Ana Sayfa Müridanın El Kitabı Hanefî Âlimlerinin Çoğuna ve İbnü Hümâm’a Göre “Ölü Bir Şey İşitmez” mi?

Hanefî Âlimlerinin Çoğuna ve İbnü Hümâm’a Göre “Ölü Bir Şey İşitmez” mi?

300
0

Eğer dersen ki; İbnü Hümâm[46] ‘Feth’inin Cenazeler Kitabı’nda şöyle demektedir: “(Hanefî) âlimlerimizin çoğu, Kitabu’l-Eymân’ın ‘vurmakla yemin etmek’ bâbında, açıkça, ‘bir kişiyle konuşmayacağına’ dâir yemin eden kimse, onunla öldüğünde konuşsa, yemini bozulmaz; çünki bu yemin, adamın anlaması hâlindeki konuşmasıyla gerçekleşir; ölü ise böyle değildir’ dediklerine göre, ölü bir şey işitmez.” Buna rağmen senin bu anlattıkların nasıl doğru olabilir?

Derim ki; Şâri’ sallallâhu aleyhi ve sellem’in lafzından “ölü onların (kabrin başındaki dirilerin) ayakkabı seslerini işitir”[47] ve “siz onlardan daha çok işitiyor değilsiniz” sözü, bir de onlara selam vererek konuşması ile ölünün işitmesinin sübûtu kesinleştikten sonra, hakkın eteğine takılan insaflı bir Âlim için, ancak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in söylediğine dönmek O’nun dediğiyle hükmetmek, ona dayanmak ve O’na muhalefeti terk etmek yakışır. İsterse bunu söyleyen (İbnü Hümâm gibi) çok büyük kimse olsun.

Şu şiiri söyleyenin Allah hayrını bol versin:

İlim, Allah’ın ve Resûlü’nün dediğidir,

Eğer sahihse (bu hadîs); ve İcma’dır. Bun(lar)da cahil ol.[48]

Sakındır, bilmemek yüzünden muhalefet edeni

Sokanı Resûl ile Fakîh’in görüşü arasına.

Cemâlüddîn el-Hâdî İbnü İbrahim de şöyle dedi;

Nebi Muhammed’in üzerinde olduğuna sarıl

Bırak dilediğini diyenin dediğinden

Odur, razı olunan yol ve öyle mezheb ki,

Onun üzerinden geçtiler ilk asırların hayırlı insanları.

Peygamber ve Sahabesinin yakın olduğuna yakın ol,

Dinden yana. Diğerlerini uzakta bırak.

Onlar parlak benekler ve ötelerin efendileridirler.

Onlar dünyânın susuzları, tepelerin nûrudur.

Sen onların dürüstlüklerinin yollarından gitmezsen

Onların sözlerinden vesilelere yapışmazsan

Büyük bir payı kaçırırsın ve olmazsın,

Doğru yoldan hakka ulaşan.

Onların yoluna sarıl; düşmekten kurtulursun

Ve onlarla mertebelerin en yükseğine çıkarsın.

———————————————–

[İbnü’l-Hümâm’ın Sözünün Îzâhı Nasıldır?]

———————————————–

(Ayrıca), İbnü’l-Hümâm’ın bahsettiği yemin meselesine şöyle (de) cevab verilir:

Yeminler Örf üzerine kurulmuştur. Ondan (yeminin bozulmadığından), ölünün işitmediği lâzım gelmez. Nitekim (âlimlerimiz), ‘biri et yemeyeceğine yemin etse, sonra da balık yese, -Allah celle celâlühû onu taze et[49] diye isimlendirmesine rağmen- yemini bozulmaz..’ demişlerdir.

İbnü’l-Hümâm Fethu’l-Kadîr de[50] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i ziyaret faslında fıkıhçıların şöyle dediğini anlattı:

Kabir ziyaretinde evlâ olan baş tarafından değil de ayak ucu tarafından gelmektir. Çünki ölünün gözü yandan ileriye baktığından birincisinde ölü için eziyet vardır. (İbnü’l- Hümâm’ın Sözü Bitti)

İbnü’l-Hümâm rahimehullah burada, ölünün ‘görmek hissi’nin var olduğunu söylemiştir. Halbuki ‘görmek,’ ‘işitmek’ hissi’nden daha zayıftır; çünki ‘görmek’ için ışığa ihtiyaç varken ‘işitmek’ için yoktur. O, ölünün görmesi ile ziyaret eden arasında toprak tabakalarının engel olmayacağını da ifade etmiştir. (Bu sabit olunca), işitmek hissinin, alıştığı şeyden/duymaktan imkânsızlık içinde olmaması daha evlâdır.

Sonra, şâyet, geri adım atsak bile işitmenin olmadığını söylemek bilmemeyi îcâb ettirmez. Çünki işitmek bedendeki uzuv/organ ile olur; halbuki beden çürümüş olur; ama ilim (bilmek) ruh ile olur. O ise kalıcıdır ve onun bilmesi bedenî bir uzuv ile değildir. Onun ilmi, gözden ışık çıkışı ile kulağa sesin ulaşmasıyla değil, aksine görülen ve işitilen şeylerle olur. Nitekim bazı Müslümanlar Allah celle celâlühû’nün işitmesi ve görmesini görülen ve işitileni bilmesiyle te’vîl etmişlerdir.

Salihlerden olan şu ölüler, beşeri sıfatlardan soyulduktan, düşük dünya ile olan alakaları kesildikten ve kendilerine ebedi saadeti gerektiren Allah celle celâlühû’ya kavuşmakla rahatladıktan sonra, üzerlerine hazret-i Kayyûmiyyet nurları dökülür ve nihâyet (bu nûrlar) onlara her gizliyi apaçık yapar, topraktan perdeleri ve uzun mesafeyi onlardan kaldırır. Bu bazı diri kimseler için dünyâ hayâtında (da) gerçekleşmiştir. Nitekim, Ömer’in hayatındaki[51] “Ya Sâriye dağa (doğru yanaş)” sözü buna işâret etmektedir. Ya (dünyevî perde ve bağlardan) soyunup rahata eren ve Allah celle celâlühû’ya kavuşup şakîliğin îcâblarından kurtulan kimse için ne demeli?!…

Şöyle diyenin Allah hayrını bol versin:

Leyla ortaya çıktığı zaman tamamım (her yerim) gözler olur.

O bana seslendiği zaman da her yerim kulaklar olur.

İktibas : Tevessül ve İstigase

Dipnotlar :

[46] Hayatı daha önce geçti.

[47] “Feth’ul-Kadîr ale’l-Hidâye” Kitâbu’l-Cenâiz (2/106)

[48] Bunlara uymayan bilgileri ve bilgiçlikleri bırak; “bilmiyoru” de ve bunlara teslîm ol.

[49] Nahl:14

[50] “Feth’ul-Kadîr” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i ziyaret faslı (2/169)

[51] Veyâ “es-Sîretü’l-Ömeriyye”de. Ebu Nuaym, “Ed-Delâil”, (Muhibbu’t-) Taberî, “Riyâzu’n-Nadra” (2/326) Suyutî “Tarîh’ul-Hulefâ” (117)

Ed-Diyarbekrî “Tarîh’ul-Hamîs” (2/243) tamamı Amr İbnü Bekr’den rivayet etti.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin