Ana Sayfa İktibaslar Haber-i Vâhid Akaidde Delil Olur Mu ?

Haber-i Vâhid Akaidde Delil Olur Mu ?

341
0

Haber-i Vâhid Akaidde Delil Olur Mu?

İslâm âlimlerinin bir kısmının kitaplarında, haber-i vâhid veya haber-i âhâdlar, akâidde delil olmaz veya yeterli delil değildirler veya muteber delil değildirler, gibi sözler geçer. Bu tür sözleri, sâhiplerinin, onunla ne demek istediklerini bilir bilmez bir şekilde, insanları sünnet çizgisinden uzaklaştırmak isteyen veya neyin nereye varabileceğini hesap edemeyenle­rin, canlarının istediği, nefislerinin arzuladığı veya münasip düştüğünü zan­nettikleri yerlerde, olur olmaz bir biçimde kullandıklarını görmekteyiz.

“Âhâd haberler, akâidde delil olmaz” görüşü akâid meselelerinin tamamı için geçerli değildir. Bazılarına hastır. Akâid/inançlar iki kısımdır. Bir kısmı, mutlaka yakînin/kesinliğin elde edilmesi gereken kısımdır. Allah (Celle Celâlühû)’ın varlığı ve birliği gibi. Diğer kısmı da zannîdir. Onda kesin bilginin elde edilmesi imkânsızdır. peyğamberlerin meleklere üs­tünlüğü gibi.

Bu husûsta zann(bildiren delîl)’e uymakta bir beis yoktur. Çünkü İslâm âlimleri, bu kısım delîlleri akâid kitaplarına almakta icmâ’ etmişlerdir. Bu yüzden, bazı kelâmcıların, zannî delîlleri itibardan düşürmeleri doğru de­ğildir. [1]

Haber-i vâhid, akâidin bazı kısımlarında İslâm âlimlerin söz birliği ile kesin olarak delildir. Bu, çok küçük bir şâz gürûh dışında İslâm âlimlerinin tamamının görüşüdür. Haber-i vâhid akâidde delîl olmaz sözünün sahibleri, bunu sınırlı akîde/îmân noktaları için söylemişlerdir. Allah (celle celâlühû)’ın zâtı ve sıfatları için hüküm isbât etmekte haber-i vâhid delîl olmazsa da, kat’î delillerle sâbit olan hükümleri teyid, takviye ve tefsîr olarak ve temel imân esaslarının ispatı dışındaki akîde meselelerinde âlimlerin icmâ’ı ile delildir. Hanefî olmasının yanında, aynı zamanda bir Mu’tezile âlimi olan Zemahşerî’nin Keşşâf’ına varıncaya kadar, ümmetin tefsir, hadis, fıkıh ve akâid kitaplarının bu husûslardaki haber-i vâhid ne­vinden olan hadislerle dolu olması, söylediğimizin en kestirme, kesin ve açık delilidir.

Haber-i Vâhid akâidde delîl olmaz, sözünü günümüzde diline dola­yanların hemen hemen hepsi, aslında onbinlerce hadisi çürütmek, onların yer aldığı rivâyet kaynaklarına olan itimâdı sarsmak, tefsir ve akâid kitap­larına olan güveni yok etmek, kendi bid’atlarının önünü iyice açmak ve ümmetin sahîh imânını sarsmaktan başka bir niyet ve amele sahip değil­dirler.

Buhârî, Müslim ve diğer hadîs mecmualarında -hâşâ- aslı olmayan ve işe yaramayan hatta aykırı ve zararlı rivâyetler varsa, onlar ümmeti yanlış bir inanışa sahip kılıyorsa, müminler şu eserlerin nesine güvenecek? Tef­sirlerde ve akâidlerde müminlere yanlış îmân kazandıran binlerce, hatta on binlerce haber-i vâhid varsa, onlara kim nasıl güvenecek?

Hülâgü’nün ve asrımızın Hülâgü’lerinin yaka yaka yok edemedikleri İslâmî eserleri, onların yolundakiler ve vazifelerini üstlenenler, âlim kılı­ğına bürünerek veya büründürülerek usta bir şekilde, müminler’in gö­zünde, gönlünde ve dünyasında yok etmenin yolunu gördünüz mü nasıl da buldu­lar?!..

Bütün benliğinizle inanabilirsiniz ki bunlar, Hülâgü’nün ve sâir Hülâgü’lerin beceremediğini ve yapamadığını yaptılar ve yapmaya da de­vam etmektedirler. Selef’ten ve Halef’ten birçok hadîs, hasâis, târih ve akâid âlimi, imânî mevzû’lar olan kıyâmet alametleri, fiten ve melâhim, kıyâmet’in kopuşu halleri, kabir halleri, kıyâmet günü halleri, cennet, ce­hennem, rü’yetü’llah, mîzân, havz, haşr, neşr, hesâb, azâb ve benzeri husûslarda yazdıkları nice başlıbaşına kitaplarda, birçok haber-i âhâd’ı rivâyet ettiler.

İbni Mende’nin El-Îmân’ı, Lâlikâî’nin Es-Sünne’si İbnü Ebî Âsım’ın Es-Sünne’si, Beyhakî’nin El-Ba’s ve’n-Nuşûr’u, El-İ’tikâd’ı ve El-Esmâ ve’s-Sı-fât’ı, İbn-i Hüzeyme’nin Et-Tevhid’, Kurtûbî’nin Et-Tezkire’si, İbn-i Receb’in Ehvâl-i Kubûr’u, İbn-i Kesîr’in Sıfetü’l-Cenne’si, En-Nihâye fi’l-Fiten ve’l-Melâhim’i, İbn-i Kayyim’in Er-Rûh’u, Hâdi’l-Ervâh’ı ve Kasîde-i Nûniyye’si, İbnü Ebî’l-İzz’in Şerh-i Akîde-i Tahâviyye’si, Süyûtî’nin El-Budûrü’s-Sâfîre-’si, Şerh-u’s-Sudûr’u ve Cem’uş-Şetît’i, Berzencî’nin El-İşâ’e’si, Kannûcî’nin El-İzâ’e’si, Keşmîrî’nin Et-Tasrîh’i, baştan sona, Kütüb-i Sitte, diğer Sahîhler, Sünenler, Mu’cemler, M0üsnedler ve diğer­leri, Kıyâmet alâmetleri, Kabir ve âhiret halleri mevzû’larında binlerce hatta on binlerce sahîh ve hasen haber-i âhâd’ları bulun­dur­maktadır.

Bu rivâyetlerin -bilinen manâda- amelle de alâkası yoktur. Bunun ya­nında bir de akîde ile alâkaları yoksa bunlar boşuna ve eğlence olsun diye mi rivâyet edildiler ve kitaplaştırıldılar? Hâşâ

Mütevâtir Olmayan Haber İlim mi Yoksa Zann mı Bildirir?

İslâm âlimlerinin bu husûsta birkaç görüşü vardır:

Bir: Haber-i vâhid karîneyle birlikte dahi olsa, ilim bildirmez, zann bildirir. Bu, âlimlerin çoğunun görüşüdür.

İki: Bazı karînelerle [2] haber-i vâhidler ilim bildirir. Bu görüşte olan­lar da birkaç tâifeye ayrılırlar:

Birinci Tâife:

Meşhur olan haber-i vâhid, ilim, meşhûr olmayan da, zann bildirir. [3]

İkinci Tâife:

Ümmetin telakki bi’l-kabûlünü (itirazsız ve istisnasız kabûlünü) kaza­nanlar ilim, diğerleri de zann bildirirler.

Üçüncü Tâife:

Buhârî ve Müslim’in beraberce rivâyet ettikleri haber-i vâhidler ilim, diğerleri(nin tenkid edilmeyenleri) ise zann bildirir.

Üç: Haber-i vâhid karîneli de olsa, ilim değil, zann bildirir, diyenlerin görüşü ile birtakım karînelerle ilim, o karîneler olmazsa zann bildirir di­yenlerin görüşlerindeki ayrılık manâda değil lafızdadır. Karîneli dahi olsa haber-i vâhid ilim bildirmez diyenler zarûrî ilmi, bildirir diyenler ise, istidlâlî ilmi kastetmişlerdir.[4]

Dört: Zayıf olmadıktan sonra, haber-i vahid ilim bildirir.

Şimdi, yukarıdaki dört görüşü etraflıca anlatmaya çalışalım:

Birinci görüş üzerinde durmayacağız. Zîrâ bu, âlimlerin çoğunluğunun görüşü olup, ilme ihanet edenlerin anlamak istemedikleri, câhillerin de duymadıkları yahud duyduğu halde anlayamadıkları bir görüştür. Kimin bu görüşte olduğunu, uzun uzun anlatmak gerekmez.

Diğer görüşlere gelince…

Buhârî ve Müslim tarafından rivâyet edilen haber-i âhâdların ilim ifâde edeceğini söyleyen hadîs, fıkıh ve akâid âlimlerinden bazısı şunlardır: Humeydî, İbn-i Tâhir, Üstâz Ebû İshâk, Şeyh Ebû Hâmid, Kâdı Ebû’t Tayyib, talebesi Ebû İshâk Şîrâzî, Şemsü’l-Eimme Serahsî, Kâdı Abdülvehhâb, Ebû Ya’lâ, Ebû’l-Hattâb, İbn-i Zâğûnî, İbn-i Fûrek, İbn-i Nasr Abdürrahîm, İbn-i Teymiyye, İbn-i Salâh, İbn-i Kayyîm, İbn-i Kesîr, İbn-i Hacer, Bulkînî, Süyûtî.

Bazı hadîs âlimlerine göre bu görüş, Eş‘arî akâid âlimlerinin çoğunun, hadîs âlimlerinin ve Selef’in âmmesinin (Mezheb İmâmları ve onlardan yu­karısının çoğunun) mezhebidir. İbn-i Salâh, bu tür haber-i vâhidlerin nazarî olan yakîn (kesin) ilimi ifâde ettiğini ve kesin doğru olduğunu söylüyor. [5]

İmâm Zâhid-i Kevserî şöyle diyor:

Haber-i âhâd ilim bildirmez diyenler, bir topluluğun görüşüne uyan, (başka âlimlerin görüşüne uymayan) haber-i âhâdı kastetmişlerdir; yoksa ümmetin kabûl ettiği haber-i âhâd’ın doğruluğunun kesinliğine inanılır.

El-Buhârî’nin haber-i vâhidin delil olma değeri hakkındaki görüşleri, es-Sahîh’inin bu konuya tahsis ettiği bölümde yer almıştır. el-Buhârî, es-Sahîh’inde haber-i vâhidlerin amelî konularda huccet olduğunu savunurken, hem âyetlerden hem de daha çok olmak üzere hadislerden deliller zikret­mektedir.

El-Buhârî, haber-i vâhidin huccet olduğunu ispatlarken, referansta bulunduğu âyetler ve bu âyetlerin meseleye delâlet yönlerini Es-Sahîh’teki Kitâbu ahbâri’l-âhâd’da açıklamıştır.

Ebû Hanîfe, Mâlik b. Enes, Ahmed b. Hanbel, İmâm Şafiî, sahih ha­disle­rin rivayet şartlarını haiz olan haber-i vâhidi şer‘î bir delil olarak kabul ederler. Haber-i vâhidler, temel akîde meselelerinde, tek başına delil ol­maz­lar. Çünkü hadis ve fıkıh usulü âlimlerinin çoğuna göre, âhâd haber­lerde, az da olsa zann bulunacağından onlarla temel iman meselesi sabit olmaz. Ancak onları pekiştirir. İkinci üçüncü derecedeki iman esaslarında ise âhâd haberler, elbette delildirler.

Hüseyin Avni Hocaefendi

[1] En-Nibrâs: 24

[2] Haberin dışında bulunup da onu kuvvetlendirecek olan alâmet ve işâretler ile. Buhârî ve Müslim tarafından rivâyet edilmiş olmak gibi.

[3] Bu görüş Hanefîlerin taksimine göre değildir.

[4] İbnu Hacer el-Askalânî, Nüzhe Şerhu’n-Nühbe:217. (Aliyyü’l-Kârî şerhi ile birlikte.)

[5] Zürkânî; Şerh-i Beykûniyye (Kenarı: Haşiye-i Echûrî): 18 ve el-Ğumârî’nin Akîdetü ehli’l-İslâm (52-53) isimli eserlerinden seçerek.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin