Yazdır

Mevlanadan Esintiler -1- Nefehât

Yazar: Ebu Hureyre. Posted in Muridanın El Kitabı

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

MEVLÂNÂ'DAN ESİNTİLER

-1-

ASRIN MÜCEDDİDİ MAHMUD EFENDİ HAZRETLERİ BUYURMUŞLARDIR Kİ:

"ŞEYHİM ALİ HAYDAR AHISHAVÎ (Kuddise Sirruhû) ŞÖYLE BUYURURLARDI: İKİ KİTABA ASLA ÎTİRÂZ EDİLEMEZ; BİRİ MESNEVÎ, BİRİ DE RİSÂLE-İ KUDSİYYE".

NEFEHÂT

Hamd-ü senâlar, salât-ü selâmlar..

Ünsiyet sâhibi Evliyâullâhın nefeslerinden yayılan Rahmet-i Sübhâniye'den esinlenme niyâzıyla âğâz ederiz (başlarız).

تو مگو ما را بدان شه بار نيست با كريمان كارها دشوار نيست

To megû mâ ra bedan şeh bâr nîst

Ba kerîmân kârhâ doşvâr nîst

(Mesnevî; 1, 221)

Deme: "Bize, O pâdişâhın kabûlüne yol yoktur!"

Zîra Kerîm olanlarla iş yapmakta zorluk yoktur.

Muhammed Ferîdüddîn Attâr /H. 537-618/ (Kaddese Sirrahü'l-Gaffâr), Tezkiretü'l-evliyâ'sına şöyle başlar:

"Kur'ân ve hadîslerden sonra, Meşâyih-i kirâmın sözlerinden daha yüce ve değerli söz yoktur. Zira onların sözleri amelin, tatbikâtın ve hâlin neticesidir; hıfzın, ezberlemenin ve konuşmanın semeresi değildir; ayândandır, beyândan değildir; esrârdandır, tekrârdan değildir; 'İlm-i ledünnî'dendir, 'İlm-i kesbî'den değildir; vecdden ve coşkunluktandır, çalışmak ve çabalamaktan değildir. 'Eddebenî Rabbî (Rabbim beni yetiştirdi)' âlemindendir, 'Allemenî ebî (Babam bana öğretti)' dünyasından değildir. Zira onlar Peygamberlerin vârisleridir."

Sözleri bu kadar kıymetli olan bu Evliyâullâhın, elbette varlıkları da o kadar değerlidir. Mevlânâ Muhammed Celâleddîn-i Rûmî /H. 604-672/ (Kaddesellâhû Sirrahü'l-Âlî)nin de ifâde ettiği üzere, Enbiyâ (Aleyhimüsselâm) gibi Evliyâ Hazarâtının vücûdları (varlıkları) da, âlemler için rahmet ve lütuftur:

زآن بیاورد اولیا را بر زمین تا كندشان رَحْمَةً للعالمین

Zan biyâverd evliyâ râ ber zemîn

Tâ konedşan rahmeten li'l-âlemîn

(Mesnevî:3/1804)

Allâh-u Te'âlâ Evliyâyı yeryüzüne, âlemlere rahmet olmaları için getirdi.

Yüce Mevlâmıza hamdolsun ki biz de bu rahmetten mahrûm olmadık. Şu gökkubbenin altında Müceddid Mahmud Efendi Hazretleri'nin varlığının rahmeti ve bereketi üzerimizdedir. Rabbim kıymetini bilmeyi, hizmetine girmeyi bizlere nasîb ve müyesser etsin, Kendilerine de çok uzun ömürler ihsân etsin. Allâh-u Azîmüşşân'ın bu büyük dostu, Zamanımızın Mevlânâsı olarak günümüzde İlâhî yolun rehberi, hakîki aşkın nûmune-i imtisâlidir.

İmâm-ı Kuşeyrî /H. 376-465/ (Kuddise Sirruhû) er-Risâletü'l- Kuşeyriyye isimli kıymetli eserinin başında şöyle der: "Şüphesiz Allâh-u Te'âlâ, sûfiyye tâifesini dostlarının en hayırlısı ve samîmisi kılmış, onları Rasûl ve Nebîlerinden sonra, diğer tüm kullarının üzerinde üstün yapmış, onların kalplerini Kendi sırlarının mâdenleri hâline getirmiş ve ümmet arasında onları, nurlarının doğup parlamasına has kılmıştır. İşte onlar, halk için "Ğıyâs (meded ve yardım edici, imdâda yetişici, Ğavs)dır..."

Hucvîrî /H. 400-465/ (Rahimehullâh)ın da, meşhur eseri 'Keşfü'l-mahcûb'da dediği gibi; "Hakk Sübhânehû ve Te'âlâ, peygamberliğin delîlini kıyâmete kadar bâki ve dâim, evliyâyı da bu delîlin izhârına (gösterilmesine) sebep yapmıştır. Velîlerin zuhûrundan maksat, Allâh-u Te'âlâ'nın âyetlerinin ve Muhammed Mustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in doğruluğunu gösteren delillerin sürekli olarak zâhir ve âşikâr olmasıdır. Hakk Te'âlâ Hazretleri, seçtiği velîleri, âlemin (manevî) vâlileri yapmıştır. Gökten yağmur bu zâtların bereketi sebebiyle iner; topraktan bitkiler onların himmetleri vesîlesiyle biter.."

İnsanın, yapısı îtibârı ile maddî olduğu gibi mânevî ihtiyaçları da vardır. Bu ihtiyaçların giderilmesi ve insanın kemâl mânâda tatmin olabilmesi de, ancak Evliyâullâh Hazarâtı ile kurulan münâsebet ve ünsiyete bağlıdır. Zira bu seçkin zatlar Cenâb-ı Hakk'ta fânî ve O'nunla bâkî olmuşlardır. Bu sebeple onlar Allâh-u Te'âlâ'nın kendilerine bahşettiği, gönüllerin şifâsı ve ruhların safâsı olma vasıflarıyla, gafletten uyanışın, kendini bilişin ve huzûra erişin kaynağı; saflığın ve paklığın da örneğidirler. Her zamanda Meşâyih-i Kirâm, Mevlâ Teâlâ'ya ulaşmak isteyenlerin rehberi, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e ittibâ etmek (uymak) isteyenlerin örneği, âfiyete kavuşmak ve "kalb-i selîm"e erişmek isteyenlerin hekîmi olmuşlar, bireylere ve toplumlara hidâyet üzere doğru yön vermişlerdir.

Niyâz-i Mısrî (Kuddise Sirruhû) ne güzel söylemiştir:

Derviş olan kişinin sözleri umrân olur,

Sâlik-i Hakk olanın râhına (yoluna) bürhân olur!

İlm-i ledün dersini ârif olan kişiler,

Haste-dil (gönlü yaralı) olanların derdine Lokmân olur!

Evliyâullâhın berekâtı (bereketleri) sâyesinde, Fuyûzât-i Muhammediyye kıyâmete dek akmaya devam edecektir. Çünkü bu zevât-ı kirâmın en belirgin husûsiyetleri, Allâh'ın Sevgilisi, Kâinâtın Efendisi Muhammed Mustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in "Sünnet-i seniyye"sine sımsıkı bağlılık ve ona tam uyma husûsunda gösterdikleri titizlikdir. Bu esas sebebiyledir ki, onlar Peygamber vârisi olarak birer irşâd ve hidâyet kaynağı hâline gelmişlerdir.

أُولَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهِ

"İşte onlar, Allâh'ın hidâyete erdirdiği kimselerin ta kendileridir. Öyleyse sen de onların hidâyetine uy!" (En'âm Sûresi, 90)

Bu zatlar, kendilerine ihsân edilen basîret, kerâmet, hikmet ve keşif sâhibi olmak gibi meziyetlerle, madde ve mânâdan müteşekkil olarak yaratılmış insanoğluna, şehâdet âleminin (görünen âlemin) ötesindeki ğayb âlemine mânevî pencereler açmaya, onları İlâhî hakîkatlerden haberdâr etmeye ve mânâ âleminin rehberliğini yapmaya liyâkat ve ehliyet kazanmışlardır. Bütün âlemler Hâce-i Kâinât Eşref-i Mevcûdât olan Hazret-i Muhammed Mustafâ (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in hatır ve hürmetine yaratılmıştır ve tüm Evliyâ (Kaddesallâhü Esrârahum) da ona tâbi olmuşlardır. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Allâh-u Te'âlâ ve Tekaddes Hazretleri'nin bu cihânda baş aynasıdır. Ehlullâh Hazarâtı da Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in aynasıdır. Aynadan aynaya akis, gönülden gönüle mânevî yol vardır. Binâenaleyh Meşâyih-i Kirâmda tecellî eden ve görünen Mevlâ Te'âlâ'dır. Allâh'ı arzulayanın ve kurtuluş arayanın, ayna kâbiliyetinde yaratılan bu kalbi muhabbetle Ehlullâha doğru tutması ve silsileye yapışması gerekir.

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) birgün ashâbından birinin cenâzesini teşyî için mezarlığa gitmişti. Kabristandan dönünce Hazret-i Âişe-i Sıddîka (Radıyallâhu anhâ)nın yanına gitti. Onunla hasbihal ederken, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in üzeri, Sıddîka annemizin dikkatini çekti ve merakla Efendimizin üstünü başını yoklamaya başladı. Peygamber Efendimiz: "Ey Humeyrâ! Böyle harıl harıl üzerimde ne arıyorsun?" diye sorunca, Sıddîka annemiz: "Bugün hava bulutluydu. Çok yağmur yağdı. Üzerinde yağmurun eserini arıyorum ama bakıyorum ki yağmurdan hiç ıslanmamışsın!" dedi.

Peygamber (Aleyhisselâm) da ona:"Peki o sırada başına ne örtmüştün" diye sordu. Âişe-i Sıddîka (Radıyallâhu anhâ): "Senin cübbeni başıma örtmüştüm" deyince Kâinâtın Efendisi şöyle buyurdu: "Ey Tertemiz Hanım! İşte, Allâh-u Te'âlâ senin mübârek ve temiz olan gözüne ğayb yağmurunu gösterdi. O yağmur, sizin bu dünya bulutunuzdan değildir. Başka bir buluttan, başka bir göktendir. " (Mesnevî, 1/2012-2036)

'Ğayb Âlemi'nin de bulutu, yağmuru, rüzgârı, göğü ve güneşi vardır. Fakat onlar, ancak ümmetin havâssına (özellerine) görünür; ancak Ârifân Hazarâtı onlardan hakîkaten haberdâr olur. Zîra onlar kudsiyet makamlarıyla devamlı ünsiyet hâlindedirler. Gönülleri Allâh-u Te'âlâ'nın aynası olmuştur. Nefesleri Mevlâ Teâlâ'nın feyzi olmuştur. Nefisleri Hakk Te'âlâ'nın rızâsı üzere olmuştur. Varlıkları da Sübhân Te'âlâ'nın rahmeti olmuştur. Bu yüzden onları kendilerine vesîle edinenler de, mâneviyât ve kurbiyyet devletinden nasipdâr olma bahtiyârlığı ile sûretten hakîkate ererler.

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)buyurmuştur ki:

إِنَّ لِرَبِّكُمْ فِي أَيَّامِ دَهْرِكُمْ نَفَحَاتٌ، فَتَعَرَّضُوا لَهُ، لَعَلَّهُ أَنْ يُصِيبَكُمْ نَفْحَةٌ مِنْهَا، فَلا تَشْقَوْنَ بَعْدَهَا أَبَدًا

"Şüphesiz, zamanlarınızın içinde ömrünüz süresince (kalplerinizi ferahlatacak) nefehât (nefhalar) vardır. Âgâh olun (ey Hakk tâlibi olanlar)! Hemen (Rabbinizin o kudsî) esintiler(in)e yönelin, o hoş râyihaları koklayın. Zira o nefehâttan (ilâhî rahmetlerden) size bir nefha erişip de, böylelikle ondan sonra artık ebedî acı ve bedbahtlığa mübtelâ olmayasınız ve sonsuz saâdete kavuşasınız." (Hakîm-i Tirmizî, Nevâdiru'l-usûl, 2/293; Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, 19/233-234, no:519; İbn-i Ebi'd-Dünyâ, el-Ferec, 11; Ebû Nu'aym, Hilyetü'l-evliyâ, 3/162; Beyhakî, Şuabü'l-îmân, 2/370-371, no: 1073; İbn-i Asâkir, 24/123; Münâvî, Feyzü'l-Kadîr,1/691, no: 1108; İbn-i Ebî Şeybe, el-Musannef, 13/309; Suyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 7/713, 8/281-282; İbn-i Kesîr, 2/434)

"Nefha"; (yayılan) hoş ve güzel koku; meltem, ılık ve hafif rüzgâr, esinti; soluk, nefes; hediye, arzedilen (sunulan) şey gibi anlamlara gelmektedir. Çoğulu, "Nefehât"tır.

Hakîkat ehli katında, istifâdesi emir buyurulan nefhalar, Fahr-i Kâinât (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin izinde olan Evliyâullâhın nefesleridir. Zîra onlar, ümmetin kâmilleridir ve mânevî makam itibâriyle diğer din kardeşlerinden daha öndedirler. Onların nefesleri Hakk Te'âlâ'nın mânevî katından gelen esintilerdir. Onların nazarları ve onlarla olan dostluk ve kaynaşma da Mevlâ Te'âlâ'nın ihsânlarından, bağışlarından ve hediyelerindendir. Bunlar ganimet sayılması gereken şeylerdir. Bunlardan başkalarını önemsememek, bunları ganimet bilişin ta kendisidir. (Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mektûbât; m: 3, sh: 64)

Mevlâ Teâlâ'nın cemâl tecellîlerine en mükemmel mânâda mazhar olan Ehlullâh, İlâhi âlemden yayılan güzel ve hoş kokularla gönüllere neşe ve ruhlara ferahlık gelmesinin vesîleleridir. Nitekim Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz;

أَجِدُ نَفَسَ رَبِّكُمْ مِنْ قِبَلِ الْيَمَنِ

أَجِدُ نَفَسَ الرَّحْمٰنِ مِنْ قِبَلِ الْيَمَنِ

"Ben Rahmân olan Rabbinizin nefesini Yemen tarafından duyuyorum" buyurmuştur. (Ahmed ibn-i Hanbel, el-Müsned, c:16, sh:576, no:10978; Taberânî, Müsnedü'ş-Şâmiyyîn, c: 2, sh: 149-150, no: 1083)

Burada murâdın Üveys el-Karanî -Veysel Karânî- (Rahmetullâhi Aleyh) olduğu beyân edilmiştir.

Kâşif-i esrâr-i Kayyûmî Mevlâna Celâleddin-i Rûmî (Kuddise Sirruhü'l-Âlî) de yukarıda zikredilen hadîs-i şerifte geçen 'Nefehât'ı, "Hakîkat-i Muhammediyye'ye vâris olan 'Evliyây-i esfiyâ'nın (seçkin, hâlis velilerin) enfâs-i tayyibeleri (tertemiz nefesleri)" olarak mânâlandırmış ve şöyle buyurmuştur:

گفت پيغمبر كه نفحتهاى حق اندر اين ايام مى‏آرد سبق‏

Goft peygamber ki nefhathây-i Hakk

Enderîn eyyâm mî âred sebak

Peygamber (Aleyhisselâm) buyurdu ki: Hakk Teâlâ'nın nefhaları (rahmetinin hoş kokuları) bugünlerde (artık kıyâmete kadar dâim ve cârî olarak tüm devir ve zamanlarda her yere yayılıp, kulları üzerine) eserek kemâliyle zâhir olacak.

Yâni benim yolumda nice velî ve kâmil zatlar gelecek, zuhûr edecek.

گوش و هش داريد اين اوقات را در رباييد اين چنين نفحات را

Gûş-o hûş dârîd in evkat râ

Der rubâyîd inçonîn nefhât râ

(Ey İlâhî nefehât tâlibi olanlar! Şimdi) gâfil olmayıp, o şerefli vakitler için pür dikkat kesilin, aklınız o vakitlerde olsun. Acele ederek, böylesi latîf ve şerîf nefhaları bulduğunuzda kapın.

Yâni, her devirde İnsân-ı kâmil bulunmaktadır. İşte onun bulunduğu dönemleri ganimet bilin ve ondan yayılan İlâhî feyizlerden istifâde etmeye bakın, fırsatı kaçırıp da nasipsiz olmayın. Zîra böyle değerli vakitler bir daha ele geçer sanmayın!

نفحه آمد مر شما را ديد و رفت هر كه را كه می خواست جان بخشيد و رفت‏

Nefha âmed mer şoma râ dîd-o reft

Her kirâ mî hâst can bahşîd-o reft

Nefha-i Rabbânî sizin tarafınıza da geldi. Gafletinizi gördü, haberiniz olmadan esip esip gitti. Senin ise hiç uyanıklığın yok! Yazık! Halbuki bu İlâhî nefha, dilediğine, ruh üfleyerek bâki hayâtı bağışladı ve göç edip gitti.

Yâni, İlâhî ve Rabbânî bir rüzgârı temsil eden kâmil velî de, insanlar arasında gezer, dolaşır. Onda parlayan İlâhî nurları ve taşıdığı Rahmânî güzellikleri görmeye istîdâdlı olup da muhabbetle bağlananların gözleri aydın, halleri hoş olur. Yabandakilerin ise gönülleri harap, elleri boş kalır.

نفحه‏ۀ ديگر رسيد آگاه باش تا از اين هم وا نمانى خواجه‏تاش‏

Nefha-i dîger resîd âgâh bâş

Tâ ezin hem vâ nemânî hâcetâş

Başka bir nefha daha erişti. Uyanık ol, uyanık! Kalk gaflet uykusundan da bari bu yenisini ara bul! Zira bundan da geri kalmayasın, onun nûrundan mahrûm olmayasın ey ortak!

Yâni, geçmiştekilere yetişemediysen ve geçenlere ulaşamadıysan da, bâri bu zamanda mevcut olan mürşid-i kâmillerden istifâdesiz ve nasipsiz olma. Kendi zamanındaki Evliyâullâhtan feyz almaya bak ve onu Feyz-i Muhammedî bil! Çünkü Meşâyihın silsilesi birbirine bağlıdır ve o silsile elden ele Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimize ulaşır. (Mesnevî: 1/1951-1954; Ankaravî, Şerh-i Mesnevî: 1/180; Sarı Abdullah Efendi, Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî: 3/2-4)

Yetmiş bin Evliyânın Yetiştiricisi, İkinci Bin yılın Müceddidi Hazret-i İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî /H. 971-1034/ (Kaddesellâhu Sirrahü's-Samedânî), intisâb ettiği mürşidi, Ğavs-i Âzam Ârif-i Billâh Hâce Muhammed Bâkî Billâh /H. 971-1012/ (Kuddise Sirruhû) hakkında: "Bu fakir yakînen biliyorum ki, böylesi bir sohbet ve cem'iyyet menba'ı, terbiye ve irşâd kaynağı, Fahr-i Âlem Peygamber Efendimizin zamanından sonra dünyada çok az görülmüştür. Gerçi insanların en hayırlısı olan Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin zamanında bulunamadık, sohbetine kavuşamadık ama, Muhammed Bâkî Billâh Hazretlerinin saâdetli sohbetinden de mahrûm kalmadık. Bunun için bu büyük nimetin şükrünü yerine getirmek lâzımdır." buyurmuşlardır.

Her asırda Allâh-u Te'âlâ'nın göndermiş olduğu Peygamberler adedince velî bulunmaktadır. Bunların hepsi Peygamberlerin kademi üzeredirler. (Muhammed Fethâ es-Sûsî en-Nazîfî, ed-Dürretü'l-Harîde Şerhul'-Yâkûteti'l-Ferîde; 1/50, 66)

İşte her devirde, halkı Hakk'a irşâd eden 'Mürşid-i kâmil'ler ve 'Ârifân' Hazarâtı bulunmakta, îcâb eden sözleri söylemekte, geçmişte yaşamış selef-i sâlihînin, ârif ve âlim zâtların söz ve nasîhatlerini de anlatıp nakletmektedirler. Zâten bütün İslâm büyüklerinin hâtır ve hâtıralarının her zaman gözetilmesi ve yüce tutulması, Müslümanlar için büyük bir edeptir ve Dîn-i mübîn-i İslâm'ın azîz tutulmasına eşdeğerdir. İşte velî zatlar da mütekaddim (geçmiş) velîlerden nakiller yaparlar, onların sîret ve menkibelerinden bahsederler. Zîrâ onların hayatı rûha dinçlik ve güç verir. Cenâb-ı Mevlâna (Kuddise Sirruhû) Hazretleri de;

گر چه هر قرنی سخن آری بود لیك گفتِ سالفان یاری بود

Gerçi her karnî sohen ârî buved

Lîk goft-i sâlifân yârî buved

(Mesnevî, 3/2538)

Gerçekten, her devirde (irşâd ederek) söz söyleyen olur,

Ama evvelkilerin sözleri (o zâta) yardımcı olur.

buyurmuştur.

Bugünlere gelene kadar, üzerinde ittifak edilmiş zâhirî ve bâtınî ilimlerin sâhibi, Peygamber vârisi olan büyüklerimizi unutmamak ve unutturmamak da bizim vefâ borcumuzdandır. Zîra onların Rabbânî sözleri hiç eskimez ve geçerliliğini yitirmez. İşte böyle ulu zatların içinde temâyüz etmiş olan Kâşif-i esrâr-i Kirdigâr Mevlânâ Hüdâvendigâr (Kuddise sirruhû)nun sedâsı olan Mesnevî ve diğer eserleri de, ayrıca onun bir kerâmeti ve tasarrufu olarak tüm çağlara ve bütün insanlara ulaşmakta ve tesir etmeye devam etmektedir. O şöyle buyurur:

دائما ترّ و جوانیم و لطیف تازه و خندان و شیرین و ظریف

Dâimâ terr-o civânîm-o latîf

Tâze vo şîrîn-o handân-o zarîf

(Mesnevî, 3/2936)

Dâimâ taptâze, genç ve latîfiz,

Dâimâ yeni, tatlı, gülümser ve zarîfiz.

Hazret-i Mevlânâ (Kuddise sirruhû)nun çağdaşı Yunus Emre /H. 638-720/ (Kuddise Sirruhû) da şöyle der:

Biz sevdik âşık olduk,

Sevildik mâşûk olduk.

Her dem yeni doğarız,

Bizden kim usanası!

Yıllar yılı, rengini İslâm nûrundan, suyunu Mâverâünnehir'den, gıdasını Ahmed Yesevî (Kuddise Sirruhû)dan alan çiçeklerin âlemi şenlendirdiği devirde, Mevlânâ Hazretleri de müstesnâ güzelliğiyle açarak ruhları ferahlatmış, onun hoş kokuları ıtır ıtır yayılmış ve bugünlere dek gelmiştir. Ayrıca şimdi, Asrımızın Müceddidi Zamanımızın Mevlânâsı olan Ğavs-ı Âzam Şeyh-i Muazzam Mahmud Efendi Hazretleri'nin farkında olup, onun Rahmânî nefhâlarını koklama zamanıdır. Rabbim nefehât ve berekâtını üzerimizde ve dâim eylesin, dünya ve âhirette bizi ondan ayırmasın! Âmin!

İşte böylelikle burada Üstâdımız Ârif-i Billâh Müceddid Mahmud Efendi Hazretlerimiz'in himmet ve berekâtı ile, ismi, şahsiyeti, sîreti ve eserleri husûsunda tam bir kabûl, muhabbet ve itimâda sahip olan Âriflerin Sultânı Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri'nin engin ilim ve irfân okyanusundan damlalar eşliğinde tasavvuf ve irfan dünyâsına yelken açmaya ve nesillere gerçek Mevlânâ'yı tanıtmaya çalışacağız.

Eyle tevfîkini bu 'bende'ne Yâ Rabb refîk,

Kıl inâyet bana ki Ente Veliyyü't-tevfîk!

Murat Soydan / marifethaber.com

Son Eklenen Twittler


Warning: file_put_contents(/home/reddulmu/public_html/giris/cache/widgetkit/twitter/twitter-e3bf79a10858f577c0bd8e2e5c04b5a2.php) [function.file-put-contents]: failed to open stream: Permission denied in /home/reddulmu/public_html/giris/media/widgetkit/widgets/twitter/twitter.php on line 191

kendilerini zeki sananların aslında ahmak olduklarını anladıklarında çok geç olabilir ..

Reddul Muhtar

@rustue hoca nükteli konuşurdu.ALlah kendisinden razı olsun .. lakin az sayıda zeki insan kendisini anlayabiliyordu denirse yeridir..

Reddul Muhtar