Ana Sayfa İktibaslar İsa Aleyhisselam İnecek mi. -1

İsa Aleyhisselam İnecek mi. -1

129
0

Besmele, Hamdele, Salvele ve Selam’dan sonra…

Bu yazımızda, [1] Ehl-i Sünnet düşmanı olan bid’atçıları bid’atın son noktasına ulaştıracak bir mev-zuu inşallah ele alacağız: İsâ (aleyhisselâm)’ın kıyametin kopmasından önce göklerden tekrar in-mesi…

Mevzunun, etraflı tertipli ve düzenli olması düşüncesiyle, bahsimizi bir mukaddime, dokuz me-sele ve bir neticede inceleyeceğiz. Mukaddime, mevzunun yeniden ısıtılıp Mü’minlerin önüne sunul-masındaki maksadın ne olduğu; birinci mesele, neden bu mevzuu ele aldığımız; ikinci mesele, ilmi üslubun neyi gerektireceği ve bu mevzuda önceki ilim adamlarının yazdıkları; üçüncü mesele, bu mevzunun inanç mevzuu olup oimadığı;dördüncü mesele, isâ (aleyhisselâm)’ın öldürülüp öldürül-mediği ve ölüp ölmediği; beşinci mesele, isâ (aleyhisselâm)’ın ahir zamanda inip inmeyeceği; altın-cı mesele, Hafız Muhaddis Ğumarî’den, İsâ (aleyhisselâm)’ın ineceğine dair rivayetle alakalı bir tah-lilin nakli; yedinci mesele, İsâ (aleyhisselâm)’ın ineceğini kabul etmeyenlerin delilleri; sekizinci me­sele, isâ (aleyhisselâm)’ın ineceğini kabul edenlerin delilleri ve bunu inkar edenlerin şüphelerine cevapları; dokuzuncu mesele, isâ (aleyhisseiâm)’ın geleceği ile alakalı hadisleri tevil edenlerin kim-ler olduğu, tevilleri ve bunun ne mana ifade edeceği; netice de, İsâ (aleyhisselâm)’ın geleceğini ka­bul etmek ve etmemenin neyi hasıl edeceği ve neyle noktalanacağı hakkındadır. Tevfîk (başarıya ulaştırmak) sadece Allah’tan dır.

MUKADİME

Ehl-i Sünnet’i, hatta İslam’ı ortadan kaldırmak isteyen mihraklar ve maşaları, esasen bu husus-ta varmak istedikleri hedef net ve belli ise de, bu hedefe varırken gözetmek zorunda oldukları den-geler açısından karışık ve zor bir strateji ile karşı karşıyadırlar. Buna ragmen, hasilatlarmin yüksek-liğini hesaba katarak, bu mevzu ile efkar-i umumiyeyi (kamu oyunu) şekillendirip, muhteva sahibi yapmak için, zaman zaman tartışmalar tertip etmektedirler. Hedeflerinin netliğine ragmen, o he­defe giden yoldaki sikintilarin var olduğunu soylememdeki maksadim, “İsâ (aleyhisselâm) öldü gelmeyecek demekle,” Kur’an ve Sünnette gedik açma” hedeflerinin gerçekleşmesinin yanında,öldürülmedi, öldü, gelmeyecek deyip bir tarafta Yehûdîleri sevindirirlerken diğer tarafta Hıristi-yanları üzmüş olduklarıdır. Zira, böylece, Hıristiyanların (bazisina), O’nuYehûdîler öldürdü” iddi-ası geçersiz hale geliyor. Mümkün olsaydi da hem Yehûdîleri hem de Hıristiyanları, hiçbir noktada üzmeden beraberce memnun edebilselerdi. Bu, küfürcephesi ve maşaları için çok daha güzel olur-du. Ancak, ikisinden sadece birini her yönüyle memnun etmek mümkün olacaksa, bunun Yehûdî olmasi tercih ediliyor. Çünkü, burada, Kur’an’in ve Sunnet’in yalanlanmasi karsisinda ortak bir memnuniyete ilave olarak, Yehûdîlerin fazladan sevinmeleri var. Öldü ve gelecek, denseydi, ölme-diğini ve geleceğini işaret eden Kur’an, kılıflı bir şekilde yalanlanmakla Mü’minler üzülecekti. Zaten maksadın bir kısmı da bu idi. Ancak bu, öldü ve gelecek, sözünden, ölmedi, Yehûdîlerce öldürül-dü, diyen Hıristiyarılar, bir yandan “öldürülmedi, öldü” sözüyle üzülecek, bir yandan da, gelecek sözü iie de sevinecekti. Öte yandan, “öldü, öldürülmedi” kısmına sevinecek, “gelecek” kısmına da üzüleceklerdi. Anlayacağınız, Yehûdî ve Hıristiyanlar bu söze hem sevinecek hem de üzüleceklerdi.Kur’an ve Sunnet’in hükmünün iptalinden dolayi vaki oiacak olan sevinmeyi bir yana koyarsanız, hiç birisi tam memnun edilemeyecekti.

Yani, Mü’minler her halükarda üzülseler mühim olmasa da, hatta bu asil maksad olsa da, bu tak-tirde, Yehûdî ve Hıristiyanlar’dan hiç birinin tam olarak sevindirilmesigerçekleşmeyecekti.Öyleyse, kendilerince makul olan, birisinin tam, diğerinin de kısmen sevindirilmesi.Mü’minler’in ise kahredil-mesidir. Buna, Hıristiyan dünyasının dayı başlarınında Yehûdî nüfuzu altında olduğunu eklerse-niz,tercihin mantığını anlamakta zorlanmazsmiz.

Hasılı, maksat, Kur’an ve Sunnet’in hükmünü iptal edip Mü’minler’in akidesini sarsmak, hatta yok etmek, Yehûdîleri tam, Hıristiyanları da kismen memnun etmekten ibarettir.

BİRİNCİ MESELE

Neden İsâ (Aleyhisselâm)’ln Gelip Gelmeyeceği Mevzuu

Bu mevzuu ele alışımızın bir kaç maksadı vardır:

Birinci maksad

Mü’minlerin Ehl-i Sünnet ve sapik olanlarının söz birliği ile bin dört yüz küsur senedir sahip ol-duklari bir inanç, bu tartışmalarla dinamitlenip yok edilmektedir. Bu, dince birmünker (kötü bir iş) dir. Bu münkeri, bu şartlarda, el ile değil, ancak dil ile kismen düzeltme şansımız ve imkanımız var-dir. “Marufu (güzeli) emretmeyen munkerden yasaklamayan bizden deqildir”, (Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned; Tirmizi, Sünen; İbn-i Abbas Radıyallahu Anh’dan) hadisinde geçen, “bizden de-ğildir” denilenlerden olmak istemeyiz.

İkinci maksad

Artik akidesi hedef alinmasma rağmen, güçlü narkozların tesiriyle uyutulan kale ahalisini ve ka-pı bekçilerini uyandırıp harekete geçirmek ve gayretleri artirmak icap ediyor.

Üçüncü maksad

Yaldızlı laflarla kandırılan, göz boyamacılıkla şaşırtılan Mü’minlerde ve başlarındakilerde meyda-na gelen panik karsisinda, ellerindeki urganlan, medyanin geniş sahasında, ortaya atarak yilanla-rıyla Mü’minleri korkutanların bu yaptıklarını, bir Asâ-i Mûsâ’nın kolayca tamamen iptal edebilece-ğini, şeytanın hilesinin zayıf olduğunu, sihirbazların yenilmez olmadığını, hakkın üstün geleceğini, ona üstün gelinemeyeceğini ve haklının güçlü olduğunu göstermek.

Dördüncü maksad

Ehemmiyet sıralamasında, icmâ’ ile, Miü’minlerin akidesi olan bu mevzunun, diğer bir takım mevzulardan önce gelmesi..

İKİNCİ MESELE

ilmi Üslup Neyi Gerektirir, Geçmiş Alimler Bu Mevzuda Ne Dedi?

Bu meseleyi,birkaç noktada izah edeceğiz.

Birinci nokta

ilmi üslubun gerektirdiği mühim ve kaçınılmaz esaslardan biri de, ele alınacak mevzuda daha ön-ceden bir şeyler söylenip söylenmediğini iyi araştırmaktır. Zira, tekmil-i san’attelâhuk-i efkar ile-dir. Yani, sanatın kâmil ve üstün kılınması, işe yarar fikirlerin birbirlerine katılmasıyladır. Keşfedi-len Amerika’yı tekrar keşfetmek için emek sarf etmek akıllı işi değildir. Târihî ve fennî terâkümleri (birikimleri) yok saymak akıl karı olmadığı gibi, işin başından başlamış olmak ta ibtidailik (ilkellik) ve bir çok doğrudan mahrum olmanın yanında, sayısız yanlışa saplanmaktır. 0 halde, geçmiş mükte-sebatı (kazanılan değerleri) hiçe saymak hem cahillik, hem yobazlık, hem artistlik, hem de ahmak-lıktır. Halbuki maşalardan hiç biri bu mevzuda yazılan kitapları ve risâleleri okumamışlardır.

Orta oyununa benzer bir t.v. programında zavallı bir prof. Allame, muhaddis Keşmirî’nin Tasrih isimli eserini gösteriyor. Güya onu okuduğunu anlatmak istiyor ve bu kitapta hadisler kritik edil-memiştir diyebiliyordu. Oysa kitapta geçen yüz küsur hadisten kırk tanesi, müellifçe teker teker kritik edilmiş, sıhhat dereceleri hakkında geçmişten günümüze kadar alimlerin görüşleri ve kendi kanaatleri bildirilmiştir. Kalanları da kitabı tahkik eden merhûm Ebû Ğudde tarafından kritik edil-miştir. Sözü edilen prof, bu husustaBuhari’nin bir rivayetinin olmadığını, Buhari’de böyle bir ri-vayet görmediğini diyebilecek kadar gülünçleşebiliyordu. Böylece, hem o elinde gösterdiği kitabı, hem deBuhari’yi okumadığı ortaya çıkıyordu.

İkinci nokta

isâ (aleyhisselâm)’ın, ölmediği, öldürülmediği, sağ olarak cesediyle göklere çıkarıidığı ve kıyame-tin kopuşundan önce yere ineceği hakkında, İslâmî eserlerin, kıyametin kopuşunun alametleri mev-zuu ile alakalı bölümlerinde, ilk devirlerden günümüze kadar sayısız geniş bilgiler verilmektedir.

Üçüncü nokta

Zamanında bu mevzuda anlaşmazlık olmamasına rağmen, Suyûtî’nin el-İ’lâm’ını, niye yazdığını bilmediğim için, hüsn-i zan yaparak bunu onun kerametine bağlıyorum. Diğerleri ise ingiliz maşası Kadiyânî Mutenebbi’nin (sahte peygamberin) “İsâ (aleyhisselâm) öldü gelmeyecek” düşüncesiyle Mü’min’ler arasına fitne mikrobu yaymaya başlamasından ve bu mikrobun islam alemine yayılma-sından sonra bu hususta bir çok eser kaleme alındı. Din bekçileri olan alimler bu hususta susmadı.

Dördüncü nokta

Bu hususta yazılan bir çok müstakil eser de vardır. Suyûtî’nin el-İ’lâm’ı .Şevkâni’nin et-Tevdih’i, Keşmiri’nin Akîdetu’l İslâm ve et-Tasrih isimli iki eseri, Ğumari’nin İkamet-ul Burhân’ı ve Akîdetü Eh-li’l-İslâm’ı Bir de Kevserî’nin Nazratun Abirah ile Makâlât’ı zımnındaki bir makalesi bu eserler cüm-lesindendir. Ayrıca, Allâme muhaddis Yusuf El-Bennûrî’nin Akîdetü’l İslâm’a ve Allâme Muhammed Şefiin de et-Tasrih’e yazdıgı uzun ve kıymetli mukaddimelerinin yanında, Allâme Muhammed Ba-hit’in uzun bir fetvası birer müstakil eser hükmündedirler.

Beşinci nokta

Hıristiyanların bu fitneye karşı çıkmayıp, aksine sahip çıkmalarının, altında yatan, “devenin ge-leceği yerde serçeyi esirgememek” tir, “kazın geleceği yerde tavuğu esirgememek” değil… Mü-minlerin inançlarının sarsılması, tefsir, hadis ve akaid kitaplarına güvenin yok edilmesi gibi büyük menfaatlerin yanında, “İsâ a.selam gelmeyecektir”demenin zararının hesabı mi edilir? Hem, bu-rada, “gelmeyecek” ile yıkılan, “gelip İslam’a göre hükmedecek , şu andaki değiştirilmiş Hıris-tiyanlığı ortadan kaldıracak” inancıdır ki, bu inanç onların işine ne kadar yarar? Böyle bir inancın Onlara göre yıkılması durmasından iyidir. işi temelden yıkmanın kârı yanında tali bir kayıp ve zarar o kadar da mühim değildir. Bu husustaki görmezlikten gelmelerinin temelinde yatan sır ve hikmet de, Allah-ü A’lem bu olsa gerektir.

ÜÇÜNCÜ MESELE

Bu Mevzu inanç Mevzusu Mudur Değil Midir?

Bu mevzu elbette inanç mevzusudur. Zira, bununla alakalı bir amel yoktur.

Kıyamet alametlerine dair verilen ğayb haberlerine ancak inanılır. İlerde olacağı ve kıyamet ala-meti olarak gerçekleşeceği haber verilen bir husus amel değilse -ki değildir- ve akide mevzusu da değilse, ya nedir? Bu, Kur’an’a ve Sünnet’e iman etmenin gereği olan bir inanç mevzusudur. Verdi-ği haberde, Resulüllah’ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tasdik etmektir.

Şu kadar var ki, Allâme Muhaddis Ğumari’nin de dediği gibi bu mesele kesin delil isteyen inanç-lar cinsinden bir inanç meselesi değildir. (Ancak bununla beraber hakkında kesin delil de vardır.) Şu husus ve M. Şeltût’un bu husustaki çelişkileri için Akidet-u ehl-i islam isimli esere bakınız .(sh:47-48).

DÖRDÜNCÜ MESELE

İsâ Aleyhisselamın Öldürülüp Öldürülmediği Ve Ölüp Ölmediği

Bu hususta beş inanç vardır.

Birinci inanç

Öldürüldü, asıldı, çarmıh’a gerildi.

Bu görüş Yahudilerin ve bir kısım Hıristiyanların görüşüdür (İbn Kesir, T. Kuran-il Azim: 1-577)

Kur’an bu inancı açıkça reddetmektedir:

“Halbuki onu ne öldürdüler ne de astılar” (Nisâ/ 157)

“Onu kesinlikle öldürmediler” (Nisâ/ 157)

ikinci inanç Öldü, dünyada diriltilmedi ruhu Allah’a yükseltildi.

Bu görüş ibn Hazm’ın görüşüdür. (Muhalla: 1-23)

Delilleri:

“Ne zaman ki beni teveffî ettin…” (Mâide/117)

“Şüphesiz ben seni teveffî edeceğim…” (li İmran/55)

0 ,şöyle diyor:

Bu teveffî uyku teveffîsi olmadığına göre ölüm teveffîsidir. Ona göre iki türlü “teveffî” vardır: Uyku ve ölüm.

Halbuki ilerde de genişçe görüleceği gibi, teveffî tas tamam almak demektir. Ayetlerdeki ” fe-lemmâ teveffeytenî” ve “İnnî müteveffîke” ilahi nazımlarına verilecek doğru mana, Beni (ruh ve cesedimle canlı olarak katına) “aldığın zaman” ve “seni (ruh ve cesedinle canlı olarak) alacağım” şeklinde olmalıdır. Bunun neden böyle olması gerektiğini delillerin serdi, tahlili ve münakaşası es-nasında ele alacağız.

Kevserî, şöyle diyor:

isâ (aleyhisselâm)’ın öldüğünü, sonra ruhunun (semaya) çıkarıldığını sonra semada diriltildiğini söyleyen ve bu kanaatte olan Vehb. B. Münebbih’dir. Lakin o ehl-i kitabınkitaplanndan çok rivayet eden birisidir. Bu yüzden, ehl-i ilme göre onun masum (olan Efendimiz) den yapmayacağı rivayetlere güvenilip dayanılmaz. (ki buradaki rivayeti kendi sözüdür.)

Muhammed b. İshak, İsâ (aleyhisselâm)’ın öldüğü görüşünün Hıristiyanların (çoğunluğunun) inancı olduğunu açıkça ifade etti…Bu yüzden, İbn Hazm’ın Muhalla’da, öldüğüne, sonra (ruhunun) yükseltildiğine, sonra da diriltilip ineceğine dair hükmü ne rivayetin ne de dirayetin kuvvetlendir-mediği temelsiz bir görüştür. Aksine, onun ölümünün tekrarlanması nass’ın (kesin delilin) iptal et-tiği şeylerdendir. “Utbıyye” isimli eserde ölümünün ve sonra ineceğinin (imam) Malike nisbeti var-dır. Belki de ibn Hazm buna aldandı.

Üçüncü İnanç

Öldü, diriltildi, sonra da göklere çıkartıldı.

Bu inanç, Hıristiyanlar(ın çoğunluğun) a ve bir takım müminlere ait bir inançtır.

Delilleri:

Hıristiyanların delilleri, muharref incildir ki bizce delil olma değeri yoktur.. Rağıb el-lsfehani ve benzeri bir takım müminlerin delili ise, ibn Cerir ve ibn Ebi Hatim gibi muhaddis vemüfessirlerin ibn Abbas’dan yaptıkları zayıf ve şaz (kaide harici) bir rivayettir.

Bu rivayetin senedini Allâme Muhaddis Kevserî şöyle tenkid ediyor:

1- (İbn Abbas’dan rivayet eden) Ali b. Ebi Talha, (alimlerin) söz birliği ile İbn Abbas’a kavuşma-
mıştır. Yani sened munkatı(kesik)dir.

2- Üstelik, bu zat için (Cerh ve tadil imamı) Yakup b. Süfyan, “Hadis’i, zayıf ve munker olan” biridir. Mezhebi, Övülesi değildir.Terk edilen birisi de, hüccet birisi de değildir, dedi. Öyleyse, Mus­lim bir takım hadislerini seçti ise de bu zat, hakkında ihtilaf olan birisidir.

3- (Ali b. Ebi Talha’dan rivayet eden râvi) Muaviye b. Salih de (cerh ve tadil imamı) Yahya b. Sa­id el-Kattan’ın beğenmediği birisidir. Ebu Hatim, bununla, ihticac edilmez (Delil ileri sürülmez, baş-ka deliller bulunmadıkça bir şey sabit olmaz) dedi. Her ne kadar Muslim bir kısım hadislerini seçti ise de.

4- Hadrami’den (M. b. Salih’den) rivayet eden, Leys’in katibi Abdullah b. Salih, hatasi bol birisi­dir. 0 halde bu gibi bir senedle, ibn Abbas’dan bu (“öldüreceğim”) tefsir(i) sabit olmaz. (Kevserî’nin sözü bitti.)

Dördüncü İnanç

Öldü, diriltilmedi.

Bu görüş, İsâ (aleyhisselâm)’ı öldürdüklerini kabul etmeyen günümüzdeki Yehûdîler’in takiyye-cileri, Baha’iler, Kadiyânîler, Abduh, Reşid Rıza, Merağı ve M. Şeltût gibi mason biraderler ve bun-ların yolunda giden, onların mezhebini taklit eden kör taklitçilere aittir. Bunlardan Yehûdîlerin de­lilleri mühim değil. Diğer güruhun delil zannettikleri şüphe sihirlerini ilerde teker teker ele alacak ve İnşa Allah iptal edeceğiz.

Beşinci jnanç

Öldürülmedi. Ölmedi, lakin ruhu ve cesedi ile Allah’a yükseltildi. Gökierde şu an diridir âhir zamanda inecektir.

Bu akide de Mü’minler’in akidesidir. En sapık mezhepten tüm hak mezheplere kadar mü’min-ler’in tamamının inancı budur.

BEŞİNCİ MESELE

İsâ (Aleyhisselâm)’ln Ahir Zamanda İnip İnmeyeceği…

Bu hususta birkaç görüş ve inanç vardır.

Birincisi

İnmeyecektir. Yehûdiler, Kadiyaniler, Bahaîler, Abduh ve çömezleri bu görüştedirler. İkincisi

İnecektir. Ancak bu inecek olan Allah’ın kulu ve Resulü olan Meryem oğlu isâ değil, haşa Allah’ın oğlu olan Rabb isâ’dır. Bu görüş Hıristiyanların görüşüdür.

Üçüncüsü

Kendisi değil, benzeri gelecektir. Bu görüş sahte Peygamberin Ğulâm Ahmed Kadiyânî’nin gö-rüşüdür.

Dördüncüsü

İsâ (aleyhisselâm), ancak mânevî olarak inecektir. Şahıs olarak değil… Kötülüklerin yok ola-cağı ve iyiliklerin zuhur edeceği manasında… Bu görüş felsefecilerin görüşüdür. (Taftazanî Şerh-i Makâsid 2/226’dan naklen Nazratün Abira: 125) Nitekim bu hususu ileride müstakil bir başlık altın-da genişçe ele alacağız.

Beşincisi

Hz. isâ (aleyhisselâm) gelmeyecektir. Geleceği vaat edilen Meryem oğlu Mesih, İsâ (aleyhisse-lâm) değil, anasının ismi Meryem olduğu iddia edilen İbn-i Hud ed-Dimeşkî isimli hicri altıncı yedin-ci asırlarda yaşamış meşhur zahid ve mutesavvıfdır. isâ (aleyhisselâm)’ın ruhunun onun üzerine ineceği iddia edilmiştir. Bu görüş bağlılarının onun hakkındaki görüşüdür. İbn-i Teymiyye ona bir reddiye yazmış, onunla ve bağlılarıyla mücadele etmiştir. (Akîdet-ü Ehli’l islam’dan kısaltarak: sh. 75)

Altıncısı

İsâ (aleyhisselâm) inecektir. Ancak bu inecek olan Hıristiyanların iddia ettiği gibi haşa Allahın oqlu Rabb olan isâ değil, Allah’ın kulu ve Resulü olan, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ta-bi olacak ve onun halifesi olarak hüküm sürecek olan değiştirilmiş Hıristiyanlığı kaldırıp domuzu öl-dürecek ve haç’ı kıracak olan Meryem oğlu isâ (aleyhisselâm)’dır.

Bu inanç Mü’minler’in tamamına aittir. Bu hususta icmâ vardır.

Otuz sahabiden bu yolda rivayet bulunmaktadır. Hiçbir sahabenin de buna zıt bir sözü bilinmi-yor. Bunun böyle olduğu yüzlerce hadis ve tevatür mertebesi ile sabit iken, ortada Sahabe’nin ic-mâ’ı var dense yeridir. Müçtehit imamlardan aykırı hiçbir söz olmadığı gibi açık beyanlar vardır.

icmânın olduğunu Hafız Abdul Hakk b. Atiyye ve Hafız Ebû Hayyan açıkça ifade etmişlerdir.CEl-Bahru’l Muhit: 2/473)

Ebû Hayyan şöyle diyor:

Ümmet İsâ (aleyhisselâm)’ın semada diri oiduğunda ve ineceğinden icmâ etmiştir.(el-Bahru’l Muhit kenarı, 2/473)

ALTINCI MESELE

Hafız Muhaddis Ğumari’den İsâ (Aleyhisseiâm)’ln İneceğine Dair Rivayetle Alakalı Bir Tahkik.

Nebi (aleyhisselâm) haber verdi; – ki o, hem doğru söyleyen hem de (doğru söylediği Allah tara-fından) doğrulanandır:

Meryem oğlu İsâ (aleyhisselâm) ahır zamanda inecek, Efendimiz Muhammed’i (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) milleti (dini, şeriatı) üzerine tasdik edecek, ilahlık iddia eden melun kör Dec-cal’ı öldürecek, Haç’ı kıracak, İslam(a girmeleri) için kafirlerle harp edecek, onlardan cizye al-mayacak. Zamanında emniyet ve adalet yayılacak. Mal o kadar çogaiacak ki, onu insanlar kabul etmeyecek. Onun vaktinde Ye’cüc Me’cüc çıkacak. Allah onun (Isâ’nın (aleyhisselâm)) du-asıyla onlan helak edecek. Yer yüzünde Allah’ın dileyeceği kadar kalacak, sonra ölecek ve Müslümanlar cenazesini kilacak ve onu defnedecekler.

Bu mana, öylesine şüphesiz bir tevatür ile tevatür etti ki, artık onu, Kadıyânîler ve onların gö-rüşlerine meyleden geri zekâlı cahillerden başkasının inkar etmesi doğru olmaz. Çünkü bu haber büyük bir topluluğun büyük bir topluluktan nakli ile gelip sünnet (hadis) kitaplarında yerleşti ki, o kitaplar bize büyük alimler topluluğunun büyük alimler topluluğundan alması ile ulaştı.

Bu Haberi Resulullah’dan (Aleyhisselâm) Rivayet Eden Sahabiler

Ebû Hureyre, Huzeyfe b. Useyd, Nevvas b. Seman, Cabir b. Abdillah, Abdullah b. Amr b. As, Va-sile b. Eska, ibn-u Mesud, Huzeyfe b.Yeman, Mecma’ b. Cariye,

Abdullah b. Meğaffel, Aişe, Semure b. Cundub, Enes b. Malik, Ebû Umame, Osman b. Ebi’l s, Am-mar b. Yasir, ibn Abbas, Sevban, Nafi b. Keysan, Keysan b. Abdillah b. Tarik, Amr b. Avf, Nafi b. Ut-be, Ebu Burze, Abdurrahman b. Semure, Ebu Said-i Hudri, Ümm-ü Seleme, imran b. Husayn, Ebu’d-Derda, Evs b. Evs, Ebû Sureyha (Otuz sahabi R. Anhum) Ve diğerleri.

Bu Haberi Sahabeden Rivayet Eden Tabiiler

Said b. Museyyeb, Nafi Mevla Ebî Katade, Ata b. Miyna, Hanzala b. Ali el- Eslemi, Abdurrahman b. Adem, Said b. Miyna, Salih Mevla Ebî Hureyre, Mutayr el-Hilali, Kuleyb el-Curmi, Ebu’t-Tufeyl (kii-çük sahabi), Rebi b. Umeyle, Cubeyr b. Nufeyr, Yakup b. Asim es-Sekafi, Ebu1 z- Zubeyr, Abdullah b. Yezid, Ebû Narda, Amr b. Abdillah el- Hadrami, Muessir b. Ğifaze, Ebu Salih, Ebû Kılâbe Alkame, Ebu Yahya Mevlâ ibn Afra, Abdul A’la b. Adıyye el-Behrâni, Eyyub b. Nafi b. Keysân, Nafi b. Keysan b. Abdillah b. Tank, Abdullah b. Amr b. Avf,Hasan-i Basri.Urve b. Ruvetmjavus, Ebû Abdirrahman el- Hanbeli (rahimehumullah.-otuz tabii-) ve diğerleri.

Bu Haberi Tabiinden Rivayet Eden Tebe-i Tabiin

Zuhri, Makburi, Katade, Suleym b. Hayyan, Hişam b. Urve, Musa b. Mutayr, Asım b. Küleyb, Fu-rad el Kazim, Abdurrahman b. Cubeyr, Numan b. Salim, ibn-u Cureyh, ibnu Leyla, Abdullah b. Sale-be el-Ensari, Ali b. Zeyd b. Ced’an, Yahya b. Ebi Amr, Cebele b. Suhaym, Ebu Hazım el-Eşca’i, el-Had-rami b. Lahik, Eyyub, ibrahim, Said b. Hasyem, Muhammed b. Ali b. Abdillah b. Abbas, Lukman b. Amir, Abdurrahman b. Eyyub, Rebia b. Rebia.Kesir b. Abdillah, Amr b. Sufyan es-Sekafi, Rebi, Ebii Rizzim, Abdul Aziz b. Refi, Abdurrahman b.Ziyad el-ifriki (Otuz bir güvenilir büyük alim rahimehu-mullah)

Bu Haberi Tebe-i Tabiinden Rivayet Edenler

Salih b. Keysan, Sufyan b. Uyeyne, Leys b. Sa’d, Yunus, Muhammed b. Ebi Hafsa, ibn Ehi’z-Zuh-ri, İbn Ebi’z-Zi’b, Evzai, Ubeydullah b. Ömer, Subyan b. Hüseyn, Hemmam,Yahya b. Ebi Arûbe, Sa­id b. Ebi Arûbe, Hişam ed- Destevai, Ka’b Ebî Abdillah el-Basri, Affan b. Muslim, Ebû Davut et-Taya-lîsi, Salih b Ömer, Yahya b. Cabir et-Tai, Şu’be,Haccac b. Muhammed, Ma’mer, Ebû Zur’a, Hammad b. Zeyd, Sadaka b. Muntasir, Avam b. Havşeb, Ebû Malik el-Eşcai, Yahya b. Ebî Kesir, Muğire, Halife Ebu Ca’fer Mensur, Muhammed b. Velid ez-Zebidi, Velid b. Muslim, ismail b. Ebi Uveys, Ebu Ca’fer, sim (Kurradan biri rahimehullah). Ve diğerlerii.. (Otuz altıgüvenilir büyük alim)

Bu Haberi Tebe-i Tabiinden Rivayet Edenlerden Rivayet Edenler

Bunlar.neredeyse sayilamayacak kadar kalabalik bir topluluktur.

Bazıları

ibrahim b. Sa’d ez-Zuhri, Ali b. Medini, Kuteybe b. Said, ibnu Bukeyr, Abdurrezzak (ve otuz kişi daha)

Bu Haberi Bu Tabakadan Rivayet Eden Hadis Kitaplan Miisnedlerden

Ebû Davud et-Tayalisi, İshak b. Rahüye, Ahmed b. Hanbel, Osman b. Ebi Şeybe, Ebû Ya’la, Bezzar, Deylemi ve diğerleri. (Yedi hadis kitabi)

Sahihlerden

Buhari,Muslim,İbnu Hüzeyme jbnu Hibban, Hakim,Ebü Avane,ismaili, Ziya el- Makdisi. (Ve diqerleri.Sekiz sahih hadis kitabi.)

Câmi’lerden ve Musannef’lerden

Ma’mer, Abdur-Rezzak, Ebû Bekr b. Ebi Şeybe v.d. (Üç hadis kitabi)

Sünenlerden

Ebû Davud, Tirmizi, Nesai, ibn Mace, Said b. Mensur, Beyheki, Ebû Amr ed- Dâni. (Yedi hadis ki­tabi)

Rivayet Tefsirlerinden

Abd b. Humeyd, ibn Ebi Hatim, ibn Cerir, ibn-u Munzir, ibn Mende, (Abdur- Rezzak) (Yedi rivayet tefsiri) Mu’cem’lerden Taberani (el-Kebir, el-Evsat, es-Sağîr) ve diqerleri.(Üç hadis kitabi)

Cüzler. Ğerâib, Mucizeler. Meâni’l Ahbâr, Tabakat-i Ricâl. Melâhim Ve

Kitao Sahiplerinden

Ebû Said en-Nakkaş, İbn Ebi’d Dünya, Dare Kutni, Ebu’ş-Şeyh İbn Hayan, Tahavi, Ebû Nuaym, İbn Adiyy, Sa’lebi, Hatib-i Bağdadi, İbn Neccar, ibn Asakir, Nuaym b. Hammad, Hakim-i Tirmizi (On dört kitap) v.d. (Yani toplam kırk dokuz ve daha çok kitap)

Şurası tartışma götürmez bir şeydir ki, âdet, sahabe, tabiin, tebe-i tabiin ve hadis imamlarından meydana gelen böyle büyük ve kalabalık bir topluluğun yalanda ve hatada birleşmelerini veya bu-nun onlardan (Allah”a nisbetle) tevafuken (kula nisbetle de bir rastlantı eseri olarak) birleşme ol-madan hasıl olmasını kesinlikle imkansız bulur. Hatta adet bu kalabalıktan daha az toplulukların bi­le yalanda ve hatada birleşmelerini imkansız bulur. Öyle ki, alimlerden bir topluluk -ki ibn Hazm on­lardan biridir- Sahabeden beş kişininrivayet ettiai hadisin mutevatir olduquna karar vermişler-dir. Bu husustaki görüşleri de kuvvetli ve doğrudur.

Bu Haberin Mutevatir Olduqunu Söyleyen Alimlerden Bazısı

isâ (aleyhisselâm)’ın ineceğine dair haberin mutevatir olduğunu açıkça söyleyen bir çok alim vardır.Bazıları şunlardır:

İbn Cerir, buri, Kurtubi (Tezkire’de), Hafız İbn Hacer, Ebul Velid b. Rüşd, İbn Atıyye, Ebû Hayyan (El-Bahr’da), ibn Kesir, Şevkâni, Sıdık Hasan Han, Kettani (ŞeyhMuhammed Bahit), Keşmiri, Şem-su’l Hak Azim bâdi, (Kevseri, Ğumari. Hasılı on altı büyük, hadis fıkıh ve tefsir alimi)

İsâ (Aleyhisselâm)’ln İneceğini Söyleyen Sahabîler

Otuzun üzerinde sahabe bunu Nebi (aleyhisselâm)’dan rivayet etmesinin yanında bu bir çokla-rından da kendi sözleri olarak rivayet edilmiştir.

Bazıları

Ebû Hüreyre, ibn Abbas, Huzeyfe b. Useyd, Abdullah b. Amr, ibn Mesud,

Seleme, Abdullah b.Amr, Omer b. Hattab.

Tabiinden Ve Tebe-İ Tabiinden Bunu Söyleyenlerden Bazısı

Said b. Miiseyyeb, Hasan-i Basri, Zeyd b. Eslem, Katade, Mücahid, Muhammed b. Hanefiyye, Şehr b. Havşeb, Suddi, Dahhak, Ebu Malik, ibn Zeyd, Ebu’l Aliye, ibn Sirin, Arta, Ka’b-ul Ahbar (Onbeş bü-yük tabii imamı) ve sayılamayacak kadar kalabalık.

Bu zatlann sözlerini merak edenler rivayet tefsirlerinden, ibn Kesir, Kurtubi, Ebu’l Hayyan ed-Durru’l-Mensûr, Alûsi ve diğerlerinden, Al-i İmran 46. Nisâ 159. Zuhruf 61.ayetlerinin tefsirleri-ne bakabilir.

İsâ (Aleyhisselâm)’ln İneceğini Söyleyen Alimlerden Bazısı

imam Malik, Utbiyye isimli kitapta, bunu İmam Bâci, Şerh-i Muvatta’da anlattı. Ebû Hanife Fıkh-i Ekber v.d. Ebû Yusuf, Muhammed b. Hasen, İmam Tahavi, bu kitapdaki akideler, Dinin Fa-kihleri Ebû Hanife, Ebû Yusuf ve Muhammed b. Hasen’in mezhebi üzere ehli sünnet vel -ce-maatın akideleridir, dediği kitapta,”Mel’un şaşı Deccal’ın çıkacaaına. Mervem oalu isâ’nın sema-dan ineceâine inanıyoruz” demiştir. imam Ahmed b. Hanbel. İbn Ebi Ya’la Tabakat’ında, Hallal ve İb-nu’l Cevzî (ibnu’l Kayyim el-Cevziyye değil) Menakıb’ında Ahmed b. Hanbel’in şöyle dediği anlatıl-maktadır: “Ve İsâ (alevhisselâm) inecektir…” Ahmed b. Hanbel, bu inancını Musedded’e gönderdi-ği mektubunda açıkça ifade etmiştir. Ehl-i Sünnet’in İmamı, İmam Eş’ari. Mekalatu’l islâmiyyin’de İbn Hazm. Fısal’da (1/9) ve Muhalla’da (7/391). Kurtubi (MuslimŞarihi) Ebü Bekr b. Arabi: Ah-kâm-ı Kur’an’da (1/ 44), Şehristani: Milel ve Nihal’de, Süheylî, Ravd -ul Ünf, İbn Seyyid -in -Nas Ya’meri: Uyun-ul Eser’de (1/65-66), Kâdı İyad: Şerh-i Müslim’de, Nevevi, Şerh-i Müslim’de, Dev-vâni, Şerh-i Akaid-i Adûdiyye’de, imam Nesefi, Akaid-i Nesefi’de, Taftazani, Şerh-i Akaid’de, (ve Şerh-i Makâsıd’da)

İbn Hacer el-Askalâni Fethu’l Bârî ve diğer eserlerinde, İbn Humam, Musâyere’de, Şarihi İbn Ebî Şerif, Musayere Şerhinde, Siiyûtî. Akaidinde ve el-i’lâm isimli kitabında,Siracuddin Ömer b. Verdi, Haride’de, Sefârini, ed-Durretul Mudiyye ve Şerhi’nde, bunu müminlerden kimsenin inkar etmediğini, ancak felsefeciler ve dinsizlerin inkar ettiğinisöylemektedir. İbn Âlûsii, Ğâliyetu’l Me-vaiz’inde

İsâ (Aleyhisselâm)’ln İneceğini Açıkça Söyleyen

Müfessirlerden

Bazısı

İbn Cerir, Beğevi, ibn-u Atiye, Fahr-i Râzi, Zemahşeri, Kurtubi, ibn Kesir, Ebû Hayan, Hazin, lûsi ve diğerleri.

İsâ (aleyhisselâm)’ın ineceğini açıkça söyleyen diğer bazı alimier

Abdulğani el-Makdisi, Eşrat-i Saeh, İbn-i Asakir, Tarih-i Şam, Takiyuddin es-Subki, Et-Ta’zim ve’l Mine, Demiri, Hayatu’l Hayavan, Hafız Sahavi, Eşrat, Ahmed b.Murteza, el-Bahru’z-Zehhar, Muhyiddin b. Arabi, Futuhat, Sadruddin Konevi, İcaz -ul Beyan, İbn-i Hacer el-Heysemi, Fetava-el-Hadesiyye ve’l Fıkhıyye, Savâik v.b.

Nefravi Şerh-i Risâle, Berzenci , el-lşae, Şa’rani, bir çok kitabında El-Halebi, Siret, Şerkavi, Şerh -i Tecrid-i Sarih, İbn Hac, Şerh-i irşad-i Muin, Sefiyyuddin, Urcûze, AM b. Ahmed Dımyâti, ez-Zehâir-ul Muhimmât, Şeyh Sabban, is’af, Şeyh Hasan el-Adevi el-Hamzavi, Meşarik, Abdu’l Ha-kim-i Sıyalkuti, Haşiye-i Nesefiye, Abdu’l Hayy el-Leknevi, Fevâid-i Behiyye isimli eserlerinde…

İsâ (Aleyhisselâm)’ln İneceğinde, Ümmetin İcmaının Olduğunu Söyleyenlerden Bazısı

İmam Eşari, ibn Rüşd, İbn Atıyye, Şehristani, İbn Verdi, Suyûti, ibn Hacc.

İbn-i Hazm’ın ve Kadı iyad’ın işaret ettiği hilaf (aykırı görüş)ün var olduğu Şazdır ve bilinmeyen bir şahıstandır. (Yani zıt görüşte olan şahıs belli değildir.) (Gumari’den yaptığımız nakil burada bit-ti)

M. Şeltût’un, “îsâ Aleyhisselâm İnmeyecektir”

Şeklindeki Fetvâsında, Selefi (Görüşünü Paylaşan Geçmiş Bir ilim ) Var Mıdır?

Allâme Ğumari sözlerine şöyle devam ediyor:

Biz, yanlış fetvasında, îsâ aleyhisselâm’ın ineceğini inkar etmekle, İcmâ’dan ayrılan şu câhil bi-datçi (M. Şeltût)’dan, dediği sözde kendine uyan belli bir şahsın ismini söylemesinive tam bir sene beklemesini istiyoruz. Şüphe yok ki, buna yol bulmaya muktedir olamaz ve asla olamayacaktir. Son­ra, biz ona yetiştik, bidat ve câhilliğinde onun için selef (geçmiş) bulduk. Onlar, üç belli kişidir: Bİ-rincileri, büyük din ıslahatçısı Muhammed Abduh ki, onun ıslâhının meyvelerinden biri, az faizi, fötr şapka giymeyi, yâ nasîp kumar kağıdını (piyangoyu), ağaç ve benzeri şeylerle vurularak öldü-rülen hayvanın yenilmesini mubah kılmasıdır. İkincileri, değişik ilklerin, katıksız nefsâni arzuların sa-hibi Menâr Tefsîrİ’nin yazarı Reşîd Rızâ’dır. Üçüncüleri de Menâr mecmualarınm sayfalarında, açıkça Sünnet-i Nebeviyye’yi terk etmeye, hüccet ve itibardan düşürülmesine açıkça davette bulu-nan Doktor Sıdkî’dır. işte M. Şeltût’un geçmişleri ve söylediğinde önderleri şu üç süvaridir. Şeyh, Zenkellevânî ve Şeyh Abdulvehhâb Neccâr ise, îsâ aleyhisselâm’ın nüzûlünü inkar etme mese-lesinde, M. Şeltût gibi mukallittirler. Her ne kadar, Nebevi Sunneti bilmemekte, sünnet ilimleri ve onlarla alâkalı ilimlerin bilgisinden uzak olmakta, ortak iseler de Reşîd Rızâ, bu dediğimin dışında-dır. Çünkü, onun hadîsten nasîbi vardı. Lâkin, yağcılık ve münafıklık icabı, hevâlarında şeyhi ve ar-kadaşı olan Abduh ile yürüyor ve yarışıyordu. Nefsâni arzuları ile çelişen ve çakışan hadîsleri, on­lar gerçekten nebevi hadîsler bile olsa, zayıf ilan etmek, yahut ta israiliyât kabul etmekle, zorakîlik-lere giriyordu. işin başında ona aldansalar ve onu bir şey sansalar da, bununla kadri kıymeti âlim-lerin gözünden düştü. Bir de ne görsünler ki, o hesaba katılacak bir şey değilmiş.

Ahir Zamanda İnecek Olan îsâ Aleyhisselâm, Şu Anda Sağ Mıdır Ve Semâda Mıdır? îsâ aleyhisselâm’ın ineceğini açıkça gösteren hadîsler, iktizalarıyla, şu anda O’nun diri ve semâda olduğunu göstermektedir. Zîra, 0, şâyet ölü olsaydı Deccâl’ı ve Yehûdîleri öldürmesi için di-riltilmesi ve çıkması, sonra da bir daha ölmesi gerekecekti. Bu, ” Nasıl Allah’ı inkar edersiniz? Hal-buki siz ölülerdiniz de o sizi diriltti sonra sizi öldürecek sonra diriltecek ve sonra sadece ona döndürüleceksiniz.” ve “Ey Rabbimiz ! bizi iki defaöldürdün ve dirilttin. Böylece biz günahla-rımızı itiraf ettik.”âyetleri ile çelişirdi. (Ğumârfnin sözü burada bitti.)

YEDİNCİ MESELE

İnmeyeceğini İddia Edenlerin Delîlleri

îsâ aleyhisselâm’ın inmeyeceğini ileri sürenlerin delîl zannettikleri şüpheleri ve iddiaları kısaca şunlardır:

Birincisi : “Şüphe yok ki ben seni Teveffî edeceğim…”(Ali İmrân sûresi, 55. âyet-i kerîme.)

İkincisi : ” Ne zaman ki, beni Teveffi ettin…”(Maide sûresi, 117. âyet-i kerîme.)

Bu iki âyette, “teveffî”, “öldürmek” demektir.

Üçüncüsü: “…ve seni kendime yükselteceğim”‘(Ali İmrân sûresi, 55.) âyetindeki yükseltmenln ma’nası, rütbe yükseltmesidir, cesedin semâya çıkartılması değildir.

Dördüncüsü : îsâ aleyhisselâm’ın semâya çıkarılmasıyla ilgili Hadîsler çelişkili rivâyetlerdir.

Sözleri ve ma’nalarında, aralarını bulmaya imkan vermeyecek değişiklikler var. Hadîs âlimleri böy-le dedi: Üstelik bu rivâyetler Vehb b. Munebbih ve Kâ’b ul-Ahbâr’ınrivâyetlerindendir ki, bu ikisi ehli kitaptandır.

Beşincisi : îsâ aleyhisselâm’ın zatının göğe çıkartıldığı inancında olan islam âlimleri, Ebû Hu-reyre Hadîsine itimat etmişlerdir. Bu Hadîs, sahih olsa bile Haber-i hâd’dır.

Altıncısı: Hem de isrâ Hadîsine dayanıyorlar. Hal bu ki, bir çok Hadîs şârihi (yorumcusu) orada-ki semâda peygamberle buluşmanın, cismî değil de ruhî olduğunu söylemişlerdir.

Yedincisi : Bu hususta İcma’ vâki olmadığı gibi olmayacaktır da.

Sekizincisi: Alimler, Haber-i Vâhidin akîde ifade etmeyeceğinde ve ğaybi meselelerde onlara iti-madın sahih olmadığında icma’ etmişlerdir.

Dokuzuncusu : Bu inanç, Hıristiyanların olup, onlardan alınma bir görüştür.

Bunların her birisine genişçe cevap verilecektir.

SEKİZİNCİ MESELE

îsâ Aleyhisselâm, “Gelecektir” Diyenlerin, Yâni Müminlerin Delîlleri

Müminlerin, îsâ aleyhisselâm’ın, kıyametin kopmasından evvel, göklerden yeryüzüne inece-

ğine dâir, dört ayrı delîli vardır. Bunlar; Kitap, Sünnet, icmâ’ ve bin dört yüz seneyi aşkın zamandan beri kuşaktan kuşağa intikal eden ve “Tevâtür” mertebesinde, yazılı ve tatbik edilip yaşanmakta olan, îmândır. Bu yüzden, bu meseleyi dört ayrı fasılda (bölümde) ele alacağız.

Yalnız, bu delîllere girmeden önce, beş tenbîh ile, karasızlığı yok edip keskin bakışları temin ede-rek dikkatsizliği kaldırmak istiyoruz.

Birinci Tenbîh

Âyetlerdeki ma’na, elbette lafızların kalıplarına yerleştirilmiştir. Herne kadar, Efendimiz (Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem), “Kur’ân-ı Kerim’in her bir âyetinin, bir zâhiri(görünen ma’nası), bir de bâtını (açıkta görünmeyip çeşitli şekillerle derinliklerine nüfuz ederek elde edilebilen) ma’nası vardır.” buyurdu ise de, bu, ma’nanın, kalıpları taşacağı ve aşacağı ma’nasına gelmez. Aksine, bir görünür ma’na, bir de, ona ters düşmeyecek, görünmeyen derinliğine ma’na veya ma’naların bu-lunduğu, demektir. Bu yüzden, lafızların vâz’ ve iştikak’ını, yani, ilk olarak hangi ma’nayı göstermek için icat edildiğini ve hangi ma’nadaki hangi lafızdan alınma olduğunu iyi bilmek, sözü yanlış anla-mamak için, olmazsa olmaz seviyede mühimdir. Bu yüzden, “Teveffî” lafzının, dilde hangi ma’na için icat edildiğinin veya hangi ma’na için icat edilen lafızdan, hangi ma’na için alındığının, bilinme-si mutlaka gerekmektedir.

İkinci Tenbîh

Sözün doğru anlaşılabilmesi için, çok mühim bir nokta da, onun, zaman içinde değişik sebep, alâ-ka ve tesirlerle, değişik ma’nalarda kullanılıp kullanılmadığını iyi bilmektir.

Ücüncü Tenbîh

Sözün, zamanla kazandığı değişik ma’naları, sözü yanlış anlayıp, sahibinin anlatmak istediği nok-taların ötesine kaydırmamak ve murada uyan bir şekilde anlamak için, eskilerin ifadesiyle, Mukte-zâ-i hâlin, yani o sözün sarf edilişinin sebep, zaman, zemin, anlatıldığı manzara, şartlar ve benzeri müessirlerin gerektirdiği şeyin ne olduğunu da bilmek icap eder.

Dördüncü Tenbîh

Sözün, sahibi ve ondan onu taşıyanın, o sözden ne anladığını, açıklama, öğretme, sınırlandırma, açma, pekiştirme, yanlış anlamayı giderme veya başka bir şeyi anlatma sadedinde bir şey söylemek maksadıyla sarf ettiği ifadelere başvurmak da icap edebilir. Zîrâ, “evin içindekileri, en iyi ev sahibi bilir.”

ibrı-i Hibbân(Sahih:1-h. No:75), Tahâvî, Müşkil-i Asâr(C18- h. No:3077), Taberâni, el-Kebir(h. No:10070), Bezzar, Müsned(h. No:2312), Ebû Ya’la, Müsned(H:5403),Beğevi(C:1-274) ve diğerleri

Beşinci Tenbîh

Delîlleri, “açık olan delîller” ile sınırlandırmak, dil dediğimiz vakayı öldürmekten ibarettir ki, bu-nu ancak câhiller, yahut ard niyetliler veya hem câhil hem de ard niyetli olanlar yapabilir. Şimdi esasa gelebiliriz:

[1] Hüseyin AvniHocaefendi – Beklenen İrşad Dergisinden Alınmıştır.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin