Yazdır

Onun Musibetlerinden Onun Merhametine Hicret

Yazar: Admin. Posted in Tefsir

“Allah Celle Celalühu yolunda hicret edecek kimse gidecek çok yer ve (rızık bakımından) bolluk bulur. Kim Allah ve Rasûlüne muhacir olarak çıkıpta, sonra (maksadına ulaşmadan) kendisine ölüm yetişirse, muhakkak onun mükâfaatı (nı vermek) Allah’a düşer. Allah çok bağışlayıcı, ziyade acıyıcıdır”. (Nisa;100)

Kim Allah yolunda başka bir beldeye hicret ederse, orada, asli beldesinde kendileriyle beraber yaşadığı düşmanlarının burnunun sürtülmesine sebep olacak hayır ve nimetler bulur. Çünkü yurdundan ayrılıp yabancı bir memlekete giden ve orada işleri yoluna giren bir kimsenin bu durumu, asıl yurdundaki insanlara ulaştığı zaman onlar, ona karşı kötü davranmış olduklarından dolayı pişman olurlar, böylece burunları sürtülmüş olur. Ayeti kerimede geçen “Murağam” kelimesi, toprak manasında olan “Rağam” kelimesinden alınmıştır. Zira Araplar, kişinin başına hoşuna gitmeyen bir şey geldiğinde “Rağime enfühü”, yani burnu sürtüldü derler.

Böylece ayeti celilede geçen “Murağam” kelimesi bu mânâya hamledilerek, sanki şöyle denilmektedir:

Ey insan! Sen hicret edersen, sıkıntıya ve meşekkate düşerim korkusuyla yurdundan ayrılmaktan hiç hoşlanmıyordun. Korkma! Çünkü bu hicretinde Cenabı Hak sana, düşmanlarının burunlarının sürtülmesine ve bol geçinmene sebep olacak büyük nimetler ve bir çok makâmlar verecektir. Nitekim müslümanlar, Mekke’den Medine’ye hicret edince müşrikler; beklediler ki onlar sıkıntıya, zorluğa düşsünler, itilip kakılsınlar, pişman olsunlar. Bunu arzu ettiler.

Fakat muhacir sahabiler Medine’ye vardıklarında Ensar tarafından misafir edildiler. Kendilerine kucak açıldı. Hatta kardeş olup mallarını dahi bölüştüler. Müslümanların büyük çoğunluğunu Medine’ye yerleşip İslamiyet’in orada daha da güçlenmesini ve yayılmasını temin etmeleri, ayrıca iktisadi ve ticare açıdan da genişleyip rahata kavuşmaları, onların düşmanlarını da üzdü, telaşlandırdı. Böylece Mekke müşrikleri çatladı, patladı, burunları sürtüldü.

Allah için ilim tahsiline çıkanlara, İslam yoluna girenlere de Mevlâ’mızın bolluk, genişlik ve rahatlık vereceği bu ayeti kerimede temin edilmiş oldu. Ayetin devamında: “Kim evinden Allah’a ve O’nun Peygamberine muhacir olarak çıkar da, sonra kendisine ölüm yetişirse, muhakkak ki onun mükâfaatı (nı vermek) Allah’a aittir”.

Buna göre hicret arzusuyla sefere çıkan kimseye ölüm gelse de, hicretin mükâfaatını mutlaka elde eder. Allah Celle Celalühu için bir işe başladığınız zaman, o işi bitmiş kabul edin. Yok bitiremem, yarım kalır, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım gibi düşüncelerle hayırlı işlerden geri kalmayalım. Allah Celle Celalühu için bir adım da olsa yürüyelim. Mevlâ Celle Celalühu tamamlayacak ve mükâfaatını verecektir inşaallah. Bunu teyid eden bir iki Hadisi Şerif’te Efendimiz Sallellahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Kul hastalandığı veya yolculuğa çıktığı zaman, mukim (vatanında) ve sağlamken yapmakta olduğu şeylerin (sevabının) bir misli kendisi için yazılır”. (Buhari, Cihad; 132, No 2834,3/1092)

Yine bu mânâda Hazreti Ömer Radiyallahü Anh’dan şöyle rivayet olunmuştur:

“Ameller (in kabulü ve sevabı) ancak niyetlere göredir ve herkes için ancak niyet ettiği vardır”. (Buhari, Bedülvahy; 1 No;1 1/3)

İbni Cerir’in İbni Cübeyr Radiyallahü Anh’dan rivayetine göre, bu ayeti celile, Cündeb İbni Damre Radiyallahü Anh hakkında inmiştir.

Başlangıçta İslam’a girenlerin kendi yurtlarını terkedip Medine’ye hicret etmeleri farzdı. Çünkü yeni müslüman olanların İslamiyet’in hükümlerini öğrenmeleri ve İslam toplumunun çekirdeğini oluşturan Ensar ve Muhacirlere destek olmaları zaruri idi. Peygamberimiz Sallellahü Aleyhi ve Sellem, hicret etmeyen kimsenin imanının makbul olmayacağını tamim etti. Bu hususu teyid eden Kur’an’ı Kerim: “İman edip te hicret etmeyenler ise, hicret edinceye kadar sizin onlara hiç bir velayetiniz (dostluk ilişkiniz ve miras alâkanız) yoktur”(Enfal;72) demektedir. Tabiki Medine’ ye hicretin farz oluşu Mekke’nin fethine kadar devam etmiştir. Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem: “Fetihten sonra artık hicret (in farziyet) yoktur. Velakin cihad ve niyet vardır” buyurmaktadır. (Buhare, İhsar 21, No;1737 ;2/651)

Bu Hadisi Şerif’te aynı konuyu göstermektedir. Fakat fetihten önce ilk İslam toplumunun geleceği bakımından taşıdığı önem sebebiyle, hicret etmeyip bu emre uymayanların durumu ve akîbeti şöyle ifade edilmiştir:

“Nefislerine zulüm edenlerin canlarını alacak olan melekler muhakkak (onlara, dininizle alakalı)

Ne işte idiniz? derler. Onlar:

Biz yer (yüzün)de zayıf sayılan (dinimizi tatbikten aciz) kimselerdik, derler. Melekler de:

Allah’ın arzı (yeryüzü) geniş değil miydi? Sizde oraya hicret edeydiniz ya, derler. İşte onların barınağı cehennemdir. O ne kötü uğranacak bir yerdir”. (Nisa;97)

Bu ayet inince Peygamberimiz Sallellahü Aleyhi ve Sellem yazdırıp, bu ayeti Mekke’de bulunan müslümanlara gönderdi. Bu sırada Cündeb ibni Damre Radiyallahü Anh Mekke’de bulunuyordu. Bu ayeti celilenin tehdidini duyunca Mekke’de durabilir mi? Cehennemi göze alabilir mi? Çok ihtiyar bir zât idi. Ayakları tutmaz durumda olmasına rağmen, hicrete karar verdi. Oğullarını topladı ve durumu anlattı. Oğulları pek razı olmak istemediler. “sen hastasın, acizsin, sorumlu değilsin” dediler.

Dedi ki:

Siz ne güne duruyorsunuz? Ben sizi bu günler için büyüttüm. Bir sal yapın, ona koyun ve beni Medine’ya götürün. Çünkü ben hicrete gücü yetmeyenlerden değilim. Ve bu yolu bilmeyen birisi de değilim. Allah Celle Celalühu’na yemin olsun ki, artık bu gece Mekke’de gecelemeyeceğim.

Bunun üzerine oğulları onu bir sedyeye koyup, Medinei Münevvere’ye doğr yola çıktılar. Çok yaşlı olan bu zât, Ten’im’ de (Umre mescidinin bulunduğu yer) vefat etti. Ölümünün yaklaştığını anlayınca, sağ eliyle sol elini tutarak:

Ey Allahım! Bu elim senin için, bu da Rasûlün için. Sana biat ettiği her yerde ben de biat ediyorum, dedi ve vefat etti.

Onun ölüm haberi Mekke’deki müşriklere ulaşınca çok sevindiler:

İyi ki öldü, umduğuna ulaşamadı, dediler. Haber Medine’ye ulaşınca Sahabei Kiram:

Keşke Medine’ye ulaşıpta ölseydi, bu takdirde ecri çok daha büyük olurdu, demeleri üzerine Mevlâ Tealâ bu ayeti indirerek, onun ecrinin bizzat Allah Celle Celalühu’na ait olduğunu, dolayısıyla onunda tam bir hicret sevabı alacağını vaadetmiştir. (Nisa;100)

Alûsi Tefsirinin beyanı veçhile, ulemadan bir çoğunun zikrettiğine göre, ilim tahsili, hac, helal kazanç, bir dostu veya bir kimseyi Allah rızası için ziyaret gibi kendisinde sevap olan bir iş için yola çıkıp, maksadına ulaşamadan ölen herkes, bu ayeti celilenin hükmünce maksadına ulaşmış kimse gibi, ecre ve sevaba müstehak olur. Nitekim Ebu Hureyre Radiyallahü Anh’den rivayet edilen bir Hadisi Şerif’te, Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Her kim hacca niyet ederek (yola) çıkar da, (yolda) ölürse, ona kıyamete kadar hac yapanın ecri yazılır. Her kim umre yapmak üzere çıkar da, (yolda) ölürse, kıyamete kadar ona mu’temir ecri (umre yapmış kadar sevap) yazılır. Her kim Allah yolunda gazi olarak çıkar da ölürse, ona da kıyamete kadar gazi ecri yazılır”.(Müsnedi Ebi Yâlâ;6357,11/238)

Ahmet Mahmut Ünlü

Son Eklenen Twittler


Warning: file_put_contents(/home/reddulmu/public_html/giris/cache/widgetkit/twitter/twitter-e3bf79a10858f577c0bd8e2e5c04b5a2.php) [function.file-put-contents]: failed to open stream: Permission denied in /home/reddulmu/public_html/giris/media/widgetkit/widgets/twitter/twitter.php on line 191

kendilerini zeki sananların aslında ahmak olduklarını anladıklarında çok geç olabilir ..

Reddul Muhtar

@rustue hoca nükteli konuşurdu.ALlah kendisinden razı olsun .. lakin az sayıda zeki insan kendisini anlayabiliyordu denirse yeridir..

Reddul Muhtar