MAVERAÜNNEHİR'DE BİR TARİKAT : KÜBREVİYYE
NECMUDDİN KÜBRA, MOĞOLLARLA SAVAŞIRKEN HARP MEYDANINDA, 1221'DE ŞEHİT OLMUŞTUR
Tasavvufi hayat ve düşüncenin mektepleri, ekolleri olarak ele alınabilecek tarikatların tarih sahnesine çıkması, uzun bir zaman almıştır. Asr-ı Saadetle birlikte başlayan bu anlama, yorumlama ve yaşama tarzı, önce müessesesini kurdu: Tekkeler, zaviyeler, dergahlar...
Gönül eğitimi ve ahlâkî güzellikleri esas alan bu anlayış, söz konusu kurumlarda 'kadro'sunu yetiştirirken, temel eserlerini kaleme alacak müellif sûfilere de zemin hazırlamış oldu. Mekke'de, Bağdat'ta, Şam'da, Kahire'de, Nişabur'da, Tus'ta yaşayan sûfiler; bu hayatın temel ilkelerini yazdılar, yaydılar: Kutu'l-kulub, Kuşeyri Risalesi, İhyau'l-ulûm, Luma, Ta'arruf, Riâye, Keş-fu'l-mahcüb gibi eserler kaleme alındı. Arapça ve Farsça olarak hizmete sunulan bu yadigârlar, tasavvufî hayat ve düşüncenin tanınmasma, tartışılmasına, oluşmasına, gelişmesine sebep oldu.
12. yüzyıla gelindiğinde, kadrosunun ve müessesesinin yanında, temel klasiklerini de ortaya koyan bir tasavvuf gerçegi vardı. Artık bu ilmin kitlelere ulaştırılması, daha büyük kadrolarla buluşturulması gerekiyordu.
Tarikatlar dünyasının en kıdemli iki piri, Abdülkadir Geylanı ile Ahmet Yesevidir. 12. yüzyılın ikinci yansında vefat eden Abdülkadir Geylaninin kabri Bağdat'ta olup eserleri Arapçadır. Aynı yalarda rahmet-i Rahmâna kavuşan Ahmet Yesevî'nin kabri ise Kazakistan-Yesi'dedir ve eserleri Türkçedir.
Konuya kronolojik olarak bakıldığında, Türk-lslâm dünyasının tanıdığı ikinci tarikat piri Necmuddin Kübrâ'dır. Medrese ilimlerini tahsil ettikten, özellikle Hadis ilminde derinlemesine çalışmalar yaptıktan sonra tasavvufî hayata meyleden Kübrâ, yazdıgı eserler, yetiştirdiği sûfîler ve adına izafe edilen tarikatla sekiz asırdan beri hayatiyetini sürdürmektedir.
En meşhur dört eserinin adı şöyledir: Usûlu'l-Aşere, Risale ile'l-Hâim, Fevâi-hu'l-Cemâl, Bahru'l-Hakaik (tefsir).
Müridlerinin en meşhurları ise şunlardır: Necduddin Bağdadî, Necmuddin Razî (Dâye), Seyfuddin Baherzî, Sadeddin Hamevî.
Necmuddin Kübra, Moğollarla savaşırken harp meydanında, 1221'de şehit olmuştur. Kabri, Türkmenistan'ın Köhne Urgenç şehrindedir.
Tasavvufî ahlak ve felsefe, Kur'an ve Hadisten kaynaklandığı için ana ilkeleri birbirine benzer. Tarikatlar da tasavvufun dalları oldukları için, onların da temel prensipleri aynıdır. Fakat "yoğurt yeme tarzı" farklıdır. Bir başka ifade ile her mürşidin kendine has bir yorum ve tavrı vardır.
Necmuddin Kübrâ'nın tarzı nasıldır? Buna kendi eserlerinde öne çıkardığı terimlerle cevap vermek daha uygundur.
Usülu'l-Aşere isimli eserinde, bu hayatın temel prensipleri olarak ele aldığı ıstılahlar şunlardır: 1, Tevbe, 2. Zühd, 3. Allah'a tevekkül, 4. Kanaat, 5. Uzlet, 6. Devamlı zikir, 7. Allah'a yönelme, 8. Sabır, 9. Murakabe, 10. Rıza.
Risâle ile'l-Hâim adlı eserinde ise tasavvufî hayat ve terbiye için açıklamasını yaptığı on esas şöyle sıralanmıştır:
1. Beden temizliği, 2. Halvet, 3. Susmak, 4. Oruç tutmak, 5. Zikir, 6, Teslimiyet, 7. Hatıra bir şey getirmemek, 8. Kalbi şeyhe bağlamak, 9. Mecburiyet halinde uyumak, 10. Yeme-içmede orta yolu bulmak.
Her iki eser de çok küçük olup müridlerin 'el kitabı' mahiyetindedir. Fevâıhü'l-Cemâl ise tasavvuf psikolojisinin derin konularına ışık tutmaktadır.
Gelelim tarikatın tarih içindeki macerasına.
Tarikatlar tarihinin şöyle bir gerçeği vardır: Her tarikat, her yerde yayğın değildir. Bir çok tarikat, belli bir bölgenin, bir coğrafyanın dışına çık(a)mamıştır, çıktıysa da tutunup yaygınlık kazan(a)mamıştır. İslam dünyasının her bölgesinde var olan ve bu gün de varlığını sürdüren tarikatlar ise üç tanedir: 1. Kadiriyye, 2. Halvetiyye, 3, Nakşibendiyye.
Kübrevilik ise Maveraünnehir'de kurulmuş, eser ve fikirleriyle çok uzak bölgeye gitmiş, ancak müessese olarak bu alanın dışında hayatiyetini sürdürememiştir. Yani Kübra'nın Usûlu'l-Aşere'si, Anadolu ve Balkanlar'da tanınan bir eserdir ama Kübreviyye tarikatı bu bölgede yoktur, Kübrevî dergahları bu coğrafyada mevcut değildir.
Usûlu'l-Aşere, sadece Kübrevilerin değil bütün ehl-i tarikin el kitabı olmuş, özellikle İsmail Hakkı Bursevi'nin bu risaleyi Türkçe şerh etmesiyle yayğınlığı daha da artmıştır." 1
Kübrevî kültürünün, Anadolu ve Balkanlar'a uzanmasında 'kilit' rol oynayan iki isimden daha bahsetmek gerekir: Necmuddin Razî, Emir Sultan.
Necmuddin Kübra'nın yanında yetişen Razî, Selçuklular devrinde Anadolu'ya gelmiş Konya, Kayseri ve Sivas'ta yaşamış, meşhur eseri Mirsadu'l-İbad'ı Farsça olarak kaleme almıştır, Tasavvufî ahlâkın temel meselelerini geniş bir şekilde anlatan ve aktaran bu eser, söz konusu kültürün klasiklerinden biri olmuş ve 15. yüzyılda Kasım Karahisarî tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.2
Bu eserin tasavvuf dünyasındaki tesirini göstermesi açısından sadece bir konuya dikkatinizi çekmek isterim: Simavlı Abdullah İlâhî, 15. yüzyılda tasavvufî terbiyesini Türkistan'da UbeyduUâh Ahrâr'ın yanında tamamladıktan sonra Balkanlar'a geçmiş, Vardar yenice'sinde karar kılmıştır. Türkçe olarak kaleme aldıgı "Mesleku't-Talibîn ve'l-Vâsılîn" isimli eserinde, müridde bulunması gereken yirmi özelliği, Mirsâdü'l-İbad'dan aynen almış ve iktibas etmiştir: 1. Tevbe, 2. Zühd, 3. Tecrid, 4. İtikad, 5. Takva, 6, Sabır, 7. Mücahede, 8, Şecaat, 9. Cömertlik, isâr, 10. Mürüvvet, 11. Sıdk, 12. İlim, 13, Niyaz, tazarru, 14. Ayyarlık, 15. Melamet, 16. Akıl, 17. Edeb, 18. İyi ahlâk, 19. Teslimiyet, 20. Tevfiz.3
Ceyhun, Volga, Nil ve Tuna'yı içine alan bölgede en çok okunan tasavvufî tefsirlerden biri de "Tevilât-ı Necmiyye" adını taşımaktadır. Bugün bile, okunan Hatm-i Hacegân dualarında Kübreviyye terimi ile karşılaşmak mümkündür. Bir başka ifade ile bu kültür yaşamaya devam ediyor.
Emir Sultan ise Buhara'nın Bursa'ya en büyük armağanıdır. Osmanlı'nın kurulduğu yüzyılda bu şehre gelen ve dergahını kuran Emir Buhari, sadece Buhara'yı ve Kübreviyye'yi Bursa'ya taşımamış, seyyid olduğu için aynı zamanda Bursa'yı Ravza'ya bağlamıştır. Emir Sultan Dergâhı, zaman içinde gelişmiş, cami, medrese, hamam, türbe, mezarlıkla geniş bir külliye halini almış, tekke de dığer tarikatlara geçerek asrımıza kadar ulaşmıştır.
Altıyüz yıldan beri Emir Sultan ile ilgili pek çok şey yazıldı. Gönül sultanları ve Osmanlı padişahları başta olmak üzere milyonlarca insan onu ziyaret etti. Onunla Buhara ve Ravza yolculuğuna' çıktı. Fakat onunla ilgili en eski ve en uzun manzumeyi yazma şerefi, divan şairi Ahmet Paşa'ya (ö. Bursa 902/1496) aittir.
Altmışüç beyitlik Terci-i bendin birinci bendi 'Muhammed'in' rediflidir:
Al-i Muhammed'e salavâtı çok eyle kim
Biri Emir Efendi'dir Âl-i Muhammedin
İkinci bendin mısralarında Türbenin psikolojisi aktarılmaktadır:
Soffan safasına özenir kevser-i behişt
Türben türabına iremez sahât-ı İrem
Ravza-ı Emır ile ilgili duyguları üçüncü bendde de devam eder:
Kim baksa ravzana açılır gül gibi
Zira mezarın oldu der-i cennet-i berin.
Dördüncü bendin ilk bendi ise Buhara ile Bursa'yı, Buhara ile Diyar-ı Rum'u buluşturmaktadır:
Ne akdı Rum'a bir ulu derya senin gibi
Ne âleme getirdi Buhara senin gibi,
Ve her bendde tekrarlanan muhteşem beyt:
Ey âlem-i velâyete sultan olan Emir
Vey mülk-i Rum'a rahmet-i Rahman olan Emir(4)
Medine'nin İstanbul temsilcisi Eyüb Sultan'dır. Buhara'nın Bursa temsilcisi de Emir Sultandır.
■
1) Kübra'nın digev eserleriyle birlikte yayınlanmıştır. Mustafa Kara, Tasavvufi Hayat, İst. 1999. Eser daha sonra Kiril Alfabesiyle Özbekistan'da neşredilmiştir. (Taşkent, 2004)
2) Razî için bkz, Mehmet Okuyan, Necmuddin Daye ve Tasavvufi Tefsir, İst. 2001.
3) Geniş bilgi için bkz. M. Kara, Bursa'da Tarikat ve Tekkeler, İst. 2001,165 vd.
4) Ahmed Paşa'nın Divân'ı Ali Nihat Tarlan tarafından neşredilmiştir. İstanbul 1992. Emir Sultan için aynca bkz. DİA.
(*) Prof. Dr., Uludağ Üniversitesi
Kaynak: Mostar Dergisi Mart 2007



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

