Ana Sayfa İktibaslar İmam Muhammed Zâhid el-Kevserî ve Takım Taraftarlığı

İmam Muhammed Zâhid el-Kevserî ve Takım Taraftarlığı

82
0

Daha önce de değişik vesilelerle dile getirmiştim; temel ibadetlerini bile aksatmadan, farzına, vacibine, sünnetine, müstehabına, mekruhuna… gereği gibi riayet ederek yerine getirme kudretinden mahrum nice gencimiz var ki, en çetin itikadî/kelamî konulara dalmaktan adeta zevk alıyorlar!

Büyük çoğunluğu temel kaynakları bizzat tetkik etme imkânına sahip olmadığı halde kulaktan dolma bilgilerle hareket eden bu gençlerimizin, “sıradan konular” tarzında konuştukları meseleleri duydukça insanın ürpermemesi elde değil!

Bir sene kadar önce telefonda bana bir saate yakın “tebliğ yapan” bir delikanlı, “eynellah hadisi” diye bilinen rivayetin “uydurma” olduğunu, dolayısıyla benim bu rivayetin “tevili” ile iştigal etmemin bilgisizlikten kaynaklanan beyhude bir uğraş olduğunu söylemişti. O zaman da irkildiğimi hatırlıyorum. Zira bu hadis başta İmam Ebû Hanîfe, İmam Mâlik, İmam Müslim… olmak üzere pek çok Fıkıh ve Hadis imamı tarafından rivayet edilmiştir!![1]

Elbette bu gençler en temel mesele olan “Akaid”i muhafaza sadedinde yapıyorlar bunu. Ama atladıkları çok temel bir gerçek var: Böylesi konularda böylesi keskin şeyler söylemek hem doğru değil, hem de onların yaşı bunun için uygun değil. Bizlerden önce yaşamış nice âlim var ki, hayatlarını ilme ve ilmin, itikadın muhafazasına adamışlardır. O âlimlerin hayatlarında bizler için “her bakımdan” gerçekten büyük ibretler var. Yeter ki birilerinin gözümüze takıverdiği gözlükleri çıkarıp, meseleye çıplak gözle bakma dirayetini gösterebilelim…

İmam Muhammed Zâhid el-Kevserî için, –sıklıkla sorulur hale gelmesinden– sıklıkla dile getirildiği anlaşılan birtakım iddialar var bu meyanda. Bunlardan birisi, onun, büyük sahabî Enes b. Mâlik (r.a)’e dil uzattığı, “bunak” dediği yolunda.

Bu ve benzeri iddiaları Kevserî Külliyatı’na yazacağımız takdim yazısında cevaplandıracağız inşaallah. Ancak birkaç cümleyle de olsa burada bir şeyler söylemem gerekiyor. Mesele şu:

el-Hatîbu’l-Bağdâdî, İmam Ebû Hanîfe’nin güya hadisler karşısındaki kayıtsızlığını!! ispat etmek maksadıyla kimi örnekler zikreder. el-Kevserî merhum da bunları Te’nîbu’l-Hatîb’de büyük bir yetkinlikle cevaplandırır.

Bu örneklerden birisi şudur: Efendimiz (s.a.v), bir cariyeyi, başını iki taş arasında ezerek öldüren bir yahudiyi –kısasen– aynı şekilde öldürtmüştür. İmam Ebû Hanîfe, el-Hatîbu’l-Bağdâdî’nin iddiasına göre bu rivayet hakkında “hezeyan” ifadesini kullanmıştır!!

el-Kevserî merhum bu mesele üzerinde dururken şu noktaları dikkate sunar:

1. Bu rivayette, öldürülen kimsenin ifadesi dışında herhangi bir beyyine olmaksızın katilin öldürülmesi hükmü yer almaktadır. Bu, İslam ahkâmında bilinen bir uygulama değildir.

2. Rivayet Hadis Usulü ıstılahınca “an’ane” yoluyla gelmiştir. Yani ravilerin bu rivayeti birbirlerinden bizzat işittiklerini gösteren bir ifadeyle nakledilmemiştir. Özellikle ravi Katâde’nin “an’ane” tarzındaki rivayetleri Hadis imamları tarafından tenkit edilmiştir.

3. Bu rivayeti sadece Enes b. Mâlik (r.a), ileri yaşlarındayken nakletmiştir.

4. İmam Ebû Hanîfe’nin, Efendimiz (s.a.v)’den geldiği sabit olan herhangi bir rivayet hakkında bu tarz bir ifade kullanması muhaldir. [2]
Burada üzerinde durulması gereken birkaç nokta var:

1. el-Kevserî merhum, Hz. Enes (r.a) hakkında “bunak” ifadesini kullanmamıştır. Kullandığı kelime “herem”dir. O da “yaşlanmak, kocamak” demektir. Arapça’da “bunak” kelimesinin karşılığı olarak “herem” değil, “ateh” ve “haref” kelimeleri kullanılır.

2. Hz. Enes (r.a)’in, yaşlandıktan sonra (ki kendisi İbn Hacer’in tercihine göre 103 yaşında vefat etmiştir[3]) kendisine unutkanlık arız olduğu bir hakikattir. Bu ne benim, ne de el-Kevserî merhumun iddiasıdır. Enes b. Mâlik, ileri yaşı sebebiyle bazı şeyleri unuttuğunu kendisi söylemiş; mesela bir defasında kendisine bir mesele soranlara, “el-Hasen’e gidip sorun. Zira o ezberledi, bizse unuttuk” demiştir.[4]

Yaşlılık sebebiyle hafıza gücünün zayıflaması, unutmak, yanılmak gibi hususlar her beşerin başına gelebilecek sıradan durumlardır ve Enes b. Mâlik (r.a)’ın durumu da böyledir. Bunun hakaretle ilgisi, ancak iftira düşkünleri tarafından kurulabilir.

3. el-Kevserî merhum, et-Te’nîb’e reddiye yazan Abdurrahman b. Yahyâ el-Mu’allimî merhumun bu konudaki tenkidini et-Terhîb’de cevaplandırırken bu mesele üzerinde durmuş ve meseleyi vuzuha kavuşturmuştur. Hal böyleyken sırf düşmanlık ve kin duygularıyla hareket ederek ona iftira cürmünü işlemekte ısrar göstermek tam bir “ateh” ve “haref” durumudur!

4. Gerek bu konuyu, gerekse el-Kevserî merhumla ilgili diğer iddiaları dillendirmekte ve sağını solundan ayıramayan gencecik çocukları bir allamenin arkasından sövdürmekte bir fayda umanlar, Ahmed Hayrî’nin et-Te’nîb’e yazdığı takdim yazısındaki anekdotları tekrar okusunlar. Okusunlar da, el-Mu’allimî merhumun et-Te’nîb’e reddiye diye yazdıklarından duyduğu pişmanlığı, daha da ötesi el-Kevserî merhumun ilmî kişiliğini nasıl takdir ettiğini de zehirledikleri o gençlere anlatsınlar…

5. İlmî meselelerde futbol takımı tutar gibi taraf tutulmaz. Peşinde olmamız gereken tek şey hak ve hakikat olmalıdır. Unutmayalım; burada aldığımız her nefesin, söylediğimiz her sözün “ötede” görülecek bir hesabı var!…

Ebubekir Sifil

[1] Ağustos-2004’te bu rivayet hakkında üç yazı yazmıştım. Geniş bilgi için o yazılara bakılabilir.
[2] Bkz. Te’nîb (Ahmed Hayrî baskısı), 158 vd.,
[3] Bkz. Tehzîbu’t-Tehzîb, I, 331.
[4] ez-Zeyla’î, Nasbu’r-Râye, I, 361.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin