Ana Sayfa İktibaslar Hazreti Muaviye, Hazreti Ali ile muhiblerine Cuma ve Bayram günlerinde minberlerde lâ’net...

Hazreti Muaviye, Hazreti Ali ile muhiblerine Cuma ve Bayram günlerinde minberlerde lâ’net etmiş ve ettirmiş mi

247
0

İktibas : Ömer Nasuhi Bilmen K.s

İmam Ali kerremallahü veche hazretlerine şehadetlerinden sonra bizzat Hazreti Muaviyenin lânette veya sebb-ü şetm-de bulunmuş olduğu asla iddia edilemez. Zaten elimizdeki muteber tarih kitaplarında vesairede de buna dair bir sarahat yoktur. Ancak Şeyhülislâm ibni Teymiyenin yazdığına nazaran «Hazreti Ali ile Hazreti Muaviyenin taraftarları arasında muharebe vaki olduğu gibi telâun de vaki olmuştur.

Bu iki taifeden her biri, diğerinin rüesasına dualarında lâ’net okumuşlar imiş» « denilmiştir ki:

Bu iki taifeden her biri namazlarda diğerinin aleyhine Kunutta, bedduada bulunmuştur. El ile kıtal ise dil ile telâundan daha büyüktür. Bunların bu mütekabil hareketleri, ister günah olsun ve ister bir içtihad neticesi olarak hatâ ve sevap bulunsun tövbe etmiş, mağfireti ilâhiyeye ermiş olmalarına mani değildir, yahut evvelce yapmış oldukları hasenat sebebiyle veya uğramış oldukları mesaîb dolayısiyle bu hareketlerinin mes’uliyetinden kurtulmuş olmaları da melhuzdur.»

«Garibi şudur ki: Rafiziler, Hazreti Ali’ye seb’edilmesini münker gördükleri halde kendileri Hazreti Sıddika, Hazreti Ömere, Hazreti Osmana ve daha birçok sahabei kirama ve onlara muhabbet edenlere seb ve şetm etmekten geri durmazlar. Hazreti Muaviye ve onun fırkası, Hazreti Ali’yi asla tekfir etmemişlerdir, bu fazihayı haricîler irtikâf etmişlerdi. Rafizîler ise daha birçok zevatı tekfir ederek “haricîlerden şerir bulunmuşlardır»[Minhacüssünne. c: 2. s 225.].

* Evet… Emevîlerden bazılarının hutbelerde Hazreti Ali hakkında seb etmek fezahatine cür’et etmiş oldukları tarihlerde mukayyeddir. Bu seb, öyle söğüp saymadan ibaret olacağı asla tahmin edilemez. Olsa olsa Hazreti Ali’nin harekâtını tenkitten, yaptığı muharebelerin yerinde olmadığını beyandan, Hazreti Osman’ın katillerine karşı müsameha göstermiş olduğunu iddiadan ibaret olabilir. Yoksa büyüklüğü, fazıl ve kemali bütün müslümanlarca müsellem olan bir zata karşı lâ’nette, seb ve şetemde bulunmaları kabil değildir. Buna ne zamanın, ne de zeminin hali mütehammil olamazdı.

* Şunu da düşünmeli ki, arada bir muharebe vuku’ bulmuştu, iki taraftan her biri kendisini haklı görüyordu. İhtimal ki bunlardan her biri diğer tarafı tenkid ediyor, o tarafın yolsuz hareketini, gayrı lâyık ahvalini söyliyor, hasımlarını badirelere sevk etmiş olanların azabı ilâhîye müstahık olduklarını iddia ediyordu.

Arada kanlar dökülmüş, bahusus Hazreti Osman gibi bir zatı âli, islâma o kadar hizmet etmiş bir halife, mazlûmen öldürülmüştü, iki taraftan her biri kendisini haklı görüyordu. Artık bunlar; kendilerinin haklı, diğerlerinin haksız, muhtî olduğunu isbat mecburiyetinde idiler. Acaba umuma karşı minberlerden verilen nutuklarda banlar mı bahis mevzuu oluyordu?. Bunlar bizce meçhul.

Maahaza o mübarek, kutsi tiynet İmam Ali Radıyallâhü anh Efendimiz hakkında mübalatı diniyyesi noksan bazı kimseler, böyle bir cür’ette bulunmuşlar ise bundan Hazreti Muaviye’yi mes’ul tutmaya kimsenin hakkı olamaz. Çünkü onun bu cür’ete razı ve taraftar olduğuna hükm edilemez. Bazı tarihlerin mübalâğalı yazıları ise bu hususta bir hüccet teşkil edemez.

* Velhasıl: Hazreti Muaviye’nin Hazreti Ali’ye böyle bir seb ve lâ’nette bulunduğu ve buna muvafakat ettiği müstebeddir.

Evvelâ: Hazreti Muaviye’nin Hazreti Ali’ye karşı ne hayatında, ne de şahadetinden sonra seb ve lâ’net ettiğine dâir ihticace salih bir rivayet yoktur. Bilâkis Hazreti Ali hakkında hürmetli bulunduğu bir çok sözlerinden, hutbelerinden anlaşılmaktadır. İmam Ali’ye isnad edilen hutbeler, nutuklar ile Hazreti Muaviye’ye nisbet edilen nutuklar, mektuplar mukayese edilirse İmam Ali Hazretlerinin Hazreti Muaviye’ye karşı daha tenkitkâr bir lisan kullanmış olduğu görülür.

Saniyen: Hazreti Muaviye, İmam Alinin şahadetinden sonra yirmi sene kadar yaşamıştır. Vefatı hicretin altmışıncı senesine müsadiftir. Artık altmış dokuz sene kadar la’net veya seb ve şetem etmiş ve etdirmiş olduğu nasıl iddia edilebilir?. Bu bir su’i zandan ibarettri. Bilâhere böyle bir fezahata başkaları cür’et etmiş ise bundan Hazreti Muaviye mes’ul değildir.

Salisen: Haziati Muaviye, hasımlarının da itiraf ettikleri veçhile son derece halım, selim, hekim, fetin bir zat idi. Muhiti de adabı şer’iyeye riayet eder, binlerce sahabei kiram ile, e’azımı tabiîn ile dolu idi. Artık böyle bir muhitde İmam Ali hazretlerine iddia edilen tarzda la’net edilmesi aklen tasavvur olunamaz. Böyle bir şeyi, değil dahî sayılan Hazreti Muaviye, ufak bir idareci bile muvafık göremez.

Rabiyen: Hazreti Muaviye, seb ve la’net hakkındaki Ehahidi Şerifeye elbette bizlerden daha ziyade muttali, daha ziyade riayetkar idi. Buna rağmen İmam Aliye seb ve la’nete nasıl cüret edebilirdi?. O kadar fâzıl, o kadar dûrbin olan bir zat, uhrevî mes’uliyeti ve milleti islâmiyenin nazarı nefretini kazanacağını hiç düşünmez mi idi?.

Bu mütaleamızı teyid için büyük müctehid, müverrih İbni Ceririn tarihinde mukayyet olan bir kıssayı burada kaydedelim. Şöyle ki: Büsribni Ebi Ertat, Hazreti Muaviyenin yanında İmami Ali hazretlerine atıp tutmak istemişti. Yanlarında bulunan Ömer İbnilhattap hazretlerinin oğlu Zeyt, eline aldığı bir asa ile vurup Büsri yaraladı. Hazreti Muaviye, evvelâ Zeyde: «Şam Ahalisinin ulusu bulunan bir ihtiyara kasdedip vurdun» dedi. Sonra da Büsre dönüp: «İmam Aliye şetm ediyorsun o, Zeydin dedesidir. Hazreti Faruğun oğlu, nasın başı üzerindedir, sen zanneder misin ki, bu dil uzatmaya o sabr eder.» dedi ve her ikisini hoşnut eyledi [Tarihül’ ümem ve Elmülûk, cilt 6 sahife 187.].

Görülüyor ya; Hazreti Muaviye bir zatı bile darıltmak istemiyor, bunu münasip görmiyor, artık yapacağı bir seb ve şetm ile yüzlerce ehli beyti, binlerce sahabei güzini darıltmak, aleyhinde bir ceryana vücut vermek ister mi idi ?

devam edecek.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin