Reddul Muhtar

Ehl-i Bidat-ı Red ve Tahkir Ediyoruz.

Thursday
Mar 11th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Tasavvufun Tarifleri

Olanlar şeyhi İbrahim Efendi (k.s.)’nin halifelerinden olan Kütahya’lı Sunullah Gaybi Hazretleri tasavvufu : “Nefyi vücud ile ahlakı hamide ve evsafı cemile sahibi olmaktır.” şeklinde tanımlar.

Mevlana Celalettin Rumi hazretleri Mesnevi Şerifi’nde : Tasavvuf nedir diye bir uluya sordular: “Gam ve keder zamanında ferah bulmaktır.” ifadesini kullandı.

Şeyh Ebu Muhammed El Ceriri Hazretleri : “Her türlü iyi ahlak ile ahlaklanıp her nevi kötü ahlaktan uzaklaşmaktır.” demiştir.

Cüneyd Bağdadi Hazretleri tasavvufu,” Hakkın seni sende ifna edip kendisiyle ihya etmesidir.” ifadesiyle tarif etmiştir.

Diğer bazı ünlü sufilere ait tasavvuf tarifleri aşağıda verilmektedir .

( Bu tarifler Dr. Mustafa Kara’nın “ Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi” adlı eserinden alınmıştır. )

Reveym b Ahmed Bağdadi : Kendini Allah’ın murad ettiği şey üzerine bırakıvermen, O’nun İradesine mutlak olarak teslim olmandır. Üç esas üzerine kurulmuştur. Fakr; Allah’a muhtac olma esasına yapışmak, bezl, isar ve cömertliği gerçekleştirerek bunu kendi vasfı haline getirmek, Allah’a teslim olarak itiraz ve ihtiyarı terk etmektir. Canını bağışlamaktır. Bunu yapamadınsa sufilerin hezeyanlarıyla hiç uğraşma.

Ebu Bekir Şibli : Karşılıklı dostluk ve sevgidir. Hiçbir kaygı duymadan Allah ile beraber olmaktır. Yakıcı bir ateştir. Duyu organlarını zaptetmek ve ruhun üfleyişlerine kulak vermektir. Tasavvuf şirkdir, ortaklıktır. Çünkü tasavvuf kalbi masivadan muhafaza etmektir. Halbuki masiva diye bir şey yoktur.

Amr b. Osman Mekki : Kulun her vakitte, o vakit içinde yapılması en uygun olan amel ve ibadetle meşgul olmasıdır.

Ebu Said Miheni : Vasıtasız olarak kalbin Hakk ile kaim olmasıdır.

Cafer Huldi : Şerefli bir ahlaka doğru yükselmek, kötü ahlaktan yüz çevirmektir.

Ebu Bekir Kettani : Ahlaktır. Seni ahlaken geliştiren tasavvuf, kalp safası yönünden de geliştirmiş olur.

Tasavvufun en önce kim tarafından söylendiği belirlenemeyen diğer tarifleri :


Cömertliktir, zariflik ve temizliktir.
Uyanık ve muteyakkız olmaktır.
Kirlerden temizlenmek, kinlerden kurtulmaktır.
Şehvet ve arzuyu terk etmektir.
Mütevazi olmak, yedirmek, içirmek, ikramda bulunmaktır.
Bilmektir. Sadakattir, cömertliktir, ahlaktır.
Hakk ile muvafakat, halk ile gülüşmektir.

Hallâc’ın “Ene’l-Hakk” Sözü Bağlamında Mevlânâ’nın Şatahât Yorumu
Pazartesi, 25 Ocak 2010
Özet Bilindiği gibi derin bir vecd halinde bir haykırış olarak söylenen şatahât, anlaşılması ve ‎yorumlanması bakımından sürekli gündemde kalmıştır. Bu sözlerin en meşhur bir tanesi de ‎Hallâc’ın “Ene’l-Hakk” sözüdür. Bu yazıda Hallâc’ın bu sözü üzerine Mevlânâ’nın kendine ‎has üslûbuyla getirmiş olduğu yorumlar üzerinde durulmuştur.‎ İndirmek İçin... Devamını oku...
Kur’an-ı Kerim’e Göre Meleklerin Bir Kısım Peygamberlere, Salih Kişilere Hususî ve Bütün Mü'minlere
Pazartesi, 25 Ocak 2010
Özet Melekler nurdan yaratılmış latif ve gözle görülmez varlıklardır. Onlar, Allah’ın emrini harfiyen ‎yerine getirir ve O’na asla isyan etmezler. Sayıları çok ve vazifeleri çeşitlidir. Kur’an’ın beyanına ‎göre melekler, peygamberlerin ve mü’minlerin en büyük yardımcılarıdır Onlar inananları manen ‎destekler, cennetle müjdeler ve mü’minler için dua ve istiğfar ederler. Bu bakımdan mü’minler, ‎hayatlarını meleklerin dostluğu ve murakabesi altında geçirip, onları razı edecek şeylere tevessül ‎eder ve onlara eziyet verecek her türlü tavırdan uzak dururlar.‎ İndirmek İçin... Devamını oku...
Fıkıh ve Tasavvuf İlişkisi
Pazartesi, 25 Ocak 2010
İndirmek İçin... Devamını oku...
73. MEKTUB
Çarşamba, 11 Kasım 2009
73. MEKTUB Yetmiş üçüncü mektup, Kılıç Han oğlu Kılıcullah’a yazılmıştır. Dünya ve oğullarını zemmetmek, menfaat vermeyen ilimlerin tahsili-ni terk, fuzuli mubahlardan sakınmak ve hayırlı salih amelleri işlemeye teşvik ve bunlarla alakalı hususların beyanı hakkında olucudur.   MEKTUBUN TERCÜMESİ Allahu subhanehu, Muhammed Mustafa’nın şeriat caddesi üzere istikamette bulunmakla bizi rızıklandırsın. O’nun sahibi üzerine salat selam ve ebedi-sürekli tahıyyeler olsun. Ey Evlad! Dünya imtihan ve belalanma yeridir. Zahiri, çeşitli süslerle süslenmiş ve bezenmiştir. Sureti, hayallerle nakışlanmış ve renklendiril-miştir. Vehmi çizgilerle, örgülerle ve yanaklarla bezenmiştir. İlk bakışta tatlıdır, göze görünmesinde tazelikle ve parlaklıkla süslüdür. Lakin hakikat te (dünya), üzerine hoş kokular saçılmış leştir. Kurtlar ve sineklerle dopdo-lu zibilliktir. İçecek (su) gibi görünen seraptır. Şekerle kaplanmış zehirdir. İçi harap ve bereketsizdir. Onun oğulları ile muamele, şu alçaklığı ve feca-atinin bulunmasıyla birlikte, hakkında söylenenlerden daha şerlidir. Ona aşık olanlar ahmak ve sihirlenmiş diye anılır. Ona vurgun olanlar, deli ve aldanmışlardır. Onun zahiri ile fitnelenenler, ebedi ziyan alameti ile nişanlanmıştır. Onun tatlılığına ve tazeliğine bakanların nasibi, ebedi pişmanlıktır. Kainatın Efendisi, alemlerin Rabbinin sevgilisi, O'nun ve âlinin üzerine salat ve selam olsun, şöyle buyurdu: “Dünya ve ahıret ancak iki kumadırlar, eğer biri razı olsa diğeri kızar.” Herkim dünyayı razı ederse, muhakkak ahıreti kendine kızdırmış olur. Şüphesiz onun ahıretten nasibi olmaz. Allahu subhanehu sizi ve bizi, dünya ve ehlini sevmekten muhafaza eylesin. Ey Evlad! Bilirmisin, dünya nedir? Seni Hak subhanehu ve teala’dan perdeleyip geri bırakan her şey dünyadır, bunlar kadın, evlat, mallar, rütbe, reislik, oyun oyuncak ve faydasız şeylerle meşgul olmak (gibileri) dünyaya dahildir.Ahıret işlerinde tesiri olmayan ilimler de aynı şekilde dünyadandır. Şayet yıldız /gök ilmini, mantığı, hendeseyi /geometri, hesab ve benzeri faidesiz ilimleri tahsil etmek fayda verseydi, elbette felsefeciler kurtuluş ehlinden olurlardı. Peygamber aleyhissalatü ves-selam buyurdu: “Allahu teala’nın kulundan yüz çevirmesinin alameti, onun faydasız işlerle meşgul omasıdır.” Şiir: Herkimin kalbinde hardal tanesi kadar olsa; Hakkın gayrısından olan bir şey, bilki o hastalıktır. ‘Yıldız ilmini bilmek, namaz vakitlerini bilmek için lazımdır’ şeklinde denilen söze gelince, bunun manası ‘Namaz vakitlerini bilmek ancak yıldız ilmini bilmekle mümkündür’ şeklinde değildir, belki manası ‘Yıldız ilmi, namaz vakitlerini bilmenin yollarından biridir’ şeklindedir. Yıldız ilminden haberi olmayan pek çok insanlar, bununla beraber namaz vakitlerini, yıldız ilminde alim olanlardan daha iyi bilirler.Bunun gibi mantık, hesab ilmi ve benzerleri gibi, şeriat ilimlerinin bazılarında bir nebze etkisi olan ilimler hakkında getirilen izahlar da buna yakındır. (Yani, islamı iyi anlamak için mutlaka bu okulların ilimlerini okumak gerekir, diyenlere en güzel cevab verilmiş oldu. Nice kimseler varki okul yüzü görmemiştir, ama dünya işinde başarılıdır, zengindir, sanatkardır. Nice okulları bitirenler varki, meteliksizdirler ve başarılı olamı-yorlar. Asıl iş, Allah'ın rızasını kazandıracak ilimler ve ibadetlerdir.) Netice olarak, şu ilimlerle meşgul olmanın cevazı, ancak çok fazla düşünmekten sonra zahir olabilir. Bu da, onlardan maksadın ancak şeria-tın hükümlerini bilmek ve kelam/akaid ilminin delillerini kuvvetlendirmek şartıyladır, böyle olmazsa onlarla meşgul olmak asla caiz değildir. İnsafla düşünmek gerek, mubah olan iş, onunla meşgul olununca vacib olanı kaçırmaya sebeb olursa, (o iş) mubahlıktan çıkar mı çıkmaz-mı? Şüphesiz bu ilimlerle meşgul olmak, çaresiz şeriat ilimleriyle meşgul olmayı kaçırtır.Ey Evlad! Allahu subhanehu, nihayeti olmayan yardımının kemalin-den dolayı seni gençlik vaktinde tevbeye muvaffak kıldı, seni yüce Nakşi-bendi silsilesinden (Allah, ehlinin sırrını pak eylesin) olan dervişlerden birinin elinde inabeye muvaffak kıldı. Bilmiyorum! Senin için bu tevbe üze-rine sebat var mı, yoksa nefis seni çeşitli süslü şeylerle yoldan çıkarttı mı? Tevbe üzerine istikametini müşkil görüyorum, zira mevsimin gençlik çağlarıdır, dünya eşyasını elde etme sebebleri kolaydır, ekseri yakınların bu hususta (istikamet işinde sana) uygun değildir. Ey Evlad! İş ve ihtiyat, fuzuli mubahlardan sakınmak, zaruret miktarı ile yetinmektir. Bu miktarın da kuvvetin hasıl olması, kulluk vazifelerinin edasında cem’iyyetin hasıl olması niyetiyle olması gerekir. Mesela yemek-ten maksad, ibadetleri eda etmekte kuvvetin hasıl olmasıdır. Elbise giyin-mekten maksad, avreti örtmek, soğuk ve sıcağı def etmektir. Diğer zaruri mubahlarda durum aynı kıyas üzerinedir. Nakşibendi büyükleri (Allah, onların yüce sırlarını pak eylesin), azimetle ameli tercih ettiler, mümkün oldukça ruhsattan sakındılar. Zaru-retle yetinmekte azimetler kısmındandır. Bu devlet hasıl olmazsa, mubah-lar dairesinden çıkıp, şüpheliler ve haramlara girmemek lazımdır. Muhakkak Allahu subhanehu kereminin kemalinden dolayı tam olarak pek çok nimetleri mubah eyledi. Cidden şu nimetler dairesini geniş yaptı. Şu nimetlerden nazarı kesmekle birlikte hangi yaşantı, kulun rabbi-sinin rızasına denk fiil olur. Hangi cefa, efendinin kölesinin amelleri üzeri-ne kızgınlığına benzeyebilir. Allah’ın cennetteki rızası, cennetten daha hayırlıdır. Allah’ın cehennemdeki gazabı, cehennemden daha şerlidir. İnsan, mahkum bir kuldur, Mevla onu oğlu yapmadı, başıboş bırak-madı ki dilediği şeylere daldırsın. Düşünmek ve kalbî amelleri işlemek gerek. Yarın, nedamet ve hasretten başka bir şey hasıl olmaz. Amel vakti ancak gençlik zamanıdır. Akıllı olan bu vakti zayi etmez, fırsatı ganimet bilir. Zira iş mühimdir. Belki de yaşlılık vaktine ulaşamamak umulur. Şayet ulaşılsa, belki de onun için kalb huzuru hasıl olmaz. Şayet huzur olsa, acizlik ve zafiyet vaktinde (yaşlılıkta), amel etmeye kadir olamaz. Hasılı kelam, cem’iyyet sebebleri şu an hasıldır, anne-babanın mev-cut olması da Hak subhanehu’nun ihsanlarındandır. Zira senin geçim işi sıkıntısı onların üzerinedir. Mevsim, fırsat mevsimidir, kuvvet zamanıdır, istitaat zamanıdır. Hangi özürle bu günün işini yarına bırakmak mümkün olsun da ertelemek tercih edilsin. Aleyhis-salatü ves-selam Efendimiz buyurdu: “Erteleyenler helak oldu.” Evet, alçak dünyanın mühim olan işlerini, bu günde ahıret işi ile meşgul olmak için yarına tehir etmek güzeldir, aksi cidden çirkin olur. Gençlik çağları olan şu vakit, din düşmanı olan nefis ve şeytanın istila vakti olup bunda yapılan az amel için olan itibar, bu vaktin gayrısında kat katı yapılana itibardan daha fazladır. Nasıl ki askeri bir kaidede, cesaretli ve kalbleri kuvvetli askerler için, düşmanın istilası vaktinde fazla-ca itibar vardır, hatta onlardan bu vakitte az bir amel, birazıcık bir sebat itibar edilir, kıymetli olur. Bu gibi bir itibar, şerli düşmanlardan emin olun-duğu vakitte hasıl olmaz. Ey Evlad! Bilki mevcudatın hulasası olan insanın yaratılmasından maksad, oyun oyuncak değildir, yemek uyumak değildir. Ancak yaratıl-masından maksad, kulluk vazifelerini eda, gaffar olan noksan sıfatlardan münezzeh Mevla celle’nin mukaddes canibine doğru zelillik, kırıklık, acizlik, muhtaç olmak, devamlı sığınmak, devamlı yakarmaktır. Şeriatı Muhammediyye’nin beyan ettiği ibadetlerin edasından mak-sad, kulların menfaatleri ve maslahatlarıdır. Onlardan hiçbir şey, şanı yüce olan Mevla canibine dönmez. Bu durumda ibadetleri gayet memnu-niyyetle eda etmek gerekir. Emirleri yerine getirmekte, onlara sımsıkı yapışmakta, yasakları terk etmek ve çekinmekte, son derece sa’yu gayret etmek lazımdır. Muhakkak Allahu subhanehu, son derece zengin olmasıyla birlikte kullarına emir ve yasaklarla ikram etti. Bizim için şu nimete karşılık tam bir şekilde şükretmek, tam bir memnuniyyetle hükümlerine yapışmakta gayret etmek gerekli oldu. Bilki ey eylad! Dünyacılardan zahiri şafşatası ve rütbesi bulunan biri, bağlılarından birine bir hizmet ikram etse, onun menfaati yine onu emre-dene döner; nasıl onu aziz kabul eder! Ve derki ‘Kadri kıymetli filan şahıs, bana şu hizmetle emretti, benim için son derece memnuniyyetle o işi yeri-ne getirmek gereklidir.’  Hangi bela başımıza indi, hangi musibet isabet etti! Şanı yüce Hak tealanın azameti, nazarında şu adamın azametinden daha az oldu, çünkü azameti yüce olan Hak’kın hükümlerine yapışmakta gayret etmez. Haya etmek lazımdır, tavşan uykusundan uyanmak gerekir. Allahu subhanehu’nun emirlerine yapışmamak iki şeyden hali değil-dir. Ya şeriatın verdiği haberleri yalanlar; ya da Hak teala ve tekaddes’in emirleri dünyacıların emirlerinden daha düşük olur. Şu iki işin çirkinliğini iyi düşünmek gerekir. Ey Evlat! Şayet yalancılığı birkaç kere tecrübe edilen bir şahıs, geceleyin düşmanın aniden hücum edeceğini, tamamen filan kavmi istila edeceğini haber verse, o kavmin ileri gelenleri korunmak için elbette gay-ret ederler, şu belanın def edilmesi fikrine koşarlar, hemde haber verenin yalancılık töhmetinde olmasını bildikleri halde; zira tehlike vehmedilen yerde bile ondan sakınmak lazımdır. Muhakkak sadık haberci aleyhis-salatü ves-selam Efendimiz, tam mübalağa ile ahıret azabından haber verdi, bununla beraber ondan asla tesirlenmezler, eğer tesirlenselerdi elbette etkilenip azabın defi için tefek-kür ederlerdi. Halbuki azabın definin ilacını, sadık haberci aleyhissa-latü ves--selamın beyanı ile bildiler. Sadık habercinin haberinin, kendi yanında yalancının haberi kadar itibarı olmayanın imanı, ne kötü bir imandır. İsla-mın sureti, kurtuluştan bir şey fayda vermez. Belki kurtuluşun hasıl olması için mutlaka yakin elde etmek lazımdır. Yakin nerde! Bilakis (bu hususta) zan ve vehim de yoktur. Zira akıl sahipleri tehli-ke ve korku bulunan işlerde vehme itibar ederler. (Bu insanlar yakini habere itibar etmezler. Zevkleri için en ufak bir haberi değerlendirirler.) Aynı şekilde Allahu teala yüce kitabında buyurdu: “Allah, yaptıklarınızı görücüdür.” Bununla beraber onlar şu çirkin amelleri işlerler, halbuki onlar değer-siz birinin kendi amellerinden haberdar olduğunu hissetseler, asla o çirkin amellerini işlemezler. Şunların hali, iki durumdan birinden boş kalmaz, ya Hak subhanehu’nun haberini yalanlarlar, ya da Allahu tealanın haberdar olmasına itibar etmezler. Bu gibi bir davranış imandan mı, yoksa küfürden mi dir? Bu sebeble evladımız üzerine imanını tazelemek gerekir. Üzerine salat ve selam olan Efendimiz buyurdu. “İmanınızı –lâ ilahe il-lel-lah- sözü ile tazeleyin.”Allahu subhanehu’nun razı olmadığı işlerde nasuh tevbeyi tekrar etmelidir. Yasaklanmış haram işlerden sakınmak gerekir. Beş vakit nama-zı cemaatle eda etmelidir. Geceyi kaim olmak ve teheccüd namazı kılmak mümkün olursa ne büyük seadettir. Malların zekatını vermekte islamın rükunlarındandır. Elbette ve mut-laka onu eda etmek gerekir. Edasının en kolay yolu, her sene zekat niyetiyle malından fakirin hakkını ayırmak, onu kendi yanında muhafaza edip sene boyunca zekat verilecek kimselere onu sarf etmektir. Bu takdirce, her defasında zekat niyetini yenilemek gerekmez, belki ayırırken yapılan bir kere niyet yeterlidir. Fakirlere ve hak edenlere, sene boyunca nasıl sarf edileceği malum-dur; fakat zekat niyeti ile eda edilmezse, zekattan hesab edilmiş olmaz. Bu bahsettiğimiz şekilde zekat zimmetten düşer. Aynı şekilde, sıkıntı olma dan zorluktan halas bulmuş olur. Sene boyunca fakirlere zekat miktarı sarf edilmezse, belki ondan bir miktar kalsa, aynı şekilde diğer mallardan ayrı olarak onu muhafaza etmek gerekir. Zira bu gibi bir işe her sene ihtiyaç duyulur. Her ne zamanki fakirlerin malı ayrı ve müstakil olunca, yarın edasına muvaffakiyyet umulur, bu gün hasıl olmasa da. Ey Evlat! Nefis bizzat cimridir, saltanatı yüce olan Mevlanın emirle-rine yapışmaktan kaçıcıdır, şüphesiz söz rıfk ve yumuşaklıkla sadır oldu, değilse mallar ve mülklerin tamamı Allahu tealanın hakkıdır, kul için durak lama ve beklemenin imkanı nerden olsun! Bilakis tam bir menuniyyetle onu eda etmek lazımdır. Aynı şekilde nefsin hevasına tabi olarak ibadetlerin edasında gev-şeklik yapmamak lazımdır. Kul haklarını ödemekte son derece gayret et-mek gerekir. Bütün gayreti sarfetmeli ki, üzerinde hiç kimsenin hakkı kal-masın. Zira dünyada hakları ödemek kolaydır, çünkü uygunluk ve tatlı sözle elde edilmesi mümkündür, amma ahırette iş müşkil olup ilaç kabul etmez. Şer’i hükümlerden sormak, onlar hakkında ahıret alimlerinden fetva istemek gerekir, zira onların sözleri için tesir vardır. Onların zatlarının bereketi ile, fetvaları ile amel etmeye muvaffakiyyetin hasıl olması umulur. Dünya alimlerinden sakınmak gerekir, onlar ilmi, rütbe elde etmeye vesile ettiler. Ancak takva alimlerden kimse bulunmazsa zarureten, zaru-ret miktarı kadar onlara müracaat edilir. Hacı Meyan Muhammed el Etreh, o tarafta dindar alimlerdendir. Şeyh Ali el Etreh ahbablarınızdandır. Bu iki şahıstan her biri o taraflarda ganimettir. Şer’î meselelerin tahkikinde bu iki alime müracaat en uygu-nudur. Ey Evlad! Bizim için dünyacılarla ne alaka vardır? Bizimle onlar arasında hangi münasebet vardır ki onların hayır veya şerlerinden konu-şalım. Bu babta şer’î nasihatler tamam ve kamil şekilde geldi. Açık delil Allah içindir. Fakat bu evladımız dervişlere dönünce,inabe yolundan onlara men-sub olunca, ekser vakitlerde kalbin yönelmesi onun hallerine oldu. Bu teveccüh arada konuşmamıza sebeb oldu. Bilki şu nasihatlerin ve meselelerin ekserisi muhakkak ona ulaştı ve kulağına çalındı, fakat maksad onlarla amel etmektir, sadece bilmek değildir. Bakmazmısın ki hasta, hastalığının ilacını bilince, bu ilacı bilmek ona fayda vermez. İlacı yutmaksızın onun için şifa hasıl olmaz. Bütün ısrar ve mübalağamız amel etmek içindir. Amelden uzak olan ilim, sahibi aleyhine delil olarak dikilir. Salat selam üzerine olan Efendimiz buyurdu: “Kıyamet gününde insanların azab bakımından en şiddetlisi, bir alimdir ki Allahu teala ona ilmi ile fayda vermemiştir.” Şu evladımız bilsin ki evvelki dersi, cem’iyyet sahibleri ile olan soh-betin azlığı sebebiyle netice vermemişse de, fakat kendisinde bulunan nefis kabiliyyet cevherinden haber vermektedir. Umulan, Allahu subhane-hu’nun onu, şu inabe (dersin) bereketiyle, rızasına muvaffak kılması ve onu necat ehlinden yapmasıdır. Her halde, şu taifeye olan sevgi ipini yitirmemek gerekir. Şu cemaate sığınmak ve yakarmayı şiar/adet edinmek gerekir. Şu taifeye olan sevgi sebebiyle, Hak subhanehu’nun mahabbe-tinin teşrifini, tamamıyla kendine çekmesini, bütün leke ve kirlerden kurtar-masını  beklemek gerekir. Şiir: Aşk ancak bir şuledir ki muhakkak yaktı, Bakî olan sevgiliden başka her şeyi. Ali Kara Hoca... Devamını oku...
İmâm-ı Rabbânî’ye Göre Vahdet-i Vücûd ve Vahdet-i Şuhûd
Cumartesi, 24 Ekim 2009
İmâm-ı Rabbânî Ahmed Sihrindî vahdet-i vücûd konusunu ele alıp tartışmış, bu düşünceye bazı eleştiriler yöneltmiş ve vahdet-i şuhûd teorisini geliştirmiştir. Ona göre vahdet-i vücûd, tasavvuf yolunda ulaşılması ve aşılması gereken bir mertebedir. O mertebenin üzerinde vahdet-i şuhûd isminde yeni bir mertebe ve idrak seviyesi vardır. Bu makalede İmâm-ı Rabbânî’nin vahdet-i vücûd ve vahdet-i şuhûd konusundaki fikirleri... Devamını oku...
İmam Rabbânî Perspektifinden İbnül-Arabî’ye Tenkidî Bir Yaklaşım
Cumartesi, 24 Ekim 2009
İbnü’l-Arabî nazarî tasavvufun en büyük muallimi ve Şeyhu’l-ekber olarak bilinir. İmam Rabbânî ise ikinci bin yılın müceddidi ve Nakşîliğin önde gelen temsilcilerinden birisidir. İmam Rabbânî, İbnü’l-Arabî’nin bilhassa vahdet-i vücûd doktrinini bazı yönleriyle eleştirmiştir. Onun vahdet-i vücûd eleştirisi şu esaslara dayanmaktadır: Varlık, zata zâid bir sıfattır; sıfatlar zatın aynı değil, zat üzerine zâiddir; gerçek varlık ile gölge varlık arasındaki ayırım, hayâlî değil, gerçek bir ayırımdır; sûfî tecrübenin nihâhî gayesi vahdet-i vücûd değildir, vahdet-i şuhûd vahdet-i vücûddan daha üst bir tevhid mertebesidir. Kanaatimize göre, onun vahdet-i vücûd eleştirisinin temelinde yaşadığı dönemde Hindistan’daki siyâsî, dinî ve sosyal yapının izleri mevcuttur. Çünkü Sirhindî, vahdet-i vücûdun, Ekber Şah’ın dinleri birleştirme projesine uygun bir zemin olabileceği endişesini taşımaktadır. Bu bakımdan onun bu tavrı, tarihî şartlar göz önünde bulundurulduğunda daha iyi anlaşılabilir. İmam Rabbânî bunun yanı sıra İbnü’l-Arabî’yi veli-nebi, keşif ve ilham, ruyetullah gibi birtakım tasavvufî kavramlar cihetinden de tenkit... Devamını oku...
İbni Arabinin Vahdet-i Vucud Anlayışı
Perşembe, 18 Haziran 2009
Şeyh  Muhyiddin  İbnü'l-Arabi'nin  Fütûhât'ı  Mekkiyye'si  dikkatle  okunacak  olursa,  vahdet-i  vücûd nazariyyesindeki esas fikirleri, eşyâ, esmâ ve sıfâtın tecelliyâtıdır; yoksa Allah mahall-i havâdis değildir.Ne O eşyaya, ne de eşya O'na hulûl edemez ve eşya ile ittihadı mümteni'dir. Çünkü kadîm, hâdise mahal ol- maz. İttihadı ancak ehl-i ilhâd kabul eder. Âlem, Hakk'ın aynı değildir; Hak da o âleme hulûl etmiş değildir.Bu, en büyük mutasavvıflardan biri olan Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin lisanında böyle olduğu gibi; ulemâdan meselâ Allâme Celâlüddin Süyûtî "el-Hâvili'1-Fetâvâ" adlı eserinde bunu aynen te'yid ederek der... Devamını oku...
Bir İbn Arabî Müdafaası: Çerkeşîzâde Mehmed Tevfîk Efendi ve Levâyihu’l-kudsiyye fî ‎fedâili’ş- Şeyh
Salı, 12 Mayıs 2009
Özet‎19. yüzyılda Osmanlı’da vahdet-i vücûd veya İbn Arabî tartışmalarına oldukça seyrek rastlanır. ‎Yazıya aktarılanlar genelde İbn Arabî’nin bir hususdaki görüşlerini tenkit eden veya savunan ‎çalışmalardır. Bölgesel ve küçük boyutlu bu tartışmaların siyaset alanına taşmadan akademik ‎sahada kaldığı anlaşılmaktadır. Nitekim bu araştırmaya konu olan Çerkeşli Mehmed Tevfik Efendi ‎ulema sınıfından devlet görevlisi bir kimse olarak tartışmaların üstünde kalmış, akademik bir dille ‎olayı ele almıştır. Yazdığı Arapça Levâyihu’l-Kudsiyye fî fadâili’ş- Şeyhi’l-Ekber adlı eseri usûl ‎yönünden konuya yaklaşmakta, savunmasını müteşâbihlik, sembol ve işaretlerin hükmü üzerine ‎bina etmektedir. Meclis-i Meşâyih Nâzırı olan Çerkeşli Mehmed Tevfik Efendinin hayatı ve İbn ‎Arabî tartışmaları hususunda kaleme aldığı Levâyihü’l-Kudsiye adlı eseri günümüze kadar ‎herhangi bir araştırmaya konu olmamıştır. Makalede Tevfik Efendinin hayatı ve Levâyihu’l-Kudsiye ‎adlı eseri incelenecek, sonunda eserin Türkçe tercümesi... Devamını oku...
İbn Arabi'den Hadis Yorumları : Kırk Hadis
Salı, 10 Mart 2009
İslâm âleminde pek çok mutasavvıf yetişmiştir. Fakat bu mutasavvıflar arasında İbn Arabî (ö. 638/1240)'nin ayrı bir yeri vardır. Kendisinden sonra gelen ve geniş ölçüde onun etki alanında yetişen çok sayıdaki mutasavvıftan hiçbiri onun kadar zengin sezgiler, özgün fikirler ve güçlü imgeler ortaya... Devamını oku...
Sufilerin Hadis Anlayışı : Bursevi Örneği
Salı, 10 Mart 2009
İslam tasavvufunun Kur'an'dan sonraki ikinci kaynağı sünnettir. Tasavvufun şekillenmesi ve yönlendirilmesinde Hz. Peygamber'in yaşantısının söz, fiil ve takrirlerinin belirleyici bir rolü vardır. Sufiler, tasavvufun ışığını sünnetten aldığını ısrarla belirtmişler, bu iddialarını hadislerle... Devamını oku...
Mehahim
Çarşamba, 04 Mart 2009
Yüzyılın büyük alim ve velilerinden es-Seyyid Muhammed bin Alevi el-Maliki el-Haseni -rahimehullah- Hazretleri'nin Mefahim Yecibu En Tusahhah -Düzeltilmesi Gereken Kavramlar- isimli eseri. Hasan Ali Yaşar'ın akıcı bir üslupla Türkçeye kazandırdığı eser, tevessül, şefaat, Peygamberimizin ölüp-ölmemesi, teberrük, istiğase vs. gibi konuları hadis-i şerifler, sahabe ve tabiin kavli ışığında ele alıyor ve mevzuları net bir şekilde ortaya... Devamını oku...
Osmanlı Tasavvuf Düşüncesi, İsmail Rusuhi Ankaravi, Haz. Prof. Dr. Mehmet Demirc
Çarşamba, 04 Mart 2009
Miladi 13. yüzyılın başlarından kalma olan İbnü’l-Fârız’ın Kasîde-i Tâiyyesi çeşitli çevrelerin ilgisini ‎çekmiş ve etkisi büyük olmuştur. İlahî aşk ve tasavvuf düşüncesi konusunda tükenmez bir hazîne ‎hüviyetindedir.‎ Tâiyye, İsmail Ankaravî’nin dikkatini çekmiştir. Ona göre bu manzûme parlak sözleriyle insanın içini ‎aydınlatır.... Devamını oku...
Tasavvuf Sözlüğü, Seyyid Mustafa Rasim Efendi
Çarşamba, 04 Mart 2009
İnsan Yayınları tarafından yayımlanan bu eser, 18. Yüzyıl Osmanlı müelliflerinden Seyyid Mustafa Râsim Efendi’nin kırk dört senelik emeğinin ürünü olan, ansiklopedi niteliğinde bir tasavvuf sözlüğüdür. Müellif eseri yazış sebebi olarak, "Ehlullâhın eserlerinde gizlenmiş olan hakikat, incelik ve ilâhî sırları ortaya koymak" tır derken, eserde yer alan her bir ıstılâhın yorumunda nice uhrevî defineler ve manevî hazineler olduğunu beyan... Devamını oku...
Sefine- i Evliya
Çarşamba, 04 Mart 2009
Sefine- i Evliya (5 Cilt Takım), Osmanzade Hüseyin Vassaf Hazırlayanlar: Prof. Dr. Ali Yılmaz, Prof. Dr. Mehmet Akkuş, KİTABEVİ Tasavvuf düşüncesi, geçmişten günümüze kadar olan süreçte, Türk ve İslam dünyasında bütün yönleriyle hayatı biçimlendirmede önemli bir fonksiyon icra etmiştir.... Devamını oku...
Nakşibendîlik, İnsan Yayınları
Çarşamba, 04 Mart 2009
Yayılımının genişliği ve müntesiplerinin çokluğu bakımından İslâm dünyasında halen yaşayan tarikatlar arasında ilk sırada gelen Nakşibendîlik hakkındaki bu eser, konunun dünya çapında uzmanlarından olan Prof. Dr. Hamid Algar’ın bir ömür süren araştırmalarını ortaya koyuyor.... Devamını oku...
Muhaddis Sûfîler, İnsan Yayınları
Çarşamba, 04 Mart 2009
 Elinizde bulunan bu eser, tasavvuf klasiklerinden sayılabilecek özelliktedir. İmam Ebû Sa’d el-Mâlinî bu kitapta, hayırlı ve sâlih oluşlarına şahitlik edilmiş olan, Müslümanları ruh terbiyesi ve tezkiyesine davet eden tasavvuf imamlarının haberlerini derlemiştir. Hadîs ilminde de imam olan sûfî müellifimiz, belirli bir sıralama gözetmeksizin, sûfî oluşuyla meşhur kırk ayrı şeyhin rivayet ettiği hadîsleri isnad zincirleriyle nakletmiş ve her hadîsin ardından adı geçen şeyhin bir veya birkaç menkıbesini, yine isnad zincirleriyle aktarmıştır.... Devamını oku...
Abidin paşa ve mesnevi şerhi
Çarşamba, 04 Mart 2009
 XIX. asırda Mevlânâ’nın maneviyâtından istifade eden, bununla da kalmayıp Mesnevî-i Şerîf’in birinci ‎cildini kendine özgü bir bakış açısıyla şerhederek bize aktaran zatlardan birisi de Âbidin Paşa’dır. ‎Âbidin Paşa, Osmanlı devletinin en bunalımlı dönemlerinden birinde yurdun bir çok yerinde başarılı ‎valilikler yapmış, yönetim anlayışıyla, ârifâne ve samimî mümin kişiliğiyle halka ışık tutmuştur.... Devamını oku...
Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Ethem Cebecioğlu
Cuma, 27 Şubat 2009
Günümüzde tasavvufa yönelik yoğun toplumsal ilgiye cevap verebilecek bir sözlük çalışması son derece gereklidir.Sade dille yazılmış, genel okuyucu kitlesine hitap eden böyle bir çalışma, tasavvufu yaşayan veya ilgi duyanların bilgilenmesi açısından çok yararlı olacaktır.Ülkemizde ve dünya üzerinde yoğun araştırma yapılan İslami disiplinlerin başında gelen tasavvufun kendini ifade için kullandığı terimleri bir anlamda tasavvufun anlaşılması için hayati bir işleve... Devamını oku...
İmam Nesei'nin Vefat Sebebi
Salı, 31 Mart 2009
İmam Nesei ehli beyti çok severdi . hazreti aliyi överek hazreti muvaiyeden daha üstündür dediği için darekutniye göre hac yolunda iken şamda imtihana tabi tutuldu..ebu said bin yunusa göre ise mısırdan filistine gidişi zamanında hasılı şamda havariciler tarafından yakalandı.tekmelene tekmelene camiden atıldı.ve nihayet darekutniye göre vasiyeti üzerine mekkeye kaldırıldıkdan sonra ,ebu saide göre ise filistine kaldırıldıkdan sonra şehid oldu. kaynak : siyeru ala-in nubela c.14 s:132 isim no : 6 ismail çetin k.s şerh-i misşya cilt 1 sahife... Devamını oku...
Emir Abdulkadir Cezâiri
Pazartesi, 09 Mart 2009
Emir Abdulkadir Cezâiri - ( 23 Receb 1807 - 26 Mayıs 1883 )1807 (H.1222) senesinde Recep ayının yirmiüçüncü günü Cezâyir'in Maasker vilâyetinin Kaytana köyünde doğdu. Bu mücahid veliyyullah şeriflerden olup soyu hazret-i Ali'nin oğlu hazret-i Hasan efendimize... Devamını oku...
ismail Hakkı Bursevi
Pazartesi, 02 Mart 2009
İlmi Şahsiyeti   Bursevî'nİn iyi bir medrese tahsili gördüğü, şer'î İlimleri ciddi şekilde okuyup öğrendiği bundan Önceki sayfalarda anlatılmıştı. O, meslek hayatına ilk başladığı Üsküp'te henüz genç sayılabilecek bir yaşta eser yazmaya baş­lamış ve bu faaliyetlere ömrünün sonuna kadar devam etmiştir. Kaynaklar Bursevî'nİn İslâmî ilimlerin bir çok dalında "yed-i tûlâ" sahibi, yani otorite bir âlim olduğunu haber... Devamını oku...
Rebî Molla
Pazartesi, 02 Mart 2009
Ticarette helâlinden kazanmaya dikkat edip, ona haram karıştırmamanın ehemmiyet ve bereketini, merhum pederim Mûsâ Efendi -kuddise sirruh- şu hâdise ile anlatırdı: “Gayr-i müslim bir komşumuz vardı. Sonradan müslüman olmuştu. Birgün kendisine hidâyete eriş sebebini sorduğumda şunları söyledi: “– Acıbadem’de tarla komşum Rebî Molla’nın ticâretteki güzel ahlâkı vesilesiyle müslüman oldum. Molla Rebî, süt satarak geçimini temin eden bir zâttı. Bir akşam vakti bize geldi ve: “– Buyurun, bu süt sizin!” dedi. Şaşırdım: “– Nasıl olur? Ben sizden süt istemedim ki!” dedim. O hassas ve zarif insan: “– Ben farkında olmadan hayvanlarımdan birinin sizin bahçeye girip otladığını gördüm. Onun için bu süt sizindir. Ayrıca o hayvanın tahavvülât devresi (yediği otların vücudundan tamamen izâlesi) bitinceye kadar sütünü size getireceğim...” dedi. Ben: “– Lâfı mı olur komşu? Yediği ot değil mi? Helâl olsun!..” dediysem de Molla Rebî: “– Yok yok, öyle olmaz! Onun sütü sizin hakkınız!..” deyip hayvanın tahavvülât devresi bitene kadar sütünü bize getirdi. İşte o mübârek insanın bu davranışı beni ziyâdesiyle etkiledi. Neticede gözümdeki gaflet perdelerini kaldırdı ve hidâyet güneşi içime doğdu. Kendi kendime: “– Böyle yüce ahlâklı bir insanın dîni, muhakkak ki en yüce bir dîndir. Böylesine zarîf, hak-şinâs, mükemmel ve tertemiz insanlar yetiştiren dînin doğruluğundan şüphe edilemez!” dedim ve kelime-i şehâdet getirip müslüman oldum.»”   “İçi Boş Mazeretlerle Helâl-Haram Sınırı Çiğnenmemeli” Altınoluk Dergisi - Yıl: 2006 - Ay: Mart - Sayı: 241 ... Devamını oku...
Abdullah-ı Mekki Erzincani
Cuma, 27 Şubat 2009
Anadolu velîlerinden. Büyük velî Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halîfelerindendir. İsmi Abdullah'tır. Erzincânî ve Mekkî nisbeleriyle tanınmıştır. Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir. On dokuzuncu yüzyılda yaşamıştır.Aslen Mekkeli olan Abdullah Efendi, zamânının usûlüne göre çeşitli ilimleri tahsîl... Devamını oku...
Ali Rıza Bezzaz K.s
Cuma, 27 Şubat 2009
Ali Rıza Bezzaz kuddise sirruhu Hazretleri El- Uhyu da doğmuştur. Fakat doğum tarihi bilinmemektedir. Silsile-i saadatın 34 ncü altın halkasıdır. Ali Rıza Efendi çok zengindi. Ölmeden önce bütün malını mülkünü dağıtmıştır. Şeyhi Halil Nurullah Efendinin 1893 'de vefatı ile şeyhlik makamından irşada başlamışlardır. h 1330 yılında Bandırma 'da vefat etmişlerdir. Mübarek kabr-i şerifleri Bandırma Tekke... Devamını oku...
Mevlana Halidi Bağdadi K.s
Cuma, 27 Şubat 2009
DIŞ GÖRÜNÜŞÜ (HİLYESİ) Uzun boylu, beyaz tenli, kırmızı yanaklıydı. Saçları ve gözleri siyahtı. Hafif değirmi burunlu, uzunca kirpikliydi. Kolları uzun, omuzları genişti. Vücudu kıllıydı. Heybeti ve ağırbaşlı duruşu bakanlar üzerinde ürperti uyandırır, saygınlık telkin ederdi. Güzel giyinirdi. Halkın arasına çıktığı zaman, ne taylasanını bırakırdı, ne de asasını ikramı ve bahşişi böldü. Prensiplerine sıkı sıkıya... Devamını oku...
Zağravi Halil Nurullah Efendi K.s
Cuma, 27 Şubat 2009
Kutbü'l irşad Zağravi Halil Nurullah Efendi Hz.leri İsmet Efendi Hulefasından olup Silsile-i Zeheb bu zatın ismi ile devam etmiştir. Tarikat-i Aliyye'ye intisab etmelerinden bir hafta sonra kendilerine keşf-i kubur hali ihsan olunmuştur. Yani kabirlere teveccüh edip hallerine vakıf olurlardı. Bir kısım ihvan, evliya kabri diye ziyaret edilen bazı türbelerin hakikatte ziyaretlerine gerek bulunmayan boş yerler olduklarını keşfedip haber verdiği için Halil Nurullah Efendi'yi 'halkın itikadı ile oynuyor' diye şeyhlerine şikayet... Devamını oku...
Abdullah-ı Dehlevi K.s
Cuma, 27 Şubat 2009
Orta boylu, esmer tenli, seyrek sakallı ve gökçek yüzlü idi. Hz. Peygamber'in torunu Hz. Hüseyin soyundan, seyyid-neseb. Derviş ve müridlerini cezbeye getiren engin bir feyze sahibti. Varidat-ı ilahiyyeye nail bir veliyy-i kamildi. Semaa önem vermediği halde vecd ve coşkusu yüksek bir süfi... Devamını oku...
Kelâm Kibar Olan Sözler
Salı, 10 Mart 2009
Buradaki kelâm-ı kibardan kasdımız, sahabe nesli başta olmak üzere selef-i salihîn, kibâr-ı mutasavvıfe ile peygamber varisi, arif velilerij kamil âlimlerin sözleridir. Yukarıdaki başlık ilk bakışta belki biraz garip görünebilir. Fakat Bursevî'nin hadis tespitinde ölçü olarak kullandığı öyle ifadeleri var ki onun bu ifadeleri yukarıdaki başlığı doğrular... Devamını oku...
Mânası Doğru Olan Hadisler
Salı, 10 Mart 2009
Resûlullah (s.a.) fesahat ve belagat açısından üstün bir yeteneğe sahip olduğundan son derece tatlı ve düzgün konuşurdu. Konuştuğu sözlerin lafız­larında bozukluk, mânalarında uyumsuzluk görülmezdi. [1160] Allah Teâlâ tarafın­dan kendisine diğer peygamberlere verilmeyen az sözle çok mâna ifade etme kabiliyeti demek olan "cevâmiu'l-kelim"e sahip olma özelliği verilmişti.... Devamını oku...

Mahmud Efendinin Kelamı Kibarından

Senin bir sünneti ihya etmen ile ALLAH'U TEALA ( c.c.) Rusya'nın Afganistan'ın atmış olduğu bombayı etkisiz hale getirir.

Bir Hoca yüzbin televizyondan daha tesirlidir.

İmam-ı Rabbani ( k.s.) şöyle buyuruyor: " Bir şahıs şayet günahlarına devam ederse ve ondan hoşlanırsa, hoşlanan kimse münafıktır."

Mahmud Efendi Kelam-ı Kibarından [Devamı.]

Kimler Sitede

Şu anda 25 konuk çevrimiçi

Sitemizi Ziyaret Edenler

mod_vvisit_counterBugun8
mod_vvisit_counterHepsi33787