Ana Sayfa İktibaslar Haberi Sıfatların Tevilinde Kullanılan Yöntemler

Haberi Sıfatların Tevilinde Kullanılan Yöntemler

137
0

İmamü’l Haremeyn Ebu’l-Meâlî Cüveyni’nin haberi sıfatların te’vilinde kullandığı yöntemler:

1. Te’vilde en çok kullanılan yöntem Arap dilinin imkânlarından yararlanmaktır. Eğer Arap dili haberi sıfat olarak görülen tabirlere hudûsa delalet etmeyen farklı anlamlar yükleme imkânı tanıyorsa, bunlar kullanılır. Bunun için de Arapça daki yaygın kullanımlara ve şiirlere müracaat edilir.

Örneğin, “Rahman arşa istivâ etti” (20:5) âyetindeki “istivâ” tabiri, zâhirî olan ve hudûsa delâlet eden “oturma” anlamına değil, Arap şiirinde örnekleri bulunan (istila)“hükmetme, galip olma, üstün olma” anlamlarına hamledilir.

Zira bu âyetin zâhirî anlamı, Allah’ın bir mekanda bulunması, bir ma¬hal ile temas etmesi manalarını içermektedir ki, bunun kabul edilmesi ne akıl ne de tevhid prensipleri çerçevesinde mümkündür.

2. Bazı durumlarda te’vil, tek bir kelimenin değil, metnin tamamının sahip olduğu anlam çeşitliliğinden birinin tercih edilmesi ile gerçekleştirilir. Örneğin, “Allah, Âdem’i kendi/onun suretinde yarattı ”hadisinde, “kendi/onun” diye tercüme ettiğimiz “hû” zamirinin, Allah yerine, Hz. Âdem’e veya hadîsin sebeb-i vürûdunda yer alan köleye döndürülmesi, Arap dili açısından mümkündür. Böylece bu imkânlardan herhangi birinin kabul edilmesi, Allah Teâlâ’ya sûret nisbet edilmesine engel olmaktadır.

Aksi takdirde Müşebbihe fırkasının benimsediği gibi, Allah’ın, insan yüzüne benzer bir yüzünün olduğunun kabulü gerekir.

3. Arap dilinde yaygın bir kullanım alanına sahip bulunan hazf uygu¬laması, bazı âyetlerin zâhiri şekilde yorumlanması için uygun zemin hazırlamaktadır. Örneğin “Rabbin geldi…” (89:22) âyetinde kastedilen Rabbin emri, kazası ve hükmünün gelmesidir. Zira Allah’ın gelme, yer değiştirme vs. vasıflardan münezzeh olduğu aklen bilindiği gibi, bu kullanımın hem Kur’an’da hem Arap edebiyatında örnekleri çoktur. Mesela “Allah ve Rasûlüne karşı savaşanların cezası…” (5:33) âyetinde kastedilenin bizzat Allah olmayıp O’nun dostları olduğu apaçıktır.

4. Bazı yerlerde, haberi sıfatları içeren âyetlerin bağlamları, onların zâhirî olarak anlaşılmasına engel olmaktadır. Örneğin, “Allah göklerin ve yerin nurudur…” (24:35) âyetinin son kısmında yer alan “Allah insanlara işte böyle temsiller getirir” ifadesi, “nur” kavramının anlaşılmasında zâhirî anlama müracaat edilemeyeceğini göstermektedir. (el-İrşâd, s. 148)

Bu imkân, bağlamın yanı sıra Kur’an’ın tamamı için de geçerlidir. Mesela, Allah Teâlâ hem yukarıda zikrettiğimiz âyette hem de Şûrâ suresinde (42:52) nur kelimesi ile birlikte hidâyet kavramına değinmektedir ki, bu da nur kelimesinden ne anlaşılması gerektiğine bir karine teşkil eder. (eş-Şâmil, I, 311)

Cüveynî bununla Kur’an’ın kavramsal bütünlüğüne dikkat çekerek, parçacı yaklaşımın doğurabileceği sorunlara işaret etmektedir.

5. Haberî sıfatları zâhiri anlamlarında kabul eden Haşviyye gibi fırka¬ların, bazı âyetlerde mecburen te’vile gitmeleri, bu yöntemin diğer âyetlerde de kullanılabileceğine dair karşı delil oluşturmaktadır.

Cüveynî, “…Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir…” (57:4) ve “…Herhangi üç kişinin yaptığı gizli konuşma yok-tur ki, O (Allah) dördüncüleri olmasın. Beş kişinin yaptığı gizli konuşma yoktur ki, O altıncıları olmasın…” (58:7), âyetlerini hiçbir akıl sahibinin zâhiri olarak Allah’ın bir mekanda bulunması şeklinde anlayamayacağını hatırlattıktan sonra, bu âyetleri “gizlilikleri kuşatma” şeklinde anlamaları durumunda Haşviyye’nin te’vile cevaz vermiş olacaklarını söyler. (el-İrşâd, s. 150)

Cüveynî burada, bazı âyetlerin zahirî anlaşılmasının aklî imkansızlıktan önce, taşıdığı tecrübî imkansızlığı göstermiş olmaktadır. Burada hemen belirtmeliyiz ki, Cüveynî’nin te’vil konusundaki muhatapları, bahsi geçen ibareleri zâhirlerine yapışarak, hakiki anlamda kabul eden Haşviyye ve Kerrâmiye gibi itikâdî fırkalardır. Yoksa İmamü’l-Harameyn, bu ibareleri te’vil etmemekle birlikte, keyfiyetinin bilinemeyeceğini söyleyen ve bunların hudûs alâmetleri olarak kabul edilmesine cevaz vermeyen anlayışa itiraz etmediğini ifade etmektedir. (eş-Şâmil, I, 315-316)

Bu bakımdan bunların dikkat etmeleri gereken husus, bu ibarelerin zâhirî anlamlarından uzak durmaktır. (eş-Şâmil, I, 288)

Diğer taraftan, Cüveynî’nin, kaleme aldığı son eser olan el-Akîdetü’n-Nizâmiyye’de haberî sıfatları te’vil etmekten (Selef gibi) uzak durma tavrını tercih ettiğini biliyoruz. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu risalede Cüveynî, te’vile başvuranları da “ehl-i hak” içinde gördüğünü ifade etmektedir. Bu yolu tutanların, âyetlerin zâhirlerine inanmaktan kaçındıklarını ve dil uzmanlarının ortaya koydukları açıklamalar mucibince hareket ettiklerini belirtir.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin