Ana Sayfa İktibaslar Hanefî Usulcüsü Cessas’ın Mütevatir Anlayışı

Hanefî Usulcüsü Cessas’ın Mütevatir Anlayışı

257
0

Hanefî usulcüleri arasında Ebubekir Ahmed b. Ali er-Razî el-Cessas (v. 370 h.) ayrıcalıklı bir mevkie sahiptir. Bu konuda Cessas’ın Irak Hanefî fakihlerinden olması bakımından Hanefîliğin doğduğu coğrafyanın dil ve kültürüne olan vukufiyetinin önemi tartışma götürmez.

Ancak bunun yanında Hanefî mezhebinin kurucu imamlarının usule dair görüşlerini tespit konusunda sahip olduğu önemli avantajlar da özellikle hatırlanmalıdır. Bu sadette Hanefî mezhebinin usul prensiplerini ilk defa gündeme getiren İsa b. Eban (v. 221 h.) ve Ebu’l-Hasan el-Kerhî’nin (v. 340 h.) bilgi ve düşüncelerine ulaşabilme imkânı Cessas’ın ilk akla gelen avantajları arasındadır. Ebu’l-Hasan el-Kerhî’nin talebelerinden olması hasebiyle Cessas usule dair kaleme aldığı el-Fusûl isimli eserinde onun mülahazalarına özel bir önem atfetmiştir. Bunların yanı sıra iyi bir furû-i fıkıh bilgisine sahip olması da Cessas’ın usulcü kimliği açısından diğer bir avantaj olarak görülebilir.

Ne var ki içinde Cessâs’ın usule dair değerli mülahazalarını saklayan el-Fusûl son yıllara kadar ulaşılabilen bir kitap değildi. Bu bakımdan Hanefî usulüne dair araştırmalarda bu kitaptan gereği gibi faydalanılamadığını ve çaresiz Maveraünnehir usulcülerinin eserleriyle yetinildiğini söylemek durumundayız. Hazır burada sırası gelmişken ifade edelim; Dr. İsmail Hakkı Ünal’ın “İmam Ebu Hanife’nin Hadis Anlayışı ve Hanefî mezhebinin Hadis Metodu” isimli eserinde -yazıldığı dönemde basılmış olmasına rağmen- Cessas’ın el-Fusûl’ünün kaynak olarak geçmemesi kitap için telafisi güç bir eksikliktir.

Bugün Cessas’ın el-Fusûl’üne ulaşmış olmamız hasebiyle Hanefî usulüne dair araştırmalarda bu kitaptan faydalanmanın gereğine inanıyoruz. Özellikle bu kitapta, Hanefî mezhebi imamlarına göre hadis usulü denebilecek olan Sünnet bahsinin ayrıcalıklı bir yeri olduğu muhakkak.

Makalemize konu olan mütevatir haberler meselesi de işbu Sünnet bahsi içinde Cessas’ın orijinal sayılabilecek mülahazalarının yer aldığı bir konudur.
Cessas’ın mütevatir konusundaki görüşlerine geçmeden önce diğer Hanefi usulcülerinin yaklaşımına bakalım. Malum, müteahhir Hanefî usulcüleri haberleri ittisal/rivayet açısından üç kısma ayırmaktadırlar: Mütevatir, meşhur ve âhâd.

Müteahhir Hanefî usulcülerine göre Mütevatir haberler, ilk tabakadan itibaren yalan üzerinden birleşmesi mümkün olmayan topluluk tarafından nesilden nesile nakledilen haberlerdir. Beş vakit namaz, Ramazan orucu ve haccın farziyeti gibi meseleler mütevatir haberlerle sabittir. Meşhur haberler, ilk tabakada haber-i âhâd olduğu halde sonraki tabakalarda mütevatir derecesine varan haberlerdir. Recm cezası, mestler üzerine mesh gibi meseleler meşhur haberlerle sabittir. Âhâd haberler ise bu ikisinin dışında kalan haberlerdir.

Müteahhir Hanefî usulcülerinin haberlere getirdiği üçlü taksim Cessas’ın el-Fusul’ünde mütevatir ve gayri mütevatir olmak üzere ikili bir taksim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun sebebi müteahhir usul kitaplarında meşhur diye isimlendirilen ikinci kısmın Cessas’ın usulünde mütevatirin iki kısmından biri olanİstidlalî Mütevatir ismiyle anılmasıdır.

Nitekim Fahru’l-İslam el-Bezdevi, recm ve mestler üzerine mesh gibi meşhur hadisleri Cessas’ın mütevatirin iki kısmından biri olarak gördüğünü ifade etmektedir.
Mezhebin haberleri tertip anlayışını İsa bin Ebân’ın er-Radd ala Bişr el-Merisi isimli kitabından aktaran Cessas, onun sadece, Peygamberimiz Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’in Allah’ın resûlü olduğu, insanları Allah’a davet ettiği, Kuran’ı getirdiği, bize; namazı, Ramazan orucunu, zekâtı, haccetmeyi emretmesi gibi haberlerin izdırarî bilgiyi gerektiren mütevatir saydığını, bu derecede olmayan haberleri ise mütevatir saymadığını belirtir.

Fakat Cessas, hocası Ebu’l-Hasan el-Kerhî’nin İmam Ebu Yusuf’tan aktardığı bir söze dayanarak mütavatir hadise bir de istidlalî kısmını eklemiştir.
Cessas, İmam Ebu Yusuf’un: “Sünnet’le Kur’ân’ın neshi ancak mestler üzerine mesh gibi ilim/yakîn gerektiren mütevatir haberle olabilir” sözünü hocasından naklettikten sonra şöyle der:

“İşte bu söz İmam Ebu Yusuf’un sıhhati istidlalle bilinen mütevatir haberlerin bulunduğu görüşüne sahip olduğunu göstermektedir. Zira hiç kimsenin mestler üzerine meshin sübutunun zarurî olduğunu iddia etmesi mümkün değildir.” Ardından da recm, altı sınıf malda ribe’l-fadlın haram olması, mut’anın önce mubah sonra da haram kılınması gibi haberleri bu kısma örnek olarak verir.

Peki, İsa b. Ebân’ın mütevatirden saymadığı sonraki usulcülerin de meşhur diye isimlendirdikleri bu kısım haberleri, İmam Ebu Yusuf’un sözüne dayanarak mütevatirden sayıp mütevatiri de iztırarî ve istidlalî diye ikiye ayırmanın ne gibi sonuçları olabilir?

Bunları iki maddede özetleyebiliriz.

Birincisi; sonraki Hanefî usulcülerinin birçoğuna göre meşhur haberler ilim/yakîn ifade etmezler, ancak tume’nînet ifade ederler. Ebu Yusuf’un görüşünü kendi kavramsallaştırmasına esas almasından da anlıyoruz ki, Cessas’a göre bunlar mütevatir-i istidlalî olmakla ilim ifade ederler. Bir farkla ki, bunların ilim ifade etmesi istidlalî iken diğer mütevatirlerin ilim ifade etmesi ızdırarîdir.

İkincisi, Hanefi mezhebinde nass üzerine yapılan ziyade, nesh sayılmaktadır. Mezhep imamlarından Ebu Yusuf da Sünnet’le Kur’ân’ın neshini ancak mütevatir haberle mümkün görmektedir. Bu durumda diğer usulcülerin kendilerine göre meşhur olan haberlerin bazı ayetleri ziyade yoluyla nesh ettiğini ileri sürmeleri sorun arz etmektedir. Bu haberleri mütevatir sayan Cessas açısından böyle bir sorun görünmemektedir.

Gerçi “Debûsi ve sonraki usulcülerin meşhurdan kastettikleri, Cessas’ın mütevatir-i istidlalîden kastettiğiyle içerik olarak aynıdır ve nitekim aynı haberleri örnek olarak vermelerinden de bu anlaşılmaktadır” deyip meseleyi lafzî ihtilafa indirmek mümkün olsa da yine de çözüm bekleyen sorunlar yok değildir. Zira onların meşhura yaptıkları tarif bunu biraz zorlaştırmaktadır. Şöyle ki, onlar aslı âhâd olup tabiîn ve tebe-i tabiîn zamanında şöhret bulan rivayetleri meşhur olarak görmektedirler. Oysa verdikleri örnekte yer alan recm haberi elli küsur sahabeden rivayet edilmiş olması itibariyle daha sahabe tabakasında şöhret bulmuştur, denebilir.

Fakat Cessas’ın yaptığı taksimi dikkate aldığımızda böyle bir sıkıntıya düşmeden tüm kısımları kolayca anlamaktayız.

Cessas, yukarıda ifade ettiğimiz gibi mütevatiri ikiye ayırıp birinci kısmını izdırarî mütevatir diye isimlendirir ve bu bölüme namaz, oruç, zekât gibi haberleri örnek olarak verir.

Tevatürün ikinci kısmı ise istidlalî olanıdır. Bu kısım haberleri, halini düşünüp de yalan üzerine birleşmesi mümkün olmayan bir cemaatin rivayet ettiğini anladıktan sonra sıhhatine hükmettiğimiz, fakat zarurî ilmi gerektirmeyen haberler olarak tarif eden Cessas bu kısmı da;
– Üzerinde icma edilenler
– Ve bazılarının ihtilaf ettikleri, diye ikiye ayırır.

Birinci kısımdan olan haberleri terk edenleri sapıklık, günahkârlık ve bidatçilikle nitelendirir. Ve recmi bu kısma örnek olarak verir.
Bazılarının ihtilaf ettikleri kısımdan olan haberleri terk edenlerin sapıklıkla nitelendirilemeyeceğini fakathata ettiklerini ve günaha girmeleri korkusu bulunduğunu ifade eder ve mestler üzerine mesh gibi ihtilaflı haberleri bu kısmın örnekleri arasında sayar.

Bu durumda biz, tevatürünü senetlerini inceleyerek bildiğimiz recm ve İsa (Aleyhisselam)’ın nüzuluyla ilgili rivayetleri Cessas’ın yaptığı taksime göre mütevatirin istidlalî kısmına koyup bu haberler hakkında selef arasında ihtilaf olmadığı için bunları inkâr edenleri sapıklık, günahkârlık ve bidatçilikle nitelendirebiliriz. Ama ne İsa b. Eban’a ne de Cessas’a göre bu haberleri inkâr edenleri tekfir edebiliriz.

Sonuç olarak Cessas diğer Hanefî usulcülerin hilafına bazı haberlerin istidlal ile mütevatir olabileceğini savunmuştur. Bunun gereği recm ve mestler üzerine mesh gibi konulara dair hadisleri meşhur değil, mütevatir hadislerden görmüştür. Böylece diğer usulcülerin bu hadislerin tuma’nînet ifade ettiğini söyledikleri yerde o bunların ilim/yakîn ifade ettiklerini söylemiştir. Ayrıca Cessas böyle bir taksime gitmekle mezhep imamlarının kullandıkları ıstılahlara daha yakın bir kavramsallaştırma örneği sergilemiştir. Zira ne İsa b. Ebân’ın ıstılahında ne de sonraki Hanefî usulcülerinin ıstılahında Ebu Yusuf’un mütevatir dediği mestler üzerine mesh hadisleri mütavatir kategorisine girmektedir. Bunu ancak mütevatir-i istidlalîkavramını geliştiren Cessas’ın ıstılahlaştırması karşılamaktadır.

Orhan Ençakar/Dâru’l-Hikme

Bkz. Keşfu’l-Esrar, II. 522-538.
Bkz. el-Fusul, III. 48.
Bkz. Keşfu’l-Esrar, II. 535.
Bkz. el-Fusul, III. 35,48.
Bkz. el-Fusul, III. 48.
el-Fusul III. 48-49. Abdulaziz el-Buharî, Cessas ile sonraki usulcülerin arasındaki bu ihtilafın semeresi olarak Ebu’l-Yusr el-Bezdevî’den yaptığı nakilde Cessas’a göre bu tür haberleri inkâr edenlerin tekfir edilmesi gerektiği, meşhur diyenlere göre de tekfir edilmemesi gerektiğini söylemektedir. Bu nakilden anlaşılmaktadır ki, ne Ebu’l-Yusr el-Bezdevî ne de Abdulaziz el-Buharî Cessas’ın usül kitabını görmüşlerdir.

Bkz. Keşfu’l-Esrar, II. 535.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin