Bir kimsenin hak ve hürmetine bir şey istemek
Hz. Ali’nin annesi Fatma binti Esed vefat ettiği zaman, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- mevta daha kabre koyulmamışken onun için kazılan kabre girmiş ve oraya uzanarak şu duayı yapmıştır:
الله الذي يحي ويميت وهو حي لا يموت اغفر لأمي فاطمة بنت أسد ولقنها حجتها ووسع عليها مدخلها بحق نبيك
والأنبياء الذين من قبلي فإنك أرحم الراحمين
“Allah yaşatan ve öldürendir. Hay ve ebedidir annem sayılan Fatma binti Esed’i bağışla ona lazım olanı (hüccetini) ona öğret ve yattığı yeri genişlet. Senin peygamberin ve benden önceki tüm peygamberlerin hakkı için ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ım.”
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- daha sonra ardından dört defa tekbir getirerek Hz. Abbas ve Hz. Ebubekir ile beraber onu kabre yerleştirmiştir. [1]
Bu hadisin ravilerinden biri olan Ravh bin Salah hakkında cerh tadil imamları ihtilafa düşmüşlerdir. İbni Hıbban ve Hâkim bu raviyi sika ve güvenilir görerek hadisi sahih kabul etmişlerdir.
Heytemi, “Mecmau’z-Zevaid” te şöyle der: “Hadisin senedinde geçen Ravh bin Salah adlı raviyi İbni Hıbban ve Hâkim güvenilir kabul etmişlerdir fakat bu ravide bizce bir zaaf vardır. Diğer raviler güvenilir ravilerdir”[2]
İbni Abdilber İbni Abbas’tan, İbni Ebi Şeybe de Cabir’den bu hadisi nakletmiş, Deylemi ve Ebu Nuaym’da ayrı rivayetlerde bulunmuşlardır. Netice olarak başka başka senetlerle rivayet edilen bu hadisler birbirlerini kuvvetlendirmektedir.[3]
Şeyh Abdullah İbni Sıddık el-Gumari hadis hakkında şunları söyler:
“Ravh İbni Salah bazı hadis imamlarına göre zayıf kabul edilmiştir. Bu ilimle iştigal eden herkesin kolaylıkla anlayabileceği gibi hafız Heytemi bu yüzden ravi için zaaf ifade eden bir kelime kullanmıştır. Yoksa hadis ‘hasen’ mertebesinden aşağı değildir. Hatta İbni Hıbban’ın şartlarına uygun sahih bir rivayettir.”[4]
Burada anlaşılması gereken bir şey daha var: Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu ve diğer rivayetlerde, hak ve hürmetleriyle Allah’a tevessül ettiği peygamberlerin hepsi vefat etmişlerdir. Öyleyse hem onun hakkı için diyerek, hemde hak ehlinden olan kimseler hürmetine dua etmek caizdir. Üstelik bu zatların hayatta ya da vefat etmiş olmaları onlarla tevessül edilmesine engel değildir.
Ebu Said el-Hudri -radıyallâhu anh-’dan gelen bir rivayette Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
اللهم إني أسألك بحق السائلين عليك وبحق ممشاي هذا فإني لم أخرج أشراً ولا بطراً ولا رياء ولا سمعة خرجت
اتقاء سخطك وابتغاء مرضاتك فأسألك أن تعيذني من النار وأن تغفر لي ذنوبي إنه لا يغفر الذنوب إلا أنت أقبل
الله بوجهه واستغفر له سبعون ألف ملك
“Kim evinden namaz için yola çıkarsa “Allah’ım! senden isteyenlerin ve şu yürüdüğüm yolun hakkı için senden istiyorum. Gösteriş, riya ve böbürlenmek için değil. Senin gazabından sakınmak, rızana nail olmak için yola çıktım. Beni ateşten korumanı günahlarımı bağışlamanı istiyorum. Senden başka kimse günahları bağışlayamaz” duasını yapsın. Böyle deyince Allah ona yönelir ve yetmiş bin melek ona istiğfar eder.”
Münziri, bu hadis için şöyle demektedir: “Hadis, tartışmalı bir senetle rivayet edilmiştir Şeyhimiz Hafız Ebu Hasan hadisi ‘hasen’ kabul etmektedir.”[5]
Hafız İbni Hacer “hadis ‘hasen’ dir” demiş, Ebu Huzeyme’de “Kitabu’t-Tevhid” te zikretmiştir. İmam Ahmed, Ebu Nuaym, İbni Sinni’de hadisi rivayet etmişlerdir.[6]
Iraki’de “hadis ‘hasen’ dir” demiştir.[7]
Hafız Busayri “İbni Huzeyme “sahih” inde zikretmiştir” demiştir.[8]
Hafız Şerefüddin Dimyati “Allah’ın izniyle isnadı ‘hasen’ dir demiştir.[9]
Allame muhakkık muhaddis Seyyid Ali bin Yahya el-Alevi, “Hidayetü’l-Mütehabbitin” adlı güzel risalesinde: “Hafız Abdülgani el-Makdisi hadisi ‘hasen’ kabul etmiş İbni Ebi Hatem’de makbul görmüştür” demiştir.
Netice olarak bu rivayetin, İbni Huzeyme, Münziri, onun hocası Ebu Hasan, Iraki, Busayri, –“kaside-i Bürde” sahibi olan Busayri değildir- İbni Hacer, Şeref Dimyati, Abdülgani el-Makdisi ve İbni Ebi Hatem gibi büyük hadis imamları ve hafızları tarafından ‘sahih’ ve ‘hasen’ görülen bir hadis olduğu anlaşılmıştır.
Artık hadis hakkında birisinin söz söylemesine gerek kalmış mıdır acaba? Bu işinin ehli dev hadis âlimlerinin söylediklerinden sonra, hadis ilminde daha yeni emeklemeye başlayan tıfılların sözlerine hangi akıl sahibi itibar eder acaba? [10]
أَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ أَدْنَى بِالَّذِي هُوَ خَيْر
“En hayırlı olan ile düşük olan şeyi mi değiştiriyorsunuz” (Bakara 61)
فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُور
“Gözler kör olmaz ama göğüslerdeki kalpler kör olurlar” (Hac 46)
[2] Bu ifadeler Heytemi’nin hadisi sahih görmesinin vechini ortaya koymaktadır. Böylelikle “Heytemi aslında bu hadisi sahih kabul etmiyor” diyenlerin sözleri de reddolunmul oldu. Ravh bin Salah Ebû Hatem ve İbni Hıbban tarafından sika ve güvenilir kabul edilmiştir. Ebû Hatem, Zehebi’nin: “onlardan birisi bir kimseyi güvenilir gördü mü, ona azı dişlerinizle sımsıkı yapışın” diye nitelediği hadis imamlarının içinde yer almaktadır. Zehebi’nin Şeyh Abüdlfettah Ebû Gudde tahkikiyle yayınlanan “Zikrü men Yu’temedu Kavlühü fi’l-Cerhi ve’t-Ta’dil” adlı risalesine bakılsın
Yani netice olarak Heytemi’nin naklinde değil onu tenkit edenlerde bir çelişki vardır.
[3] Müellif burada, bu muhaddislerin kıssanın aslını rivayet ettiklerini yani ‘müdelles’(bir raviden hadis almadığı halde almış gibi yapılması) bir rivayet yapmadıklarını ifade etmiş olmaktadır. Nitekim ‘müstahrac’ hadis kitapları yazan âlimlerin çokça yapmış olduğu bir tarzdır bu. Bu husus hadis ve mustalah kitaplarına enine boyuna açıklanmaktadır.
Müellif, Heytemi’nin hadis hakkındaki görüşlerini üzerinde bir şey söylemeden aynen aktarmakla, mesuliyetten kurtulmuştur. Bazıları ise hadiste geçen duanın sadece Heytemi’nin rivayetinde yer alıp diğer rivayetlerde olmamasını sebep göstererek rivayetin ‘illet’ içerdiğini iddia etmişlerdir. Bu bir illet kabul edilemez ki. Zira bu rivayette fazladan gelen ziyade ‘münker’ ya da ‘garip’ değildir ki biz onu reddedelim. Üstelik bu hadisin manasında birçok başka rivayetler de vardır.
Hadis hafızlarının ‘sahih’ olduğunda ittifak ettikleri Osman bin Huneyf rivayetinde, Ebû Said el-Hudri’nin “Senden isteyenlerin hakkı için…” ifadelerinin yer aldığı ve Şeyh İbni Teymiye’nin de “el-Kelimü’t-Tayyib” adlı eserinde zikrettiği hadiste, “Şu yürüdüğüm yolun hakkı için…” ifadelerinin geçtiği ve Şeyh Muhammed bin Abdülvahhab’ın “Adabu’l-Meşyi ila’s-Salat”adlı kitabında zikrettiği hadisi şerifte ve birçok rivayette bu lafızlarla dua edildiği görülmektedir.
[10] Ebû Said el-Hudri’den nakledilen “senden isteyenlerin hakkı için istiyorum Allahım” ifadeleriyle nakledilen hadisi şerifi “Adabu’l-Meşyi ila’s-Salat” adlı eserinde zikretmiş ve onunla amel etmeye teşvik etmiştir. İbni Huzeyme ve diğer davet imamlarının Hadisi ‘sahih’ ve ‘hasen’ kabul etmesinden sonra hiç kimseye itiraz etme imkanı kalmamıştır. Allah bizi yanlış anlamalardan muhafaza etsin.


