Ana Sayfa İktibaslar İsa Aleyhisselam İnecek mi. -4

İsa Aleyhisselam İnecek mi. -4

204
0

Beşinci Fasıl

İbretlik Bir Televizyon Tartışması

Bir sahne ki, yüz kızartıcı… İlim ve âlimler namına utandırıcı…Tulûât mı deseniz, orta oyunu mu deseniz, yoksa Karagöz-Hacivat oyunumu deseniz, ne deseniz? Kesin bir şey diyemeyeceğim. lyi-si mi, sonuncusu olsun. Perde gerisinde, ipler parmaklarına bağlı, görünmeyen birisi ve parmakla-rını oynatmasına göre hareket eden gölgemsi suretler…Ve bir iki samimi adam…

îsâ aleyhisselâmın, ahir zamanda inip inmeyeceği hususunda, bir tv tartışma programında, ço-ğunluğu profesör olan bir takım vatandaşlar tarafmdan sergilenen traji-komik (hem üzücü ve acıverici hem de gülünç ve eğlendirici) bir sahneden bazı kesitler… Ve onlara, ele kalemi alarak, masa üzerinde yazılıp verilen kısa cevaplar…

/îsâ aleyhisselâm gelecek de ne yapacak?..

Bu, sulu ve zevzekçe bir sual değilse, verilecek çok cevap var… Ama öyleyse… Hasbunellah ve lahavle velakuvvete… den başka, şu şartlarda ne denir? Samimi bir soruysa… Bunun cevabını Ra-sülullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) veriyor. Eğer inanıyorsanız… O’na (Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem) itirazınız yoksa…

Efendimizi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve şerîatını tasdik edecek, îsâ (Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem)’ainandığını iddia eden, ama gene de Efendimize (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) îmân etmeyen Hıristiyanları ikna edecek,Deccâl’ı gebertecek, Haç’ı kıracak, kâfirlerle harp edecek, zamanmda emniyet ve mal iyice artacak, O’nun(aleyhisselâm) duasıyla, zamanmda çıkacak olan Ye’cûc ve Me’cûc’ü Allah (Celle Celalühu) helak edecek.

Hâsılı, O’nun (aleyhisselâm) gelmesinden inatçı kâfirler, Deccâllar, bir de Ye’cûc ve Me’cûc kor-kar ve uyuz olur.

/ Nüzûl-i îsâ aleyhisselam inancı, Hıristiyan inancıdır.

Hayir…Aksine, onlar kendilerine göre, haşa, “Allah’ın (Celle Celalühu) oğlu olan îsâ (aley-

hisselâm)”\n geleceğine inaniyorlar, Müslümanlar ise, Allah’ın (Celle Celalühu) kulu ve Resülu îsâ(aleyhisselâm)’ın… Aradaki fark büyük… Hem, îsâ (aleyhisselâm)’ın gelmeyeceği, kimin inancı, söy-ler misiniz? Sizi yormayalım, cevabı biz verelim; Yehudilerin?.. Kâfir Bâtınîlerin, Behailerin, Kâdi-yânîlerin, Masonların… Ne olacak şimdi ?… Ne diyeceksiniz?

Hıristiyanlar, öldükten sonra dirilmeye inaniyorlar, siz inanmayacak mısınız? Onlar, Allah (Celle Celalühu) vardır, diyorlar, ya siz?.. Olmaz böyle muhakeme saçmalığı…

Evet, onların Allah (Celle Celalühu) inancı vardır, ama, haşa, oğul edinen Allah (Celle Celalühu) inancı… Ahîret inancı vardır, ama bilmem nasıl?.. Esasta, Müslümanlar ile ortak oldukları noktalar çok olabilir. “Onlar, Allah’a (CelleCelalühu) inaniyorlar, öyleyse biz inanmayalim” mi diyeceğiz?

/ îsâ (aleyhisselâm)’ın geleceğine dair Kur’an’da âyet yok.

islam âlimlerine göre var… Câhillere ve hidâyet körü olanlara göre olmayabilir.

/ îsâ (aleyhisselâm)’ın ineceğine teokratik teşkilatlanma içinde olan bilmem neredeki kim-seler inanıyor.

Aferin… Ne de güzel bir yakıştırma ve ispiyon!.. Vazîfenin hakkı ne de mükemmel veriliyor.

/îsâ (aleyhisselâm)’ın ineceğini bildiren haberlerde, indikten sonra kalacağı müddet, kırk yıl mı, yedi yıl mı?, tartışmalı.

0 meseleyi âlimler îzâh ettiler. Zahmet edip okusaydınız, objektif olarak ortaya koysaydınız ve yanlışını veya olmazlığını ispat etseydiniz olmaz mıydı?.. Olmazdı. Çünkü, ne buna yeter ilmîgücü-nüz, ne de hakkı itiraf etmeye yeter samîmiyetiniz yok…

/ Kurtarıcı inancı Kur’ân’a ters. Çünkü, “Şüphesiz, bir toplum kendini değiştirmedikçe Al­lah (CelleCelalühu) onu değiştirmez..”

Bu, Allah’a (Celle Celalühu) bir iftira… Bu âyet anlaşılmamış… Kullar, kendi düşünce ve tavırları-nı Allah’ın(Celle Celalühu) istediği istikamette değiştirmenin sebeplerine güçlerince tevessül ede-cek, Allah da (CelleCelalühu) bunu yaratacak ve var edecek. Veya onlar, zihniyet ve hallerini değiş-tirecek, Allah da (Celle Celalühu)azabı değiştirip nimeti verecek… Allah (Celle Celalühu), bu nimeti icabi, bir kurtarıcı gönderecek. Tâlut misâli…Arada ne çelişki var?..

/ İtikadların kesin olmasi lazim. Bu nüzûl-i îsâ aleyhisselâm inancı, kesin değil.

Doğru … inançlar tereddütsüz olmalı… Kesin inanmanın yanında, inanılacak şeylerin bize gelme yollannin birçoğunun da kesin olmasi lazım. Ancak bazıları, binde bir, yahut, yüzde bir ihtimalli de olsa, ama biz ona kalbimizi kesin bağlasak, bu, kesin bir inanç olmuş olur. Görmüyor musunuz, bir-çokları, aslında bâtıl olan ve aslı astarı olmayan şeylere kesin inaniyorlar. (Cehlî mürekkep gibi). Bu kesin bir inançtır. Müminler de, bazı tali îmân meselelerinde güvenilir sâlih zatların haberlerine -çok küçük hatâ ihtimâli de bulunsa- kesin inanırlarsa îmânları kesin olmuş olur. Hâsılı, bir şeye kesin inanmak ile, o şeyin haberinin bize ulaşmasının kesinliği arasında “telâzum-i külli” (herbakımdan birbirlerini gerektirme) yoktur.

/ Akîde (inanç) kitapları yeniden ele alınmalı ve yazılmalı.

Mü’minlerin akîdeleri bin dört yüz küsur seneden beri bellidir… îmân sıkıntıları yoktur. Yeni îmân arayışında olanlar, ister yeni kitap yazsınlar, ister eski hurafeleri yeniden ısıtsınlar, bu kendi bile-cekleri bir iştir. Ama, bir hesap qünüvar, onu unutmasınlar. Bir takım dünya çıkarları için, bir kısım fânileri memnun ederek helâk olmak akıllılara yakışmaz…

/ Akîde kitapları furu (fıkıh ve amel) meseleleriyle doludur.

Yalan… Mestler üzerine mesh ve imâmet meselesi gibi üç beş meseleyi geçmeyen bir miktar ile birkaç sahifebile dolmaz. Nerde kaldı kitaplar dolsun. Kaldı ki bunlar, bir takım inanç farklılıkla-rı ile temayüz etmiş sapık fırkaların şiar meseleleri olunca, akîde kitaplarında da ele alınmışlardır ki, bunun farkında olmayanlar, o sapık cereyanlara yem olmasın.

Şöyle ki; meşhur rivâyetlerle gelen mesh haberi inkar edilirse, iş inançla alâkalı sapmalara varır. Nitekim öyle oldu ve olmaktadır.

İslamî devlet ve devlet reisi meselelerinin, Ebû’l-Mûin en-Nesefi gibi, akîde meselesi olduğu-nu söyleyen Ehli Sünnet âlimleri varsa da, bunun fıkıh meselesi bile olmadığını iddia eden harici ce-

reyana karşı, bu mesele Akâid kitaplarında, bir fıkıh meselesi olarak işlenmiştir ki, hem halkın îmâ-nının muhâfazasındabu müessesenin ehemmiyeti, hem de, âvamın şaşkınlara kapılmamasının lüzû-mu te’yid edilmiş olsun.

Hem, bunun, kime, ne zararı var, söyler misiniz?.. Bu gocunma niye ve kimin adma?.. Besbelli…

/ Nüzûl-i îsâ (aleyhisselâm) inancı, bin dört yüz yıllık hata mi?

Asia hayir. Buna hatâ diyenler, Yehudiler ve onlarin izinden gidenlerdir. Aksine bu inanç, Mü’minlerin tamamının inancıdır.

/ Hadîslerin çoğu Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh)’dan gelme.

Hayır…Bu söz, bir cehalet veya hıyanet mahsulüdür. Verdiğimiz rivâyetlerin çoğu başka yollarla gelmiştir.

/ Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh)’ı, Ebû Hanife fıkıhta bile delîl almaz.

Yalan… iftira ve cehalet… Şâyet, Ebû Hanife tarafından, başka Sahâbîlerin yanında, Ebû Hurey­re (Radıyallahu Anh/tian da rivâyet edilen hadîslerin toplandığı Müsned’e veya ondan nakledilen fıkhi meselelere bakilsa, ard niyetii olmayanlar, bu sözü söyleyemez. Ard niyetlilerin ise, hakkindan Allah(Ce//e Celalühu) gelsin.

Şâyet, bir takım Hanefi usulcülerden gelen, bazı sınırlı meselelerde, “Ebû Hureyre yoluyla ge-len Haber-i Vâhid kıyasla çelişse ve kıyas kapısı kapansa, kıyas tercih edilir.” mealindeki ifade-lerden söz ediliyorsa;

-Bu hususta Ebû Hanîfe’den, Ebû Yusuf’tan ve Muhammed’den hiçbir rivâyet yoktur.

-Hanefîlerin usulcülerinin ve ağır toplarının çoğu bu görüşte değildir.

-Bu husus, fıkhın ve kıyasın çok küçük ve dar sahası için geçerlidir.

-Bu sahanın dışında, Hanefîler ve diğer sapık olmayan islam limlerinin tamamına göre Ebû Hu­reyre (Radıyallahu Anh) hüccettir.

-Sırf haber mahiyetinde olup, istinbat ve kıyasla alakası olmayan îmâni mevzular tartışma saha-sının zaten dışındadır.

Öyleyse, seyirci, câhilce yahut haince aldatılmak istenmektedir.

/ Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh)’ı hadîs rivâyetinden men etti.

Yalan… Ne zaman? Bunu kirn, nerede dedi? Aksine, Ebû Hureyre O’nun zamanında hem riva­yet etti, hem deiçtihad. O, sadece Ebû Hureyre’yi değil, herkesi hadis rivayeti hususunda son de-rece temkinli olmaya çağırır, hatta bu hususta onlara sert muamelelerde bulunurdu. Ve, iyi de ya-pardi. Bunu, bahane yaparak, öküzün altında buzağı aramanın alemi yoktur.

/ Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) için söylediğim, benim görüşüm değil, Hanefîlerin görüşüdür.

Bu sözün ilk yarısı doğru, ikinci yarısı ise yanlış… Evet, bu görüş sizin görüşünüz değil, müsteş-riklerin ve onların oltalarındaki M. Ebû Reyye ve onun gibi müsteşrik ve misyoner piyonlarının gö-rüşüdür. Ama, Hanefîlerin görüşü olduğu iddiası, onlara bir iftiradan ibarettir.

/ Hiç bir kimse, nüzûlü inkar edene kâfirdir diyemez.

Doğru…Darılır…Hem de, mevcut idâri himayeler bunu inkar edenlerden yana ise, kimin haddi-ne?..

/ Bu, nüzûl inancı, kabul de edilebilir, inkar da edilebilir…

Aferin… Kim demiş?.. Boş söz… Gazâli’ye iftira… Hangi kitabında?..

/ Nüzûl, halkın görüşüdür.

Hem halkın, hem de âlimlerin… Sadece halkın değil. Bunu söyleyen, kitap okumamış bir câhil ve­ya gerçekleri bile bile gizleyen bir hâin olduğunu açıklamış olur.

/ Ebû Hanîfe’nin kitabında yok.

Yalan… Aksine Fıkhu-I Ekber’inde var. İşin garibi ve ibretli yanı şu ki, Ebû Hanîfe’nin el-Fıkh’ul-Ekber isimli eserinde bu açıkça ifade edilmiş olmasina ragmen, onu tercüme eden kişi, bu denli fa-hiş bir ilim ayıbı olan şu iddia karşısında susabilmekte ve “hayir, her ne kadar ben nüzûlün oldu-

quna inanmıyorsam da bu Ebû Hanîfe’nin kitabında mevcuttur, yanlış söylüyorsunuz” diyeme-mekte, ilmi emaneti gözetecek dürüstlüğü gösterememektedir. Her halde kendi kalesine gol atma-ma akıllılığını gözetmektedir.

/ Mâturîdi’de de yok.

Yalan… Et-Tevhid’i kastediliyorsa, bu kitap, bir kısım Akâid meselelerine dairdir. Yoksa, Akâid meselelerinin hepsini içine alma iddiasıyla yazılmamıştır. Nitekim bir çok inanç mevzuu onda yer al-maz. Buna rağmen et-Tevhit’de dahi îsâ alehisselâm meselesinde nüzûlden de bahsedilmekte ve in-kar edilmemektedir .(209-212) Te’vîl at’ı ?..Mesela, yazma nüshasının 622/a-b’de ve 231-232 a ve b, 278. varaklarda ve diğer yerlerde, îsâ aleyhisselâmın nüzûlü açıkça ifade edilmektedir.

/ Akâid kitaplarının yüzde doksanında nüzûl yok.

Aksine yüzde doksanında var. Nitekim, olanlardan bir takımlarını yazdık… Bir de olmayanlar söy-lensin.

/ İlk akîde kitaplarında yok.

Bu, EI-Fıkh-ul-Ekber, Akîdet’ut-Tahâviyye ve diğerlerinde var iken, böyle nasıl söylenebîlir? ilklerden, bunun yer almadığı birkaç tanesini de siz söyleyin. insanların gözünün içine baka baka ya­lan söylemek, bundan utanmamak ve sikilmamak ahlâki yapısı, akademisyen olmanin icaplanndan mi kabul ediliyor, doğrusu bilemedim.

/ Gazali’de yok…

İftira…

/ Nüzûl, Kur’ân’la çelişir.

Asia… Bu Kur’ân’a bir iftira…Yahut, anlayış fakirliği… Biraz önce, “Bu, inamlabilecek veya ina-nilmayabilecek bir meseledir” sözünü, bu kimse sarf etmemiş miydi? Kur’ân’la çelişen meseleye nasıl inanılabilir?

/ “Bu gun size dininizi tamamiadim” âyeti ne olacak?

Allah’im! akhmi zayi etme.. Ne alakasi var? Kim, “îsâ (aleyhisselâm), dinin eksik kalan kısmı-ni tamamlayacak” dedi? Din, tamamdir da, onun, değil tamamini, çok azini bile tatbik etmeyenler var. Hatta bunlarçoğunluktadırlar. îsâ (aleyhisselâm), onu, tamamen tatbik edecek. “Dinin, tatbi-kinin eksik olmasi” ile, “dinin eksik olmasi” arasmdaki farki fark edebilmek.Jşte cinnet sininndan akıl diyârına atılan ilk adimlardan biri…

/ Son peyqamber Hazreti Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sonra peyqamber qelmeyecek.

Tamam… Ne zıtlık var? Yeni bir şerîatla yeni bir peygamber gelmeyecek. Son peygambere (Sal­lallahu Aleyhi ve Sellem) yardımcı olmak ve Yehûdîlerin, “O’nu öldürdük” iddiaları ile, Hiristiyan-larin, “O’na ilahlik payesi vermesi”ni ve bir çok yanlış inançlarını düzeltmek üzere gelip hizmet verecek ve bir kul olarak ölecek olan bir peygamber…

/ Melâhim (ileride olacaqi haber verilen savaşlar)… Geleceğin senaryosu…

Edep ölçülerini taşan ve aşan bir ifade… Aksine, ileride vuku bulacak olan bir takım muharebe-lerin Allah’ın (Celle Celalühu) bildirmesi ile, Peygamberi tarafından bilinip haber verilmesL.Yoksa ortada haşa, ne senarist var, ne aktör,ne de artist… “Kişi, kendinden bilir işi”, mi, diyelim, ne di-yelim?. İnanın bilemiyorum…

/ Melâhim haberleri uydurmalarla dolu…

Arasında bir takım uydurmalar vardır. Ancak bunlar, “doludur” denilebilecek kadar çok değildir ve olanlar da limlerce ayıklanmış, câhillere hiçbir söz bırakılmamıştır.

/ Ahmed b. Hanbel, “üç şey asılsızdır. Birisi melahim ilmidir”, demiştir.

Nerede demiştir? Evet, “üç kitâbın asıllan yoktur. Meğâzi, Tefsir ve Melâhim” şeklindeki sözünü söylediği, mevzuat kitaplarında ve el-İtkan gibi kitaplarda mevcuttur ve bu hususta genelleme ya-pılmasının doğru olmadığı yazılıdır. (el-Fetenî, Tezkiret-ül Mevzuât: 223) Bir de, bunu ne ma’na-da demiştir? Kendisi Müsned’de böyle rivâyetler yapmıştır. Bu sözü, belli güvenilmez kişilerin uy-durma rivâyetleri için söylemiş olduğu besbelli. Söylemişse tabii…

/ İbn-i Haldun, “nuzül hadîslerinin hiçbiri sahih değildir”, demiştir.

İbn-i Haldun, hadîs âlimi değildir. Bu bir. İkincisi, onun sözü, nüzûl-i îsâ aleyhisselâm için değil, Mehdî(aleyhisselâm) içindir. Ortada bir cehalet var. Mehdi (aleyhisselâm) hadîslerinin de sahih hatta Mutevâtir olduğu hadîs hafızlarınca söylenmiş, bu husustaki cehaleti İbn-i Haldun’un ağzına tıkanmıştır. Biline…

/ Nüzûl-i îsâ (aleyhisselâm) akîdesi zararlıdır.

Evet doğru… Deccâl’a ve ordusuna, Ye’cûc ve Me’cûc’e ve kâfirler ordusuna çok zararlıdır. Hem de yok olma ölçüsünde…

/ Ehli Sünnet bu mevzuda müttefik değil.

Aksine İcmâ’ halindedir. Hatta bidat mezhepleri de dahil…

/ Biz bu alanda araştırıyoruz.

Hayır.. Karıştırıyorsunuz. Ciddi olarak, işe yarar, bir şey okumamışsınız. Sözlerinizden belli.

/ Bu inançla misyonerlere prim veriyoruz.

Hayır. Aksine nüzûlü inkarla, onlara prim veriyorsunuz. Zîrâ, yüzlerce hadîs ve onların yer aldı-ğı yüzlerce ciltlik Hadîs ve Tefsîr kitabını çöpe fırlatmanızı gerektirecek bir iş yapmanız kadar, on-lar için, yüksek dozda hangi primdüşünülebilir?

/ Nüzûl-i îsâ (aleyhisselâm) akîde meselesi değildir.

Yazık… Bir takım doğrulardan sonra, bu ne sürçme?.. Akîde meselesi değil, fıkıh meselesi de de-ğil. (Çünkü ona terettüp eden bir amel yok), öyleyse masal mı, haşa?!..

/Sahâbeden güvenilir haber varsa tamam, ama yok.

Bu nüzûl-i îsâ aleyhisselâm haberlerinin sağlamlığı ölçüsünde Sahâbeden otuz, hatta on mese-le bile sübut bulmaz. Burada bir aldatmaca var.

/ Sahâbeden üç yüz sene sonra çıktı bu hadîsler.

Müsteşrik iftirası. Aksine Resul ve Sahâbe zamanında birçok hadîs yazıldı. Birçoğu da ezberler-de korundu. Bu meseleyle alâkalı ciddi eserler var. Ama okuyan nerde?…

/ Buhârî’de nüzûl haberi yoktur, onda böyle bir şey okumadım!.

Dedik ya, karşımızda bir Karagöz-Hacivat sahnesi var. Şu söze, ciddiyet dairesinde ne cevap verilebilir?.. BuhâıTdeki onca Hâdîs’i okumamış. Bu sözün doğru olma ihtimali yüksek. Çünkü muh-temelen Buhârî’nin hiçbir yerini de okumamıştır. Ama bu Buhârfde kesin olarak vardır. Nitekim de-filler bölümünde bir kısmını gösterdik. İnanmıyorsa birde elinde sallayarak gösterdiği et-Tasrîh’e baksin. Siz ne dersiniz bilmem ama, bağışlayınız, bu, seyirciyi eşekyerine koymaktan başka bir şey değildir. İnsanları eşek yerine koyan kimseyi siz hangi yere koyacaksanız koyunuz, karışmıyorum.

/ Müfessirler Tefsîrlerine kendi görüşlerini koydu.

Kendini bilen, mümin olan akıllı ve bilgili hiçbir kimse kendi görüşünü Tefsîre koyamaz. Bu nü-zûl meselesi, ictihad meselesi değildir. Te’vîldeki görüş farklılıkları ile tefsîri karıştırmamak lazım. Geçmiş müfessirler, zamanlarının iktidarlarına satılmış, âzâd kabul etmez köleler, yahut kiralanmış kiralik katiller ve zâlim maşaları değildi ki, Allah’in (Celle Celalühu) muradı yerine kendi hevalanni tefsîr diye insanlara yutturmaya kalkışsınlar idi. Onlar, zâlimlerin maaşıyla beslenen, besleme araş-tırmacılar değildi ki, ilahi muratla nefsâni arzularını yer değiştirsinler idi. Onlar, Allah’tan (Celle Ce-laliihu) korkan iirkek ve korkaklar, şimdikilerin çoğu ise O’ndan korkmayan, cesur ve yiğitler… Ha-sılı, bir karıştırma var…

/ Hadîsler Kur’ân’a arz olunur, uymayanlar atılır.

Bu meâldeki hadîs rivâyeti, hadîs imâmlarına göre uydurma, yahut zayıf bir rivâyettir. Ma’na ola­rak, doğru tarafi varsa da, bunu, âlimler ve akl-i selim müctehidler yapar, câhiller ve sulu beyinler değil. Satılmış veya kiralik beslemelerhiç değil…

/ Hadîslerin hiçbirinin kritiği yok.

Hepsinin var… Mesela, KesmTrfnin Tasrih’i ve Ğumari’nin “İkamet’ul Burhan” ve “Akîdet’u Ehl’i İslam”‘ı okunsaydı ve samimiyet de bulunsaydı bu söz söylenmezdi.

/ Kur’ân yetmez mi?

Bu sözü, bir takım sapmışların diyeceği, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafindan ha­ber verildi. Yeter… Yeter de, o yeten Kur’ân bazı sahaları Resule, bazılarını da âlimlere havale edi-yor. Kime ne düşer? Burada,hadîsin inkan var… Bu tür sözler ve iddialar, iki asır öncesinde, siste-matik olarak tezgahlanan ingiliz oyununun sadece bir sahnesi… Başka sahneleri de var. Oryanta-lizmin ve Misyonerliqin dehşetli bir oltasi…

/ Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dese, tamam da… Şüphe var…

Şüphe falan yok…Her şey yerli yerince. Şüphe îmânda…

/ Mutevâtir hadîs getirin.

Getirdik… Var ama, inanmayacak olduktan sonra nafile. “Yer yüzünde haksız yere kibirlenen-leri âyetlerimi anlamaktan çevireceğim… yetlerin tamamını görseler, onlara inanmayacaklar-dır”… İnsan… çetin bir mahluk… Mesele, hidâyet meselesi, başkası değil…

/ Beş yüz veya yüz kişinin rivâyet ettiği hadîs getirin.

Bu sayının gerekliliğini Kur’ân mı diyor, kim diyor? Böyle bir şart aramak, sünneti inkarın esaslı ve sinsi bir bahanesidir. Hangi tarihi hadîse, beş yüz yahut yüz kişi tarafindan yazılı olarak rivâyet edilmiştir? Tarihi inkar mı edelim?..

/ Nebî ümmetine inanmıyor mu ki ğayb’ten haber veriyor?

Burada hangi mantıki bir telazum (birbirini gerektirme) var? Gelecekten haber vermek, inanma-ma ve güvenmemeesasina mi dayanir? Rum sûresinde ve bir çok âyetlerde, ileriden haber veren Allah (Celle Celalühu), ümmete inanmadığı için mi bu haberi veriyor? Değilse, aynı Allah (Celle Ce-lalüh), Resulune vahyederek, onun diliyle ileriden haber veriyor. Kime ne düşmüş ?

/ İslâm’da kurtarıcı fikri yanlıştır ve yoktur.

Kurtanci fikri, Kur’ân’da vardır. insanlar, vazifelerini ellerinden geldiğince yaparlarsa, Allah (Celle Celalüh), bir sebep yaratir da, biri veya birilerini kurtanci olarak gönderir, onlar vasitasiyla kullarmi kurtanr. Batmakta olan gemi ahalisi, Allah’a (Celle Celalüh) dua eder veya etmez, Allah (Celle Celalüh) birilerini onlara kurtanci olarak gönderir,onlara gönderilenler, vasıta, Allah (Celle Celalüh) da hakiki fail olarak onları kurtarmış olur. Allah (Celle Celalüh),bu alemdeki işlerini, çoğun-lukla sebeplere bağlayarak yapar…

/ Bu rivâyetlerde Nüzûl-i îsâ’nın (aleyhisselâm) yeri hususunda ve yapacaklarında te-nakuz var.

Tenakuz falan yok. Neresinde olduğunu söyleseler cevap verirdik. Ama ezbere konuşuluyor. Yo-rulup da bir şey okunmamış.

/ Tarih boyu Mesihler geldi.

Tarih boyu sahte ilahlar ve peygamberler de geldi, onlar yüzünden, hakiki ilahımız olan Allah (Celle Celalüh) ile, Nebîsi Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’iöe mi inkar edeceksiniz? Bu na-sil bir kafa?

/ Nüzûl-i îsâ (aleyhisselâm), Sâîd Nursi tarafindan, “şahsi ma’nevî olarak” da yorumlandı..

Bizim bildiğimiz, 0, açıkça, îsâ (aleyhisselâm)’ın şahsının da geleceğini söylüyor. (Mektu-bat:61). Öyleyse, oma’nevî olarak geleceğine dair ifadeleri, ya vazgeçtiği veya şahsının gelmesi-ne paralel ma’nevîiyileşmeler şeklindeki mukaddimeler (öncüller) ma’nasındadır. Yoksa, sırf ma’ne-vîgeliş fikri, felsefecilerin ve zındıkların gorüşüdür.

/ Hasan Mezarcı’ya, îsâ Mesih diye niye inanmadınız?

Siz, Kerim Ağa Han ve benzeri sahte ilahlarla sahte peygamber Müseylemet’ül Kezzab ve foto-kopilerine niye inanmadıysanız ondan. Onlar yüzünden, tek ve gerçek ilah olan Allah’a (Celle Cela-lühu)ve Resulüne de miinanmayacaksınız?

/ Mehdi hadîslerinin yüzde doksanı uydurma, gerisi de zayıftır.

Onlardan üç beş tanesini okuduğunuzu zannetmem. Ezbere konuşuyorsunuz. Bu yapılan, İbn-i Haldun’un, sahası dışına çıkıp sarf ettiği saçmalıkların kasetten okutulması…Yoksa, Hadîs Hafızla-rının bir çoğunun, bu hadîslerin,ma’nevîMufevâf/rolduğunu söylediği, ilim adamlarınca bilinen bir

şeydir. Daha önce, Süyûtî, İbn-i Hacer-i Mekkî, Aliyy’ul Kari, Gumari ve diğerleri bu hususta hi­rer müstakil kitap yazmış ve böyle demişlerdir.

/Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), “Ben kendimi bile kurtaramam” şeklindeki so­zu, kurtarıcıfikrinin doğru olmadığını gösterir.

İyi de, bu sözün ma’nası ne demektir? Mesele, işte bunu anlayabilmektir. Allah (Celle Celalühu), güç ve kudretvermedikçe ve müsaade etmedikçe, elbette kendini bile kurtaramaz. Ama müsaade ederse, kendini de başkalarını dakurtaracaktır. Şefaat âyetlerine biz îmân ediyoruz. Hatta Allah’ın (Celle Celalühu) va’diyle, kendi kesin kurtulacaktır.

/ Hadîsler ğaybten haber veriyor. Bu, Kur’ân’a terstir.

Hayır… Hadîslerin ğaybten haber vermeleri, Kur’ân’a ters değil, aksine tam muvafıktır (uygun-dur). Nitekim, AllahfCe/Ze Celalühu), “Razı olduğu Rasulleri hariç, ğaybına kimseyi muttali kıl-maz (ğaybını kimseye bildirmez )”, buyuruyor. (Cin sûresi, 26-27. âyet-i kerîmeler.) Biz, O’nun buâyetine inanıyoruz.

/ Nüzûl-i îsâ (aleyhisselâm) inancı, İcmâ”a yakındır.

Hayır, İcmâ’ iledir.

/ Siz kültürü, din olarak alıyorsunuz.

Hayır. Aksine siz, kültürsüzlüğü bile din olarak alıyorsunuz.

/ Devlet bize para veriyor, yeni şeyler okuyor ve araştırıyoruz…

işte size müthiş bir itiraf. Başka söze ne hacet… Müminlerin îmânı ile niye uğraşıldığının açık iti-rafı… îmân ve akl-i selim sahipleri için ibretlik bir îtiraf…

Ey bizim Rabbimiz!.. Bize hidâyet ettikten sonra, (isyanımız ve şahsi seçimimiz veya baş-ka hikmetlerle)kalplerimizi, (îmândan, hak ve hakikatten) kaydırma…

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin