Ana Sayfa İktibaslar Kur’ân’ı Tabîat İlimleri Çerçevesinde Açıklamanın Bozukluğu

Kur’ân’ı Tabîat İlimleri Çerçevesinde Açıklamanın Bozukluğu

221
0

… kişilerin Kur’ân-ı Kerîm’in yeniçıkan tabiat ilimlerinin mes’elelerini ihtivâ ettiğini isbâta yeltenmeleridir. Nitekim bugün birçok gazete ve mecmû’alarda buna şâhid olmaktayız ki, Avrupalılarda her ne zaman ki bir ilim keşfi ortaya çıkarsa, onu, Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinden birinin gösterdiği ma’nâ olarak kabûl etmektedirler.

Ve bunun İslâm içün bir nasîhat ve Kur’ân’a âid bir kerâmet ve de kendilerinin zekâsına bir alâmet olduğuna inanmaktadırlar.

Bu zararlı düşünceye ilim sâhiblerinden birçokları mübtelâ olmuştur.

Buradaki,Birinci Bozukluk;

Onların, Kur’ân-ı Kerîm’in yeni tabiat ilimlerinin mes’elelerini içinde bulundurmasını onun içün bir üstünlük ve övünülecek şey olarak zannetmeleridir. Bunun sebebi de bakışlarını onun asıl mevzuuna döndürmemeleridir. Bununla beraber Kur’ân-ı Kerîm ne tabiat ilimlerine, ne târîhe ve ne de coğrafyaya âid bir kitâb değildir. Aksine o rûhları ıslâh etmek içün olan bir kitâbdır.

İşte bu yüzden, tıb hakkında yazılan bir kitâbın dokumacılık ve ayakkabıcılık bahislerini içinde bulundurmaması, nasıl ki onun içün bir noksanlık olmayıp, aksine bir üstünlük ve fazîlet ise ve yine nasıl ki, bu bahislerin zikredilmesi kasdedilmeyen mevzûların asıl mevzûlara karıştırılmasından dolayı bir eksiklik ise, aynı şekilde Kur’ân-ı Kerîm rûhânî bir kitâb olup, bu bahislerden ve mes’elelerden hâli olması onda herhangi bir noksanlığı gerektirmez. Aksine bu O’nun içün bir kemâldir ve fazîlettir.

Bu mes’elelerden herhangi bir şey şu insânî tıb ihtiyâcına tâbi olarak zikredilirse, bu sadece şu ihtiyâcın yerine getirilmesine bir tamamlama olur. İşte bu sebeble ancak, ‘zarûrî olan bir şey zarûret miktârıyla sınırlandırılır’ kâidesince ihtiyâc duyulduğu kadarıyla zikredilir.

Şübhe yoktur ki, Allah teâlâ kitâbının bazı yerlerinde göklerin, yerlerin, insanların, cinlerin ve başkalarının yaratılışından kısaca bahsetmiştir.

Çünki tevhîdin isbâtı içün en kolay ve akla en çok yaklaştırıcı yol -ki o tevhîd rûhların ıslâhının mukaddimelerinin en büyüklerindendir- yaratılan şeylerle delîl getirmektir. Ama bunları ona hâcet olmadığından dolayı uzunca ve tafsîlatıyla zikretmemiştir.

O hâlde yeni ilim mes’eleleri Kur’ân-ı Kerîm’in maksadlarından değildir. Onun mes’elelerinden maksûdu, hedefi te’yîd etmek içün zikredilenler ve kat’î bir delâlet ile ifâde ettiği ma’nâyı gösterenler kesin ve yakînî olarak sâbittir ve aksine bir inanç herhangi bir başka delîl sebebiyle câiz değildir.

Şâyet buna bir başka delîl ters düşerse, ya o delîl ayıplı bir delîldir, yâhud da hakîkatte değil, görünürde bir çelişmeye yorulur. Evet, mümkindir ki, bir âyet ma’nâyı kesin bir şekilde göstermez ve onun zıddına bir sahîh delîl bulunmaz. O yüzden biz âyeti zâhirinden çeviririz (te’vîl ederiz). Nitekim biz bunu yedinci kâidede tahkîk etmiştik.

Buradaki ikinci bozukluk.

Şübhesiz biz biliyoruz ki, bu mes’eleler Kur’ân’ın maksadlarından değil, aksine mukaddimelerindendir.

Açık olan şeylerdendir ki, mukaddimelerle delîl ileri sürmek ancak üç şeyden birisiyle doğru olur:

Birincisi: Ya bu mukaddimeler iddiâ sâhibinin isbâtından önce muhâtab tarafından kabûl edilmiş olur.

İkincisi: Ya avâm-havas (câhil-âlim) herkes tarafından bilinecek açıklıkta olur.

Üçüncüsü: Yâhud da delîl ile isbât edilir. Tâ ki, muhâtab onu i’tirâf eder.

Bu hazırlık ve girişten sonra şöyle deriz:

Şübhe yoktur ki, şâyet şu yeni keşifler Kur’ân âyetlerinin gösterdiği (asıl ve öncelikli) ma’nâlarsa, o zaman ilk Arablar’a -ki ma’lûmdur ki, Kur’ân’ın birinci hitâb ettiği kimseler olan ilk Arablar bu keşifleri bilmiyorlardı- kendileri içün elverişli olmayan mukaddimelerle delîl getirmek lâzım gelecekti. Çünki o mukaddimeler bundan önce hitâb edilen kimselerce ne kabûl gören, ne herkes tarafından hemen bilinebilecek açıklıkta ve ne de delîllle sâbit şeyler değillerdi. Bu ise bir eksikliktir ki, hem ne eksiklik!..

Üçüncü Bozukluk: Bu ‘derslerin ve ilmî araştır-malar’ın geçersizliklerinin ve asılsızlıklarıın (sonradan) ortaya çıkması mümkindir. Şâyet biz onları Kur’ân’ın gösterdiği (asıl) ma’nâlar kabûl eder ve bunları i’tirâf edersek, bu i’tirâfımız tefsîrlerimizde tescil edilmiş, yazılmış olur.

Sonra da bâtıllıkları bir zaman sonra ortaya çıkar. Bu da her bir mülhidin; Kur’ân’ın bu parçası sahîh değildir, parçanın ortadan kalkması bütünün ortadan kalkmasını gerektirir, o hâlde Kur’ân doğru değildir demesinin sahasını genişletir. Bundan daha büyük hangi musîbet olabilir?!..

Şâyet birisi ‘şübhe yoktur ki, Kur’ân’ın nazmının sâbit olacak her araştırmaya ne zaman olursa olsun mutâbık olması, Kur’ân’ın ilmîliği cümlesindendir’ dese -ki insanlardan birisi bunu iddiâ etmiştir- ben şöyle derim.

O zaman Kur’ân’ın delâlet etmiş olduğu ma’nâlardan hiçbir şeyin güvenilir kalmaması lâzım gelir. Çünki her bir delâlet edilen ma’nâ zıddını ihtimâlde bulundurur. Bu ahlâksız bir arrâftan yapılan şöyle bir hikâye gibidir. Ona her ne zaman ‘benim ne çocuğum doğacak, erkek mi, kız mı’ diye sorulduğunda, ‘o kız değil erkek’ diye cevâb verir. Sonra doğumun akabinde sözünü vâkıa gereğince ifâde değişikliğine uydurur.6 O zaman ‘bir hidâyet kitâbı’nın böyle bir (istenilen yana sündürülen) kitâb içün kullanılması hiç doğru olur mu?

Dördüncü bozukluk: Şâyet Avrupa’nın kâfir felsefecileri, ‘Kur’ân’ın inişinden çok zaman geçti, Nebînize varıncaya kadar hiç kimse onu anlamamış, işte size büyük bir lütfumuz ve ihsânımız ey Müslümanlar. Çünki siz kitâbınızın tefsîrini bizim araştırmalarımızla anladınız’ dedikleri zaman Müslümanlar ne cevâb verebileceklerdir; bu İslâm gayreti ve kıskançlığına ters düşmez mi?

Bunlar birinci temel kaynak olan Allah’ın kitâbı hakkında vâkı’ olan mefsedetlerdir. Gelecek sayfalarda diğer asıllar hakkında vâkı’ olacakları da takdîm edeceğim.

kaynak

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin