Reddul Muhtar

Ehl-i Bidat-ı Red ve Tahkir Ediyoruz.

Thursday
Mar 11th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

18

Oca

2010

Hacı Rıdvan Efendi Hakk’a Yürüdü

Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

Trabzonlu ilim ve maneviyat adamı Hacı Rıdvan Hocaefendi, Sakarya'nın Akyazı İlçesi'nde, 99 yaşında hayatını kaybetti.

Hacı Rıdvan Efendi Kimdir

“Hacı Rıdvan Hoca” ya da “Hacı Rıdvan Efendi” olarak Of ve çevresinde ün yapmış olan Rıdvan Harputoğlu hocaefendi, eski dönem âlimlerinin son halkalarından biri olarak kabul edilir. 1911 yılında Of Balaban Köyü, Yeni mahallede dünyaya geldi. Babası icazetli müderrislerden Hacı Mustafa Efendi’dir.

Hacı Rıdvan Efendi temel islâmî eğitimini babasından alır. Daha sonra Mehmet Rüştü Aşıkkutlu hocaefendiden kıraat okuyarak icazet alır.

Bir süre köy camisinde imamlık yapar.

İmamlığı sırasında Hacı Dursun Efendi’nin ders halkasına katılır. Bu sırada ders arkadaşlarından biri de Hacı Mahmud Efendi (Ustaosmanoğlu)dur.

Hacı Dursun Efendi’de beş yıl okuyup icazet aldıktan sonra sırasıyla Of, Tervel, Kono, Hundez, İftiryali, Balaban Köylerinde şerî ilimler okutur. Buralarda birçok icazet verir. Daha sonra Balaban Merkez Kur’an Kursunu kurar ve vefat edinceye kadar burada talebe okutmaya devam eder.

Hacı Rıdvan Efendi, Fıkıh, Tefsir, Hadis ilimlerinde vukufiyet sahibi bir hocaydı.
Hocaefendi’nin “Te’lîfât-i Harbûti fi’l-Akaid”adlı Arapça bir eseri ve “Müslümanın El Kitabı” adlı Türkçe bir eseri vardır.

Bu eserlerinin yanı sıra ömrünün son dönemlerinde din tahripçilerine karşı çok sayıda broşür, makale yazmıştır. Bunları fotokopi ile çoğaltarak ya da bastırarak Müslümanları modernist bidatçilere karşı uyarmaya devam etmiştir.

Hacı Rıdvan Efendi’nin vefatı münasebetiyle bir açıklama yapan, oğlu Hüseyin Harputoğlu hoca, babasının ömrünü İslâm'a adayan bir “cihat adamı” olduğunu söyledi. Harputoğlu şöyle konuştu: “Gittiği her yerde eserler bıraktı. Ölmeden önce kendine özel bir teneşir yaptırdı. Üzerinde yazısı olmayan yeşil bir bez diktirdi. Ölenin üzerinin dua yazılı bezle örtülmesi doğru değil derdi. Sürekli İslâm'ı gerektiği gibi yaşayıp yaşamadığımızı sorardı.”

Hocaefendi’nin bidatçi ve modernist akım ve kişiler karşısında ki tavrına bir örnek olan aşağıdaki yazısını vefatı münasebetiyle aşağıda yayınlıyoruz (diline ve üslubuna müdahale etmeden):

“Ey yirminci asrın ahir zaman müctehidleri!

İslam âleminde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimlerinin müctehid kabul etmiş ve Müslüman cemaatlerin o müçtehide tabi olmakla İslam dini yolundan ayrılmadığı dört mezhep imamlarının sonuncusu hicri iki yüz kırk bir senesinde dâr-i bekaya irtihal eden İmam Ahmed b. Hanbel (r.a) olmuştur. 

Hicri iki yüz kırk bir tarihinden bin üçyüz seksen tarihine kadar geçen zamanlarda İslam âlemine gelip dâr-i bekaya irtihal eden dört mezhebe mensup İslam âlimlerinden hiçbir tanesi asla ictihad davasına dil uzatmamıştır
.
Dört mezhepten biri olan imam-i Şafii mezhebine mensup Şafii ulemasından Bediuzzaman ismi ile maruf Said Nursî hazretleri yüzlerce eserleri ile müminlere ışık tutmuş bir zattır. Zamanın allamesi olan bu zata ictihaddan sual ettiler. O büyük zat bakınız nasıl cevap vermiştir. “Bu zamanda ictihad kapısını açmak kış mevsiminde yatmış olduğun odanın pencerelerini açıp yatmaya benzer “diyerek cevap vermiştir.

Bu zamanda bizim işimiz de öyle olmadı mı? Bin dokuz yüz yetmiş tarihinden sonra meydana çıkan profesör ve doktor unvanları takınan bazı kimseler Usul-i Fıkıh, ilm-i Kelam ve Meani ilimlerini okumadan, İslam dininin hükümlerini bilmeden bu zamana kadar gelen dört mezhepte İslam dini âlimlerinin Kitap, Sünnet ve İcma-i Ümmet’e temessüken kütüphaneler dolusu fetva kitapları yazıp beyan etmişler iken o kitaplardan sarf-ı nazar ederek “onların fetvaları onların zamanında idi” diyerek yeni bir ictihad kapısı açmışlardır. Fakat ilimleri İslam dininin izahına kâfi olmadığından İslam dininde İslami hükümler çıkarmakla Müslümanların gideceği hak yolunu gösteren bir kitap yazmaya güçleri yetmemiştir.

Dört mezhep imamları ve dört mezhebe mensup ulema-yı kiram’ın ittifaklarında İslami hükümlerde delil üçtür. 

Bir: Kitap, iki: Sünnet, üç: İcma-i Ümmet’tir. Hanefi mezhebinde Kıyas-ı Fukaha da delil olmakla deliller dört olmuştur. 

Aslında İcma-i Ümmet demek Sahabe-i Kiram’ın ittifak ettiği kelimelerdir.

Binaenaleyh dört mezhep ulemasının arasında ittifak edilen meseleler İcma-i Sahabe’ye tâbidir. İhtilaf edilen meselelere de kıyas-ı fukaha denir. 

Tefsir-i Hazin ve Halebî haşiyesindeki beyanlarında İmam Şafii hazretlerine, “İcma’nın delil olmasında bir ayet var mıdır?” diye sual ettiler. 

İmamı Şafii hazretleri üç yüz kere Kur’ân-ı Kerim’i hatim ederek Nisa sûresinin yüz on beşinci ayeti kerimesini bularak sual edenlere cevap vermiştir. Bu ayetin mana-ı şerifi “Her kim de kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Hazret-i Peygamber (s.av.) e aykırı harekette bulunur ve müminlerin yolundan başka bir yere uyar giderse, onu, döndüğü sapıklıkta bırakırız. Ahrette kendisini cehenneme koyarız ki, o, ne kötü bir dönüş yeridir.”

Bu yazımızda zikri geçen Tabakat-i Fukaha’nın kitaplarından Meraku’l-Felah, Bedâi’ ve Munyetü’l-Musalli kitapları sahiplerinin kitaplarından çıkarıp yazmış olduğumuz namaz hakkındaki farziyyetlerinin subut bulmasına dair delilleri Kitap, Sünnet ve İcma-i Ümmet olmuştur.

Sual edilirse, “Kitap ile farziyyeti sübut bulan bir farzın Sünnet’e ne ihtiyacı olabilir? Çünkü o, Allah Teâlâ’nın emridir. Sünnet ile sübut bulan bir farzın İcma-i Ümmete ihtiyacı olması mümkün müdür ki Rasâlullâh (s.a.v)’in emridir. Binaenaleyh yirminci asrın müctehidleri İcma-i Ümmeti inkâr ederek, “biz Kitap ve Sünnet’ten başka delil kabul etmiyoruz” diyerek İcma-i Ümmeti inkar ediyorlar. 

İbn Abidin İcma-i Ümmet hakkındaki zikri geçen ayet-i kerimenin hükmünü, İcma-i Ümmet’e delil etmeyenin küfründen korkulur diyor. Meani ilimleri ilm-i beyan fenni bahsinde emirleri şöyle beyan ederler: emir, emr-i tehdidî olur. Allah Teâlâ’nın kavli şerifinde “İ’melû mâ şi’tüm”emri gibi… Emr-i tacizî olur; Allah Teâlâ’nın kavl-i şerifinde “Fe’tû bi sûratin min mislih”emri gibi… Emr-i mendûbî olur; Rasûlullâh (s.a.v)’in kavl-i şeriflerinde “fakirlere bayram namazını kılmadan önce fitrelerinizi vermekle onları dilenmekten alıkoyun. Böyle yapın ki onlar da bayram etsinler” emri gibi.

Allah Teâlâ hazretleri biz Müslümanlara “akîmu’s-salâh” emrini vermiştir. Velâkin bu emr-i ilahiyyenin vücubî olduğuna tamamına katiyyet olmadığından Sünnet’e ihtiyaç olmuştur. Binaenaleyh fukaha-i izam müctehidlerimiz, hadisi şerife temessüken farziyyeti isbat edecek hadis-i mütevatir bulamadıklarından, hadis-i âhadlara temessük ettiler.

Hadis-i Ahadlarda gerek Buharî ve gerek Müslim’in rivayet ettikleri hadisler olsun “Zanniyyü sübut” olduğu dolayısıyla farziyyetin sübutune tamamen katiyyet hâsıl olmadığından İcma-i Ümmete ihtiyaç görülmekte dört mezhep müctehidleri ve mensupları fukaha-i izam, namazın farziyyetinin sübutü Kitap, Sünnet ve İcma-i Ümmet ile sabittir diye ittifak etmişlerdir. 

Bunların bu ittifaklarına muhalefetin haram olduğunu fukaha-i izam beyan ederler. 

Binaenaleyh İslam dininin farziyyet hükümleri ve ceza hükümlerinin takriben yarısı İcma-i Ümmetle katiyeti sübut bulup ittifaken fetvalar verilmiştir.

Süleyman Ateş bey’e “evli olan bir kimsenin recm olmasında Kur’ân’da delil var mıdır?” diye sual ettiler. Süleyman Ateş de cevaplarında “recm hakkında ne Kur’ân’da ve ne de Buharî’nin hadis-i şeriflerinde delil bulunmadığından recm fetvası İslâm’a sonrada ilave edilen bir fetvadır” diye cevap vermiştir. Vermiş olduğu cevabı gazetelerin ilanı ile bizlere ulaşmış, ona yazdığımız mektupta şöyle demiştik:

“İlahiyat fakültesi hocalarından Süleyman Ateş bey, sen hiç bilir misin ki mezhep sahipleri zevat-ı kiram, ulema-i kiram, Kur’ân-ı Kerim lafzına ve manasına hafız olup nasih ve mensuhunu bilmekle hadis hafızları idiler. Siz ise birkaç hadis-i şerif bilmekle cahil kaldığınızdan Buharî’nin recm hakkında rivayet etmiş olduğu hadis-i şerifi bilmeden inkâr ettiniz.” Buharî’de recm ile ilgili Hz. Ömer’in rivayet ettiği hadis-i şerif vardır. 

Asr-ı Saadet’te uygulanmıştır. Multekâ kitabı ve şerhinde “evli bir kimsenin zina etmesi hakkında recm edilmesinin fetvası Sünnet ve İcma-i Ümmet ile sabittir” diye musannif ile şârih beyan ederler. Yine geldik eski davaya. Buharî’nin hadisinin olduğu bir yerde İcma’ya ne ihtiyaç vardır. Rasûlullâh (s.a.v)in hadis-i şerifine muhalefet yapan kâfir olur. 

Evet, öyledir ve lakin hadis, hadis-i mütevatir olursa o kelamı Rasûlullâh (s.a.v) katiyetle şüphesiz demiştir. Eğer hadis âhad olursa zanniyyu’s-sübüt olduğundan (ispatında zan olduğundan) İcma-i Ümmet olmadan o davada hüküm sabit olmaz vesselam.


Ömer Faruk Tokat

Bu yazıyı Sitene Ekle

Aşağıda Oluşturulan Kodu,
Sayfanıza Kopyalayarak Yapıştırınız.




Preview :

Hacı Rıdvan Efendi Hakk’a Yürüdü
Pazartesi, 18 Ocak 2010

© 2010 - Reddul Muhtar


Powered by QuoteThis © 2008

Bu makaleyi tavsiye et...



 

Our valuable member Administrator has been with us since Çarşamba, 11 Şubat 2009.