Ana Sayfa İktibaslar Her Yenilik Sapkınlık mı ?

Her Yenilik Sapkınlık mı ?

99
0

Bazı kimseler, bid’atin ‘hasene’ ve ‘seyyie’ diye taksim edilmesini tenkid ederek, böyle bir taksimin meşruluğunu şiddetle reddederler. Bazıları dahada ileri giderek, bu şekilde bir taksim yapanları “Her bid’at sapkınlıktır” hadisi şerifine muhalefet etmekle, sapıklık ve dalaletle itham etmektedirler.

Onlara göre; hadisin lafzı, bütün bid’atlerin sapkınlık olduğunu sarih bir şekilde ifade etmektedir. Şeriatin sahibi ve hüküm koyma yetkisi elinde olan Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’dir. Bu durumda, o -sallallahu aleyhi ve sellem- bu sözü söylemişken, rütbesi ne olursa olsun hiç bir müçtehid: “Her bid’at sapkınlık değildir; kimisi hasene, kimisi seyyiedir” deme şansına sahip değildir.

Birçokları bu yanlış ön kabul yüzünden aldanarak, dinin maksat ve ruhunu anlamayanlar kervanına katılarak boş yere salih insanlara dil uzatmışlardır.

Hadisin zahirinden anlaşılan manaya bağlı kalınması gerektiğini iddia eden bu kimseler, hayatında yaptıkları ve bildikleri şeyler arasındaki çelişkiyi fark ederler. Bu müşkül durumları kurtulmanın yollarını bulana kadar her yeni olanı reddetmek zorunda olduğu için çok az şey yapmak zorunda kalırlar. Ama kısa zaman sonra yaşayabilmek istiyorsa, bir çıkış yoluna ihtiyacı olduğunu fark eder. Aksi takdirde; hiçbirşey yiyip içemeyecek, barınamayacak, giyinemeyecek, evlenemeyecek; kendisi, ailesi, Müslüman kardeşleri kısaca toplumun hiçbir kesimiyle herhangi bir ilişki kuramayacaktır.

Düştükleri bu halden çıkış için takip ettikleri yol ise işginç; bid’ati ‘dinî’ ve ‘dünyevî’ bid’at şeklinde ikiye ayırmak. Subhanallah! Ne acayip öyle değil mi? Her bid’ati sapkınlık olarak gören bu adamlar, kendi kendilerini kandırmak pahasına bu hileye müracaat ederek, daha önce görülmemiş yepyeni bir şey olmasına rağmen, bu ayrımı yapmakte bir beis görmezler.

Onlar: “Lafız olarak olmasada mana itibariyle böyle bir taksim Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında vardı” deseler bile, kesin olarak biliyoruz ki böyle bir isimlendirme o asırda asla yoktu. Dolayısıyla, nübüvvet asrında görülmemiş yepyeni bir isimlendirme yaptıklarını kesin olarak söyleyebiliriz.

Şimdi soruyoruz; daha önce görülmemiş bu yepyeni ayrım ve isimlendirmeyi nereden çıkarıyorsunuz?

Eğer bize, “bid’ati, hasene ve seyyie diye sınıflandırmak, kanun koyucu olan Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’den gelmiş bir şey değildir, böyle bir ayrım ona muhalefet etmektir” diyorsanız; bize şu soruyu sorma hakkı doğar; “siz makbul olmayan dinî bid’at ve makbul olan dünyevî bid’at şeklinde yaptığınız bu ayrımını neye dayanarak yapıyorsunuz acaba? Bu yaptığınız daha önce rastlamadığımız yeni bir şey olup bid’at bir ayrım değil midir?”

Evet, aynı bize dediğiniz gibi; kanun koyucu olan Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-:

كل بدعة ضلالة

“Her bid’at dalalettir”

buyurmakta. Ama sizler: “Hayır! Her bir bid’at mutlak anlamda dalalet değildir. Sapkınlık olan dinî bid’at ve caiz olan dünyevî bid’at diye ikiye ayrılır.” diyorsunuz. Bizden ne farkımız var?

İşte tam burada, birçok sorunu ve karışıklığı ortadan kaldıracak mühim bir meseleyi izah etmeliyiz.

Bize bu ve bunun gibi hakikatleri açıklayan, hüküm ve kanun koyucu olan Allah’tır. Onun bizim için kullandığı dil, özel bir dil olan şeriat dilidir. Bu dili, ancak ve yalnız, şeriatın bizlere kendi bildirdiği ölçüler vasıtasıyla anlamak durumundayız.

Bid’at, benzeri olmayan her yeni şey için kullanılan bir kavramdır. Bu durumda, zem edilen ve reddolunan yeniliğin, dini meselelerde dine bir ek olarak sonradan eklenmek istenilen şeyler olduğunu anlarız. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e nispet edilerek, dine yapılan her türlü ziyade, bizzat Peygamberimizin:

من أحدث في أمرنا هذا ما ليس منه فهو رد

“Her kim ki şu işimizde (dini meselelerde) ondan olmayan yeni bir şey ihdas ederse, o şey reddolunur”

fermanıyla yasakladığı bir şeydir. Buradaki durumu izah edici kesin ölçüا “şu işimizde” ifadeleridir.

Bizim, ‘bid’ati hasene’ ve ‘bid’ati seyyie’ diye yaptığımız ayrım, bid’atin “yeni bir şey ortaya koymak” anlamına gelen lugavî manasına binaen yapılan bir taksimdir. Elbette ki şeriatte bir bid’at ortaya koymak sapkınlık ve fitnedir ve reddolunmuştur.

Dediklerimizi reddenler dahi, eğer burada anlatmak istediğimizi kavrarlarsa, ortak noktalarımızın daha fazla, tartışmanın da gereksiz olduğunu anlayacaklardır.

Meselenin anlaşılmasını kolaylaştıracak bir iki mesele aktarmak istiyoruz.

Bizim bu şekilde bir sınıflandırma yapmamızı kabul etmeyenlerin, mecbur kalarak bid’ati, dinî ve dünyevî diye ikiye ayrmalarından da anlaşılacağı üzere, onlar da dinde ortaya konulacak olan bir bid’ati inkâr etmektedirler.

Bid’ati, ‘hasene’ ve ‘seyyie’ olarak ikiye ayıranlar, bid’at kavramının lugavî manasını murat ederek bu sınıflandırmayı yapmışlardır. Çünkü ‘hasene’ ve ‘seyyie’ şeklinde bid’ati tasnif edenlerde, dinde ve şeriatteki her yeniliği dalalet ve büyük bir günah olarak addetmektedirler. O zaman iki grup arasındaki ihtilaf sadece şafzi bir ihtilaf olarak kalmaktadır.

Bizce, bid’ati ‘dinî’ ve ‘dünyevî’ olarak ikiye ayıran ve diğer tasnifi reddeden kardeşlerimiz, dikkatli bir sınıflandırma yapamamışlardır. Onlar, dinî bid’at, dalalettir –ki bu doğrudur- dünyevî bid’atte ise bir beis yoktur dediklerinde yanlış bir hükme varmışlardır. Zira bu şekilde bir ayrım, her dünyevî bid’at ve yeniliğin mübah olduğunu ifade etmiş olur ki, bu, çok büyük bela ve musibetlere kapı aralar. Öyleyse onların bu ayrımı yeterli olmayıp, zaruri bir tasnife daha ihtiyaç duyulmaktadır. Dünyevî bid’atler, hayır ve şer olan bid’atler diye yeniden ikiye ayrılmalıdır.

İşte bu müşkile düşmemek için bid’atin lugavî manası kastedilerek, ‘hasene’ ve ‘seyyie’ diye ikiye ayrılması yeterli olur. Bizim bu ayrımımıza göre, diğerlerinin ‘bid’ati dünyevî’ dediğine biz ‘bid’ati hasene’ demiş oluyoruz.

Bizim de kabul ettiğimiz bu sınıflandırma, yeni olan her şeyin, şeriate ve dini kaidelere uygunluk arz edip etmediğini, Müslümanların yapageldikleri her dünyevî işte, şeriate uygunluğun aranması gerektiğini ifade ettiği için, gayet ihtiyatlı ve dikkatli yapılmış bir ayrımdır.

Bu mühim nokta, usul âlimlerinin yaptığı bu eşsiz tasnif sayesinde anlaşılabilmektedir. Eksiklik ve tahrif olmadan, te’vile ihtiyaç duymadan, bizleri, doğru manalara taşıyan doğru lafızları kullandıkları için Allah -celle celâluhu- usul âlimlerimizden razı olsun.

İktibas : Mefahim – Allame Seyyid Muhammed el Alevi Maliki K.s

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin