Cezbe, Vecd, Sekr, İstiğrak Gibi Tasavvufi Kavramlar İslam'da Var mıdır?
CEZBE, SEKR, VECD, İSTİĞRAK NEDİR? DELİLLERİ NELERDİR? İSLAM KAYNAKLARINDA YERİ VAR MIDIR?
CEZBE: Birinci türü; Kalbin Titremesidir, ulvi duygulara kapılmadır, İrade dışı seslenme ve hareketlerdir; bir türü de "Hakk'ın kulu kendine çekmesi ve aniden huzuruna yükseltmesidir."
SEKR: Kendinden geçme, aşk neticesi manevi sarhoşluk
VECD: Yoğun bir aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, kendini unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
İSTİĞRAK: Bir şeyi baştan aşağı kaplamak. Tasavvuf erbabının vecde gelip kendinden geçmesi. Hak sevgisi ve duygusunun insanı her zerresine kadar kaplaması.
------------------------------------------
Bazı İslam büyükleri şöyle derler: "Cezbe bir ikram-ı ilahidir (Allah'ın ikramıdır)."
Bu ilahi ikrama sahib olan kul, Rabbinin rızasını ve yakınlığını daha çabuk kazanır. Şöyle ki; cezbe kulda bir muhabbet ve aşk ateşi meydana getirir. Bu aşk ateşi sayesinde insan Allah'tan gayrı her şeyi unutur. Kendinden geçerek istiğrak haline düşer. Yani cezbe, ruhun Allah'a çekilmesi ve bu sebeble vuku bulan nefsin ıslahı ve kalbin tasfiyesinde manevi bir ilaçtır.
Şah-ı Nakşibend (k.s.) şöyle buyuruyor:
"Bizim yolumuz cezbe ve sohbet yoludur. Biz müridleri cezbe ile terbiye ederiz. Yolumuzun evveli cezbe, ahiri ise kalb huzuru, sekinet ve vakardır. Yolumuzun başlangıcında müntesiblerde vuku bulan cezbe hali, onları dünya muhabbetinden koparır ve feyz alır bir şekilde kalbin Rabbine yönelmesine vesile olur."
Bir kalb ki cilalanıp feyiz alır hale gelirse o zaman nefs ıslah olma yoluna girmiş demektir. Bu yol cezbe ile başlar, rabıta ve zikir ile devam eder. Şah-ı Nakşibend (k.s.) buyurur:
"Rahman'dan gelen bir cezbe ile yapılan amel, ins ve cinnin (insanların ve cinlerin) (aşksız ve huşusuz) ameline denk olur."
(Huşû: Sükunet, huzur halidir. Aynı zamanda bir boyun bükmüşlük ve yalvarışı da içerir. Hüşu sahibi huzur ile dolar, bir yandan da kendini çok zayıf ve muhtaç görür. Korku ile karışık muhabbet olarak tarif edilebilir. Edebli bir hâldir.)
AYETLERDE CEZBE
1- "Muhakkak mü'minler o kimselerdir ki Allah'ı zikrettikleri zaman kalpleri titrer." (Enfal/2)
2- "Onlar ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer." (Hac, 35)
3- "Rablerinden korkanların, ondan (bu kitaptan) derileri ürperir. (Ondaki müjde ve tehdidi duyunca derileri harekete geçer, sonra Allah'ın feyzi içlerine dolar, huzura ererler), derileri ve kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar."(Zümer/23)
Elmalılı Tefsirinde CEZBE
Allah Teala şöyle buyuruyor:
" Musa, tayin ettiğimiz vakitte bizimle buluşmağa gelip de Rabbi onunla konuşunca:
'Rabbim bana kendini göster, sana bakayım!' dedi. Rabbi buyurdu ki: 'Sen beni göremezsin; fakat dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni göreceksin!'
Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılınca: 'Sen yücesin, sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim" dedi. (Araf, 143),
Elmalılı Hamdi Yazır "Hak Dini Kur'an Dili" adlı tefsirinde bu ayeti tefsir ederken şöyle der:
"Rabbi Hz. Musa'yı (a.s) doğrudan doğruya fakat perde arkasından kelamıyla mutlu edince bu kelamın şevk ve neşesiyle Allah'ı (c.c.) görme arzusu onda uyandı ve heyecana gelerek "Ey Rabbim bana göster kendini, bakıp göreyim seni", dedi. Yani perdeyi kaldır bana bizzat tecelli et de didarını göreyim diye yalvardı.
Bunun üzerine Allah Zatındaki bütün azamet ve kudreti ile değil, emir ve iradesinden bir parçasının dağa çarpması ile dağ dümdüz oluverdi ve Musa (a.s) baygın düştü." (Hak Dini Kur'an Dili, Cild 4, sn. 129)
PEYGAMBER EFENDİMİZİN ŞAHSINDA CEZBE
Peygamber Efendimizin şahsında cezbenin başlangıcı, Hira dağındaki mağarada itikaf yaptığı günlere rastlar. Peygamber Efendimiz o sıralarda her sene belirli bir ayda, yanına bir miktar azık alarak bu mağarada inzivaya çekilirdi. Her yıl tekrarladıkları bu ibadetlerine devam buyururlar iken; 40 yaşına bastığı yıl, yine Hira dağındaki mağarasında ibadet yaptığı sırada, aniden Cebrail (a.s) kendine göründü. Cebrail (a.s) Peygamber Efendimize yaklaşarak: "Oku" dedi. Peygamber Efendimiz de: "Ben okuma bilmem!", cevabını verdi. Bu üç defa tekrarlandı. Üçüncü defada Cebrail (a.s) Peygamber Efendimizi iyice kucaklayıp sıkarak "Yaratan Rabbinin adıyla oku..." dedi. O da okudu. Bu kucaklaşma neticesinde Cebrail (a.s) ile Peygamber Efendimiz arasında manevi bir etkileşim oldu, titremeye başladı ve bundan dolayı müşrikler O'na "saralı, hasta" gibi yakışıksız sözler söylemişlerdi.
Burada Peygamber Efendimizin titremesi vecd ve istiğrak halinden dolayıdır. Demek ki bunlar Hz. Peygamber'in (s.a) ruhi hayatında mevcuttur.
Sevgili Peygamberimiz Kur'an'ı okunurken duyduklarında kendilerinden geçer, vecde gelirlerdi. Konu ile ilgili olarak rivayetlerin biri şöyledir:
Resul-i Ekrem (s.a) şöyle buyurmaktadır:
"Hud ve benzeri sûreler beni kocattı." (Tirmizî, Tefsir, 56)
Bu hadis vecd'den haber vermektedir. Zira kocamak, hüzün ve korkudan gelir. Hüzün ve korku ise, vecd demektir.
Rivayete göre: İbn Mesud (r.a.) Resul-i Ekrem'e Nisa süresini okudu da:
"Her ümmetten peygamberlerini şahid getirdiğimiz zaman ve seni de o peygamberlerin sıdkına şahid getirdiğimiz zaman onların halleri nice olur?" (Nisa: 41) ayet-i celilesini okuduğu zaman, Resul-i Ekrem'in gözleri yaş ile doldu ve "Yeter" buyurdu. (Buhari, cihad, 7; Müslim, Salatu'l-Musafirin, 2)
ASR-I SAADETTE CEZBE
Sahabe ve Tabiin de Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini dinlerken vecd'e gelirlerdi. Bu hali yaşayan Sahabe ve Tabiin'den pek çok kimse vardır. Bu halde iken kimi sayha eder (nara atar, bağırır), kimi ağlar, kimi bayılır, hatta ölenler bile olurdu.
Rivayete göre: Zuhare b. Ebi Evfa Tabiin'in sikalarından (güvenilir zatlarından) idi. İmamlık yapar, Kur'an-ı Kerim'i rikkatle (inceden inceye, yumuşak biçimde) okurdu. Bir gün namaz kıldırırken: "Sur'a üfürüldüğü zaman" (Müddesir/8) ayet-i celilesini okuyunca öyle bir sayha etti ki mihrabta iken hemen düşerek can verdi.
Hz. Ömer (r.a.), bir adamın: "Rabbinin azabı elbette vakidir. Onu defedecek (hiç bir şey de) yoktur." (Tur, 7-8) ayet-i celilesini okuduğunu duyunca olduğu yerde düştü eve götürdüler, bir ay kadar hasta yattı.
İmam Ahmed b. Hanbel (r.a.) Hz. Ali 'den (r.a) şöyle rivayet eder:
"Ben, Zeyd ve kardeşim Cafer (r.anhum) Peygamber'in (a.s.) yanına gittik. Aleyhissalatü vesselam Zeyd'e (r.a.):
'Sen benim kölem ve azadlımsın', dedi.
Bu iltifata mazhar olan Zeyd (r.a.) bir ayağının üzerinde dönüp durdu. Cafer'e de:
"Sen ahlaken ve fıtraten bana benzersin", dedi. O da raksa gelip bir ayak üzerinde dönüp durdu. Bana da:
"Sen bendensin", dedi. Ben de bir ayak üzerinde dönüp durdum.
(Kapanan www.halidiye.com'dan alıntılanmıştır)
***
Ömer bin Hattab'dan (r.a.) şöyle rivayet olundu:
Cibril (Cebrail a.s.) her zaman geldiği vaktin dışında Resulullah Efendimizin yanına geldi. Bunu gören Resulullah (s.a.v.) Efendimiz kalktı:
“Ya Cibril! Neden rengini değişmiş ve solgun görüyorum” dedi. O da;
“Allah Teala cehennem ateşinin körüklenmesini şiddetli yandırılmasını emretti. Onun heyecanı ile geldim” dedi. Resulullah (a.s.):
“Ya Cibril bana cehennem ateşini anlat” deyince Cibril cehennemi şöyle anlattı:
“Yüce Allah cehennemin yakılmasını emretti. Bin yıl yakıldı bembeyaz oldu. Sonra yine yakılmasını emretti, bin yıl daha yakıldı kıpkırmızı oldu. Tekrar emretti bin yıl daha yakıldı. Simsiyah oldu. O şimdi kapkara ve karanlıktır. Kıvılcımlarının parıltısı gözükmez. Alevi sönmez. Seni hak dini ile gönderen Allah´a yemin ederim ki cehennemden dünyaya iğne deliği kadar bir delik açılsa sıcaklığından yeryüzündeki bütün canlılar ölür. Seni hak din ile gönderen Allah´a yemin ederim ki eğer cehennem zebanisi dünyadaki insanlara gözükse bütün insanlar ölür. Allah´ın kitabında vasfettiği cehennem zincirinin bir halkası dağların üzerine konulsa dağlar ezilir, yere batardı.”
Bunları dinleyen Peygamberimiz (s.a.v.) “Yeter ya Cibril, daha fazla dinlemeye dayanamayacağım. Korkudan kalbim durup öleceğim” dedi. Cibril´e bakıp onun da ağladığını görünce;
“Ya Cibril, Allah katında yüce makam ve şerefin varken sen de mi ağlıyorsun?” dedi. Cibril de şu cevabı verdi:
“Neden ağlamayım. Ben daha çok ağlamalıyım. Allah´ın ilminde, göründüğüm halden daha kötü bir halde olabilirim. İblis gibi korkunç imtihana çekilmeyeceğimi ne bileyim. O da meleklerdendi (meleklerle düşe kalka melek gibi bir sıfata malik olmuş cinden bir ifriddi)... Ne bileyim. Belki Harut ve Marut´un düştüğü akıbete düşerim” deyince Peygamberimiz (s.a.v.) uzun süre ağladı. Cibril ağladı, nihayet onlara şöyle bir ses geldi:
“Ya Cibril, Ya Muhammed (s.a.v.), Allah sizi günah işlemekten ve asi olmaktan emin kıldı.”
Bunun üzerine Cibril yükseldi gitti. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz de çıktı. Ensardan bir cemaate uğradı. Gülüyorlar, eğleniyorlardı. Bu hali görünce onlara;
"Arkanızda cehennem olduğu halde nasıl gülüp eğleniyorsunuz. Eğer benim bildiklerimi bilseniz az güler, çok ağlardınız, boğazınızdan yemek ve su geçmezdi. Yollara çıkar Allah´a yalvarırdınız." buyurdu.
(Teberani)
***
Bir eserde rivayet olunmuştur ki;
"Rahman cezbelerinden bir cezbe, ins ve cinnin (insanların ve cinlerin) amellerine (ibadetlerine) müsavidir (eşittir)." (1)
Cezbe, Allah-u Zülcelal tarafından, kuluna bir ikramdır.
Sa’d bin Ebu Vakkas (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (a.s.v) Efendimiz;
"Eğer ağlayabilirseniz, ağlayınız. Eğer ağlayamıyorsanız, ağlamaklı (ağlar gibi) olunuz." (İbn-i Mace) buyurdular.
Bu cezbe, ister namazda ister namaz haricinde olsun; gücü nisbetinde, kişinin, cezbesini tutması (serbest bırakmamaya çalışması) lazımdır. Şayet takatinin dışında olan ses ve hareketlere hiç kimse bir şey söyleyemez. Allah-u Zülcelal’in rahmetinin ağırlığına kim dayanabilir ki...
İmam Ahmed bin Hanbel'in "Müsned'inde", Hz. Ali (KerremAllahu Veche)'den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz (SallAllahu Aleyhi Ve Sellem); Hz. Ali (r.a)'ye;
"Sen bendensin." Hz. Cafer'e;
"Senin ahlakın ve yaratılışın, benim ahlakım ve yaradılışım gibi." Hz. Zeyd (r.a)’e de;
"Sen benim azadlığımsın (azad olmuş kölemsin)." (Ahmed b. Hanbel) demiştir.
Bu şekilde söylemesi üzerine, vecd'e (cezbeye) gelip, tek ayak üzerinde dolaşmaya başlamışlardır.
Bu sahabelerin Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda, böyle bir harekette bulunmaları mümkün değildir. Fakat takatlerini aştığı için, kalkıp semaya (ayakta dönüp durmaya) başlamışlardır.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda, takatin dışında böyle bir olay zuhur ediyorsa, zamanımızda da böyle şeyler zuhur edebilir. Onun için, bu gibi durumlara dil uzatmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Ama özellikle cezbe sahibinin namazda kendini tutması lazımdır. Çünkü namazda iki harf çıkması ya da üç hareket olması halinde namazı ifsad edeceği için, çok dikkatli olunmalıdır.
Namaz dışındaki rahmet ve feyzin gelmesi halinde, kendini serbest bırakmalı ve ses çıkacak diye rahmet ve feyzi nehy etmeye çalışmamalıdır. Çıkacaksa ses, o feyz ve nisbetten çıksın.
Kişi kendini sıkıp, Allahu Zülcelal’dan gelen feyz ve berekete engel olmasın...
Kaynak: Seyda Muhammed el-Konyevi kuddisesirruh http://konyevi.net/
(1) “Rahmânın cezbelerinden bir cezbe, bütün insanların ve cinnîlerin sevâbları gibidir” hadîsini, Muhammed Emîn-i Tokâdî Hazretleri “Sulûk” risâlesinde bildiriyor. Bu risâle, Süleymâniye, Dâr-ül-mesnevî, 169 numarada mevcûddur. Hadîs olduğu, Ma'rifetnâme’nin 386. sahîfesinde de yazılıdır. “Nefsini tanıyan Rabbini tanır” hadîsini “Künûz-üd-Dekâik’in” 11. sahîfesi yazmakta ve Deylemî’de de bulunduğunu bildirmektedir. Deylemi büyük Hadis İmamlarındandır. “Letâif-ül-Minen’de”, Ebül Abbâs-ı Mürsî'nin bunun hadîs olduğunu bildirdiği ve yaptığı uzun tevîli yazılıdır. “Keşf-ün-Nûr’un” 1. sahîfesi ve “Salât-ı Mes'ûdî” bunun hadîs olduğunu açıkça yazmakta ve “Kendi aczini anlayan, Rabbinin azametini anlar” şeklinde tefsîr etmektedir. İbni Teymiyye’nin ve Zerkeşî’nin ve Abdülkerîm ibni Sem'ânî’nin buna “Yahyâ bin Mu'âz-ı Râzî'nin sözüdür” demeleri, hiçbir esâsa dayanmamaktadır. Bunun hadîs olduğu “Salât-i Mes'ûdî’nin” 13. bâbında da yazılı olduğunu “Fıkh-ı Gîdânî” Fârisî Şerhi bildiriyor.



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

