Ana Sayfa İktibaslar İmam-ı Azam Ebu Hanife Sıfatlar Hususunda Tevil Yaptı mı ?

İmam-ı Azam Ebu Hanife Sıfatlar Hususunda Tevil Yaptı mı ?

459
0

İmâm A’zam Ebû Hanîfe amelî mes’elelerde Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e ve Selef’e ittibâ îcâbı olarak Te’vîl içün mutlaka lâzım olacak şartlara uyan te’vîl yapmıştır. O, nassları, engin dirâyetiyle diğer nassların çerçevesi içinde bulunması îcâb eden yere koymakla bazen onların açık ma’nâsının dışına çıkmaktadır. Nassları, diğer nassların/İslâm’ın bütünü içinde ma’nâlandırmak yerine kendi içinde anlayıp da hakîkatte yanlış anlayanlar İmâm A’zam Ebû Hanîfe’yi hep nasslara bağlı kalmamakla ithâm ede gelmişlerdir.

İbnü Ebî Şeybe’nin Musan-nef’inde “Ebû Hanîfe’nin ise (bu nasslara muhâlif davranıp) şöyle şöyle dediği anlatılmaktadır” diyerek açıkça, İmâm Buhârî’nin de Sahîh’inde “insanlardan biri dedi ki” diyerek üstü örtülü olarak O’na yaptıkları ithamlar hep bu sebebe dayanmaktadır. Bu asılsız i’tirâzla-rın isâbetsizliğini görmek, bilmek ve anlamak isteyenler misâl olarak İmâm Kevserî’nin en-Nüketü’t-Tarîfe, el-İşfâk ve İhkâ-ku’l-Hakk gibi kitablarına bakabilirler.

O, Sıfat Âyetleri ve Sıfat Hadîsleri’nde ise, yed/el ve vech/yüz kelimelerinin Allah’ın sıfatları olduğunu, Allah’ın yedinin kudreti olduğunun söylenemeyece-ğini beyân etmekle[25] bunların uzuv/organ olmadıklarını, dolayısıy-la ne olmadıklarını açıklamış oluyordu. Böylece de Te’vîl-i İcmâlî yapmış. Ancak murâd edilen ma’nâyı tâ’yîn etmekten de uzak durmaktaydı. Lâkin ne olduklarının söylenemeyeceğini ifâde etmekle de Te’vîl-i Tafsîlî’den kaçmış olu-yordu. Hâsılı O, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ve Selef gibi bir yanda Te’vîl-i Tafsîlî yapmamakla Tefvîd’e giderken/lafzın ma’nâ-sının ilmini Allah’a bırakıyordu. Öte yanda da Te’vîl-i İcmâlî ile tenzîh yapıyor; yani Allah’ı, O’nu, yaratıl-mışların sıfatlarından kendine yakışmayacak sıfatlardan uzak tutmuş oluyordu. Zâten Selef’in de yolu buydu.

Nitekim bu dediklerimiz Ebû Mutî’ el-Belhî’nin O’ndan rivâyet ettiği (dolayısıyla O’nun olduğuna i’tirâzın manasız olduğu) el-Fıkhu’l-Ekber’de görülecektir.
Daha sonraki Hanefîler ve önceki Mâtürîdîler de Selef akîdesi üzereydiler. Sonraki Mâtürîdilerden bir kısmı ise (câiz olan) te’vîl yolunu tuttular. Nitekim Beyâdî’nin “Mâtürî-dîlerden ve Eş’arîler’den bir kısmı tafsîl’e gitmişlerdir.

El-Kifâye ve et-Tesdîd sahibi ile İbnü Hümâm avâm’ın inancının bozulmaması içün ihtiyâc ânında te’vîl’e gidilir” şeklinde hulâsa edilebilecek ifâdesi bunu göstermektedir.[26]

Bununla beraber, eslem olanın Selef yolu olduğunu i’tirâf ettiler ve inkârcılara cevâbda (ve iknada) Halef yolunun Ahkem/ daha sağlam olduğunu söylediler. Allahu a’lem…

Dipnotlar :

[25] Şerhu’l-Fıkhı’l-Ekber: 66-67 (Matbaa-i Osmâniye, 1303
[26] Kâdî el-Beyâdî, İşârâtü’l-Merâm:189

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin