Ana Sayfa İktibaslar İmamların Zahirde Birbirine Aykırı Gözüken Hadisler Karşısında Takip Ettikleri Metodlardaki İhtilafları

İmamların Zahirde Birbirine Aykırı Gözüken Hadisler Karşısında Takip Ettikleri Metodlardaki İhtilafları

251
0

İktibas : Muhammed Avvame – İmamların Fıkhi İhtilaflarında Hadisleri Rolu

Bu sebep, fakîhlerin ihtilâf sebeplerinin en mühimlerinden sayılır. Bu konuda, iki mühim ilimden faydalanılabilir: Hadîs ilmi ve Usûl-i Fıkıh ilmi.

Hadîs İlmine gelince: Bir meseledeki hadîsler ve bû meseleye, gerek yakın gerek uzak ilgisi bulunan eser (haber) leri bilmek için gereklidir. Usûl-i Fıkıh ilmi ise; Kitâb ve Sünnet’teki diğer nassların ışığında, bu ilmin kâidelerinden ve yerleşmiş hükümlerinden faydalanmak için gereklidir.

Nitekim aşağıda göreceğimiz gibi, müteânz (çelişik) nasslann arasını bulmakta büyük rol oynayan, ince zekâ ve isabetli düşünce de bu sebebe girmektedir.

Hadis ilmini öğrenmeğe yeni başlayan bir kimse de bilir ki, çoğu zaman bir meselede, hükme delâleti farklı olan ve bazan ikiden çok mânâya gelebilen birçok hadîs bulunur. İşte bu durumda ulemâ, şu yolları takip etmiştir:

1 — Müteârız iki hadisin arasını bulmak ve her ikisini tevil ederek, ikisinin mânâlarının birbirine uygunluğunu sağlama metodu.

2 — Eğer ikisinin arasını bulmak mümkün olmazsa, nesh prensibine başvurulur; hadislerden birinin diğerini neshettiğine hükmederler.

3 — Eğer nesh de sözkonusu olmayıp, neshe hükmetmeğe yardımcı olacak karineler de bulunmazsa, iki hadisten birini tercih yolunu seçerler ve hadîsin birini diğerine tercih ederler.

Bazı âlimler, üçüncü metodu İkinciye tercih ederek, önce araları bulunur, olmazsa tercih o da olmazsa nesh, demişlerdir. Bu metodlardan bahsedersek söz uzar. Bu konuda kısaca söyleyeceklerim şunlardır:

1 — Anlayış, iki müteârız hadîsin aralarının bulunmasında (cem’) en büyük rolü oynar. Bazı âlimler, böyle müteârız iki hadîsi anlayamadıkları için, onların arasını bulmanın imkânsız olduğunu iddia ederken; Allah başka bir âlime, bu iki hadîsin arasını nasıl bulacağını anlamayı nasibeder. Bu sebeple âlimler, zahirde birbirine zıd gibi görünen müteânz iki hadîsin arasını bulmanın imkânsız olduğunu iddia edebilmek için, acele etmeyip, meseleyi iyice inceleyerek, emin olmanın, zarureti üzerinde ehemmiyetle durmuşlardır.

2 — Eğer iki hadîsin arasını bulmak mümkün olmazsa; imam, ikisinden birisinin mensûh olup olmadığını incelemeğe geçer. Buna karar vermek için, buna yardım eden karinelerin bulunması şarttır. Bu karinelere «Muarrifetu’n-Nesh» denilir. Bunlar dörttür:

Birincisi: Müslim’de yer alan «Sizi kabir ziyâretinden nehyetmiştim, şimdi artık ziyaret edebilirsiniz.» hadisinde olduğu gibi, bizzat Rasûlullahın açıklamasıyla bilinir.

İkincisi: en-Nesâî’nin, Câbir b. Abdillah’tan rivayet ettiği «Rasûlullahın (S.A.V.) en son hâli, ateş değmiş şeyleri yedikten sonra abdest almayı terketmek olmuştur.» hadisinde olduğu gibi, sahâbenin açıklamasıyla bilinir.

Üçüncüsü: Bazı rivayetlerde H. 8. senede olduğu söylenen Şeddâd b. Evs’in «Kan aldıranın da, hacamatçının da orucu bozulur.» hadîsinin; yine bazı rivayetlerde H. 10. senede Vedâ Haccında olduğu söylenen, İbn Abbâs’ın «Rasûlullah, ihramlı ve oruçlu olduğu halde kan aldırdı.» hadîsiyle neshedilmesi gibi; nesh, târih sayesinde bilinir.

Bazan nesh, neshe delâlet eden karinelerle bilinir. Meselâ bir hadîsi rivayet eden bir sahâbînin, daha sonra müslüman olmuş olması ve hadisi işittiğini açıkça ifade etmiş olması gibi ki, bu takdirde bu hadîs, ondan daha önce müslüman olmuş ve müslüman olduğu zaman onu Rasûlullahtan işitmiş olan bir sahâbi-nin rivayet ettiği hadîsi nesheder.

Bunun dışında, üzerinde durup düşünülmesi ve inceden inceye araştırılması gereken, daha başka incelikler de vardır.

Dördüncüsü: Hadîsin aksine bir icmâ bulunması ile, neshedildiği bilinir. Bu icma’ın vukû bulup bulmadığını ve icmâa muhalefet eden olup olmadığını tesbit etmek, son derece güç bir iştir.

3 — Eğer nesh de sözkonusu olamıyorsa, imam, iki hadîsten birini tercih şıkkına geçer.

İki hadîs arasında tercih yapmak ise meşakkatli ve son derece güç bir iştir. Çünkü birinci safha — ikisinin arasını bulma safhası— anlayış ve dirâyet ister; ikinci safha — nesh safhası— da, buna muttâli olmayı ve buna delâlet eden bir rivâyetin mevcudiyetini gerektirir.

Tercih’e gelince : Hem dirâyet hem rivayet ister. Dirâyet, yüksek bir anlayış ve parlak bir zekâ ister.

Rivayet de, bir meseledeki hadîslerle ilgili bütün külli ve cüz’ileri bilmeyi gerektirir. Hadislerin isnadlan ise ne kadar da yorucudur! Bu; hadîsleri rivayet eden sahâbîleri, hayatlarını, sıfatlarını, hadîste kullandıkları lafızları v.s. buna benzer hususları bilmeyi gerektirir.

Usûl âlimleri, müteârız iki hadîsten birini tercih etmeyi gerektiren sebeplerin neler olduğunu tesbitte güçlük çekmişlerdir. el-Hâzimî (548-584) «el-î’tibâr fi’n-Nâsîh ve’l -Mensûh mine’l-Âsâr» adlı eserinin mukaddimesinde bu meseleye temâs etmiş ve (s. 9 – 23’de) tercih sebeplerinin ellisini zikretmiş, ayrıca bu sebeblerin pekçoğuna misal de vermiştir. Bu bahsi bitirirken de (s. 23’de) «Bunlardan başka, bu muhtasarı uzatmamak için zikretmekten vazgeçtiğimiz daha pek çok sebep vardır.» demiştir.

Sonra Hafız el-Irâkî (725 – 806) gelmiş ve İbnu’s-Salâh (v. 643)’ın «Ulûmu’l-Hadis»ine yazdığı haşiyede, el-Hâzimî’nin bu sözünü nakletmiş ve s. 245’de) «Tercih sebeblerinin sayısı yüzden fazladır. el-Hâzimî’nin bunları muhtasar olarak zikrettiğini gördüm. Önce el-Hâzimî’nin zikrettiği elli sebeble başlıyorum, sonra akabinde, diğerlerini zikredeceğim.» demiş ve yüzon sebeb zikretmiştir. Sözlerinin sonunda (s. 250’-de) şöyle demiştir : «Bunların dışında daha başka tercih sebebleri vardır ki, bunların kimisinin kabûlü münâkaşalıdır — yani diğer bir kısmı da makbuldür demektir ; kezâ zikrettiğimiz sebeblerin bazıları da münakaşalıdır.

Buradan; zahirde müteârız iki hadis gördüğü zaman, pekçok tercih sebebi arasında başka sebeblere hiç itibâr etmeksizin, hemen Sahîhayn’daki hadîsleri Sahîhayn’da olmayan hadislere tercihe kalkışan bazı kimselerin cehâletini —veya câhil gibi görünmelerini — anlıyoruz. Halbuki Hafız el-Irâkı (725 – 806), tercih sebeblerini sıra ile zikrederken «Hadîsin Sahîhayn’da olması, Sahîhayn’da olmayan hadîslere tercih edilme sebebidir.» şartını, yüzon şart içersinde, yüzikinci sırada zikretmiştir.

Bu adamlar ister gâfil olarak ister gâfil gibi görünerek; yüzbir tercih sebebini heder etmiş olmaktadırlar, İşte ilmin hakikî önderleriyle âlimlik taslayanlar arasındaki fark budur! Allah hepimize hidâyet ve selâmet ihsân etsin.

İmamların, fıkhi görüşlerindeki iftilâhlarmın vukû bulduğu bu geniş sahada; bir tek fıkhî hükümde bile, içtihadın ne kadar zor olduğunu ve aynı şekilde, imamlarımızın ne kadar yüksek bir ilmi seviyeye erişmiş olduklarını anlamamız mümkündür. Üstelik benim zikrettiklerimin; müctehidin bilmesi gereken diğer pekçok ilim bir yana, sadece üzerinde, durduğumuz açıdan bile, ancak ilk bilgiler mesabesinde olduğunu da hatırlatırım.

Üçüncü sebeb ile ilgili olarak söyleyeceklerimin sonunda, pek ihtilâf mevzuu olmamış ve imamların üzerinde yazıp çizdikleri; «Berâe sûresi hâriç, Besmelenin Kur’an’dan bir âyet olması; muktedinin imamın arkasındaki kıraati; rükû’a eğilip doğruluşta, ellerin kaldırılması» konularında, bu konulara dâir eserler telif ettikleri gibi, üzerinde kalem oynatıp eser telif etmedikleri basit bir noktayla ilgili bir metin nakledeceğim.

Bu metni nakletmenin yegâne sebebi, bahsetmiş olduğumuz üç metodu, bir tek meselede toplamış olmasıdır,

İmam en-Nevevî Şerhu Sahihi Müslim, XIV, 80’de «Ağarmış saçların, sarı veya kızıla boyanmasının müstehab; siyaha boyanmasının harâm olduğuna dâir bâb»da, şöyle demektedir: «Mezhebimize —eş-Şâfiİ mezhebine — göre, kadın ve erkeğin, ağarmış saçlarını sarı ve kızıla boyamaları müstehab, siyaha boyamaları da, en sahih olan görüşe göre, haramdır. Siyaha boyamanın tenzîhen mekrûh olduğu da söylenmiştir. Tercih edilen, —şerhedilmekte olan— «Siyah renkten kaçınınız.» hadisine dayanarak,, haram olmasıdır. Mezhebimiz budur.

Kâdî İyâz şöyle demiştir : «Sahâbe ve Tabiinden olan selef, boyayıp boyamamada ve boyanın renginde de ihtilâf etmişlerdir, Bir kısmı boyamayı terketmek efdâldir, demiş ve Rasûluilahın ; ağarmış saçları boyayıp rengini değiştirmekten nehyettiğini, çünkü kendisinin ağarmış saçlarının rengini değiştirmediğini, rivâyet etmişlerdir. Bu görüş, Ömer, Ali, Ubeyy ve başkalarından rivayet edilmiştir.

Diğerleri de, boyanın efdâl olduğunu söylemişlerdir. Sahabe, Tâbiûn ve daha sonrakilerden bir gurup; Müslim ve bankalarının zikrettiği hadislere dayanarak, ağarmış saçlarını boyamışlardır.

Sonra onlar yine ihtilâf etmiş, ekserisi —ki İbn Ömer, Ebû Hurayra, ve başkaları bu guruptadır. Bu, Ali’den de rivayet edilmiştir—’ sarıya boyamış, kimisi de kına ve ketem bitkisiyle, bazıları da za’ferân ile boyamışlardır.

Bir kısmı ise siyaha boyamışlardır. Bu, Osman, Ali’nin oğulları Haşan ve Hüseyin, Ukbe b. Âmir, İbn Şîrîn (v. 110), Ebû Burde (v. 103, 104) ve başkalarından rivayet edilmiştir.»

Kâdî Iyâz şöyle devam etmiştir: et-Taberânî (l) «Doğru olan şudur ki; Saçın beyazlarının boyanması ve boyanmasının yasaklanmasıyla ilgili olarak, Rasulullahtan rivayet edilen bütün hadîsler sahihtir ve aralarında tenakuz yoktur. Boyamasını emrettiği kimseler, saçının beyazı Ebû Kuhâfe’ninki gibi olanlar ki son derece beyaz olup, güzel görünmüyordu , yasaklamış olduğu kimseler ise, saçındaki beyazlık az olanlardır.

et-Taberânî (1) şöyle devam etmiştir; «Selef bu hususta, vazıyete göre her iki şık ile de amel etmişlerdir, Üstelik buradaki emir ve nehyin, vucûbiyet ifade etmediğinde icmâ edilmiştir. Bu sebeple seleften bir kimse, kendisininkinin tersini yapan öbürüne îtirâz etmemiştir.

Ayrıca et-Taberânî, bu iki şıktan birinin nâsih diğerinin mensûh olduğunu söylemek de doğru değildir (2) demiştir.

Kâdî Iyâz şöyle demiştir: «Bir diğeri ise şöyle demiştir: ‘Bu mesele iki şekildedir : Bir kimsenin bulunduğu memleketin âdeti boyamak veya boyamamak ise, o kimsenin, âdeti terketmesi, gösteriş yapmak içindir ve mekruhtur. İkincisi: Beyaz saçların zerâfetine göre değişir. Beyazların, boyanmışından daha güzel görünen kimsenin boyamayı terketmesi evlâdır. Beyazları çirkin görünenin ise boyaması evlâdır.» Kâdi İyâz’ın naklettikleri bunlardır. Bunlann en doğrusu ve sünnete en uygunu, nakletmiş olduğumuz, mezhebimizin görüşüdür.» en-Nevevi’nin sözü sona erdi.

Geçmiş imamlar, görünüşte müteârız olan hadîsleri toplayıp, bunları tedkik ederek, araştırma sonunda vardıkları neticeleri açıklamaya büyük bir ihtimam göstermişlerdir. Bu konuda, İmam eş-Şâfiî (150 -204) «İbtilâfu’l-Hadîs»ni, İbn Kuteybe (213-276) «Te’vîlu Muhtelifi’l-Hadis»ini —- ki bazı yerleri tenkide uğramıştır— telif etmiştir. Bu iki kitâb matbüdur. (3) Kâtib Çelebi Keşfu’z-Zunûn’da Zekeriyyâ es-Sâcî (217 -307) ‘nin «İhtilâfu’l-HadîS” isimli bir eseri olduğunu zikretmektedir.

İmam İbn Cerir et-Taberi (224 – 310) ‘niu «Tehzî-bu’l-Âsâr» adlı bir eseri vardır. (4) Kâtib Çelebi bu eser hakkında «Sahasının, eşi olmayan tek eseri» demektedir.

İmâm Ebû Cafer et-Tahâvi (237-321)’nin de bu mevzuda iki büyük eseri vardır. Birisi «Şerhu Maâni’l-Âsâri’l-Muhtelifeti’l-Me’sûra» dır, birçok defa basılmıştır. Eser onun imam ve müctehid olduğuna şehâdet etmesine rağmen — Hafız el-Kuraşî’nin «el-Cevâhiru’I-Mudıyye» sinde zikrettiğine göre, üstelik et-Tahâvî’nin ilk eseridir.

Onun ikinci eseri «Muşkilu’l-Âsâr»dır, pekçok defa basılmıştır, dört cilttir, fakat Allâme el-Kevserî’nin «el-Hâvî adlı eserinde (s. 34) söylediğine göre, basılmış olan bu kısım, aslının yarısı bile değildir.

Bunlardan başka, bu hususta yazılmış müstakil eserler, kitaplarda yer almış olan araştırma ve makaleler de vardır.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin