Ana Sayfa İktibaslar Haber-i Vâhid Akaid’ de Delil Olmaz mı ?

Haber-i Vâhid Akaid’ de Delil Olmaz mı ?

54
0

Haber-i Vâhid akâid’in bazı kısımlarında İslâm âlimlerin söz birliği ile kesin olarak delîldir. Bu, çok küçük bir şâz gürûh dışında İslâm âlimlerinin tamamının görüşüdür.

Haber-i Vâhid akâidde delîl olmaz sözünün sahibleri, bunu sınırlı akîde/îmân noktaları için söylemişlerdir. Allah celle celâlühû’nun zâtı ve sıfatları için hüküm isbât etmekte Haber-i Vâhid delîl olmazsa da, kat’î delîllerle sâbit olan hükümleri te’yîd, takviye ve tefsîr olarak ve temel îmân esaslarının isbâtı dışındaki akîde mes’elelerinde âlimlerin icmâ’ı ile delîldir.

Hanefî olmanın yanında aynı zamanda bir Mu’tezile âlimi olan Zemahşerî’nin Keşşâf’ına varıncaya kadar, Ümmet’in tefsîr, hadîs, fıkıh ve akâid kitâblarının bu husûslardaki Haber-i Vâhid nev’inden olan hadîslerle dolu olması söylediğimizin en kestirme, kat’î ve açık delîlidir.

Haber-i Vâhid akâidde delîl olmaz sözünü günümüzde diline dolayanların hemen hemen hepsi, aslında on binlerce hadîsi çürütmek, onların yer aldığı rivâyet kaynaklarına olan i’timâdı sarsmak, tefsîr ve akâid kitâblarına olan güveni yok etmek, kendi bid’atlarının önünü iyice açmak ve Ümmet’in sahîh îmânını sarsmaktan başka bir niyet ve amele sâhib değillerdir.

Buhârî, Müslim ve diğer hadîs mecmualarında -hâşâ- aslı olmayan ve işe yaramayan hatta aykırı ve zararlı rivâyetler varsa, onlar Ümmet’i yanlış bir inanışa sahib kılıyorsa, Mü’minler şu eserlerin nesine güvenecek?

Tefsîrlerde ve akâidlerde Mü’minlere yanlış îmân kazandıran binlerce hatta on binlerce Haber-i Vâhid varsa, onlara kim nasıl güvenecek?

Hülâgü’nün ve asrımızın Hülâgü’lerinin yaka yaka yok edemedikleri İslâmî eserleri, onların yolundakiler ve vazifelerini üstlenenler, âlim kılığına bürünerek veya büründürülerek usta bir şekilde, Mü’minler’in gözünde, gönlünde ve dünyasında yok etmenin yolunu gördünüz mü nasıl da buldular?!

Bütün benliğinizle inanabilirsiniz ki bunlar, Hülâgü’nün ve sâir Hülâgü’lerin beceremediğini ve yapamadığını yaptılar ve yapmaya da devam etmektedirler.

Sapmışlar gürûhu Efğânî,[60] Abduh, Reşîd Rızâ, Merâğî ve çömezlerinden Mahmûd Şeltût, bir de onların izinden giden, Haber-i Vâhid akîdede delîl olmaz, dolayısı ile, Îsâ aleyhisselâm’ın Âhir Zamân’da ineceğine, sihrin hakîkat’înin sabit olduğuna, yıldızların şeytanları kovaladığına, Recm cezâsına, Mürted’in öldürülmesine, Nüzûl-i ‘Îsâ aleyyhisselâm’a ve benzeri -sahîh hadîslerin bildirdiği ve Ehl-i Sünnet’in kabûl ettiği- mes’elelere dâir olan haberler yanlış ve asılsızdırlar, diyenler bir tarafta… Allah celle celâlühû, Rasülü sallallahü aleyhi ve sellem, Ashâb radıyallahü anhüm, günümüze kadar gelen İslâm âlimleri ve Mü’minler diğer tarafta…

Ehl-i Sünnet âlimleri ittifakla, sihrin hakîkat’î vardır, sihir sâbittir, mevcûddur, derlerken âyetleri ve hadîsleri akıllarının kurbanı eden sapık Mu’tezile, yoktur diyor. Bu husûstaki âyetleri Ehl-i Sünnet âlimleri anlayamıyor ama Mu’tezile anlıyor(!)

Günümüzün turfanda müctehid ve müceddidleri(!) ise Mu’tezileyi haklı, Ehl-i Sünnet’i haksız buluyor ve bu vatandaşlar, çok değerli, hocalar hocası ve eşi bulunmaz Hind kumaşı kimseler oluyorlar.

Âdeta totemleştirilen bu kimselere hakîkatten yana olarak birazcık karşı çıkmak ve dik durmak, utana utana, sıkıla sıkıla Ehl-i Sünnet’ten yana olmak zilleti bile çok görülecek, ayıb ve bağnazca bir tavır olacak ve affedilmez bir taassub şeklinde kabûl edilecek!

Serçeler aslanlara kükreyecek, karıncalar fillere harb i’lân edecek, yel değirmenine mukavva kılıç ve miğferiyle saldıran Donkişot’u gölgede bırakacak maskaralıkla, Kevserî de kim oluyor? denilecek ve kimse kalkıp da, dünyanın tanıdığı bir dev’i senin gibi bir cüce tanımazsa ne olur, seni kim tanıyor, adam olabilmek için illa da müsteşrik, yâhud onun çömezi ve uşağı, veya kendini küfür otoritelerine satmış birileri mi olmak gerekir? diyemeyecek!…

Siz, kulağının üzerine yatıp uyuyan, ara sıra da gözlerini mahmûr bir şekilde açtığında esneyip ensesini kaşıyan, Ehl-i Sünnet’e bağlı olmayı kimselere bırakmayan, nâzik, kibar ve çelebi Mü’minler ve âlimler topluluğu!

Uyumaya ve kaşınmaya devam edin. Ay bacayı aştıktan, Basrâ harâb olduktan ve iş işten geçtikten sonra… Erişilmez akıl, ilim ve firâsetleriyle(!) zamânlarında, İttihâd ve Terakkî’yi haklı bulup sonuna kadar destekleyen ve ona yardım eden, dolayısıyla cinâyetlerine ortak olan ve nihâyet her şey tükendikten, saray vîrâne olup üzerinde baykuşlar tüneyip ötmeye başladıktan sonra da, artık tevbe eden âlimler(!) gibi tevbe etseniz, Ümmet’in felâketi noktasında bu tevbeniz neye yarar?

Dipnot :

[60] Boğazından veya bağırsağından medya mıntıkasına bağlanan ve öttürülen bir medya kekliği şu Efğânî aleyhinde olanlar için, onun taharet bezi bile olmazlar gibi laflar etmiş. Efğânî aleyhinde olmayı bir İslâmi hamiyyet ve îmânî ğayret olarak gören bizler, Onun ve yandaşlarının karşı ve düşman oldukları selefimizin, mezheb imâmlarımızın ve onların yolunda gidenlerin taharetten önce bıratıkları ve taharetle yıkayıp attıları şeyler bile olmayacaklarını söylersek, bilmem ki ne derler?!

İktibas : Guraba mecmuası – 3.Sayı : http://www.gurabamecmuasi.com/Dergi/index.php/3-sayi/243-sunnet-anlayisimizda-haber-i-vahidin-yeri-nedir.html

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin