Ana Sayfa Müridanın El Kitabı Hatme-i Hacegana Dair

Hatme-i Hacegana Dair

23
0

Beşikteyken şeyh olup hâla beşikten kalkamayan ve hâliyle hakîki şeyhlik ile beşik şeyhliğini karıştırdığı için hakîkî şeyhliği inkâr eden bir zavallı bakınız öz olarak ne diyor:

“Nakşîlikte, Hatm-i Hâcegân’da (belli sayıyı korumak maksadıyla) taşlar kullanılmaktadır. Hasan Sabbâh’ın, devleti yıkmak için örgütlediği eşkıyâ çetesi de, devlet güçlerinin baskını ânında halka olup taşlarla zikir yapıyor gibi oluyorlardı. Öyleyse Hatm-i Hâcegân Hasan Sabbah ve eşkıyâ çetesinden alınmadır.” (Son)

Şuradaki kimin rızâsı içün(!) yapıldığı besbelli olan muazzam ispiyon ve jürnâlcılığı görebilmek için zeki olmaya ihtiyâç yoktur; biraz akıllı olmak yeterlidir. Böyle bir geri zekâlıya sekiz yaşındaki bir çocuk bile şu suâlleri sorabilir:

Bir: Şu husûsta târihî, değil herhangi bir delîl, basit ve zayıf bir ipucu ve karîne var mıdır, varsa nedir? Biz diyoruz ki, yoktur; çünki böyle bir delîle çok muhtâc olmasına rağmen bunu kendisi de getirememiştir. Öyleyse delîlden doğmayan mücerred bir imkân ve ihtimâl akıllılarca mu’teber olamayacağından, şu iddia bir deli saçması veya sarhoş hezeyânından başka bir şey değildir. Eğer şunlara göre mücerred imkân ve ihtimâl delîl olmak için yeterli olabiliyor ise, kendileri, muhtemelen İslâm düşmanlarından biridir veya onların bir ajânıdır, Yâhud, livata mübtelâsı it uğursuz takımındandır. Çünki bunlar da birer imkân ve ihtimâldir. Ama biz böyle demiyoruz. Çünki biz hislerini, ihtimallerini ve aklını İslâmî delîllere kurbân etme anlayışında olan mü’minleriz. Kaldı ki, şu usûlün Hasan Sabbah’dan değil de Selef’ten alınma olduğu hadîs kitablarına âşina olanlarca bilinen bir şeydir. Nitekim İmâm Dârimî, Sünen’inde yaptığı bir rivâyette, Ebû Mûsâ’l-Eş’arî, Mescidde ellerinde küçük taşlar bulunan insanlardan meydana gelen bir zikir halkası görmüştü. (Birisi), yüz defâ tekbîr getirin, diyor, yüz defa tekbir getiriyorlardı. Sonra yüz defa lâ ilâhe illellâh deyin diyor, onlar da yüz defâ lâ ilâhe illellâh, diyorlardı. Yüz kerre sübhânellah deyin diyor, onlar da yüz defa sübhânellâh diyorlardı. Ebû Mûsâ el- Eş’arî bunu hayırlı bir iş, İbn-i Mes’ûd da bid’at olarak gördüklerini söylüyorlardı. (Sünen:1/79, H:204’den kısaltarak ve öz olarak)

Yine Sahâbe radiyellâhu anhum’dan bir çokları Kurân’ı toplayıp Mushaflaştırmayı da Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem tarafından yapılmadığını ileri sürerek bid’at kabûl ediyorlardı. Nitekim İmâm Buhârî rahimehullah, Sahîh’inde, Zeyd b. Sâbit radiyellâhu anhu’dan şöyle rivâyet etti: (Müseylemetü’l-Kezzâb’ın öldürüldüğü Benî Hanîfe kabîlesiyle harb edildiği, Yemende bir ter olan) Yemâme ahâlisiyle muhârebe edildiği senede Ebû Bekr bana haber gönderdi (ve beni yanına çağırdı.) Gittiğim zaman bir de ne göreyim! Ömer b. Hattâb radiyellâhu anhu O’nun yanında duruyor.

Ebû Bekr şöyle dedi: Ömer bana geldi ve dedi ki, Yemâme gününde Kur’ân okuyucular(hâfızlar)da ölüm şiddetli ve çok oldu. Ve ben gerçekten değişik yerlerde Kur’ân okuyanların öldürülmelerinin çoğalmasından ve böylece Ku’ân’dan büyük bir kısmın zâyi’ olmasından endîşe ediyor ve korkuyorum; Kur’ân’ın toplanmasını emretmeni (münâsib ve lüzûmlu) görüyorum. Ömer’e Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in yapmadığını nasıl yapacaksın? dedim. Ömer, bu -vallâhi- hayırdır, dedi. Ömer bana sürekli mürâcaat etti ve nihâyet Allah celle celâlühû bu hususta gönlümü genişletti; ve ben de bu husûsta Ömer’in kanâatine sâhib oldum.

Zeyd, Ebû Bekr bana, sen ithâm etmeyeceğimiz akıllı bir delikanlısın; Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e vahiy yazıyordun. Kur’ânı araştırıp topla, dedi …. (Zeyd), Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in yapmadığını nasıl yapacaksınız? dedim, dedi… (Ebû Bekir) o -vallâhi- hayırdır dedi ve devâmlı bana mürâccat etti. Nihâyet Allah celle celâlühû kalbimi Ebû Bekr ve Ömerin kalbini genişlettiğine (Kur’ânı toplamanın hayırlı bir iş olduğuna) genişletti…. (Buhârî, Sahîh, Kur’ân’ın toplanması bâbı, 2/745, Pakistân baskısı)

Görüldüğü gibi, sonunda Kur’ân toplandı ve bu toplama işi bid’at olarak görülmedi. İyi de yapıldı.

Taşlarla toplu zikretmeyi bir Sahâbî güzel ve hayır diğeri de bid’at ve şer görmüştür.

İki: Kimi âlimlerden Sahâbî kavlini hüccet görmediği rivâyet edilse de İslâm âlimlerinin Cumhûru onu delîl görüp bağlayıcı kabûl ederler. Hanefîler de onlardandır. Hatta bazı rivâyetlerde, bunu, İslâm âlimlerinin sadece Cumhûru değil, hepsi kabûl eder. Yalnız, bir Sahâbî kavline ters başka bir Sahâbî kavli varsa, tercîhe gidilir; birisi alınır. (Geniş bilgi için Menâr ve şerhlerine ((meselâ, Fethu’l-Ğeffâr’a: 347-348 ve İ’lâ mukaddimesi Kavâid Fî Ulûmi’l-Hadîs [85-86-87]’e)) bakılsın.)

Üç: Sûfiyye de burada Sahâbe’den bir çoklarının fiilini ve Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizin takrîrlerini esâs alarak, başka birisinin sözünü almamıştır. Başka bir çok delîlden istifâdeyle Abdullah İbn-i Mes’ûd’un değil de, Ebû Musâ radıyallâhu anhu’nun kanâatini seçmişlerdir. Evet, Abdullah İbn-i Mes’ûd’un Sünnet’i muhâfazadaki hassâsiyeti her türlü takdîrin üstündeydi; lâkin öte yanda Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in takrîrleri ve Sahâbe rıdvanullâhi teâlâ aleyhim’den taşlarla tesbîh edenler de vardı. Nitekim bu taşlarla zikir husûsunda İmâm Celâleddîn es-Süyûtî müstakil bir risâle de yazmıştı. Ondan istifâdeyle aşağıya birkaç rivâyetleri alıyoruz:

Birinci Rivâyet: Timizî, Hâkim ve Taberânî Safiyye radıyallâhu anhâ’dan rivâyet ettiler:

Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem yanıma girdi; önümde tesbîh etmekte olduğum dört bin hurma çekirdeği vardı. Nedir bunlar ey Huyey’in kızı? dedi. Onlarla tesbîh ediyorum, dedim. Başında dikildiğimden beri bunlardan daha çok tesbîh ettim buyurdu. (Onu) bana (da) öğret, ey Allah celle celâlühû’nun Resûlü dedim. Sübhâne adede mâ min şey’in/Allahı, yarattığı şeyler adedince tesbîh ederim, buyurdu. Bu hadîs de sahîhdir. (Süyûtî).

Burada taşlarla tesbîh yasaklanmadığına göre, onlarla tesbîh edilebileceğine dâir bir Takrîrî Sünnet vardır.

İkinci Rivâyet: Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn-i Mâce, İbn-i Hibbân ve Hâkim Sa’d İbn-i Ebî Vakkâs radıyallâhu anhu’dan rivâyet etmişler, bu rivâyetin Tirmizî Hasen, Hâkim de Sahîh olduğunu söylemişlerdir: Sa’d ve Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem bir kadının yanına girmişler, kadının önünde de hurma çekirdekleri veya küçük taşlar vardı; tesbîh ediyordu. Bunun üzerine Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem, bundan dahâ kolay veya (râvînin tereddüdü) daha efdal olanı sana haber vereyim mi? buyurdu….

Burada da inkâr bulunmayıp takrîr vardır.

Üçüncü Rivâyet: Ahmed İbn-i Hanbel, ez-Zühd’de Yûnus İbn-i Ubeyd’in anasından şöyle dediğini rivâyet etti: Ebû Safiyye’yi -ki O Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Ashâbındandı ve komşumuz idi- küçük taşlarla tesbîh eder(ken gördüm i)di.

Bu rivâyet benzer bir lafızla, Hilâl el-Haffâr’ın Cüz’ünde, Beğavî’nin el-Mu’cemu’s-Sahâbe’sinde ve İbn-i Asâkir’in Târîh’inde dahî mevcûddur.

Dördüncü Rivâyet: İbn-i Sa’d ve İbn-i Ebî Şeybe el-Musannef’de, Sa’d İbn-i Ebî Vakkâs’dan, taşlarla tesbîh ettiğini rivayet etmiştir.

Beşinci Rivâyet: Ahmed İbn-i Hanbel de ez-Zühd’de, Ebû’d-Derdâ’nın hurma çekirdekleriyle tesbîh ettiğini rivâyet etmiştir. (İmâm Celâleddîn es-Süyûtî, el-Minha fî’s-Sibha, -el-Hâvî li’l-Fetâvâ içinde-:2/37-38)

Rivâyetleri daha da çoğaltmak mümkin ise de, bizce bu, şurada lüzûmsuzdur. Bütün bunlar Sahâbe rıdvanullâhi teâlâ aleyhim’in tatbîkâtıdır. Bu rivâyetler göz önünde bulundurularak, Sûfiyye’ce, topluca ve tek başına taşlarla zikretmenin bid’at olduğu tarafı değil de, hayır olduğu tarafı tercîh edilmiştir. Şu halde taşlarla zikir Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in takrîrleri ve Sahâbe rıdvanullâhi teâlâ aleyhim’in amelinden alınma bir Sünnettir; müfterî kezzâbların dediği gibi, Hasan Sabbâh’dan alınma değildir. Biz, da’vâmıza dâir delîl getirdik, şu iddia sâhiblerinde eğer zerre kadar şeref ve haysiyet varsa, onlar da kendi da’vâları için delîl getirsinler. Ama delîl olsun… Küflü akılları onların olsun. Bekliyoruz…

Dört: Hatm-i Hâcegân’ın halka şeklinde olması ise, Sünnet’te yer alan ilim ve zikir halkalarıyla alâkalı nice hadîsden alınmıştır. Meselâ: (Bir): Ebû Vâkıd el-Leysî şöyle dedi: Biz Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberken bir de ne görelim ki, üç kişi uğradı. Onlardan biri, halkada bir aralık buldu ve oturdu. [Muvatta (Selâm: 4), Ahmed (5/219), Buhârî, (İlim: 8, Salât: 84), Ebû Dâvûd (Edeb:14), Tirmizî (Edeb: 12, İstîzân:29], Mu’cem:1/503 (İki):Cennet bahçelerine uğrarsanız, (orada) otlanın. Cennet bahçeleri de nedir? dediler. (Cennet bahçeleri) “zikir halkalarıdır” dedi. (Ahmed: 3/150), Mu’cem:1/5 (Üç): Halkanın ortasına oturanlara lâ’net olsun. [(Ebû Dâvûd, Edeb, Halkanın Ortasına Oturmak Bâbı:17), Münzirî, bu hadîsi Tirmizî de rivâyet etmiş ve Hasen-Sahîh olduğunu söylemiştir. (Avnu’l-Ma’bûd:13/172, )]

Beş: Hem, canları istemediğinde ve hevâlarına uymayan bir çok yerde, hadîsleri, hatta âyetleri bir tarafa fırlatacak kadar alçalabilenler ne zamandan beri Sahâbe rıdvanullâhi teâlâ aleyhim’in aralarında ihtilâflı olan bir kavlini delîl görüyor, hatta, onunla mü’münlere müşriklik sıfatını yakıştırabiliyorlar?!… Câhilliğin ve terbiyesizliğin âlemi yok…

Altı: Şu mübtezel iddiâlarındaki delîl veya karîne mücerred/salt kısmî benzerlikler ise, İbn-i Sebe, Kuzmân ve Abdullah İbn-i Ubeyy İbn-i Selûl ve benzeri gizli kâfirler olan münâfıkların kendilerini mü’minlerden gizlemek için namaz kılmaları oruç tutmaları zekât vermeleri ve bazen cihâd etmeleri, İslâm’a ve Müslümâmlara göre birer farz olan şu ibâdetlere gölge düşürür mü? Elbette düşürmez, değil mi? Öyleyse, mü’minlerin yaptığı güzel bir işi kâfirlerin kötü maksadlarla yapması, güzel olmaktan çıkarmaz. El verir ki yapılan şey dîne uysun veya ters düşmesin. Şu halde, böylesi bir delîl getirme usûlü -afv buyurunuz- yellenip karın şişini indirmek haysiyetinde bile değildir. Çünki, yellenmede tabiî ve fıtrî de olsa bir fayda varsa da şu ölçüsüz sözlerde hiç de iyi bir netîcesi olmayan karın şişkinliğinden başka bir şey yoktur.

Yedi: Böylesi bir karakucak veya karakuşi bir delîl getirme “yöntem”i hangi “bilimsel” esaslara dayanmaktadır? Hiçbir ölçü denilebilecek ölçüye dayanmamaktadır. Böylesi bir delîllendirme yöntemi, ilmîlikte bulunmadığı gibi bilimsellikte bile yoktur. Varsa gösterilsin.

Heyhât…

Kaynak::İlgili Yazının 101. Dipnotu

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin