Ana Sayfa Müridanın El Kitabı Hz.Aişe r.a validemizin ölülerin işitmesi hakkında görüşü ve buna dair meseleler

Hz.Aişe r.a validemizin ölülerin işitmesi hakkında görüşü ve buna dair meseleler

182
0

Eğer dersen ki;

Hz. Aişe radıyallâhu anhâ Hz. Ömer radıyallâhu anhu’nun (ölülerin işiteceği) rivayetini kabul etmedi ve şöyle dedi:

“Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Ölüler şu anda onlara dediğimin hak olduğunu biliyorlar.”[30]

Sonra da Âişe radıyallâhu anhâ şu ayeti okudu: Sen ölülere işittiremezsin.”[31]

Nitekim İmam Buhârî de (bu ihtilafı) rivâyet etti. (İ’tiraz Bitti.)

———————————————–

[Âişe Radıyallâhu Anhâ’nın İnkârına Verilen Cevâb]

———————————————–

(Şöyle deriz:)

Buna birkaç şekilde cevab verilir:

Birincisi: Süheylî’nin dediğidir: Ölüler bu halde -Aişe radıyallâhu anhâ’nın da kabul ettiği gibi- (söyleneni) biliyorlarsa, o zaman Hz. Ömer radıyallâhu anhu’nun söylediği gibi işitmeleri de caizdir. Hem de bu (işitme) lafz(ın)ı rivayet etmekte Ömer radıyallâhu anhu tek kalmamıştır.

Bu rivayet, oğlu Abdullah (ibnü Ömer) radıyallâhu anhumâ[32] ve Ebû Talha radıyallâhu anhu’dan da sâbit olmuştur.[33]

Aynı şekilde, “bilmek”, “işitme”ye bağlı değildir. Sonra, ölülerin işitmesi ya başlarındaki kulaklarıyla (hisleriyle) olur. Bu (Ehl-i Sünnet’in de[34] görüşü olan) suâl esnasında ruhun cesedin tamamına ya da bir kısmına iâde edilmesi hâlindedir. Ya da ruhun asla cesede (tamamına veya bir kısmına) döndürülmeyip suâlin direkt ruha yapılacağını söyleyenlere göre kalbin ya da ruhun kulaklarıyla olur.[35]

İkincisi: O’nun/Âişe radıyallahu anhâ’nın bu işitmeye, “sen ölülere işittiremezsin,”[36] ve “sen kabirdekilere işittirici değilsin”[37] ayetleri ile karşı çıkması, Kuyu Ehli hadisindeki (ölülere işittirmenin Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e) hâs olduğunu iddia eden kimseyi reddetmektedir. Çünki, bu hadîsde, âyetin açık manasına bakılarak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in (ölülere sözünü) işittirmesi açıkça inkâr edilmektedir. Üstelik, Allah celle celâlühû’nun, bu hâli, ölülerin tamâmında, onlara seslenildiği zaman, (bu seslenme) hangi şahıstan olduysa ve hangi zamanda olursa yaratmaya gücü yeter.

Üçüncüsü: Alimler, Âişe radıyallâhu anhâ’nın inkârını kabül etmemişlerdir.

İsmailî[38] şöyle dedi:

Âişe radıyallahu anhâ’da son derece anlayış, zekâ, çok rivayet etme ve ilmin derinliklerine dalmak vardı. Sağlam bir râvinin rivayeti, ancak onu nesh veya tahsis edecek, veyahud da imkansız kılacak onun gibi bir rivayetle reddetmek mümkün olur. Hem de Âişe radıyallâhu anhâ’nın inkâr ettiği ile, O’ndan başkalarının “sâbittir” dediklerinin/işitmenin arasını birleştirmek (ve barıştırmak) mümkün iken bu nasıl olabilir? Çünki Allah Teâlâ’nın “sen ölülere işittiremezsin” ayeti Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in “onlar şu anda işitiyorlar”[39] hadisine zıt değildir. Zîrâ işittirmek, işittirenden sesi kulağa ulaştırmaktır. O zaman Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in sesini onlara ulaştırmakla onlara işittiren Allah celle celâlühû’dür, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem değildir. Böylece âyetle hadis arasını barıştırmak hâsıl olmuştur.

Âişe radıyallâhu anhâ’nın, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in sadece “onlar elbette biliyorlar” dediği şeklindeki cevabına gelince… Onu şâyet Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den veya -O, kıssaya şahid olmadığı için- başkasından işittiyse, bu (“onlar elbette biliyorlar” sözü), “işitiyorlar” rivayetine zıt değildir. Çünki bilmek (daha önce de söylediğimiz gibi) işitmeye mani değildir. Tam tersi onu kuvvetlendirir. Zîrâ konuşulan kimsenin (kendine söyleneni) bilmesi âdette/insanlar arasında ola gelene göre ancak işitmesiyle olur.[40]

Dördüncüsü: İki ayette geçen “ölüler” ve “kabirde olan kimseler”den anlatılmak istenen, onların, vaazları işitmekten tesirlenmemeleri cihetiyle kalbleri ölmüş kimseler olmaları itibarıyla mecazen kâfirler olmasıdır. Onların evleri, şu ölü kalblerinin bulunduğu cesedleridir. Cesedleri sanki onların kabirleridir. Bu (te’vîl), sözün hakîkî manasına bakmaksızın olur. Kafirlerin işitmemesinden murad edilen, -iki ayetin de kâfirlerin imana davet edilmeleri ve buna icabet etmemeleri hakkında inmiş olduğu deliliyle- hakkı kabûl etmemeleridir.

Beşincisi: Âişe radıyallâhu anhâ bu fikrinden dönmüştür. Bunun da delîli, (İmâm Kastallânî’nin) el-Mevâhibü’l-Ledünniyye’de söylediği şu sözlerdir:[41]

Garîb bir şeydir ki, Ebû Talhâ radıyallâhu anhu’nun hadisinin benzeri, İbnü İshâk’ın el-Meğâzî’sinde, hasen bir isnad ile Âişe radıyallâhu anhâ’dan yapılan Yûnus İbnü Bükeyr’in[42] rivayeti mevcûddur. O hadîsde, “siz, onlara dediğimi (onlardan) daha iyi işiten değilsiniz” ifâdesi vardır. Bu hadisi, İmam Ahmed hasen bir isnad ile rivayet etti.[43]

Belki de Âişe radıyallâhu anhâ, yanında birçok Sahabî’nin rivayetinden bir haberin sabit olması sebebiyle görüşünden vaz geçti ve onlara muvafık rivayette bulundu. Onun inkârının özü de Bedir savaşında hazır olmamasıdır.

Yine O’nun, görüşünden vazgeçtiğini kuvvetlendiren şeylerden biri de İmam Tirmizî’nin[44] şu rivayetidir:

Âişe radıyallâhu anhâ, kardeşi Abdurrahmân İbnü Ebî Bekr radıyallâhu anhu’nun kabrini ziyaret edince O’na hitab etti ve şöyle dedi:

“Vallahi (ölümün esnasında) yanında olsaydım seni mutlaka öldüğün yere defnederdim. Eğer sana (ölümüne) şahit olsaydım, seni ziyaret etmezdim.”

Yine (O’nun, görüşünden döndüğünü pekiştiren rivayetlerden biri de),

Ahmed’in Hz. Âişe radıyallâhu anhâ’dan şöyle dediğine dâir yaptığı rivayetdir: “Rasûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekir radıyallâhu anhu kabirlerine konulduktan sonra ben orada elbisemi çıkarırdım. Çünki biri kocam, diğeri de babamdı. Ne zaman ki oraya Ömer radıyallâhu anhu da defnedilince ondan haya ettiğimden artık kendimi örterdim.”[45]

Bu rivayette de Âişe radıyallâhu anhâ’nın, ölünün, konuşulanı işitmes(i) şöyle dursun, dirinin şeklini (bile) idrak ettiğini isbâtı vardır.

İktibas : Tevessul ve istigase

Dipnotlar:

[30] Buhârî (3979)

[31] Neml:80

[32] Buhârî (3980)

[33] Buhârî (3976)

[34] Süheylî, er-Ravdu’l-Ünüf (5/175)

[35] Aynı kaynak (5/175)

[36] Neml:80

[37] Fâtır:22

[38] O Ebu Bekr Ahmed İbü İsmail ibni’l-Abbâs ismailî el-Cürcânî eş-Şafiî’dir (D:277-Ö:371). Muhaddis ve Fakihtir. Çok hadis işitmiş tir. Hafız el-İsmâilî diye meşhurdur. (Daha çok Buhârî’nin Sahîh’i üzerine yaptığı meşhûr “el-Müstahrec” isimli “Sahih”i ile tanınır.) “Tezkiratü’l-Huffâz” (3/347) İbnü Kesîr “el-Bidâye ve’n-Nihâye”(11/317)

[39] Tahrici daha önce geçti.

[40] “Şerh’üz-Zürkânî Ale’l-Mevâhib” (2/309)

[41] Kastalânî’nin”el-Mevâhîbü’l-Ledûnniyye” (1/189) O, İmâm Allâme, Fakih, Muhaddis, Ahmed İbnü Hanbel İbni Muhammed İbni Ebi Bekr Ebu’l-Abbâs Şihâbuddîn eş-Şâfiî’dir. (D:815-Ö: 923). “Ed-Davu’l-Lâmî” (2/103)

[42] O, Hafız Allâme Yunus İbnü Bekir İbnü Vâsıl eş-Şeybânî el-Kûfî Ebû Bekir’dir (Ö:199). Buhârî, “et-Tarihu’l-Kebîr” (8/411) İbnü Hacer, “Tehzîb’üt-Tehzîb” (9/456)

[43] İmam Ahmed, “el-Müsned” (25372), Heysemî, “Mecmau’z-Zevâid” (10023) Heysemî, “bunu İmam Ahmed rivayet etti, ricali de sağlam kimselerdir” dedi.

[44] Tirmizî (1055)

[45] Benzerini Ahmed rivâyet etti (25560). Heysemî de “Mecma’üz-Zevâid” (8/615 h. 14274)de bunu nakletti ve “ricali Sahih’in ricalidir; benzerini İbnü Sa’d (3/364) ve Hâkim de (3/61) rivayet ettiler” dedi.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin