Ana Sayfa Müridanın El Kitabı Kamil bir şeyhin rûhaniyetinden bir şey (düâ) istemek şirk mi?

Kamil bir şeyhin rûhaniyetinden bir şey (düâ) istemek şirk mi?

99
0

İddiâ: Sizin getirdiğiniz delîller bir zâtın sûretini göz önüne getirip hayal etmenin -diyelim ki, size göre- meşrû’luğunun delîlidir. Biz bunu kabûl etmiyoruz ya, farzedin ki kabûl ettik, ya onun rûhaniyetinden bir şey (düâ) istemek? O nereden çıktı? Onun delîli nedir? Bu amel şirk değil midir?

Cevâb: Bir münâsebetle önceki makâlemizde geçen bir takım ifâdelerimizi burada tekrâr etmek istiyoruz:

Bu da bir şefâat yardımı talebi ma’nâsında olan istiğâse demektir. Nitekim hadîs ulemâsının söz birliğiyle sahîh olan Osman İbn-i Huneyf’in rivâyet ettiği a’mâ hadîsinde geçen ey Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem! seninle Rabbime yöneliyorum. Allahım! O’nu, hâcetim husûsunda hakkımda şefâatçı yap nebevî sözu bunu açıkça ortaya koymaktadır. Hâsılı gönülden O’ndan istenen şefâattir. Bu Osman İbn-i Huneyf’in rivâyet ettiği a’mâ hadîsi aslında Râbıtanın en büyük ve açık delîllerindendir. Bu Râbıtayı Osman İbn-i Huneyf’in ve Selef’in yaptıklarının inkâr edilmez vesîkasıdır.

Büyük İmâm Müctehid Sübkî, Şifâu’s-Sikâm isimli eserinde[80] İmâm Zâhidü’l-Kevserî de Mahku’t-Tekavvul isimli uzun ve kıymetli makâlesinde[81] istiğâsenin tevessül vâdisinde/mânasında bir şey olduğunu söylemektedirler. Buna göre bu taleb, Allahım!.. şu sâlih kulun hatırına bana şunu ver, demek olur. Veya, bir kimsenin şeyhinrûhâniyyetinden bir şey istemesi, hakîkatte ondan kendisi için düâ etmesini istemekten başka bir şey değildir. Bunun da bürhânı, onlarca tevessül delîli olan âyet, hadîs ve ulemâ sözüdür.

Ğâibde olandan sebeb yapılma yoluyla yardım istenebileceğinin delîli çoktur. Birkaçını getireceğiz:

Bir: Mâlikü’d-Dâr Hadîsi: Hz. Ömer’in radıyallâhu anh’ın halîfeliği zamanında insanlara kıtlık isabet etti de bir adam Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabrine geldi ve dedi ki, Ya Resûlullah!.. sallallâhu aleyhi ve sellem! Ümmet’in için (Allah celle celâlühû’dan) yağmur iste, zîrâ onlar (neredeyse) helak oldular. Sonra, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem o adama rü’yâsında göründü ve Ömer’e git selâm söyle, onlara yağmur yağdırılacağını de… buyurdu.

İbn-i Hacer, Rüyâyı gören, Sahâbe rıdvanullâhi teâlâ aleyhim’den biri olan Bilâl İbn-i Hâris el- Müzenî’dir. Nitekim Seyf, El-Futûh’da böyle rivâyet etti, dedi.

Bu rivâyet, Sahâbe rıdvanullâhi teâlâ aleyhim’in, ölümünden sonra Resûlüllah sallâhu aleyhi ve sellem ile istiskâ etmekteki amelleri husûsunda bir nassdır. İçlerinden hiç biri haber kendilerine ulaşmasına rağmen bunu inkâr etmedi. Mü’minlerin Emîrine götürülen haber yayılır… [82]

Burada ğâib ve kabirde olan bir zâttan yardım istemek vardır.

İki: Yemâme Günü Şiâr’ı/Sloganı. Yemâme gününde mü’minlerin, ya’ni Ashâb’ın şiâr’ı, “Yâ Muhammedâhü!/Ey Muhammed Yetiş!…” idi. Hâlid İbnü Velîd düşmanını mübârezeye/düellöya davet ederek bu şiarı kullanırdı.[83]

Burada mühim olan husûslardan biri de Ashâb arasında ve Selef’de böyle bir tatbîkâtın var olduğunun İbn-i Kesîr gibi bir Muhaddis ve Müfessirce kabûl edilebilmesi ve i’tirâzsız kitâbına konulmasıdır.

Üç: İmâm Ebû Bekr İbnü Mukri’ rahimehullâhu teâlâ şöyle dedi: Ben, Taberânî ve Ebû’ş-Şeyh Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Haremindeydik. Açlık bizde te’sir ettiğibir hâldeydik. O gün visâl yapmıştık, önceki günün orucundan iftar etmeden oruç tutuyorduk. Akşam vakti olunca, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabrine geldim. Yâ Resûlellah sallâhu aleyhi ve sellem! açız dedim ve döndüm. Bunun üzerine Ebû’l-Kâsim (Taberânî) bana, otur, ya rızık gelecek veya ölüm, dedi. Ebû Bekr, ben ve Ebû’ş-Şeyh uyuduk, Taberânî oturuyor ve bir şeye bakıyordu, dedi. Vakit geçmeden bir alevî geldi ve kapıyı çaldı ve kapıyı ona açtık. Bir de ne görelim ki, onunla beraber iki hizmetçi çocuk, her birinin elinde de, içinde bir çok şey bulunan birer zenbîl var. Oturduk ve yedik. Kalanı da hizmetçi çocuğun alacağını zannettik. Döndü gitti ve kalanları da bize bıraktı. Yemeği bitirince, Alevî, “ey topluluk!.. Resûlüllah sallâhu aleyhi ve sellem’e mi şikâyet ettiniz? Zîrâ ben Resûlüllah sallâhu aleyhi ve sellem’i rüyâmda gördüm, size birşey taşımamı bana emretti,” dedi. [84]

Dört: Utbî Kıssası: İmâm Ebû Abdillâh Muhammed İbnü Mûsâ İbni Nü’mân el- Mezâlî (683) şöyle diyor: Bize rivâyet edildiğine göre Hâfız Ebû Sa’d es-Sem’ânî Ali radıyallahu anhu ve kerremellâhu vechehû’nun şöyle dediğini anlattı: Resûlüllah sallâhu aleyhi ve sellem’i defnettikten üç gün sonra yanımıza bir bedevî geldi, kendini Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabri üstüne attı, toprağından başına saçtı ve şöyle dedi: Dedin ve sözünü işittik. Senden anladığımızı sen Allahtan anladın. Sana indirilen âyetler arasında, şâyet onlar kendilerine zulmettikler vakit sana gelselerdi ve derhâl Allahtan af isteseler, onlar için Resûl de af isteseydi elbette Allah celle celâlühû’yu tevvâb ve rahîm olarak bulacaklardı âyeti de vardı. Nefsime zulmettim ve benim için af dilemen maksadıyla geldim. Bunun üzerine kabirden hemen, bağışlandın diye ses geldi.[85]

İmâm Ebû Abdillâh Muhammed İbnü Mûsâ İbni Nu’mân el-Mezâlî el Merrâküşî, yine kendi isnâdıyla, Muhammed İbnü Nu’mân İbni Şibl el-Bâhilî’den şöyle dediğini rivâyet etti: Medîneye girdim ve Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabrine vardım. Bir de gördüm ki, bir bedevî devesini hızlıca sürüyor. Hemen devesini çöktürdü ve bağladı. Sonra kabr-i şerîfe girdi ve güzelce bir selâm verip hoş bir düâ yaptı. Sonra da şöyle dedi: Anam babam hakkı içün yâ Resûlelleh sallallâhu naleyhi ve sellem! Kesinlikle Allah celle celâlühû seni vahyine hâs kıldı ve sana içinde evvelkilerin ve sonrakilerin ilmini topladığı bir kitâb indirdi ve kitâbında, şâyet onlar kendilerine zulmettikler vakit sana gelseler ve derhâl Allah’tan af isteselerdi, onlar için Resûl de af isteseydi, elbette Allah celle celâlühû’yu tevvâb ve rahîm olarak bulacaklardı buyurdu. Dediği de haktır. Ben sana günahları i’tirâf ederek, seni Rabbine şefaatçı yaparak geldim. O da (şu âyetinde) va’dettiğidir. Sonra kabre döndü ve şöyle dedi:

Ey düzlükte kemikleri gömülenlerin en hayırlısı!/ Ve güzel koktuğu onların güzel kokusundan düzlüğün ve yüksek tepelerin./Sensin şefâati umulan Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem/Sıratta, kaydığında ayaklar./Canımdır fedâ, senin sâkini olduğun kabre/ Ondadır afâf, ondadır cömertlik, ondadır kerem.

Sonra da bineğine binip gitti. Ancak mağfiretle gittiğinde hiç şübhe etmiyorum İnşâellah.

Muhammed İbni Abdillâh el-Utbî de bu haberi anlattı ve sonuna şu ilâveyi yaptı: Derken, uyuya kaldım ve hemen Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i rüyâda gördüm, bana şöyle dedi: Ey Utbî! Bedevî’ye yetiş ve ona Allah celle celâlühû’nün O’nu bağışladığını müjdele.[86]

Merhûm Seyyîd Muhamme Alevî Mâlikî Şöyle diyor: Bu haberi, İmâm Nevevi,[87] Ebû’l-Vefâ İbnü’l-Ukayl,[88] İbn-i Kesîr,[89] Ebû Muhammed İbnu Kudâme,[90] Ebû’l-Ferec İbnü Kudâme,[91] Mensûr İbnü Yûnus,[92] İmâm Kurtubî[93] gibi büyük müfessirler ve muhaddisler de nakletmiştir. Hattâ büyük fakîh koca muhaddis İmâm Nevevi, Utbi’nin bedevîden naklettiği bu beytleri, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabrini ziyâret esnasında söylemenin müstehab olduğunu söylemiştir.[94] (Mâlikî’den nakil son buldu.)

Mısbâh Muhakkiki Hüseyin Muhammed Ali Şükrî bu rivâyetin İbnü Beşküvâl’in “el-Kurbe ilâ Rabbi’l-Âlemîne bi’s-Salâti alâ Muhammedin Seyyidi’l-Murselîn” isimli eserinin 16/Â varağında olduğunu söylemektedir.

Bu rivâyetler muhtemelen iki ayrı hâdiseden haber vermektedir. Zîra Sem’ânî, Utbî nisbetinin, Utbe ibn-i Ebî Süfyân’ın çocukları için kullanıldığını söyledikten sonra, Utbî nesebiyle anılan üç beş kişiyı tanıtıyor. Bunların içinde Sahâbî veya tabiî olan görülmemektedir. Bu yüzden, olabilir ki, biri diğerinden mülhem olarak gerçekleşmiştir. Bununla beraber, hâdiselerin aynı olma ihtimâli de vardır. Şu iki rivâyet, aynı hâdise ise Utbî Hz. Ali zamanında yaşamıştır. Bu takdîrde Utbî’nin sözünü ettiği bedevî şahıs da aynı sahâbîdir. Çünki, olabilir ki, Hz. Ali radıyallahu anh’ın gördüğü bu hâdiseye Sem’ânînin tanımadığı ve bilmediği bir Utbî de şâhid olmuştur.

Nevevî ve diğer büyük İmâmların hâdiseden müstehablık hükmünü çıkarmaları dahî bu ihtimâli kuvvetlendirmektedir. İlim Sem’ânî’nin bildiği ve söylediğiyle de sınırlı değildir. O’nun da zâten böyle bir iddiâsı yoktur. Hâdise bir ise bile, rivâyetler arasında çelişki yoktur. İki şekli de mümkindir.

———————————————-

Mes’elenin -Bizce- En Mühim Olan Noktası

———————————————-

Bunca büyük muhaddisler ve müfessirlerce kabûl görmesi ve Kur’ân’ın açık âyetlerine ters bulunmaması ve şirk kabûl edilmeyip, güzel bulunarak kitâblarına alınmasıdır. Yani, ulemânın onu, senedi bile aratmayacak telakkî bi’l-kabûlüdur. Hattâ, mustehab kabûl edilmesidir. Kitablara intikâl edişinden beri, bin seneye yakındır, hiçbir müctehid, muhaddis, müfessir ve fakîh tarafından şirk olarak görülmemesi, kimsenin Nevevî’ye müşrik damgası vurmaması… İbn-i Kesîr’in meşhûr dediği bu hikâyeye hiçbir âlim tarafından karşı çıkılmaması…

Bâtıl olmadığında âdetâ sükûtî bir icmâın tahakkuk etmesi gibi yanlarıdır. Bu rivâyetin sıhhat derecesi ise daha sonra gelecek olan başka bir husûstur… Bilenler bilir ki, ulemânın bir haberi telakkî bi’l-kabûlü[95] bir çok yerde isnâddan daha değerlidir.[96] Hâsılı, Utbî’nin haber verdiği bedevi’nin bu işi bir tevessül ve İstiğâse’den ibarettir. Hakîkî fail Allah celle celâlühû’dur. Râbıta yapılacak şahsın kerâmet ehli bir velî olduğuna inanıldıktan sonra bir mes’ele kalmaz, Ondan tevessül yoluyla bir şey istenilebilir.

Ve siz ey câhil yobazlar!… Hangi İslâm, hangi ilim, hangi irfan ve hangi haya ile bu ameli şirk, ve onu kabûl eden ve bununla amel eden bunca büyükleri müşrik ve kula ibâdet eden kimseler olarak kabûl edebiliyorsunuz?!..

Kaynak :

http://www.gurabamecmuasi.com/Guraba/5sayi/170-rabita-taraftarlari-nkarcilarinkarcilarin-uebheler-ve-cevablari.html

Dipnotlar:

[80] İmâm Sübkî, Şifâu’s-Sikâm: 146-149

[81] İmâm Kevserî, Mahku’t-Tekavvül (Makâlât’ı içinde): 395

[82][Beyhekî, Beyhekî tarikiyle es-Sübkî, Buhârî, Târihinde Ebû Sâlih Zekvân’dan kısaltılmış olarak, İbnü Ebî Hayseme, bu vecihden uzun olarak. Bu zât, Hâfız, Hüccet ve sika biridir. İbnü Ebî Şeybe, el Musannef (6/356-357, H: 32002). İbn-i Hacer, el-Feth’de (2/338) bu rivâyetin isnâdının sahîh olduğunu söyledi.], Kevserî(nin, Mahku’t-Tekavvul başlıklı makâlesinden kısaltarak), Makâlât: 388-389

[83] [İbn-i Kesîr, el-Bidâye, 6: 324], Mâlikî,

Mefâhîm: 152

[84] Mısbâhu’z-Zalâm Muhakkıkı, bu rivâyeti İmâm Zehebînin, Siyeru A’lâmi’n-Nü belâda (16/400), Tâcüddîn es- Sübkînin de, Tabakâtü’ş-Şâfiiyyeti’l-Kübrâda (2/251) zikrettiğini söylemiştir. (Mısbâhu’z-Zalâm: 61)

[85] Mısbâhu’z-Zalâm:21

[Bu rivâyeti, benzeri bir lâfızla şu İmâmlar da rivâyet etti: İmâm Beyhakî, Şuabu’l-Îmân’da :3/495,(4187), İmâm İbn- Kesîr, Tefsîrinde: 2/306, İmâm Kurtubî, Tefsîrinde: 5/265, İmâm Nesefî, Tefsîrinde: 1/234, İmâm İbn-i Kudâme, el-Muğnî’de: 3/557, İmâm İzz İbn-i Cemâa, Hidâyetü’s-Sâlik’de: 3/1383, İmâm İbnü’l-Cevzî, Müsîrul-Ğarâmi’s-Sâkin’de: 2/301, İmâm Sâlihî Sübülü’l-Hüdâ ve’r-Reşâd’da: 12/380, İmâm Semhûdî, Vefâu’l-Vefâ’da: 4/1361, İmâm Ebû’l-Yümn İbnü Asâkir, İthâfu’z-Zâir: 68-69, İmâm İbnü’n-Neccâr, ed-Dürretü’s-Semîne: 224, İmâm İbn-i Hacer el-Heytemî, Tühfetü’z-Züvvâr: 55], Mısbâhu’z-Zalâm’ı tahkık edip neşreden kişi: Aynı sahîfe.

[86] Mısbâhu’z-Zalâm: 22-23

[87] [El-Îzâh: 498, el-Mecmû’: 8/ 276], Mefâhîm: 157

[88] [El-Muğnî:3/556], Mefâhîm: 157

[89] [Tefsîr-u Kuran-ıl-Azım, Şâyet onlar kendilerine zülmettiklerinde…. âyeti tefsîrinde], Mefâhîm: Aynı yer

[90] [El-Muğni, 3: 556], Mefâhîm: Aynı yer

[91] [Şerh-i Kebîr, 3: 495], Mefâhîm: Aynı yer

[92] [Keşşaf-ul-Kınâ’, 5: 30], Mefâhîm: Aynı yer

[93] [Benzerini Hz. Ali’den (El-Câmi, 5: 265)], Mefâhîm: Aynı yer

[94] [El-Mecmû’, 8: 274], Mefâhîm: Aynı yer

[95] Bir rivâyeti âlimlerin çoğunun kabûl edip alması.

[96] Zafer Ahmed el-‘Usmânî, Kavâid fî Ulûmi’l-Hadîs (İ’lâ Mukaddimesi): 39

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin