Yazdır

Allahın İpine Sarılmak

Yazar: Admin. Posted in Tefsir

Ve hepiniz Allah–u Teala'nın ipine sımsıkı yapışın ve ayrılmayın. Allah–u Teala'nın üzerinizde olan nimetini de hatırlayın ki, siz birbirinize düşmanlar iken kalplerinizin arasını birleştirdi de, siz Onun (bu) nimeti sayesinde hemen (din) kardeşleri oluverdiniz. Ve yine siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah–u Teala size ayetlerini böylece açıklıyor ki, hidayete erebilesiniz." (1)

Alusî ve Hâzin tefsirlerinde zikredildiğine göre Allah'ın İpin'den maksat Kuran–ı azimüşşandır. Bu mana İbni Mesud radıyallahü anh'dan sağlam bir senetle rivayet edilmiştir. Kuran–ı Kerimin, Allah'ın ipi olduğunu beyan eden pek çok Hadisi şerifler vardır. Bunlardan bir kaçını zikredelim.

Ebu Said–i Hudrî radıyallhü anh'dan rivayet edildiğine göre, Resülüllah Sallallahü aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:

"Şüphesiz  Ben sizin aranızda  iki ağır yük bırakacağım ki, biri diğerinden daha büyüktür. O da Allah–u Teala'nın kitabıdır ki, O gökten yere sarkıtılmış olan bir iptir." (2)

            Ebu Şurayhil Huzâî radıyallhaü anh şöyle buyurdu:

"Bir kere Resülüllah Sallallahü aleyhi Vesellem bizim yanımıza çıkarak:

"Sevinin, müjdelenin siz Allah–u Teala'dan  başka hiçbir İlah olmadığına ve şüphesiz Benim de Resülüllah olduğuma şahitlik ediyor musunuz?" buyurdu. Ashab–ı Kiram:

"Evet!" diye cevap verince, Efendimiz "Şüphesiz şu Kuran, öyle bir iptir ki, bir ucu Allah–u Teala'nın (şekilden münezzeh olan) elindedir. Bir ucu da sizin ellerinizdedir. O halde ona sımsıkı sarılın. Şüphesiz ki siz, ondan sonra (ona sarıldığınız takdirde) ebediyen sapıtmayacak  ve helak olmayacaksınız." (3)

Zeyd ibn–i Erkam radıyalahü anh'dan rivayet edildiğine göre Resülüllah  Sallallahü aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:

 "Şüphesiz Ben sizin içerinizde Allah'ın kitabını bırakıyorum, o Allah'ın ipidir, ona uyan hidayet üzere bulunur, onu terk eden ise dalâlet üzere olur (sapıtır gider)" (4)

            Kazî tefsirinde zikredildiğine göre İp, kendisine yapışanı uçuruma düşmekten kurtardığı gibi, Kuran–ı Kerim de kendisine sarılanları cehenneme düşmekten kurtardığı için, Allah–u Teala bu ayeti celîlesinde, Allah'ın kitabına veya Kur'an'a sarılın gibi ifadeler kullanabilecek iken, zikrettiğimiz nükteye işaret için Kur'an–ı Kerim'i, insanları kurtarmak hususunda bir ipe benzeterek "Allah'ın ipine yapışın" buyurmuştur.

Hâris–i A'ver radıyallahü anh'ın şöyle buyurmuştur:

"Bir kere mescide gittim bir de baktım ki, insanlar bir takım haberlere (dedikodulara) daldırmışlardı. Hemen Hz. Ali radıyallahu Anh'ın yanına girerek:

"Ey Emirel mü'minin! Şüphesiz bir kısım insanların cami içerisinde bir takım havâdise daldığını görmüyor musun?" dedim.

"Bunu yaptılar mı?" dedi.

"Evet!" dedim.

"Âgâh ol! Şüphesiz ben Resülüllah'ın 'Yakında fitneler kopacak' buyurduğunu işittim." Bunun üzerine ben.  "O fitnelerden kurtuluş nedir (Ya Resülellah) ?"dedim. O da: "Allah'ın kitabı, Allah'ın kitabı! Onda sizden öncekilerin ve sizden sonrakilerin haberi ve aranızdakilerin (çözemediğiniz müşküllerinizin) hükmü vardır. O fasıl (hakla batılı ayıran) dır. O şaka değil (baştan sona ciddî) dir."

             O, öyle bir kitaptır ki, hangi bir cebbar onu bırakırsa (ve zorla insanlara bıraktırırsa) Allah onu helak eder. Onun dışında doğru yol ararsa Allah onu saptırır. O, Allah'ın sapasağlam ipidir. O hikmetlerle dolu vaaz–u nasihattir. O dosdoğru bir yoldur. O öyle bir kitaptır ki istekler onun sebebiyle kaymaz  (insanların arzu ve istekleri ona bağlı kaldığı müddetçe doğruluktan ayrılmaz) Lisanlar onun sebebiyle karışmaz (Ona başka söz karışmadığı için onu okuyan diller hakla batılı birbirine karıştırmaz).

Alimler ona doyamaz, çok tekrar edilmekle aşınmaz. Akılları hayrete düşüren fevkaladelikleri bitmez. O öyle bir kitaptır ki, cinler onu duyduğunda "Şüphesiz biz şaşılacak bir Kuran duyduk" demeden duramadılar. Her kim onu söylerse doğruyu söylemiş olur. Kim onunla hükmederse adalet etmiş olur.

Onunla amel eden karşılığını bulur. Kim ona çağırırsa dosdoğru yola hidayet edilmiş olur." buyurdu.   Hz.Ali radıyallahü Anh:

"Ey A'ver! Bu nasihatleri beraberinde al" dedi.  (5)

Allah'ın ipinden maksat "Kur'an–ı Kerim'dir" denildiği gibi, başka manalarda verilmiştir. Nitekim İbni Mesud radıyallahü anh'dan diğer bir rivayete göre ise Allah–u Teala'nın ipinden maksat "Cemaattır." O bir hutbesinde "Ey insanlar! Cemaatten ayrılmayın! Zira o Allah–u Tealanın kendisine yapışılmasını emrettiği ipidir. Şüphesiz ki, ülül emre itaat ve cemaatten ayrılmama halinde istemedikleriniz (le karşılaşmanız), cemaatten ayrılıp da istedikleriniz (i elde etmeniz) den daha hayırlıdır." buyurmuştur.

İbni Abbas ve Ebul Âliye radıyallahü anhum'dan rivayet edildiğine göre, Allah'ın ipinden maksat "Bir olan Allah–u Teala'ya karşı ihlaslı olmaktır."

Nesefî tefsirinde zikredilen bir manaya göre de, Allah–u Teala'nın ipine sarılın cümle–i celilesi "İcma–i Ümmete yapışın." demektir. Bundan sona gelecek "Ayrılmayın" kavli şerifi de buna delildir. Zira ayrılmayın kavli şerifi, birliği bozacak ve ayrılığa sebep olacak işler yapmayın ve sözler konuşmayın demektir. Çünkü itikat meselesinde ayrılığa düşmek, fikirlerin dağılmasını ve toplumun zayıflamasını gerektirdiğinden, Mevla Teala cemaatten ayrılmayı nehyetmiştir.

Ayet–i celilede nehyedilen ayrılıktan maksat, Haktan ayrılma demek de olabilir ki, buna göre mana "Yahudi Hıristiyanlar ihtilafa düştükleri gibi sizde ihtilafa düşerek haktan ayrılmayın." demektir. Veya bunun manası cahiliyet devrinde birbirinizle harb edecek derecede ayrılığa düşmüş olduğunuz gibi, İslama girdikten sonra da bu şekil ayrılıklara yer vermeyin demektir. 

Alusî tefsirinde zikredildiğine göre İmamı Hasen'den rivayet edilmiştir ki; buranın manası "Resülüllah Aleyhissalatü Veselam'dan ayrılmayın" demektir.

Hep  birlikte Allah–u Teala'nın ipine sımsıkı sarılmanın ve Ehli Sünnet vel cemaatten ayrılmamanın lüzumunu beyan eden pek çok Hadis şerifler vardır. Bunlardan  bir kaçını zikredelim.   

Enes İbni Malik radıyallahü anh'dan rivayet edildiğine göre Resülüllah Sallallahü aleyhi Vesellem şöyle buyurdu.

"İsrailoğulları yetmiş bir fırkaya ayrıldı. Benim ümmetim de şüphesiz yetmiş iki fırkaya ayrılacaktır. Bunların hepsi ateştedir. Yalnız bir fırka ateşte değildir. O da (sahabilerin yolunda olan) cemaattir. (6)

Ebu Hüreyre radıyallahü anh'dan rivayet edildiğine göre Resülüllah Sallallahü Aleyhi Vesellam "Hiç şüphe yok ki Allah sizin için üç şeye razı olur, üç şeyi de size kerih görür. Sizin için Kendisine ibadet etmenize, ona hiçbir şeyi şerik koşmamanıza, toptan Allahın ipine sarılıp tefrikaya düşmemenize razı olur. Ve size Kîl–u Kaali (dedi koduyu) çok sual sormayı, bir de mal itlafını (lüzumsuz yere harcamayı) kerih görür." buyurdular.(7)

İbni Ömer radıyallah anh'dan rivayete göre Resülüllah şöyle buyurdu:

"Her kim cemaatten bir karış miktarı çıkarsa, ona (ehli sünnet itikadına) dönünceye kadar İslam ipini boynundan çıkarmış olur. Her kim başında cemaat imamı olmadan ölürse, şüphesiz onun ölümü cahiliyyet ölümüdür." (8)

Akaid şerhlerinde zikredildiğine göre bu Hadisi şeriften maksat; zamanında halife bulunup da onu imam tanımayan kimselerin kötü bir şekilde ölecekleridir. Yoksa yaşadığı asırda imam ve halife bulunmayan kimseler bu tehdide girmezler, zira kul ancak elinden gelenle mes'ul ve mükellef  tutulur.

Ruhul Beyan tefsirinde zikredildiğine göre yaşadığı zamanda imam ve halife bulunmayan kişi Resülüllah Sallallahü aleyhi Vesellemi imam olarak kabul etmelidir, çünkü O kıyamete kadar gelecek bütün ümmetlerin imamıdır.

Kazî tefsirinde zikredildiğine göre Allah–u Teala'nın, Sahabe–i Kirama hatırlamalarını emrettiği nimetten maksat, Cahiliyet devrinde aralarında bulunan kin ve nefretin kalkıp, ülfet ve muhabbetin meydana gelmesine sebep olan İslama muvaffak kılınma nimetidir.

Rivayete göre Evs ve Hazrec ana–baba bir kardeş iken, çoğaldıkça çocuklarının arasında düşmanlık da çoğaldı, aralarında kanlı muharebeler çıktı. Boş yere nice canlar yandı ve bu hal yüz yirmi sene devam etti.

İşte iki tarafın her türlü rahat ve emniyetleri kaybolup canlarından bezdikleri bir zamanda Allah–u Teala hazretleri Din–i mübini İslamı göndererek aralarındaki fitne ateşini söndürdü ve Resülü Muhammed Mustafa Sallallahü Aleyhi Vesellem vasıtasıyla onların kalplerinin arasını birleştirdi. Bir gün evvel birbirinin canını almaya kastetmiş düşmanlar iken, bir gün sonra kardeş olup yek vücut halinde birbirleriyle kaynaştılar.     

Kelime–i Tevhid bayrağı altında toplanıp herkes canından malından emin olarak yaşmaya başlayınca bu hal, onların komşuları olan yahudilerin arzularına uymadığından, aralarında fitne uyandırmak ve cahiliyet devrindeki kötü hallerini geri getirmek istediler.  Bunun  üzerine Cenâb–ı Hak bu ayeti celileyi indirerek, onlara bu ittifaklarını bozmamalarını tavsiye etmiş ve bu ittihadın haklarında nimet olup, cahiliyyet zamanındaki ayrılık ve düşmanlıkları yüzünden gördükleri zararları hatırlatarak, İslamiyetin dünyaca haklarında nimet olduğu gibi, ahiretçe de haklarında büyük bir nimet olduğunu ve bu sayede cehennem ateşinden kurtulduklarını beyan etmiştir.

Ruhul Beyan tefsirinde zikredildiğine göre "Şefâ": Taraf manasında dır. "Siz ateş çukurunun kenarındaydınız." demek, "Cehennem çukurunun yanında ateşin içine düşmek üzereydiniz." demektir.

Çünkü İslam gelmeden evvel küfür üzere bulunduklarından cehennemle onlar arasında sadece o hal üzere ölmeleri vardı. Eğer küfür üzere ölselerdi. Cehenneme düşeceklerken, Allah–u Teala hazretleri onlara İslamiyeti nasip ederek cehennemden kurtardı. 

Şu bilinsin ki Allah–u Teala müminlere evvela Takvayı, ikinci olarak da İ'tisamı yani Kur'an'a yapışmayı, üçüncü olarak da Tezükkür–ü Nimeti, nimetleri hatırlamayı emretmiştir. Zira insanın her işi, ya bir istek veya bir korkuyla alâkalı olup, zararı defetmek fayda elde etmekten önce düşünülüğünden, Mevla Teala evvela azabından sakınmayı emretmiş ve bunu dinine sarılma emrine sebep kılmıştır. Bunlardan sonra da nimetlerini hatırlatarak kullarını heveslendirmiştir.

O halde akıllı kişi Allah–u Teala'nın emrine boyun eğmeli, hükmüne itaat edip ipine yapışmalı, Dinde ayrılığa düşmemeli ve ayrılıktan son derece sakınmalıdır.

Ahmet Mahmut Ünlü

Dipnotlar:

1– Âli İmran: 103

2– İbni Ebî Şeybe, el Musannef: 6/133, No: 30081

3– İbni Ebî Şeybe, el Musannef: 6/125No: 30006

4– İbni Ebî Şeybe 6/133, No: 30078

5– Darimî, Fezailu'l–Kuran: 2/435, Tirmizi, Sevabu'l–Kuran: 14

6– İbn–i Mace, Fiten: 17, Ebu Davud, Sünnet:1,  Ahmed İbn–i Hanbel: 2/332

7– Müslim, Ekziye: 10, Ahmed İbn–i Hanbel: 1/193, 2/327, 360, 367, Buhari, el–Edebü'l–Müfred: 442

8– Hakim, el Müstedrek: 1/77, 117

Son Eklenen Twittler


Warning: file_put_contents(/home/reddulmu/public_html/giris/cache/widgetkit/twitter/twitter-e3bf79a10858f577c0bd8e2e5c04b5a2.php) [function.file-put-contents]: failed to open stream: Permission denied in /home/reddulmu/public_html/giris/media/widgetkit/widgets/twitter/twitter.php on line 191

kendilerini zeki sananların aslında ahmak olduklarını anladıklarında çok geç olabilir ..

Reddul Muhtar

@rustue hoca nükteli konuşurdu.ALlah kendisinden razı olsun .. lakin az sayıda zeki insan kendisini anlayabiliyordu denirse yeridir..

Reddul Muhtar