Seyyid İbrahim el-Ahsai Hazretleri'nin Cübbeli Hocamıza Dûası .İzlemek ve de Dua'ya İştirak Etmek için Buraya Tıklayınız.                Cübbeli Ahmed Hocaefendi için Seyyid Hazretlerinin Okuduğu Mevlid-i Şerif ve Duası İçin Tıklayınız.

Yazdır

Allah Teala'nın Emridir: Allah'a Yaklaşmaya Vesile Arayınız

Yazar: Sami RuhanPosted in: Sami Ruhan

Maide 35 “Ey İman edenler! Allah’tan korkun. O’na (yaklaşmaya) vesile arayın ve O’nun yolunda savaşın (cihad edin). Ta ki muradınıza (felaha) eresiniz.” Ayet-i Kerimesinin Tefsirleri:

Diyanet tefsiri, Ahkam Tefsiri, Besâiru'l Kur'an, Büyük Kur’an Tefsiri, Furkan Tefsiri, En Kolay Tefsir gibi tefsirler “Vesile”yi “takvaya”, “taate”, “Salih amellere”, “Allah'ın razı olacağı işleri yapmaya”, “Allah yolunda cihat etmeye”, “yaşamak adına tüm gücüyle cehd u gayret göstermeye”, “teslimiyete”, “günahların terk edilmesine”, “Cennette bir dereceye”, “manevi ihtiyacını aramaya” hamletmişlerdir. Bunların bir kısmı da böyle bir geniş yelpazenin ardından Ayetin sadece “Salih amel işlemekle” ilgili olduğuna karar vererek bitirmişlerdir..

Tefsirler içinde bu dar neticeyle bitirmeyenleri de vardır.. Mesela, Zemahşeri, Keşşafında,

Vesile, Allah’a yaklaştırmaya elverişli olan her şeye denir. Sonra Allah'a yaklaştıran taatların yapılması ve uzaklaştıran günahların terk edilmesi hususunda kullanılmıştır

diyerek vesile yelpazesini çok geniş tutmuştur.. Yine İmam Kurtubi, Vesileyi, istenmesi gereken yakınlık ve cennette bir derece olarak açıklamıştır.. Yine mesela, Et-Tefsir'ul Hadis, neticede tevessül konularına girse de başında

Mü'minleri Allah'tan korkup sakınmaya, Allah'ın rızası ve O'na yakınlık bulunan her şeyi araştırmaya ve Allah yolunda cihad etmeye teşvik etmiştir. … Allah'ın emirlerini her zaman geçerli kılmak uğruna sözlü, fiili, stratejik, maddi ve manevi tüm gayretlerin seferber edilmesi anlamındadır. Ve her zaman sabır ve mücadele ile göğüs germek anlamındadır.

diyerek geniş bir açıklama ile başlamıştır..

Tüm Tefsir Alimleri içinde en dikkat çekici olan Fahreddin Razi ise, Tefsir-i Kebirinde, bu Ayete iki mana vererek başlamıştır:

1- O halde ey mü'minler, siz Yahudiler gibi olmayınız. Allah'a isyan etmekten sakınıp, O'na tâatta bulunmak suretiyle, kendisine yaklaşmaya vesileler arayınız.


2- Ey İman edenler, siz babalarınızın ve cedlerinizin şerefli olmalarıyla övünmeyin. Sizin övüncünüz, kendi amellerinizle olsun. Binâenaleyh, Allah'tan korkun ve O'na ulaştıracak yolları arayınız.
 


Razi, “Kısaca evvela yasakları terk etmek, akabinde emredilenleri yapmak..” diyerek konuyu özetlemiş, peşine “Bununla birlikte, yapılması vacip olan şey, iyi huylardır; terk edilmesi gerekenler de, kötü huylardır; sonra terk edilmesi gereken şüphelerdir, yapılması gereken tefekkürdür; Binâenaleyh yapılması gerekli olan şey, Allah'ta gark olmaktır (fani olmak); yapılmaması gereken şey ise, Allah'tan başkasına dönüp bakmamaktır. Riyazatçılar (nefis terbiyecileri), fiil ve terki, ‘Tahliye ve Tezkiye’ ‘Nefy ve ispat’, ‘Fena ve beka’ diye adlandırırlar.” diyerek konuya hepsinden değişik bir açıklama getirmiştir.. Razi’yi özetlersek; Salih amel, güzel ahlak, tefekkür, Allah’ta fena bulmak Razi’nin tecelli makamında diye saydığı bütün bu hususlar Tasavvufun uğraş alanlarıdır..

Razi, Şiadan bir fırkanın iddialarına cevap verirken, diğer umum tefsirler gibi “O'nun rızasını elde etmek için kendisine ulaştıran vesîleyi aramaktır ki işte bu da ibâdet ve taatlarla olur.” diye vurgulamış, neticeyi yine Tasavvufa işaret ederek bitirmiştir:

“İşte bu âyet, ruhanî birtakım sırları ihtiva eden çok mübarek bir âyettir. Biz burada o sırlardan sadece bir tanesine işaret etmek istiyoruz ki o da şudur: Allah'a ibâdet edenler iki kısma ayrılır: Onların bir kısmı, başka hiçbir maksattan dolayı değil, sırf Allah rızası için O'na ibadet ederler. Bir kısmı ise, başka bir maksat için ibâdet etmiş olabilir. Birinci makam, çok yüce ve üstün bir makamdır ki Allah bu makama, ‘ve O'nun yolunda cihad edin’ buyruğu ile işaret etmiştir. Yani, ‘O'na kulluk yolunda ve O'nu tanıma ve O'na hizmet etmedeki ihlâs yolunda cihâd edin...’ demektir.

İkinci makamın derecesi, birincisinden aşağıdır. Yüce Allah bu makama da ‘Umulur ki felaha erersiniz’ ifadesiyle işaret etmiştir. Felah, kötülüklerden kurtulup, sevilen ve umulan şeyleri elde etmeyi kapsayan bir isimdir.


Ehline malumdur ki birinci sınıfa Mukarrebun, diğer sınıfa da Ebrar deniyor.. Mukarrebun demek yani, Allah’ı tanıma ve her şeyi Allah’a halis kılan ihlası elde etmek demek Tasavvuf Ehlinin yolunu tarif etmektedir..

Tefsiru'l Munir de bu Ayete Salih amelden daha geniş bir mana vermiş ve açıkça Tasavvufi terbiyeye işaret etmiştir: “Bu ayet ile Yüce Allah müminlere takvayı, nefsi tezkiye edip arındırmayı emretmiştir” Tefsir alıntısı burada sona erdi

Makbul ve kavuşturucu bir Nefis terbiyesi (tezkiyesi, temizliği) ancak Mürşid-i Kamiller ile olur.. Terbiye söz konusu olduğunda Terbiye edici de söz konusu olur..

 

Tefsir İncelemelerinden Çıkan Netice:


Meşhur olmuş tefsirlerin çoğu “vesileden” manayı sadece Salih Amellere mahsus kılmaktadır. Böyle olmasına rağmen tüm tefsirler “vesilenin” Salih amellerden de daha geniş bir kapsamı olacağını, olabileceğini bir şekilde vermek durumunda kalmışlar.

Bu ilk başta çelişki gibi görünebilir ama değildir. Salih amel işlemek bütün sayılan unsurların bir arada olmasına da bağlıdır.. Mesela güzel ahlak, tefekkür, nefsi cihad, takva, günahtan sakınmak, teslimiyet, yakınlık aramak, manevi ihtiyacını karşılamaya yönelmek, fena makamlarını elde etmek, Allah’ı tanımak; bunların hepsi Salih Ameli tamamlayan, Salih Amelin şartlarını güçlendiren ya da yerine göre temin eden şeylerdir. Ve hepsi de Salih insanların sıfatlarıdır. Birinin eksik kalması ise düşünülemez..

Öyleyse, Tefsir ulemamızın bütün saydığı unsurları elde etmek gerekir ki Allah yolunda Allah’a kurbiyet (yakınlık) için Allah’ın emrettiği “vesile”yi bütün bunları öğrenebileceği “yaşayan” bir Salih kimseyi "kendine örnek kılmak" olarak anlamamız mümkündür. Zira her işin bir ustası vardır. Allah’a yaklaşma hususunda emredilen vesilenin de bir ustası olması akla uygundur. Kişiye düşen, bu vesileyi en güzel ve en yerinde öğrenmek için bir Salih kimseye yakınlık kurmasıdır ki bu, “Sadıklarla olun” gibi diğer emirlere de muvafıktır, yani diğer emirlerle çelişir değildir..

Vesile konusunda, yaşayan bir kimse ile tevessül etme, onunla Allah’tan isteme, onunla Allah’a yönelme konusunda zaten bir icma vardır ki Diyanet tefsiri bu icmayı gösteren bir tefsirdir. Biz de yaşayan Salih insanları kendine delil, örnek kılmak derken bu icmaya uygun bir ifadede bulunmuş oluyoruz. Buna hassaten dikkat edilmesini istirham ederim..

Nitekim, Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri’nde bu Ayetle ilgili:


“Allah'a yakın olmanın yol ve yöntemini, araç ve gerecini elde etmeğe çalışmak; Allah ile gören bir göze, Onunla işiten bir kulağa, Onunla tutan bir ele, Onun için yürüyen bir ayağa sahip olmak”

“Vesile, Yol, vasıta, yakınlık, istek ve arzu gibi mânalara gelir. Âyette de bütün bu mânalar söz konusu olabilir. İmân ve takva ile birlikte kalbi ilâhî sevgi ile doldurmak, düşünceleri bu doğrultuda berraklaştırmak, amelleri ilâhî hoşnutluğa uygun biçimde yerine getirmeğe çalışmak ve günlük hayatın her bölümünde Resûlullah Efendimizi örnek edinmektir. Bu geniş mâna aynı zamanda tasavvuf erbabının da tesbitidir”

diye bir açıklama getirmiştir.. Keza, Elmalılı:

“Vesile ile ilgili, İbnü Zeyd de, ‘muhabbet (sevgi) ile Allah'a kendinizi sevdirmeye çalışınız’ demiş ve, ‘Onların taptıkları da Rab'lerine bir yol arar, her biri Allah'a daha çok yaklaşmak için çalışır’ (İsrâ, 17/57) âyetini okumuştur. … Ve şu halde asıl vesile Allah'a yaklaşma kasdı ve sevme arzusudur. … Ve bunda ‘Mümin kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder’ kudsî hadisinin mânâsının yerleştirilmiş bulunduğu açıktır.”

diyerek Vesileye Salih amelin dışında Muhabbetullah, güzel ahlâk ve nafile ibadetler açıklamasını getirmiştir.

Bütün bunlar, tam anlamıyla, ancak ehlinden, ehliyle, ehliyle beraber bulunarak temin edilebilecek hususiyetlerdir ki bilene kesin bir biçimde malumdur.

...