Ana Sayfa İktibaslar İznik Konsili’nden Ankara Konsili’ne

İznik Konsili’nden Ankara Konsili’ne

107
0

Mustafa Özcan

Hatırlanacağı gibi, Milattan Sonra 325 tarihinde İznik’te bir Konsil toplandı ve eldeki İncil’lerin geleceğine karar verdi ve onlarcasının ve yüzlercesinin elden geçirilmesinden sonra içinden 4’ünü seçerek bunları kanonik hale getirdi, yani resmileştirdi.

Bugün de Türkiye’de benzeri bir durum yaşanıyor. Kur’an-ı Kerim mahfuz olduğundan dolayı kimse el süremiyor.

Ama Kur’an-ı Kerim’in icmalini tafsil eden hadisler üzerinde spekülasyon yapanlar ve bunların ayıklanmasını isteyen seslere Diyanet İşleri Başkanlığı da katıldı. Ve İznik Konsiline benzer Ankara süreci işlemeye ve resmi bir hüviyet kazanmaya başladı. Taha Akyol’a göre yapılmak istenen bir nevi tecdit hareketi. Seküler ifadesiyle de devrim. Halbuki tecdit hareketi kurguyla, zorlamayla veya ısmarlamayla olmaz.  Bir ihtiyaca mebni Gazali’nin veya benzerlerinin yaptığı gibi gerçekleşir.

Gazali sevk-i ilahi sonucu eserlerini yazmıştır. Yani tecdit bir sonuçtur. Kurgu ile bu işe kalkmamış ama sevk-i ilahi ile yazmaya başlamış ve sürecin sonucunda yazdıkları bir tecdit külliyatı olarak zuhur etmiştir. Yazdıkları da ilim çevresi tarafından tasdik edilmiş,makbul görülmüş ve Salihler de rüyalarıyla bu tasdike katılmışlardır.

Burada ise kendinden menkul iddia ile mukarin bir tecdit süreci vardır. Kanaatime göre, bu ne bir tecdit ne de bir teceddüt/reform sürecidir. Aksine denildiği gibi olsa olsa ‘ne sihirdir ne keramet el çabukluğu marifet’  misali bu ne bir tecdit, ne de teceddüt sadece bir mühendislik çalışmasıdır. Zira kurgu ile yapılan çalışmalar ancak bu  şekilde yani mühendislikle tavsif edilebilir. Gerisi lâf-u güzâftır. Dolayısıyla yapılan bu çalışmalar İznik Konsili çalışmalarına benziyor. Nedeni, bunun bir şekilde devlet denetimi altında gerçekleştirilmesidir. Modern Roma ABD’nin etkisine de kapalı değildir.  İznik Konsili de devlet  denetimi altında yapılmıştır. Diyanet İşleri Başkanı Sayın Bardakoğlu da reformun muhtevasını belirleyen kriterlerin Ankara kriterleri oluğunu dolaylı olarak ifade etmiştir.

Newsweek dergisi bu çalışma ile alakalı olarak: “Entelektüel ve teolojik olarak en iddialı çalışmaların önemli bir kısmı, merkezi Ankara’da olan ve hadislerin yeni yayınını bu yılın sonundan önce yayınlamayı bekleyen bir grup bilgin tarafından yürütülüyor” diye yazıyor. Bu bilginlerin sayısı kimi kaynaklarda 85 olarak veriliyor. İznik’te Hazreti İsa’nın sözlerinin ayıklanmasına mukabil bu heyet de Hazreti Peygamber’in elde mevcut olduğu sanılan 172 bin hadisi elden ve elekten geçiriyormuş. Şu ana kadar yaklaşık 10 bin hadisi elden  geçirmişler.

Beytü’l Hikme’nin Yeni Versiyonu mu?

Newsweek dergisi Türkiye merkezli bu çalışmayı ‘İslam’ın yeni yüzü’ olarak takdim ediyor. Lakin bu İslam’ın gerçekten de yeni bir yüzü mü yoksa yeni bir İznik Konsili mi yoksa bazı kaimlerinin ifadesiyle yeni bir Beytü’l Hikme denemesi mi? Mehmet Görmez İslam’ın evrensel değerlerinin, dönemin ve yerin coğrafi, kültürel ve dini değerleri ile karıştırıldığını ileri sürüyor. Bu doğru olmakla birlikte onlar şimdi tam da eleştirdikleri şeyi yapmıyorlar mı? Ankara merkezli projeleri aynı mahzurları taşımıyor mu? Elbetteki… Mehmet Görmez İslam’ın ilk üç yüzyılında Yunan, Pers ve Hint kültürleri ile bir etkileşim içinde olduğunu ve her buluşmada veya mukabele olarak İslam’ın alimlerce yeni şartlara göre yeniden yorumlandığını ifade etmektedir. Mehmet Görmez: “O dönemde İslam’ı yeniden düşünmekten korkmuyorlarmış” diyor. İslam’ın bu kültürlerle temasından sonra elbette bir takım fikir alışverişleri olmuştur. Lakin gök cisimleriyle teması rasathanelerin sağladığı gibi bu kültürlerle teması sağlamak için de Beytü’l Hikme şuurlu bir irade ile kurulmuştur. Bu alışverişin sonucunda İslam dünyasında Mutezile gibi akımlar neşv-ü nemâ bulmuş ve Nazzam gibi intizamsız adamlar ortaya çıkmıştır.

Bardakoğlu kalkıştıkları işin Amerikan tarzı Ilımlı İslam modeliyle alakası ve Washington kriterleriyle bağlantısı olmadığını ifade etmek için tamamen bu işe yerli sâiklerle kalkıştıklarını ve bu suretle Atatürk’ün emanet ve vasiyetini yerine getirdiklerini söylüyor. Dolayısıyla Washington kriterlerini değil Ankara kriterlerini esas aldıklarını söylemiştir. Lakin neden Newsweek dergisi tam da bu konuya Başkan Bardakoğlu’nun ABD ziyareti sonrasında ilgi duymuş veya sayfalarına taşımıştır? Bunun tesadüf olduğunu zannetmiyoruz. Zira ABD’deki konuşmalarında Amerikan kriterlerine uygun nutuklar irad etmiştir.

Özellikle ABD’deki Kolombiya Üniversitesinde yaptığı konuşmasında Türkiye’de yaygın olan İslam anlayışının ılımlı bir anlayış olduğunu ve ılımlı İslam anlayışının birçok sorunun üstesinden gelmeye kadir olduğunu söylemiş. Söylenen söz değil söylenilen yer yanlıştır. Bu da bu yöndeki kaygıları beslemektedir. Dolayısıyla Amerikalıların tevcih ettikleri ‘ılımlı İslam’ rol modeline fiili ve zımni bir atıf ve ötesinde bir katkı var. Bununla birlikte, kimi yerli kaygıları da yatıştırmak ve bertaraf etmek için Fikret Bila’ya kalkıştıkları işin kesinlikle yabancı taleplerin bir uzantısı değil yerli sâik ve kriterlerin bir ürünü olduğunu söylemiş. Anlaşılan ABD’nin ihtiyaçlarıyla yerli ihtiyaçları dikkate alarak ve harmanlayarak böyle bir teşebbüse kalkışmışlar.

İznik Konsili’nden Van Konsili’ne

Ankara’da başlayan sürecin kilometre taşlarından birisi de Van toplantısı olmuş. Ona da Van Konsili dense sezadır.  Burada gerçekten de Taha Akyol’un dediği gibi devrim çapında bir takım görüşleri dile getirmişler. Hepsi Ankara kriterlerinin damgasını taşıyor. Bu işe de Ankaralı ilahiyatçıların omuz vermesi herhalde tesadüf addolunamaz!

Önce Fikret Bila’nın yazılarından projeyi bir tanıyalım:  “Bardakoğlu, Ankara’daki hadis çalışmalarıyla ilgili sorumu cevaplarken şu bilgiyi verdi:

“Evet. Bir çalışma yapıyoruz. Daha önce de yaptık. 5-10 yılda bir bilginlerle Kuran ve hadis çalışması yapıyoruz. İlahiyat profesörlerimiz bu çalışmaları yeniliyorlar. 70-80 profesörümüz bir araya geldi, aralarından grup oluşturuldu. Şimdi hadislere bakıyorlar.

Günlük hayata ilişkin olarak yorumluyorlar. O hadisler hangi koşullarda yazıldı, o zaman günlük yaşam nasıldı, şimdi nasıl, koşullar nasıl değişti, bugüne ışık tutanlar hangileri gibi ölçülerle bir değerlendirme yapıyorlar. Ayrıca bu Atatürk’ün projesiydi, isteğiydi. Biz onu yerine getiriyoruz. Atatürk, Kuran tefsiri çalışması yaptırmış ve 10-12 cilt olarak yayımlanmıştı. Atatürk’ün bir de hadis projesi vardı. Ama o proje gerçekleşemedi. Biz şimdi onu yapıyoruz. Atatürk’ün projesini gerçekleştiriyoruz.”

‘Büyük buluşma’

Prof. Dr. Bardakoğlu, yürütülen hadis çalışmasının amacını da şöyle açıkladı:

“Bizim amacımız, Peygamber efendimiz ile 21. yüzyıl insanını buluşturmak. Peygamber efendimizin 21. yüzyıl insanı tarafından anlaşılmasını kolaylaştırmak. Hadisleri, günümüz ışığında yorumlayarak bu anlamlı buluşmayı sağlamak.”

‘Ilımlı İslamla ilgimiz yok’

Prof. Dr. Bardakoğlu, bu çalışmanın “Ilımlı İslam Projesi” ile ilişkilendirilmesinin yanlış olduğunu da vurguladı ve şu yorumu yaptı:

“Bazı Batılılar bu çalışmaları Ilımlı İslam Projesi’yle ilişkilendiriyorlar. Bizim Ilımlı İslam Projesi’yle ilgimiz yok. Bizim yaptığımız, İslam’da bir revizyon, bir devrim, bir reform değil. Bizim yaptığımız, Peygamber efendimizin hadislerini anlama ve 21. yüzyıl insanıyla buluşturmadır. Türkiye’nin bu konudaki birikimini değerlendirme, hadislerin anlaşılmasına bir katkı sunmaktır. Tek İslam dini vardır.”

‘Bin Ladin ölçü olamaz’

Prof. Dr. Bardakoğlu, Newsweek’in, Usame bin Ladin radikalizmine karşı yeni bir vizyon geliştiriliyor, yorumuna da katılmadı ve şu değerlendirmeyi yaptı:

“Ortadoğu’da bazıları kendi çıkarları için dini, ahlaki değerleri, insan hakları gibi değerleri kullanabilirler. Bu değerlerin arkasında teröre başvurabilirler. Ancak bunlar bizim için bir ölçü olamaz. Usame bin Ladin, İslam dininin yorumcusu veya temsilcisi değildir.

Biz öyle görmeyiz. Bu nedenle de bizim çalışmamızın Usame bin Ladin radikalizminin alternatifi gibi yorumlanması büyük yanlış olur. Dinimizde terör yoktur. Böyle bir karşılaştırmayı, böyle bir yorumu kabul edemeyiz (1).”

Elbette Bin Ladin’i muhatap alıp böyle bir rol modelliğine soyunmaları doğru olmazdı. Ama bunun sözlü olarak reddetmenin de fazla bir değeri yok. Zira niyetiniz böyle olmayabilir ama kalkıştığınız iş konum itibarıyla dolaylı olarak bu misyonu ifaya yarıyor olabilir. Bizzat bu teşebbüste olduğu gibi.

Bu hususta en büyük desteği Taha Akyol verdiği gibi en çarpıcı değerlendirmeyi de yine o yapmıştır. Bundan dolayı tanıklığına başvurmakta yarar var. Başkan Bardakoğlu Newsweek’i yalanladığı gibi bakalım Taha Bey’i de yalanlayacak mı? Taha Bey ezcümle şunları kaydediyor :

“DİYANET İşleri Başkanı muhterem Prof. Ali Bardakoğlu Türkiye’de İslam anlayışında yaşanmakta olan ‘yenilen-me’yi temsil ediyor; İslami terminolojide ‘tecdit’ denilen yenilenme…

Üç başlıkta toplamak mümkün:

–  Evvela din ile hayat arasındaki bağları geliştirmeye çalışıyor. Sosyal yardım, ağaçlandırma, suyu tasarruflu kullanma, hayvan hakları ve çevre gibi konuları İslami sevap duygusuyla vurguluyor. Din görevlileri hakkındaki “performans kriterleri”ne bu maddeleri koydu mesela…

–  İkincisi, Prof. Bardakoğlu, “laiklik, Atatürk, cumhuriyetin bekası” gibi kavramları vurguluyor. “Din” ve “hukuk”un farklı alanlar olduğunu, mesela aile hukukunu Medeni Kanun’a göre yaşamak gerektiğini söylüyor. Siyasete uzak duruyor.

–  Üçüncüsü, Kuran’ın her on yılda bir yeniden yorumlanmasını, Hz. Peygamber’in hadislerinin incelenmesini ve yeniden yorumlanmasını savunuyor. Bunun için İslami ilimlerle beraber modern bilimsel metotlardan yararlanılmasını savunuyor. Bunun çalışmalarını yaptırıyor.

İşte, Prof. Bardakoğlu dahil, “yenilikçi ilahiyatçılar” diyebileceğimiz akademik akım ve modern hayatla barışık İslami topluluklar böyle oluşuluyor.

19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başlarını kapsayan “Katolik Rönesansı” da benzer sosyolojik dinamiklerin ürünüydü.

Dinler bu tür ‘tecdit’ (yenilenme) hareketleriyle hayata uyum sağlayarak hayatiyetlerini sürdürüyorlar….(2)”

Bardakoğlu sürekli reform ifadesini yalanlasa da yerli yabancı herkes meseleyi nasıl algılıyor önemli olan budur. Önemli olan başkanın takdim biçimi değil nasıl algılandığıdır. Bütün bu algılamalar başkanın yalanlamalarına rağmen yanlış mı?  Bizce başkan meseleyi saptırıyor. Newsweek’in anladığı da Taha Akyol’un anladığı da hepsi de birer gerçek ve işin özünü yansıtıyorlar. Başkan ise  bir nevi müteşerri veya sözgelimi muhafazakar kesimlerden gelecek tepkilere karşı tedbir olarak ağzıyla reform yapmadıklarını söylüyor. Ama ne karşı çıkanlar ne de destek verenler başkan gibi anlamıyor. Hepsi de yanılıyor  da bir başkan mı yanılmıyor?

Gerçekten de Başkan Bardakoğlu’nun yapmak istediği reform değil devrim gibi değişiklikler  ve uygulamalar. Tam bir mühendislik projesi.

Burada Diyanet üzerinden AKP de rol modelliği yapıyor. Ya da AKP’nin rol modelliğinin içini bir şekilde Diyanet reformu dolduruyor. Yine bunu en iyi vurgulayan bizzat Newsweek dergisinin kendisi. Bu matruşka gibi iç içe bir model ve dergi kuşkuya mahal vermeyecek şekilde şunları yazıyor: “AKP İslamcı değil, sadece İslami kökleri olan bir parti. Ve İslamiyet’in yeniden yorumlanmasında (kendine benzetilmesi demek daha doğru olur) önemli bir rol oynuyor. Müslüman halklar, Bin Ladin’e sempati beslemek yerine, yavaş yavaş Türk modeline yönelebilirler…” İşte bu Irak savaşından önce Wolfowitz gibilerinin de özlemiydi. Bu gibi durumlar için ne denir ? Geç olsun güç olmasın…

Kraliçe ile birlikte ülkemize gelen genç İngiliz Dışişleri Bakanı David Milliband da 24 Mayıs 2008 tarihli makalesinde bu rol modele atıfta bulunuyor : “Ülkeniz, son birkaç yılda İslam dünyasına daha fazla özgürlük ve demokrasi isteyen liberal fikirli herkes için daha büyük bir ilham kaynağı olmaya başladı…(3)”  Öyledir, zahir…

Bin Ladin markası üzerinden önce ülkelerimizi işgal ettiler şimdi de akıllarımızı işgale yelteniyorlar.

1-Fikret Bila, 4 Haziran, 2008, Milliyet

2-Taha Akyol, 5/6/2/2008, Milliyet

3-Nazlı Ilıcak, 5/6/2008 Sabah gazetesi

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin