Ana Sayfa İktibaslar Haberi Sıfatlara İmanda , Mananın Allah’ın İlmine Havale Edilmesi Metodu ve Ehl-i...

Haberi Sıfatlara İmanda , Mananın Allah’ın İlmine Havale Edilmesi Metodu ve Ehl-i Sünnet Konu Hakkındaki Görüşünün Tespiti

221
0

Muhammed ÖNDER

Haberi sıfatlara iman haktır ve farzdır. Müteşabih, bila keyf gibi isimlerle de nitelendirilen haberi sıfatlara iman Kur’an Sünnet ve İcma ile sabittir.

Haberi sıfatlarla tevil edilmesi ve manalarının anlaşılması kasdıyla meşgul olunması Kur’an nassıyla yasaklanmıştır. Muhkem âyetlerin ışığı altında olacak bir şekilde yapılacak murâd edilen ma’nâyı tâ’yîn etmeyip murâdın ne olmadığını gösterecek icmâlî teviller ise tenzîh olup Selefin mezhebidir ve ayetlerle yasaklanmamıştır. Belki emredilmiştir.

Müminler Allah’ın koyduğu ölçülere tabi olarak Allaha kulluk ederler. İman edenlerin bu meseledeki yükümlülükleri; Allah’ın kendisini tanıttığı kadarıyla iktifa edip, akla ve hayale gelebilecek değişik anlayış ve manaları Allah’a nisbet etmekten imanlarını korumaktır.

Haberi sıfatlar Allah’ın sıfatlarıdır. Bunlara imanın ana çerçevesi; Allah’ın kendisi hakkında haber verdiği ölçülerde iman edilmesi, Allah hakkında bilgisizce konuşmaktan kaçınılması, Allah’a nisbet edilecek herhangi bir mananın mutlaka Allah ve Rasülü tarafından söylenmiş olması ölçülerine riayet edilmesi çerçevesinde olmalıdır.

Selefin bu sıfatlara iman edilmesiyle alakalı sözleri; “Kur’an’da nasıl ifade edildiyse bizde öyle iman ediyoruz”, tavrında özetlenebilir.

Bu ifade Tabiun’un imamlarından naklolunmuştur. İmam Ebu Hanife; talebeleri Ebu Yusuf ve İmam Muhammed ile İmam Şafii ve İmam Malik, Ahmed b. Hanbel ve onların döneminde Ehl-i Sünnet’i temsil durumundaki bütün imamların sözlerinin hulasası da budur.

İmam Malik; “istiva malumdur, keyfiyeti mechuldur, iman etmek lazımdır, bu konu ile uğraşmak bidattir” demek suretiyle bu konudaki görüşünü ifade etmiştir.

Ehl-i Sünnet’in Bu Mevzûdaki Görüşlerinin Tesbiti

Haberi sıfatlara iman ettikten sonra manalarının Allah’ın ilmine havale edilmesi, Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafiilerin seleften naklettikleri görüş ve anlayıştır. Ehl-i Sünnet bu ana çerçevede ittifak halindedir.

Selef’in mezhebi haberi sıfatların manalarının bilinmesi midir, Allah’ın ilmine tafvid edilmesi midir? husûsunun gündeme getirilmesi 7.hicri yüzyılda ön plana çıkmıştır. Bu tarihten üç dört yüzyıl kadar önce felsefeciler haberi sıfatlarla alakalı bir zihin bulanıklığı oluşturmuşlar, Mâturidi ve Eş’ari Mezheblerine bağlı bir grup ilim adamı bu duruma müdahale etmiş, bazen onların metodlarıyla bazen de “ve Cadilhum billeti hiye Ahsen” ölçüsü çerçevesinde onların müslümanların zihinlerinde oluşturduğu problemleri çözmeye çalışmışlardır. Bunlar Maturidi ve Eş’ariler’in müteahhirunudurlar.

Haberi sıfatlara imandaki bu ittifak noktasından ve felsefecilere cevap kasdıyla bu sıfatların manalandırılması gayretlerinden üç yüzyıl kadar sonra, hicri 7. yüzyılda yaşayan ibn Teymiyye, Selef’in mezhebinin haberi sıfatların manalarının bilinmesi olduğunu iddia etmiş, Matürîdî ve Eşariler’in Selef’in mezhebi hakkındaki nakillerinin aksine, mana bilinir deyip hem sıfatları isbât, hem de manalarını isbat metodunu ortaya atmıştır.

Hanbeli mezhebinden bir kısım ilim adamı da onun görüşlerine destek verince “Selef’e göre haberi sıfatların manaları biliniyor muydu” tartışması gündeme oturmuştur.

İbn Teymiyye, manaların bilineceği tezini delillendirmeye çalışmış, sonraları bu delillendirmelerini teoriler üretmek suretiyle geliştirmiştir. Onun, Allah’ın hakikaten eli vardır, Allahın hakikaten ayağı vardır ama ayağı bizim ayağımıza benzemez eli bizim elimize benzemez tarzındaki ifadeleri, O güne kadar sadece mücessime ve müşebbihenin seslendirdiği ifadelere benzer ifadeler olunca; bu kendisinin mücessim ve müşebbih olarak nitelenip tekfir edilmesine sebebiyet vermiştir.

İşte günümüzdeki Ehl-i Sünnet camia içerisinde, Maturidi ve Eş’ariler’in felsefenin metodları ya da benzer metodlarla felsefenin Müslümanların arasında oluşturduğu sorunları çözme metodunu kullanan gurubuyla, Selef’in mezhebine bağlı kalmak gayretiyle Selef döneminde olmayan manaları selefin mezhebine katan grubu ihtilaf halindedirler.

Maturidiler ve Eş’ariler; esma ve sıfatın tevili ve ibtal edilmesi ve Selef’in mezhebinin dışına çıktıkları ithamıyla; Selefiler de teşbih ve tecsime düşmeleri ve Selef’in mezhebini sonradan kattıkları manalarla tahrif etmeleri iddiasıyla karşı karşıyadırlar.

Selefiyye’nin Maturidi ve Eş’arilere Eleştirileri ve Değeri

Maturidi ve Eş’arilerden felsefi ekollerin müntesipleriyle cedel durumunda olanlar özellikle esma ve sıfat bahislerinde müteşabihatı luğavi manaları çerçevesinde tevil etmişlerdir. Selefiyye aslında kendileri de bu sıfatları manalandırma mezhebinde olmalarına rağmen bu teviller karşısında tavır almışlardır. Maturidi ve Eşariler’in bu grubunu luğavi gerekler çerçevesinde de olsa getirdikleri yorumların haberi sıfatların ibtali manasına geldiği iddiasıyla eleştirmişlerdir. Onları bazen Mu’tezile’nin görüşünü kabul etmekle bazen felsefenin etkisine girmekle itham etmişlerdir.

Halbuki onların bu tevil ve manalandırmaları teşbih ve tecsimin önünü kesme kasıtlıdır. Onların tevilleri Mutezile vb. gruplarınki gibi bu tür sıfatların tevil edilerek inkarı neticesine vardırılmamaktadır. Ve kesinkes Allah’ın muradı budur denilmemektedir. Bu sıfatlar hakkında eslem olan Selef’in tavrıdır, ön kabulu her zaman itiraf edilmektedir.

Bu tavır felsefenin temsilcilerinin çıkardıkları fikri ve itikadi kargaşanın önüne geçmek ve avâmın dini anlayışlarının tatil ve teşbihten korunması gayretiyle geliştirilmiş, müslümanlardan buna ihtiyacı olanlara söylenilmiştir. Akli ve ilmi birikimi selefin çizgisi üzerinde sebat etmeye yeterli olanlara söylenmemiştir. [1]

Selefiler tarafından Selef’in tavrını devam ettirmemek ve tahrif etmekle itham edilen Maturidi ve Eş’ariler kendilerini Selef’e nisbet etmektedirler. Onların en büyük ilim adamları selefin mezhebi eslemdir, hepimiz o mezhep üzerineyiz, biz sadece meşru cedel çerçevesinde bu bahislere girdik, demektedirler.

Selefin mezhebini tayin etmede tabiî ki Hanbelilerden bir fakihin 7. h. yüzyılda ortaya attığı iddianın dikkate alınıp Kur an ve Sünnet’in nakilcisi luğatçı, fakih, müfessir, tarihçi, kıraatçı binlerce ilim adamının kesintisiz senedlerle asrı saadet ve hayırlı üç nesilden naklettikleri konu ile ilgili ifade ve tavırların göz ardı edilmesi düşünülemez.

Kanaatimizce bu metod zaten belirli ölçü ve hassasiyetler dikkate alınarak kullanıldığından, Selef’in itikadının korunması ihmal edilmediğinden ve kesinkes bu teviller Allah’ın muradıdır denilip haberi sıfatların ibtali yapılmadığından, Selefiyye’nin* ithamları yersizdir. Ama Müslümanların bu tür hassas konulardaki dengelerinin sürekli korunması adına dikkate alınmaya değerdir.

Maturidi ve Eşariler’in Selefiyye Hakkındaki Eleştirileri ve Değeri

Selefiyye haberi sıfatların manalarının bilineceği ve manaların hakikaten isbat edilmesi gerektiğini öne sürmektedirler. Manaların Allah’ın ilmine tafvidinin Selef’in mezhebi olmadığını ve bu sıfatların uygun luğavi manalara hamledilmelerin bu sıfatların ibtali manasına geleceğini söylemek suretiyle Maturidi ve Eş’arilerin Selef mezhebi hakkındaki nakillerini de sonraki dönemde yaptıkları manalandırmayı da eleştirmişlerdir. Onlara bakılırsa Selef’in itikadına sadece Hanbeli ilim adamlarından bir grup ilim adamı sahiptir. Diğer Ehl-i Sünnet mezhebleri ve uleması hep birlikte hata üzerinedirler.

Haberi sıfatların manalarının bilineceğinin Selef’in mezhebi olduğu iddiaları, Selef’in konu hakkında sükûtuna, bu konularla manalandırmak ve fitne kasdıyla meşguliyetin kalpte hastalık manasına geleceğine ve bidat olduğuna dair sözlerine muhaliftir. İddiaları Selef’ten yapılan ilgili nakil ve verilerle örtüşmemektedir. Yine konu hakkındaki ayet-i kerimeye muhaliftir. Selef’i temsil edemez ve selefe nisbet edilemez.

Selefiler Selef akidesini savunmak çerçevesinde çok sayıda Selef döneminde bilinmeyen itikadı benimsemek ve bunları savunmak vartasından maalesef uzak duramamışlardır. İslam davetinin kitlelere ulaştırılması sorumluluğundan çok müslümanların arasında çoğu kere uçlara varan hassasiyet tavırlarıyla gerginliklere ve sıkıntılara sebebiyet vermişlerdir.

Selefiyye’nin Sıfatullah konusunda genelde; haberi sıfatlar konusunda özelde; bu sıfatların manalarının bilineceği iddiasından yola çıkarak kabul etmek durumunda kaldıkları çok sayıda hurafe de vardır.

Selefiyye Sıfatullah’ın manalarının bilinmesinin caiz oluşu anlayışı üzerine Kur’ân’da ve Sünnet’te yeri olmayan çok sayıda yanlış itikad üretmiştir. [2]

Alem Allah’la birlikte ezelden beri vardır, demiş ve “Allah vardı Allah’la birlikte hiçbir varlık yoktu” rivayetini, bir delil gösteremeden inkar etmişlerdir. Bu, sahih senedlerle rivayet edilen bir hadisin üç rivayetinden ikisinin delilsiz ve akli gerekçelerle inkarıdır ve yanlıştır. Allah’ın el-Evvel isminin (te’vîlle dahî olsa) inkârı manasına da gelir. Onun manasıyla çelişir. El-Vahid ve el-Ehad isimlerinin ibtali manasına gelir.

Yine bu anlayış çerçevesinde Allah’ın varlığının isbatında kullanılan hudûs delilini inkar etmişler, Allah’ın muhalefetün lil havadis diye bir sıfatı olamaz demişlerdir.

Allahın mahlukatına benzememesinin inkarı çok vahim bir durumdur. Bu Allah’ın mahlukata benzemesinin onlara göre caiz olduğu manasına gelir. Bu ise, “Allahın benzeri yoktur…” ayetiyle çelişir. Bu ön kabulleri üzerine geliştirdikleri manalandırmalarla Allah’ı mahlukata benzetmekten geri durmadıklarından Müşebbihe, Allah’ın cismi vardır bizim cisimlerimize benzemez, demelerinden dolayı da Mücessime olarak vasfedilmişleridir. [3]

Allah, (kesintisiz yaratmanın halk sıfatında kemal olması boyutuyla) muhtar değildir, sürekli yaratmaktadır, görüşünü savunmuşlardır. Bu inanç da Allah’ın Muhtar ismiyle çelişir. Bütün Müslümanlar, “Allah faili muhtardır” itikadındayken, Allah’ın yaratmaya, sürekli yaratmaya mecbur olduğunu söylemek durumunda kalmışlardır. Bu ise hem ilgili ayetlerle, hem de Allah’ın kemal sıfatlarıyla çelişir.

Alemin sonradan yaratıldığı konusundaki icmayı inkar etmişlerdir. Bu, geliştirdikleri anlayış İslâm’ın en temel inanç esaslarından birisi olan âlemin Allah tarafından sonradan ve yoktan var edildiği inancıyla çelişmektedir. [4]

Allah’la birlikte ezelden beri hadis varlıklar vardı, iddiasında bulunmuşlardır. (Havadis lâ evvele leha), bu inançları da İslâm’ın âlemin yoktan var edildiği inancıyla çelişmektedir. Bu mantîkî açıdan da çok tutarsız bir inançtır. Bir şey ya ezelidir ya da mahluktur. Kısmen ezelilik iddiası akıldışıdır.

“Allah Arş’a hakikaten istiva etmiştir, buna inanmayan kafirdir” ifadelerini ilk defa onlar seslendirmiş lerdir. Allah Arş’a istivâ etmiştir ifadesi haktır. Kuran’la sabittir; ama hakikaten kayıtlaması Kur’ân ya da Sünnet’te yoktur. Selef’ten nakledilmemiştir. Bunun Allah’ın Arş’la teması ve ona hulûl etmesi manasına geleceği aşikardır.

Bu ifadeler, Allah’ın alemi yoktan var etmediği, alemin onunla birlikte ezelden beri var olduğu, Allah’ın yaratmada muhtar değil mecbur olduğu ve sürekli yaratmak durumunda olduğu inancında oldukları ma’nâsına gelmektedir.

Allah’ın elinin yüzünün ayağının olduğu, ezelden beri var olan bir Arş’ın üzerinde istiva edip(oturmakta olduğu), zaman zaman dünya semasına indiği, mahlukatın içine girip çıktığı inancını kabul etmelerini beraberinde getirmiş, hatta bunu açık ifadelerle seslendirmişlerdir.

Halbuki Allah; var ve bir olan, kemal sıfatlarla muttasıf noksanlıklardan yüce, mahlukata benzemeyen; şu aleminin içinde ya da dışında olmakla vasf edilmeyen, varlığı kendisine özgü, sıfatlarında isimlerinde ve fiillerinde tek olan bir varlıktır.

Kendisi hakkında bilgisizce ve delilsizce söz söylemek caiz olmadığından, ona nisbet edilecek her söz ve mananın Kur’an’dan ya da sahih Sünnet’ten bir delili olmalıdır.

Selefiyye’nin Allah ve alemle ve Allah’ın sıfatlarıyla alakalı geliştirdiği bu anlayışlar büyük hatalardır. Ve Kur’ân ve Sünnet’le ve de Selef’in itikadıyla çelişmektedirler.

Selef Allah’ın haberi sıfatlarına mana veriyordu anlayışıyla geliştirdikleri bu anlayışların hiçbirisi sahabeden ya da tabiundan rivayet edilmemektedir.

Bunlar İbn Teymiyye’nin kurgularıdır. Ve bir şekilde nasslar bu manaya gelir gibi bir ifadeyle nasslara dayandırılıyorsa da bunlar hem naslara hem Selef’in tavırlarına kesinlikle uymamaktadırlar. Tarihi nakillerde de yerleri yoktur.

Netice

Selefiyyenin Maturidi ve Eş’arilerin itikadlarına yönelttikleri eleştiriler özellikle Selef itikadını benimseyen ve felsefecilerin metodlarıyla meşgul olmadan o tavrı devam ettiren Maturidi ve Eş’arilere kesinlikle uymamaktadır.

Sonraki dönem Maturidi ve Eş’ari ilim adamlarının tavırlarına yönelttikleri eleştiriler ise dikkate alınmalıdır. Ama en basitinden İmam Gazali ve İmam Ebul-Muin en Nesefi’nin örneğinde Maturidi ve Eş’ari müteahhirununun tavırları ele alındığında Selefiyye’nin iddialarının ve uyarılarının müteahhirun dönemi ulemasının meslekleri hakkında da bir hassasiyet gerekliliği uyarısından öteye geçerliliğinin olmadığı görülmektedir.

Maturidi ve Eş’arilerin Selefiyye’ye yönelttikleri eleştiriler ve bu eleştirilerin geçerlilikleri kitaplık ebadlarda konulardır. Allah’ın sıfatlarıyla alakalı hareket noktalarında her iki gurubun da ortak değerlerinin varlığı gözlemlenmektedir. Maturidi ve Eş’ariler bu ortak değerlerin içeriklerini olduğu gibi muhafaza ederken, Selefiyye’nin bu değerlerin içeriklerine ek manalar katmakta oldukları gözlenmektedir.Haklarındaki eleştiriler bu konuda da geçerlidir.

Allahın varlığı ve Allah-alem ilişkisi ile alakalı İbn Teymiyye’ye yöneltilen eleştirilere mesned teşkil eden ifadeler, Mecmuu’l-Fetâvâ ve Minhacü’s-Sünne başta olmak üzere irili ufaklı bütün eserlerinde açıkça görülmektedir ve doğrudur. [5]

Maturidi ve Eş’arilerin Selefiyye’ye yönelttikleri yanlış bir eleştiri ya da nisbet yoktur. Selef’in Mezhebini temsil konusunda onların anlayışları ve nakilleri ile Selefiyye’nin selefin mezhebi konusundaki başlangıç noktaları kıyaslandığında ortaya çıkan durum Maturidi ve Eş’arilerin nakillerinin doğru olduğunu göstermektedir.

Kur an ve Sünnet’in itikadla ilgili nasları, Selef döneminde yazılmış olup, bağlısı bulunan dört hak mezhebin müntesiplerinin ortaklaşa Selef’in akidesini temsil ettiğinde ittifak ettikleri akaid kitaplarındaki bilgiler, Maturidi ve Eş’arilerin Seleften naklettikleri inanç esaslarına uygundur, Selefiyye’nin nakillerine değil. Selefiyye’nin, içinden çıktığı Hanbeli ekolünün İmamı Ahmed b. Hanbel’in ve İbn Teymiyye öncesinde yetişen Hanbeli alimlerinin itikadla alakalı eserlerindeki inanç esaslarının (özellikle de Selef’in haberi sıfatların manalandırılması konusundaki görüşü konusunda) da Maturudi ve Eş’arilerin nakline uygun olduğu kesindir.

İbn kudame, İbn Akil gibi Hanbelilerin inançla ilgili tesbitleri de yine aynı doğrultudadır.

Selefiyye’nin günümüzdeki temsilcilerinin bütün Ehl-i Sünnet’in ittifakla Selef mezhebini temsil ettiğini söyledikleri Tahaviyye akaidine düştükleri aykırı dipnotlar onların nerelerde Ehl-i Sünnet’e muhalefet ettiklerini göstermektedir.

Bu çerçevede Selefiyye kendilerine Ehl-i Sünnet camianın büyük çoğunluğunun yönelttiği bu eleştiri ve uyarıları dikkate almalı ve hayru’l hataiin et-tevvabun ölçüsü çerçevesinde dinde aslı olmayan bu görüş ve ayrıntılardan uzaklaşarak Selef’in mezhebini nefislerinde ihya etmelidirler.

[1] Maturidi ve Eşarinin talebelerinin benzer ifadelerle selefin mezhebi en güvenilir anlayıştır, dedikleri akılda tutulursa bu daha kolay anlaşılır.

Makalenin konusu dışına çıkmamamak için Maturidi ve Eş’arilerin Selef’in mezhebinin temsilcileri oldukları ve onların müteahhirunun da yine selef akidesi üzerine olduklarının isbatına burada yer vermiyoruz.

[2] Selefiyye bu anlayışı onların tevilini yalnızca Allah bilir ve ilimde mütemekkin olanlar bilir şeklinde ki kıraate dayandırmışlardır. Ama bu bilinebilirlik imkanının ve içeriğinin gereği olarak öne sürdükleri deliller ve vardıkları neticeler üzerinde ağır eleştiriler almışlardır. Selefiyye’nin imamı İbn Teymiyye’nin geliştirdiği haberi sıfatların manalarının bilinebilirliği tezi ve bunun mantıksal ve naslara dayandırılan içeriğiyle bunun kritiği başka bir makalenin konusudur. Burada işaretle iktifa ettik.

[3] İbn Teymiyye bu tür ifadeleri eserlerinde çok sayıda yerde açıkça kullanmıştır. Hem de Allah’ın cismi vardır, bizin cismimize benzemez desem, bunun ne mahzuru vardır, diyecek kadar ileri giderek.

[4] İbn Teymiyye, Meratibu’l İcma isimli esere yazdığı talikatında bu inancını açıkça ifade etmektedir.

[5] Makelemizin konusu her iki gruba da nisbet ettiğimiz görüşlerin nisbetlerinin isbatı değildir. Haberi sıfatların manalandırılması probleminin muhtevâsının en doğru şekilde tesbiti ve okuyucuya sunulmasıdır. Bu nakil ve isnadların konusu başka bir makaledir.

* Yayıncının notu: Açıktır ki, Selef ve mezhebi ile kendilerine “Selefiyye” ismini verenlerle mezhebleri ayrı ayrı şeylerdir. Selefe ve Mezhebine evet ama, Selef ve mezhebiyle alakasız olan Selefiyye ve bir çeşit Mücessime olan mezheblerine hayır.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin