ferec’i Sem’ani, Ensab (isimli kitabında) da Cezairi isimli başka bir şahsı anlatırken “güvenilir” bulmuş ve İbn Esir, Lübab’da onu tasdik etmiştir.

Ebu’l Hasen (b. Ali) el-Fihr (Kevseri, “El-Fihri” şeklinde yazmış veya matbaa hatası var, düzeltme Şifâ’dan ve şerhlerinden yapıldı. Allahu a’lem.) güvenilir ve sağlam kimselerden olub, Zehebî’nin “İber”inde tanıtılmıştır.

İbn Dilhas, İbn Abdi’l Berr’in şeyhlerinin sağlamlarındandır ve İbn Beşküval’ın “Sıle” (isimli eserin) de tanıtılmıştır. Bu kitab Madridde basılmıştır…

(Kevseri, İyad’ın haberi kendilerinden aldığı şeyhlerinin sağlam olub olmadıkları hakkında bir şey dememiş. Ancak aşağıda da geleceği üzere, Hafız Muhaddis Hafacî onların “güvenilir sağlam” kimseler olduğunu söylemiştir.)

İbn Abdi’l Hadi, bu haberi kabul etmekten kaçınmaktadır. Çünki o, çaresiz, şeyhi (İbn Teymiyye)’nin yanlışlıklarına dokunmaktadır.

İbn Müntab bu haberi rivâyet etmekle şeyhi Kadı İsmail’in, Mebsut’undaki, İbn Vehb’in Mâlik’den yaptığı rivâyete zıd olarak yaptığı rivâyeti, reddetmeyi murad etti.

İsmail Iraklı âlimlerdendir. Mısır’lı ve Medine’li âlimler Mâlik’in meselelerini (söz ve ictihadlarını) ondan daha iyi bilir.
Üstelik İsmail, (Mâlik’den) zikrettiğini Mâlik’e isnad etmedi, irsal etti. (Kesintisiz sened zinciriyle Mâlik’e dayandırmayıb, ondan rivâyet edeni atlayarak kesik bir senedle ondan rivâyet etti.)

Lakin bu, İbn Abdi’l Hâdî’nin nefsinin arzusuna uyduğundan, bunu İbn Müntab’ın rivâyetinin aksine, senedini araştırıp sormadan kabul etmektedir. Fikrince senedini anmaya ihtiyaç bırakmayacak ölçüde (İsmaili) aşırı bir şekilde medhetmektedir. Dâvûd-Isfehânî’nin onun hakkında söylediğini sanki görmedi…

(Kevserî’nin Makâlât’ındaki Mahku’t Tekavvül isimli makalesinden kısaltılarak aktarılan sözü bitti. Sh:392-393)

Hafız Muhaddis Hafacî, şöyle demektedir: Bu haberde, “Ziyaret esnasında, duâ ederken kabri şerife dönmek (şeriatça) kötü görülen bir iştir. Hiç bir âlim bunu dememiştir.

Ancak, Mâlik’e atılmış bir iftirada rivâyet edilmiştir” diyen İbn Teymiyye’ye bir cevab vardır. “Mâlike iftira” sözü ile İyad’ın bu rivâyetini kasdediyor. (İyad’a iftira ediyor.) Allah-u Teâla Kadı İyad’ın hayrını bol etsin, bu olayı sahih bir senedle rivâyet etmiştir ve bunu hocalarının sikalarının (sağlam ve güvenilirlerinin) bir çoğundan aldığını söylemiştir.

İbn Teymiyye’nin, “bu yalan ve gelişi güzel söylenmiş bir sözdür” deyişi, batıl sözlerindendir. “Rivâyet edilmemiştir ve nakledilmemiştir” sözü de batıldır. Zira bu (kabri şerife dönerek duâ etmek), Mâlik, Şâfî ve Ahmed’in mezhebidir…

İmâm Sürûcî’nin de anlattığı gibi, Ebû Hanîfe’den, ziyarette kabre dönüleceği, sonra da kıbleye dönülüb duâ edileceği rivâyet edildi. Lakin, İbn Hümam’ın da dediği gibi, Ebû Hanîfe’ye nisbet edilen bu görüş yanlıştır.

O, bizzat kendisi Müsned’inde kabri şerife dönülerek duâ edileceğini İbn Ömer’den yaptığı, “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabrine kıble tarafından gelip sırtını kıbleye çevirip yüzünle kabre dönmen ve esselâmu aleyke eyyuhennebiyyü ve rahmetüllahi ve berekatühu demen, sünnettendir” şeklindeki rivâyetle ortaya koymuştur.

Ebû Hanîfe, bunu Nafi’den, O da İbn Ömer’in kendisinden rivâyet etti.

Görüldüğü gibi, isnad sahihdir. Zira Nafi İbn Ömer’in kölesi olup ondan ve başka sahabilerden hadis rivâyet etmiş olan, son derece sağlam bir râvîdir. Ondan Ebû Hanîfe, Mâlik ve diğerleri rivâyetler yapmışlardır. Hicri 117’de ölmüştür.

KAYNAK SELEFİLER VE TAAVVUFÇULARIN GÖRÜŞLERİ

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin