Seyyid İbrahim el-Ahsai Hazretleri'nin Cübbeli Hocamıza Dûası .İzlemek ve de Dua'ya İştirak Etmek için Buraya Tıklayınız.                Cübbeli Ahmed Hocaefendi için Seyyid Hazretlerinin Okuduğu Mevlid-i Şerif ve Duası İçin Tıklayınız.

Yazdır

Nurculara Reddiyemizdir: Veli Yetiştirmek

Yazar: Sami RuhanPosted in: Sami Ruhan

Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mümini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim (önemli) ve daha sevaplıdır. Çünkü iman, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mümine, küre-i arz kadar bir saltanat-ı bakiyeyi temin eder. Velayet ise, müminin Cennetini genişlettirir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise, bir adamın imanını kurtarmak, on adamı velî (Allah Dostu) yapmaktan daha sevaplı bir hizmettir.  ( Kastamonu Lâhikası | Birden İhtar Edilen Bir Mesele | 56)

Bu ibareyi Risaleden okumak için tıklayınız: http://www.risaleara.com/oku.asp?id=3279&a=sevapl%FDd%FDr

 

Giriş: Nurcuların ağzından düşmeyen kelamlardan "Bir kişinin imanını kurtarmak 10 Veli yetiştirmekten (evladır) sevaplıdır" sözünün Kur'an, Sünnet ve İcmaya aykırı ve zıt olduğunu, Ehl-i Sünnet çizgisinden ayrılan bir kelam olduğunu ispat edip bu sözü kullananların ne tür bir hata içinde olduklarını göstermeye çalışacağız Allah'ın izniyle..

 

Öncelikle Kitap ve Sünnette Evliyaullah kimlerdir, bunu bir nakledelim:


Haberiniz olsun ki Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Onlar iman edip, takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da ahirette de onlar için müjdeler var. Allah’ın kelimelerinde asla bir değişme söz konusu değildir, işte bu, en büyük saadetin ta kendisidir." (Yunus, 62-64).

 

Ayet-i Kerimesi Evliyaullah (Allah'ın Velileri) hakkında indirilmiş bir Ayet-i Kerimedir. Bu Ayet-i Kerimenin muteber tefsirlerinde özetle şu rivayetler naklonulmuştur:

Ebu Hureyre’ den rivayet edilen şu hadis de buna işaret etmektedir: «Allah Teâlâ der ki: “Benim bir veli kuluma düşmanlık eden bir kimseye savaş ilan ederim. Kulumun kendisine farz kıldığımı yerine getirmekle bana yakınlaşması bana her şeyden daha sevimli gelir. Kulum sürekli nafile ibadetlerle bana yaklaşırsa Öyle bir dereceye gelmiş olur ki onu severim. Onu sevdiğimde; dinleyen kulağı, gören gözü, çalışan eli ve yürüyen ayağı ben olurum.» (Buharî)

İbn Abbas’tan rivayet edilen şu hadistir: «Ey Allah’ın Resulü! Allah’ın velileri kimlerdir?» diye sorulduğunda Hz. Peygamber (s.a); «Allah’ın velileri o kimselerdir ki, görüldükleri zaman insanın hatırına Allah gelir.» (İbn Mübarek, Tirmizi, «Nevadır’ul-Usûl», Ebu Şeyh, İbn Merduveyh). Yani onların güzel yüzleri, güzel ibadet ve davranışları olduğundan dolayı, görenler hemen Allah’ı hatırlarlar.

Ebu Musa el-Eş’arî’den rivayet edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurdu: «Kuşkusuz ki Allah’ın bazı kulları vardır ki onlar peygamber değillerdir, şehid de değillerdir. Ancak peygamberler de, şehidler de onların meclislerinden ve Allah’a yakın olmalarından dolayı onlara gıpta ederler». 

Bir bedevi «Ey Allah’ın Resulü! Onların özelliklerini bize tanıt» deyince Hz. Peygamber (s.a) Efendimiz şöyle dedi: «Onlar, insanların dünya mertebesi yönünden düşük kabilelerinden ayrılmış, aralarında yakın bir sıla-i rahim (akrabalık ilişkisi) olmayan, sadece Allah için seven, Allah için dost olan kimselerdir. Onlar için kıyamet gününde nurdan tahtlar konulacak ve onlar da o tahtlar üzerinde oturacaklardır. O gün insanlar korku içindeyken, onlar korkmazlar. İşte onlar Allah’ın veli kullandır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.» (İmam Ahmed, İbn Ebi Hatim, Beyhakî)

Şüphesiz kendileri için daha önceden tarafımızdan iyilik takdir edilmiş olanlar, işte onlar oradan ‘yani cehennemden’ uzaklaştırılmışlardır.. En büyük korku onları kederlendirmez.” (el-Enbiya)

Said b. Cübeyr’in rivayetine göre de Resulullah (sav)'a: Allah’ın velileri kimlerdir? diye sorulmuş, o da: “Görüldüklerinde Allah’ın hatırlandığı kimselerdir” diye cevap vermiştir.

Bu ayet-i kerime hakkında Ömer bin el-Hattab da şöyle demektedir: Ben, Resulullah (sav)’ı şöyle buyururken dinledim: “Allah’ın kulları arasında Öyle kimseler vardır ki onlar ne peygamberdir, ne de şehiddirler. Fakat peygamberler de, şehidler de kıyamet gününde yüce Allah’ın nezdindeki üstün mevkileri dolayısıyla onlara gıpta ederler.” “Ey Allah’ın Resulü! Bize onların kim olduklarını ve amellerinin ne olduğunu bildir”, denildi. “Belki böylelikle onları severiz.” Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Bunlar, aralarındaki akrabalık bağları ve alış veriş ettikleri mallar olmamakla birlikte Allah için bir birbirlerini seven kimselerdir. Allah’a yemin ederim, onların yüzleri bir nurdur. Ve şüphesiz onlar nurdan minberler üzerinde olacaklardır. İnsanlar korktuklarında onlar korkmayacak, insanlar kederlendiklerinde onlar kederlenmeyeceklerdir.” Daha sonra Hz. Peygamber: “Haberiniz olsun ki, Allah’ın velilerine hiç bir korku yoktur, onlar kederlenecek de değillerdir” ayetini okudu.

Ali b. Ebi Talib (r.a) da dedi ki: “Allah’ın velileri, uykusuzluktan yüzleri sararmış, ibret almaktan gözleri kamaşmış, açlıktan karınları nerdeyse sırtlarına yapışmış, susuzluktan da dudakları kırışmış kimselerdir.Onlar İçin hiç bir korku yoktur” buyruğundan kasıt, geriye bıraktıkları zürriyetleri hususunda (korkmayacaklarıdır). Çünkü yüce Allah onlara riayet eder. “Onlar kederlenecek de değillerdir.” Yüce Allah, gerek dünyalarında, gerekse ahiretlerinde onlara dünyalıklarının karşılığını vereceğinden dolayı kederlenmezler. Çünkü onların gerçek dostları ve yardımcıları O’dur (Allah Teala'dır).

Onlar için dünya hayatında da... müjde vardır” buyruğu ile ilgili olarak Ebu’d-Derdâ’dan şöyle dediği nakledilmektedir: Resulullah (sav) Efendimize bu buyruk hakkında sordum, şöyle buyurdu: “İndirildiğinden bu yana buna dair senden başka bana soru soran olmadı. Buradaki “müjde”den kasıt, Müslümanın gördüğü yahut ona gösterilen salih (gerçek çıkan) rüyadır.” Bu hadisi Tirmizî, Câmi’i’nde rivayet edilmiştir.

Ez-Zührî, Ata ve Katade de şöyle derler: “Buradaki müjdeden kasıt, meleklerin ölüm esnasında dünyada iken Mü’mine verdikleri müjdedir.

Muhammed b. Ka’b el-Kurazî’den de şöyle dediği nakledilmektedir: “Mü’min kulun canının çıkmasına yakın bir zamanda ölüm meleği gelir ve şöyle der: “Ey Allah’ın velisi, sana selam olsun, Allah sana selam gönderdi” der, sonra da Muhammed b. Ka’b, şu: “Onlar ki melekler hoş ve temiz olarak ruhlarını alırken: Selam size... derler” (Nahl, 16/32) ayetini okudu. Bunu, İbnü’l-Mübarek zikretmektedir.

Katade ve ed-Dahhak da derler ki: “Bu müjdeden kasıt, ölmeden önce nereye gideceğini bilmesidir.” 

El-Hasen ise şöyle der: “Bu, yüce Allah’ın, Kitab-ı Kerim'inde kendilerine cennetine ve bol mükâfatına dair vermiş olduğu müjdedir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Rableri, onları, katından bir rahmet, hoşnutluk... ile müjdeler” (Et-Tevbe, 21); ‘İman edip Salih amel işleyenlere de şunu müjdele; gerçekten onlar için... cennetler vardır” (El-Bakara, 2/25); “Ve size vaadolunan cennet müjdesiyle sevinin...” (Fussilet, 41/30) 

İşte bundan dolayı: “Allah’ın sözlerinde asla değişiklik olmaz” diye buyrulmaktadır ki “vaadinden caymaz” demektir. Çünkü O, vaadlerini sözleriyle dile getirir.

Ebu İshak es-Sa’lebî nakleder: Ben, Ebu Bekr Muhammed b. Abdullah el-Cevzakî’yi şöyle derken dinledim: “Hafız Ebu Abdullah’ı rüyamda üzerinde Taylasandan bir kaftan ve sarık sarınmış olduğu halde bir katıra binmiş olarak gördüm. Ona selam verip: "Hoş geldin dedim. Bizler hâlâ seni anmaya, senin güzelliklerini zikretmeye devam edip duruyoruz." O da: "Biz de hâlâ seni anmaya, senin güzelliklerini zikretmeye devam edip duruyoruz", dedi. Yüce Allah: “Onlar için dünya hayatında da âhirette de müjde vardır” diye buyurmaktadır. Buradaki müjdeden kasıt, güzel şekilde övülerek kendisinden söz edilmesidir, deyip eliyle işarette bulundu: “Allah’ın sözlerinde asla değişiklik olmaz” yani, O’nun vaadinden cayma olmaz.

Haberlerinde değiştirme olmaz”, anlamına geldiği de söylenmiştir. Yani, “verdiği haberleri herhangi bir şey ile nesh etmez ve O’nun haberleri ancak haber verdiği şekilde gerçekleşir.” 

İşte bu, en büyük kurtuluşun ta kendisidir.” Yani, Allah’ın velilerinin, gerçek dostlarının vardığı sonuç, büyük kurtuluşun ta kendisidir

Hz. Ömer (r.a), Hz. Peygamber (s.a.s)’in: ‘‘Onlar, aralarında bir akrabalık ve alıp-verecekleri bir mal olmadığı halde, birbirlerini Allah için seven kimselerdir. Allah’a yemin olsun ki onların yüzleri nurdur ve insanlar korkup hüzünlendikleri zaman, onlar korkup hüzünlenmezler” dediğini ve bu ayeti okuduğunu rivayet etmiştir.

Yine, Hz. Peygamber (s.a.s)’in: “Onlar öyle insanlardır ki onları görenler, Allah’ı hatırlarlar” buyurduğu rivayet edilmiştir. Muhakkik âlimler şöyle derler: “Bunun sebebi şudur: Onlarda görülen, huşu ve huzû alâmetlerinden ötürü, bir de Hak Teâlâ onlar hakkında, “Secde izinden nişanlan yüzlerindedir” (Fetih, 29) buyurduğu için, onların bütün bakıp müşahede edişleri, ahireti hatırlamaya yöneliktir.

Muhakkik âlimlerin çoğu “Kıyamet meydanında, mükâfat ehli için bir korku söz konusu değildir” demişler ve görüşlerine hem “Haberiniz olsun ki Allah'ın velileri için hiç bir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir” ayetini, hem de “O en büyük korku bunları asla tasaya düşürmez..” (Enbiya, 103) ayetini delil getirmişlerdir.

Ebu Zerr (r.a)’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ya Resulullah, bir kimse Allah için amel ediyor ve insanlar da o kimseyi seviyorsa (onun hakkında) ne buyurursunuz?” dedim, Hz. Peygamber(s.a.s) de: “İşte bu, müminin büşrasının (müjdesinin) peşin olarak verilmesidir” buyurdu.”

El-Büşra (müjde), onlar ölürken tahakkuk eden müjde, iyi haber demektir. Nitekim Cenâb-ı Hak, “Onların üzerlerine, 'Korkmayın, tasalanmayın, vaad olunduğunuz cennetle sevinin' diye melekler inecektir” (Fussilet, 30) buyurmuştur.

İbni Mes'ûd (r.a.) rivayet ediyor: “İnsanların öyleleri vardır ki Allah'ı hatırlamanın anahtarıdır. Onlar görüldükleri anda Allah hatırlanır.” (Taberâni’nin Kebir’inden)

Mersed el-Ganavî'den rivayetle: “Eğer namazınızın kabul edilmesini istiyorsanız, âlimleriniz size imam olsun. Çünkü onlar sizinle Rabbiniz arasında elçilerinizdir” (Taberâni’nin Kebir’inden)

Enes (r.a.) rivayet ediyor: “Allah'ın öyle kulları vardır ki ‘Şu şöyle olacak’ diye yemin etse, Allah onu yalancı çıkarmaz.” (Buhari, Sulh: 8; Cihad: 12; Müslim, Kasame: 24; Tirmizi, Cehennem: 13.)

 

Rivayetlerden Sonra Sonuç:

 

Bakınız, haklarında anlamı ve hükmü açık Ayetler bulunan, haklarında Peygamber Efendimizin "Peygamberler ve Şehidlerin gıbta edeceği Nurdan tahtlar üzerinde oturan Nur Yüzlü kimseler" gibi nice beşaret ve tasviri bulunan ALLAH'ın Velilerinden bahsediyoruz. Mesela Kurtubi tefsirinde bunların insanları hidayete davet eder ve ALLAH'a kavuşturur (yani meşhur ifadesiyle imanını kurtarır ve ziyadesi var ki dünya ahiret saadetini, ahiret derecelerini temin eder) vasıflarından da bahsedilmiştir. (İmam Kutubi'de şöyle bir ifade geçmektedir, dikkat ediniz: Evliyaullah, kendilerinin de ALLAH’a kulluğu ve O’nun yoluna davet etme işini deruhte ettikleri (vazifelendirdikleri) kişilerdir

Evet, İslam'ın ana kaynaklarında üstün mertebeleri çok açık Ayet, Hadis, İcma ile bildirilmiş Velilerin, "Bir kişinin imanını kurtarmak, 10 Veli yetiştirmekten sevaptır" gibi bir ifade ile tahfif edilmesi (küçümsenmesi) rahatsızlık vermektedir. Bu tür sözler İslam'ın kaynaklarına ve ruhuna açıkça aykırıdır. Böyle bir tavır Ehl-i Sünnet geleneğinde asla ve kat'a olmamıştır.

Bir insan Veli olunca imanı kurtulmuyor mudur yani? Bir insan Veli olunca çevresindekilerin iman etmelerine ve imanlarını muhafaza etmelerine sebep olamıyor mudur yani? İman ve Velilik; bu şekilde karşı karşıya getirmek; zıt ve de birbirini engeller imiş gibi göstermek ne derece doğrudur?

Bahsi geçen azim iddiada "Veli" kelimesinin tam olarak öyle ifade edilmesi düşündürücüdür. Kullanılma maksadı farklı da olsa kendini ele veriyor. Peygamberler hariç, Velilerden (sadıklardan; özellikle icazetli, silsilesi sağlam Mürşid-i Kamillerden) daha üstün bir makam, onlardan daha üstün bir hal ve ahlak tasavvur ve tarif edilemez. Nedenini hemen yukarıdaki nakillere bakan hemen anlayacaktır.
Allah ve Resulü şüphesiz doğruyu söylemişlerdir. İmam Gazali'nin El Munkızü eserinde de bu hüküm açıkça kayıtlıdır: "Kesin bir şekilde anladım ki Tasavvuf ehli, Allah Teala’nın yolunda olan kimselerdir. Onların halleri, hallerin en iyisidir. Yolları, yolların en doğrusudur. Ahlakları ahlakların en temizidir. Dinin esasına vakıf olan alimlerin ilimi, hükemanın hikmeti, onların hallerinden ve ahlaklarından bir kısmını değiştirmek, daha iyi bir hale getirmek için bir araya gelse, buna imkan bulamazlar. Daha iyisini ortaya koyamazlar. Onların zahiren ve batınen bütün hal ve hareketleri, Nübüvvet kandilinin ışığından alınmıştır. Yeryüzünde ise, Nübüvvet ışığından başka aydınlanacak bir nur yoktur"

Böyleyken, "Veli" kelimesini kullanmak, Allah Teala tarafından en büyük kurtuluşa erdikleri ifade edilen Veliler sınıfı karşısında "iman kurtarmanın" (paratikte Risale okuyarak, imanını güçlendirmenin) daha evla olduğunu ifade etmeye kalkışmak isabetsiz ve yakışıksızdır:

Allah Teala buyurmuştur: “İşte bu, en büyük kurtuluşun tâ kendisidir.” Yani, Allah’ın velilerinin, gerçek dostlarının vardığı sonuç, büyük kurtuluşun tâ kendisidir.

Hemen belirteyim ki Ehlullah'tan olduğuna hiç şüphem olmayan Üstad Hazretlerinin bu Ayet, Hadis ve Tefsirleri bilmediğine ya da bilerek göz ardı edeceğine asla ihtimal vermiyorum. Bu garip ve İslam'ın ruhuna aykırı sözler Üstad'ın değil; başkalarının olma ihtimali kuvvetlidir. Zira Said Nursi Hz.lerinin Ehli Sünnet ve Ehli Tasavvuf olduğu, Velilere ve Mürşidlere saygılı kaldığı haber verilmiştir. Bu tarz sözler, cemaat gayretine benziyor; insanlar cemaate bağlandıktan sonra Tasavvufa girmesin, bir Mürşid-i Kamile bağlanmasın diye yazılmış olmalı. Hakikaten akla ziyandır. Zira, Veli yetiştirmenin en birinci okulu Tasavvuftur. Tasavvuf haricinde yetişen veliler varsa da nadirdir, istisnadır. Ve onlar dahi Mürşidden uzak ve gani değillerdir. Nitekim Mesnevi-i Şerifte Mevlana Hz.leri buyurur:
Bu Yolu Nadir Olarak Yapayalnız Aşan Bile, Yine Pirlerin Himmeti İle Aşmış, Varacağı Yere Onların Sayesinde Ulaşmıştır. (1. cilt, beyit 2960 ve sonrası) Bayburtlu Dede Paşa Hz.leri de aynı manada buyurmuştur:  "Hızır Aleyhisselam'la her gün konuşan bir zat bile murşidsiz kemale kavuşamaz. İrşad etme selahiyeti, kitap, ilim, Hızır, melek veya başka bir vasıtada değildir. Bu yüce vazife, ancak ve ancak Mürşid-i Kamillerin kârıdır; Sadece velayet kemali ve Peygamberlere veraset şerefi bu işin tek Lokmanıdır. Başka türlü konuşanların hepsi de aldanmış ve yanılmış kimselerdir. Zahirde, şeriat ve sünneti ikmal edenlere bir mürşid manen sahip olup irşad etme selahiyetlerini kullanmak suretiyle onları kemale ulaştırırlar. Böylece irşad olanlara 'Üveysi' denilir; üveysi olarak yetişmek varsa da istisnasız her hal ve şartta:  'Mürşidsiz müşkül hallolmaz...'. Eşrefoğlu Rumi hazretleri buyurmuştur:

Gör ol şeyhsiz gidenleri / Kimi mülhid kimi dehri / Olma Cebri ya kaderi / Zinhar şeyhe eriş şeyhe" (Sohbetlerinden naklen)

Tabii, cemaat damarıyla itiraz edenler olmaktadır: "Zaman değişti, ahir zamandayız; bazı hususiyetler değişmiştir; bu zamanda eski sözler geçerliliğini yitirmiştir, bu şiddetli dinsizlik zamanında Veliliktense imanı kurtarmak daha önemlidir". Bu itirazın da yukarıda geçen Ayet-i Kerime'nin açık hükmüne karşı geçersiz olduğunu üzülerek belirtmek zorundayım. Çünkü:

Allah’ın kelimelerinde asla bir değişme söz konusu değildir” buyurmuştur ki bu, Yunus 62-64'de geçen "Evliyaullah'ın derecesi ile ilgili bir değişmenin olmayacağını”, Allah Teala'nın ahirete kadar vaadinden caymayacağını bizzat ifade buyurmaktadır.

Müslümanlar olarak, kardeşler olarak sevelim sevilelim, ama aynı zamanda Nurcu şakirdlerince bu tarz "aykırı" sözlerin başka kaynak ve alimlerce doğrulatılması (veya yanlışlatılması), yanlış olduğu kesin olarak anlaşılınca mutlaka kendileri tarafından tashih edilmesi gerekmektedir.