Ana Sayfa İktibaslar Hz. Osman Zamanı Bazı Fitneler -4: İsyancıların eline geçen mektubun gerçek yüzü

Hz. Osman Zamanı Bazı Fitneler -4: İsyancıların eline geçen mektubun gerçek yüzü

130
0

Bu mektubun hakikatını araştırmak ve gerçek yüzünü ortaya koymak için üzerinde durmayı gerekli gördük. Şöyle ki; Biz bu mektupla ilgili olarak daha önce naklettiğimiz rivâyetlere dikkat ettiğimizde bu mektubun memleketlerine dönmeyip Medine’de kalan isyancıların ileri gelenleri tarafından uydurulduğu konusunda bir çok ipuçları buluruz.

Bunların amacı Allah’ın defettiği ve müslümanları şerrinden rahatlattığı fitneleri yeniden sahneye koymak, başarısız kalan şer çabalarını başarıya ulaştırmak ve gerçekleşmeyen kötü amaçlarını gerçekleştirmekti.

Bu ipuçlarını şöyle sıralayabiliriz;

1- Mektubu taşıyan suvârinin davranışları; Mısırlılara bazen görünmesi, bazen ortalıktan kaybolması tekrar göründüğünde de onlara sövmesi. Bu hareketler olsa olsa onların dikkatlerini kendisine doğru çekmek, onların kalbinde kendisine yönelik şüpheler uyandırmak için olur. Zaten Medine’de kalan ve bu planı çevirenlerin isteği de bu işti. Zira gerçekten bu süvari Hz. Osman’ın ve Mervân’ın elçisi olsaydı bu isyancıların gittiği yoldan ayrı bir yoldan gidecekti veya onlardan gizlenecekti. En azından kalplerinde şüphe uyandırmayıp durumu idare edecekti.

2- Iraklılar döner dönmez Mısırlı’ların aynı zaman içinde dönmesi; oysa ki bunlar yaklaşık altı günlük bir mesafeyle birbirlerine uzaktalardı. Nitekim Mısırlı’lar batıya doğru yolalırken, Iraklı’lar doğu tarafına doğru yolalmışlardı. Mısırlı’lar mektubu bulur bulmaz aynı saatte Iraklı’lara kim haber verdi? Yoksa beraberlerinde telefon veya telsiz mi vardı?

3- Yukarıda bahsettiğimiz ipucu ne son derece zeki olan Hz. Ali, ne de son derece dirayetli olan sahâbilerin gözünden kaçmadı. Zira görüyoruz ki gerek Hz. Ali, gerekse sahâbiler, bununla isyancıları susturmuşlardır. Aynı zamanda görüyoruz ki, Hz. Ali bunlara konuşacakları laf bırakmayınca, bu işin Medine’de kalıp isyancılar tarafından planlandığını söylüyor. Sahabiler de isyancılara; “Bu kendi aranızda kararlaştırdığınız bir iştir.” diyorlar.

Bu iş Hz. Osman (Radıyallahu Anh)’ın gözünden kaçmamıştı Nitekim (Taberanin de naklettiği gibi)[133] Onlara bu mektubun uydurma olduğunu söylemiştir. İşte bundan dolayı-yazıcısı olan- Mervan’ı onlara teslim etmekten kaçındı.

4- İsyancıların bu kuvvetli ve bütün ileri sürdükleri şeyleri bertaraf edecek bu deliller karşısında ortaya atacakları şüpheleri kalmayınca kabul ettiler. Fakat bu defa kaba kuvvete yöneldiler.

Nitekim zalim ve saldırganların adeti böyledir- ve; “Bizim bu adama (Hz. Osman’a) ihtiyacımız yoktur “bizi bıraksın” dediler. Dolayısıyla bu mektubun uydurma olduğunu asıl hedeflerinin Hz. Osman’ halifelikten azletmek veya temiz kanını akıtmak olduğunu hakkı yerine getirip batılı bertaraf etmek olmadığım itiraf etmiş oldular.

5- Biz daha önce naklettiğimiz rivâyetleri şimdi nakledeceğimiz bir rivâyetle birleştirdiğimizde yukarıda sıraladığımız ve bu mektubun Medine’de kalan isyancılar tarafından uydurulduğunu gösteren deliller kadar kuvvetli bir delil çıkarabiliriz.

Rivâyet şudur: “isyancılar (ele geçirdikleri) mektabun (Mısır vâlisi) Abdullah bin Said bin Ebi Serh’e gönderildiğini belirttiler.[134] Oysa ki bu Abdullah (bin Serh) isyancıların Mısırdan Medine’ye doğru yola çıkmalarından hemen sonra Hz. Osman’a mektup yazmış ve Hz.Osman da ona izin vermişti. 0 da Mısırlı’ların akabinde Ariş, Filistin ve Îyle yoluyla Mısırdan ayrıldı. Muhammed bin Huzeyfe de Mısır’da halifeye başkaldırarak idareyi eline aldı.[135]

Şimdi nasıl oluyorda Abdullah bin Said, Hz. Osman’dan Medine’ye gelmek için izin istiyor, Hz. Osman da Ona gelmesi için izin veriyor ve sonra oda Mısırdan çıkıyor, sonra da Hz. Osman veya Mervân ona mektup yazıyorlar.

Yani; nasıl oluyor da Hz. Osman veya Hz. Mervan, Hz. Abdullah bin Sad’ın Mısır’da olmadığını bildikleri halde Ona mektup yazıyorlar.

Buraya kadar yukarda bahsettiğimiz ipuçlarından şu sonuç çıkıyor; Iraklı isyancı kâfileler, uydurma bir mektup bahanesiyle dönme konusunda anlaşmışlar.

Nitekim Taberi bu hususa işaret ederek şöyle diyor:

“Bunlar kendi aralarında anlaşmış ve randevulaşmış gibiydiler” Ve yahut Medine’de kalanlar iki suvâri kiralamışlar; birisini Mısırlı’lara doğru ki mektup taşıyan birinin rolüne girsin, diğerini de Iraklılara göndermişler ki onlara Mısırlı’ları böylesine bir mektubu ele geçirdiklerini haber versin.

Yine anlaşılıyor ki, daha önce büyük sahâbilerin dilinden mektuplar uyduranlar, Hz. Osman’ın dilinden bu mektubu uyduranların aynılarıdır. Bunlar Hz. Osman’ın dilinden uydurdukları bu mektubu daha sonra Mervân’a (Radıyallahu Anh) atfettiler.

Bunların bu hareketleriyle bir kaç amacı vardı:

1- Tekrar Medine’ye dönmek için bir bahane bulmak. Zira bunlar Hz. Osman’ın getirdiği deliller karşısında öne sürecekleri bir bahane kalmayınca memleketlerine gitmek zorunda kalmışlardı.

2- Hz. Osman’ı hain veya bilgisi dışında işler yürütülecek kadar güçsüz veya hain kimselere yazıcılık yaptıran biri olarak göstermek suretiyle halkın gözünden düşürmek dolayısıyla onun halifeliğe layık olmadığını belirtmek. Nitekim nakledilen bazı konuşmalarında bunu vurgulamışlardır. [136]

3- Sonra da Hz. Mervan’ın adını asırlar boyu lekelendirmek.

İbn-i Haldun yukarıda bahsettiğimiz şeylere işareten şöyle diyor;

“Bir takım çapulcu kimseler toplanıp Medine’ye geldiler. Görünüşte Hz. Osman’dan mazlumların hakkını almasını istemek için geldiklerini yansıtıyorlardı. Oysa ki asıl amaçlarını gizliyorlardı. Zira amaçları Hz. Osman’ı öldürmekdi. Hz. Osman da onlar için Mısır valisini görevden aldı.. Onlar da memleketlerine doğru yola çıktılar. Çok geçmeden ellerinde uydurdukları bir yalancı mektupla döndüler.

Bu mektubu Hz. Osman’ın postacısının elinde yakaladıklarını ve mektupta Mısır valisine bunları öldürmesi yönünde talimat verdiğini iddia ettiler. Hz. Osman ise bu mektubun kendisine ait olmadığına dair yemin etti. Bu defa onlar Hz. Osman’dan Mervan’ı kendilerine teslim etmesini istediler. Mervan da mektubu yazmadığına yemin edince Hz. Osman, “Mervan yemin ettikten sonra vereceğimiz bir hüküm yoktur” dedi.

Bunlar da Hz. Osman’ın evini kuşatma altına aldılar. Daha sonra da gece kimsenin haberi olmadan üzerine saldırı öldürdüler. [137]

Dipnotlar:

[133] Taberi 5/105, El-Bidâye Ven-Nihâye, 7/107,108. El-Bidâye’de ki ifadeler şöyledir; “Sahâbiler bunlara şöyle dediler; “Basralı’ların bu durumunu nasıl öğrendiniz? Oysa ki birbirinizden ayrıldınız ve aranıza bir kaç günlük mesafe düştü. Bu sadece üzerine anlaştığınız bir iştir.”
[134] Taberi 5/120.
[135] Taberi 5/122 Ayrıca bk. İbn-i Haldun El-mukaddime’nin Eki 166,167
[136] Taberi 5/120
[137] El Mukaddime 216

İktibas : Şeyh Salih Ekinci K.s – Sahabe Dönemi Sahife 131’den itibaren

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin