Seyyid İbrahim el-Ahsai Hazretleri'nin Cübbeli Hocamıza Dûası .İzlemek ve de Dua'ya İştirak Etmek için Buraya Tıklayınız.                Cübbeli Ahmed Hocaefendi için Seyyid Hazretlerinin Okuduğu Mevlid-i Şerif ve Duası İçin Tıklayınız.


Tarih: 08/02/2012, 06:55 Ekleyen: Meknûn
6
Tarih: 03/02/2012, 15:38 Ekleyen: Meknûn
38
Tarih: 03/02/2012, 15:28 Ekleyen: Meknûn
20
Tarih: 31/01/2012, 15:48 Ekleyen: Meknûn
41
Tarih: 27/01/2012, 14:24 Ekleyen: Meknûn
63
Tarih: 27/01/2012, 14:06 Ekleyen: Meknûn
50
Tarih: 26/01/2012, 11:47 Ekleyen: Meknûn
67
Tarih: 25/01/2012, 11:14 Ekleyen: Meknûn
95
Tarih: 19/01/2012, 14:50 Ekleyen: Ebu Hureyre
78
Tarih: 30/12/2011, 08:49 Ekleyen: Ebu Hureyre
37
Tarih: 29/12/2011, 19:22 Ekleyen: Ebu Hureyre
43
Tarih: 29/12/2011, 19:09 Ekleyen: Ebu Hureyre
47
Tarih: 29/12/2011, 12:10 Ekleyen: Ebu Hureyre
37
Tarih: 29/12/2011, 08:44 Ekleyen: Ebu Hureyre
64
Tarih: 27/12/2011, 08:31 Ekleyen: Ebu Hureyre
35
Tarih: 27/12/2011, 08:29 Ekleyen: Ebu Hureyre
48
Tarih: 25/12/2011, 12:29 Ekleyen: Ebu Hureyre
53
Tarih: 24/12/2011, 17:21 Ekleyen: Ebu Hureyre
77
Tarih: 24/12/2011, 17:18 Ekleyen: Ebu Hureyre
45
Tarih: 24/12/2011, 17:15 Ekleyen: Ebu Hureyre
33
Tarih: 24/12/2011, 16:08 Ekleyen: Ebu Hureyre
48
Tarih: 23/12/2011, 09:49 Ekleyen: Ebu Hureyre
87
Tarih: 22/12/2011, 15:42 Ekleyen: Ebu Hureyre
77
Tarih: 22/12/2011, 15:40 Ekleyen: Ebu Hureyre
43
Tarih: 21/12/2011, 20:18 Ekleyen: Aşık Yekini
109
Tarih: 20/12/2011, 09:16 Ekleyen: Ebu Hureyre
96
Tarih: 19/12/2011, 14:10 Ekleyen: Ebu Hureyre
68
Tarih: 17/12/2011, 14:19 Ekleyen: Ebu Hureyre
82
Tarih: 16/12/2011, 10:09 Ekleyen: Ebu Hureyre
42
Tarih: 15/12/2011, 15:37 Ekleyen: Ebu Hureyre
62
Tarih: 15/12/2011, 09:17 Ekleyen: Ebu Hureyre
49
Tarih: 12/01/2012, 07:01 Ekleyen: Sami Ruhan
82
Tarih: 30/12/2011, 23:25 Ekleyen: Sami Ruhan
108
Tarih: 29/12/2011, 23:53 Ekleyen: Sami Ruhan
117
Tarih: 29/12/2011, 23:30 Ekleyen: Sami Ruhan
116
Tarih: 29/12/2011, 23:08 Ekleyen: Sami Ruhan
109
Tarih: 28/12/2011, 15:54 Ekleyen: Ebu Hureyre
46
Tarih: 27/12/2011, 06:25 Ekleyen: Heyaman
56
Tarih: 24/12/2011, 16:37 Ekleyen: Sami Ruhan
89
Tarih: 24/12/2011, 16:06 Ekleyen: Ebu Hureyre
25
Tarih: 19/12/2011, 07:19 Ekleyen: Heyaman
84
Tarih: 17/12/2011, 13:01 Ekleyen: Sami Ruhan
111
Tarih: 16/12/2011, 15:28 Ekleyen: Heyaman
81
Tarih: 16/12/2011, 10:07 Ekleyen: Ebu Hureyre
77
Tarih: 16/12/2011, 04:23 Ekleyen: Sami Ruhan
173
Tarih: 16/12/2011, 02:37 Ekleyen: Sami Ruhan
196
Tarih: 13/12/2011, 08:28 Ekleyen: Ebubekir Sifil
69
Tarih: 13/12/2011, 06:23 Ekleyen: Heyaman
87
Tarih: 12/12/2011, 13:28 Ekleyen: Sami Ruhan
260
Tarih: 12/12/2011, 13:18 Ekleyen: Sami Ruhan
280
Tarih: 20/06/2011, 05:46 Ekleyen: Heyaman
205
Tarih: 20/06/2011, 05:45 Ekleyen: Heyaman
126
Tarih: 21/05/2011, 06:25 Ekleyen: Heyaman
415
Tarih: 18/01/2012, 06:24 Ekleyen: Meknûn
51
Tarih: 14/01/2012, 07:15 Ekleyen: Sami Ruhan
121
Tarih: 09/01/2012, 15:40 Ekleyen: Meknûn
67
Tarih: 09/01/2012, 15:28 Ekleyen: Meknûn
70
Tarih: 09/01/2012, 15:22 Ekleyen: Meknûn
86
Tarih: 03/01/2012, 16:01 Ekleyen: Meknûn
116
Tarih: 03/01/2012, 15:54 Ekleyen: Meknûn
102
Tarih: 18/12/2011, 11:42 Ekleyen: admin
1012
Tarih: 15/12/2011, 13:59 Ekleyen: admin
82
Tarih: 15/12/2011, 13:52 Ekleyen: admin
71
Tarih: 13/12/2011, 09:21 Ekleyen: Aşık Yekini
96
Tarih: 13/12/2011, 09:16 Ekleyen: Aşık Yekini
78
Tarih: 12/12/2011, 19:14 Ekleyen: Ebu Hureyre
102
Tarih: 12/12/2011, 19:10 Ekleyen: Ebu Hureyre
48
Tarih: 08/12/2011, 14:06 Ekleyen: admin
90
Tarih: 07/12/2011, 19:28 Ekleyen: admin
99
Tarih: 07/12/2011, 19:23 Ekleyen: admin
80
Tarih: 07/12/2011, 19:20 Ekleyen: admin
84
Tarih: 07/12/2011, 19:16 Ekleyen: admin
179
Tarih: 07/12/2011, 16:31 Ekleyen: admin
85
Tarih: 06/09/2011, 05:59 Ekleyen: admin
133
Tarih: 06/09/2011, 05:54 Ekleyen: admin
168
Tarih: 22/12/2011, 06:51 Ekleyen: admin
112
Tarih: 22/12/2011, 06:48 Ekleyen: admin
117
Tarih: 22/12/2011, 06:34 Ekleyen: admin
125
Tarih: 22/12/2011, 06:30 Ekleyen: admin
151
Tarih: 06/12/2011, 13:29 Ekleyen: admin
119
Tarih: 06/12/2011, 13:28 Ekleyen: admin
94
Tarih: 09/01/2010, 12:29 Ekleyen: admin
512
Tarih: 09/01/2010, 12:15 Ekleyen: admin
476
Tarih: 04/11/2009, 14:54 Ekleyen: admin
448
Tarih: 04/11/2009, 14:50 Ekleyen: admin
745
Tarih: 04/11/2009, 14:45 Ekleyen: admin
546
Tarih: 04/11/2009, 14:37 Ekleyen: admin
603
Tarih: 03/11/2009, 14:23 Ekleyen: admin
783
Tarih: 03/11/2009, 14:21 Ekleyen: admin
394
Tarih: 03/11/2009, 14:17 Ekleyen: admin
610
Tarih: 03/11/2009, 14:14 Ekleyen: admin
518
Tarih: 03/11/2009, 14:12 Ekleyen: admin
426
Tarih: 03/11/2009, 14:07 Ekleyen: admin
453
Tarih: 03/11/2009, 14:02 Ekleyen: admin
518
Tarih: 03/11/2009, 13:47 Ekleyen: admin
507
Tarih: 03/11/2009, 13:44 Ekleyen: admin
694
Tarih: 03/11/2009, 10:07 Ekleyen: admin
351
Yazdır

Dâru'l-Hikme 2009-2010 dönemi seminerleri başlıyor...

Yazar: AdministratorPosted in: Manşet

Dâru'l-Hikme 2009-2010 dönemi seminerleri başlıyor...
07 Kasım Cumartesi günü saat 12:30'de Dâru'l-Hikme'nin seminer salonunda katılımcılarla bir toplantı yapılarak seminerler tanıtılacak ve seminerlerle ilgili görüşleri dinlenecektir.
Seminerlere katılacak olanların bu toplantıya katılmaları gerekmektedir.
Seminerler ücretsiz olup herkese açık olmakla birlikte devam mecburiyeti vardır.
Not: Dâru'l-Hikme adres ve iletişim bilgileri için
1- SEMİNER: İSLAMÎ BİLİNCİN İHYASI
Seminerci: Ebubekir Sifil
Ebubekir Sifil hoca iki yıldır sürdürdüğü bu seminerde, insanın varoluşsal yapısından hayatın mahiyetine kadar Müslüman bilincinin yeniden inşası için ihtiyaç duyduğumuz temel ontolojik gerçekleri, hikmetle ve derin bir vukufiyetle ele alarak katılımcıları ilim ve düşünce ufuklarına taşıyor.
2- SEMİNER: MARİFET NAZARİYESİ/İSLÂMÎ BİLGİ USÛLÜ
Seminerci: Talha Hakan Alp
"İslamî bilgi usûlü" tabiri, kast-ı mahsusumuza göre İslamî hükümlerin usûlü anlamına gelmekte ve haram-helal, sahih-fasid, sünnet-bidat, küfür-iman, hak-batıl gibi İslamî hükümlerin hangi kaynaklardan ve nasıl istihraç edildiğini konu edinmektedir.
Bu tabirle, bir felsefî uğraş olarak gelişen "epistemoloji" ve "bilgi kuramı" gibi isimlerle anılan "bilgi felsefesi"nden farklı bir alana dikkat çekmek istediğimizi baştan belirtmeliyiz. Munhasıran İslamî hükümlerin kaynaklarını ele alan; bu kaynakların mahiyetlerini, hiyerarşideki yerlerini, anlaşılma ve yorumlanma biçimlerini inceleyen bir alandan söz ediyoruz. Sözgelimi günümüzde sıkça tartışma konusu kılınan icmâ kavramının, bir hüküm kaynağı olarak nasıl tanımlanması gerektiği, mana ve hikmeti, şartları, sınırları ve ifade ettiği kaynaklık değeri itibarıyla hiyerarşideki yeri bu seminerlerde incelenecek konular arasındadır. Yine haber-i vahidin tanımı, şartları ve hüküm kaynağı olarak hiyerarşideki yeri de böyledir.
Günümüz İslamî tartışmalarının pratik dinî konuları aşıp teorik-usûlî konuları içine alan bir alana yayıldığını göz önünde bulundurursak neden bu kavramları ele alma gereği hissettiğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Düne kadar haram-helal meselelerine ait muşahhas örneklerin tartışıldığı İslamî kamuoyu, bugün sünnetin bağlayıcılığı, hadislerin sıhhati, icmâ, haber-i vâhid, haber-i mütevatir gibi usûlî konuların hem de son derece popüler bir dille tartışıldığına şahit olmaktadır. Fıkıhta bu konu böyledir, demenin pek bir anlam ifade etmediği, insanların İslamî delillerin verdiği bilgiyle tatmin olmadığı bir dönemde yaşıyoruz. Bu bakımdan konjonktürel unsurların etkisinden sıyrılarak İslamî bilginin delillerini, dilini ve tabiatını kendi öz dünyaları itibarıyla nasıl anlamak gerektiğini konu edinen usûl okumalarına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.
Bu sadette sahih kaynakları referans alan derin bir kavrayışla bu kavramlar hakkında Müslüman entelektüele verilenden daha tafsilatlı, daha orijinal ve daha sahih bilgiler elde etmemiz bir zaruret halini almıştır.
"İslamî bilgi usûlü" adını verdiğimiz bu seminerler, bu yönde bir okuma, anlama faaliyetini hedeflemekte, referans sistemini vahiy, fıkıh-hikmet ve tarihî tecrübe zemininde teşekkül eden kadim metinlerin ilgili pasajlarındaki mana ve mazmun üzerine inşa etmektedir.
 
3- SEMİNER: ÂDÂB-I ŞER'İYYE DERSLERİ
Seminerci: Mehmet Fatih Kaya
“Âdâb-ı Şer'iyye” derken neyi kastediyoruz? İsterseniz, önce neyi kastetmediğimizi belirgin kılalım. Her şeyden önce, ahlak veya adab derken, saf aklın belirlediği yahut belirlenmesinde yardımcı olduğu ya da uzun insanlık tecrübesinden damıtılmış evrensel ahlak ve görgü kurallarını kastetmiyoruz. Terkipteki “Şer’iyye” kaydı büyük ölçüde bunu anlam dışında bırakıyor.
Yine, bu terkiple, dilimize yerleşmiş ve bilinen haliyle “İslam Ahlakı ve âdâb-ı muaşeret kaideleri”ni de kastetmiyoruz. Çünkü mevcut şekliyle bu başlıklar altında işlenen muhteva, bizim “Âdâb-ı Şer'iyye” terkibi ile kastettiğimizi tam olarak karşılamıyor.
Şüphesiz bu zikredilenlerin de bir kısmını oluşturduğu, ama bunların ötesinde ve üstünde başka bir şeyden bahsediyoruz. Temel esaslarını Kitab-ı Kerim’in tesbit ettiği, genel çerçevesini ise Sünnet’in çizdiği, kimi zaman bedîhî gibi görünen, kimi zaman kıldan ince hassasiyetlerle örülü, kalabalıkta veya yalnızken, insanın kendisine, Rabbine ve çevresine karşı sorumlulukları ve vazifelerinden bahseden, günlük yaşantısının belli zaman dilimlerini yahut hayatının belli safhalarını değil, gecesi ve gündüzüyle, aile hayatı, ictimâî hayat ve ibadet hayatıyla bütün bir hayatı kuşatan bir şuur ve idrak halini, bir disiplin halini, bir “Muhammedî yaşama biçimi”ni kastediyoruz.
Tabir caizse, Kur’an’ın iskeletini çatarak dış işçiliğini yaptığı, Sünnet’in iç işçiliğini ve tezyinatını yaparak tamamladığı, kısaca Kur’an ve Sünnet’in inşa ettiği Müslüman idrak ve yaşantısını tayin eden kurallar manzumesini kastediyoruz.
Muhtevasını, Kur’an-ı Kerîm ile birlikte Sünnet Kitaplarındaki özellikle “Kitabu’l-edeb” bölümlerinin ve İslam fıkhının oluşturduğu, daha sonra mesela Buhari’nin “el-Edebu’l-müfred”i gibi müstakil kitaplara konu olan, zaman içerisinde İmamzade’nin “Şir’atu’l-İslam”ı, Birgivî’nin “et-Tarîkatu’l-Muhammediyye”si gibi kitaplarda ele alınan, İbn Müflih’in “el-Âdâbu’ş-Şer’iyye”si, es-Seffârînî’nin “Ğizâu’l-elbâb”ı gibi daha derli toplu, şümullü ve sistematik eserlerde işlenen Şer’î adab’tan bahsediyoruz.
Bu tabirle, bildiğimiz ahlakî hasletler ve edeb kaideleri dışında, mesela, Rabbimize karşı vazifelerimiz, Sünnete ittiba ve bid’atlerden kaçınma, Hz. Peygamber’e karşı vazifelerimiz, Kur’an’a karşı takınmamız gereken adab, bir mü’minin günlük virdi, yani yirmi dört saati içerisinde yapması gereken zikir ve duaları ve diğer vazifeleri de içine alan geniş bir çerçeveden bahsediyoruz.
Mesela, yolculuğa çıkarken iki rekât namaz kılınması gerektiğini, geride bıraktıklarımızla nasıl ısmarlaşacağımızı, giderken nasıl dua edeceğimizi, döndüğümüzde ne diyerek şükredeceğimizi, evlenen veya çocuğu olan bir dostumuzu nasıl tebrik edeceğimizi, hasta ziyaretinde nasıl şifa dileyeceğimizi, bir cenaze evinde nasıl taziye vereceğimizi bize öğretecek, insanlar arası ilişkilerde belirleyici olan kuralların yanı sıra, nasıl her daim taharet üzere ve Allah’ın huzurundaymış gibi olmamız gerektiğini söyleyecek, her dem ölümü hatırlayarak vasiyyetimizin hazır olması gerektiğini öğütleyecek, hangi elle taharetlenileceğini, camiye nasıl girileceğini, öfkelendiğimizde, bize sıkıntı veren bir rüya gördüğümüzde ne yapacağımızı, önemli bir işimizde nasıl Rabbimize danışacağımızı (istihare) öğretecek, yolculukta yükseklere doğru çıktıkça ne diyeceğimiz, alçaklara doğru indikçe ne söyleyeceğimizi, sabah akşam kavlî veya amelî virdimizin ne olduğunu bildirecek bir adaptır bizim bahsettiğimiz…
Yatsı namazından sonra konuşup eğleşmenin doğru olmadığını, Allah’ı zikretmeden bir sohbet meclisinden kalkmanın mekruh olduğunu, sohbet sona erdiğinde, kalkılırken ne söylenmesi gerektiğini, isim verme, lakap veya künye edinme hususunda nelere dikkat edilmesi gerektiğini, bazı isimlendirmelerin, söz ve ifadelerin dinen mahzurlu olduğunu, mizahta ölçünün ne olduğunu, yeni bir ayın hilalini gördüğümüz zaman, bulutlu veya rüzgârlı bir günde yahut yağmur yağdığında ne diyeceğimizi, bugün birçoğumuzun habersiz olduğu izin isteme adabını bize öğretecek bir adaptan bahsediyoruz.
Özellikle büyük bir akıl kamaşmasıyla Batı’nın maddi gücü karşısında büyülenip, arka planını Grek-Hrıstiyan-Pagan kültürünün oluşturduğu bugünkü hâkim faydacı, seküler, ibahiyeci Batı kültürüne teslim olduğumuz son yüz elli-iki yüz yıldır unuttuğumuz, kaybettiğimiz, -sanki bugünkü hastalıklarımızın ilacı, yaralarımızın merhemi o değilmiş gibi- dönüp, sorup aramadığımız Şer’î adaptır söze konu ettiğimiz.
Sadece avamdan insanların değil, bazı hocaların, Şeriat okumuşların da zayi ettiği adaptan bahsediyoruz. İhmalinin, kardeşliklerin zarar görmesine, samimi dostluklar, komşuluklar kurulamamasına, akrabalık bağlarının kopmasına ve toplumda örneklik vasfı bulunan, toplumun nabzını tutması gereken din adamlarının yeterli hürmet ve ilgi görmemesine sebep olduğu Şer’î adabtan…
İşte bu sebeple, koyu bir cehaletin hüküm sürdüğü, Sünnet’ten uzak başka bir yaşantının ikame edildiği bir dönemde yapılacak “Adab-ı Şer’iyye” derslerinin hayatî bir önemi haiz olduğunu düşünüyoruz.
Öyleyse bu ders öncelikle insanlara istikamet verecek, ışık tutacak hocalar, hoca adayları, davetçiler için düşünülmüştür. Bu derslerin bereketi, ders verenin samimi çaba ve gayreti, derse iştirak edenlerin samimi dua ve niyazlarıyla olacaktır.
Not: Bu seminer Aralık ayında başlayacaktır.
4- SEMİNER: FIKIH: MUHTASARU VİKÂYETİ’R-RİVAYE Fİ MESÂİLİ’L-HİDAYE
MÜELLİF: SADRU’Ş-ŞERÎÂ UBEYDULLAH B. MESÛD (747/1346)
Seminerci: Orhan Ençakar
Fıkhî mezheplerin tedvinin başladığı hicri II. asrın sonları ve III. asrın başlarında fıkıh kitaplarının delilli ve genellikle soru cevap şeklinde yazılmış geniş anlatımlı eserlerden oluştuğunu görmekteyiz. Hanefi mezhebinde İmam Muhammed’in telif ettiği Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve kendisinin görüşlerini içeren “el-Asl”, İmam Malik’in mezhebini aktaran “el-Müdevvene” ve İmam Şafiî’nin fıkhının yer aldığı “el-Ümm” bu tür kitaplardandır.
Fıkhî mezheplerin teşekkülünden sonraki dönemde her mezhebin temel konulardaki görüşlerini bir araya getirebilmek ve bunların kolayca hıfzını sağlayabilmek için delillerden arındırılmış veciz ifadeli metin kitaplar oluşturulmaya başlanmıştır. Bu metinler; ya bizzat mezhep imamlarının görüşlerinin yer aldığı kitapların ihtisar edilmesiyle vücut bulmuş ya da hem mezhep imamlarının hem de daha sonra gelen mezhep ulemasının görüşlerini içerecek şekilde bapların tertibi ve ifade kalıpları yeniden tanzim edilerek telif edilmişlerdir. Bu metinler içerisinden mezhebin görüşlerini en doğru ve sistematik bir şekilde aktaran kitaplar o mezhepte şöhret bulmuş ve bunlar üzerine birçok şerh ve haşiye yazılmıştır.
İşte Hanefi mezhebinde “Mutûn-i Erbaâ” diye şöhret bulan dört metinden biri olan “Vikaye” de yukarıda ifade ettiğimiz metin türlerinin ikinci kısmında sayılabilecek bir eserdir.
Vikaye, bu şöhretini Hanefi mezhebinin mutemet kitabı Hidaye’deki meselelerin muhtasarı olmasına borçludur. Müellif bu kitabı, torunu Sadru’ş-Şerîâ Ubeydullah b. Mesûd, Hidaye’deki mesaili kolayca ezberleyebilsin diye hazırlamıştır. Daha sonraları torunu da “Vikaye”yi ihtisar etmiş ve bu kitap mezhepte “Nukaye” ismiyle meşhur olmuştur.
Daha çok usul-i fıkıh konusunda yazdığı “Tenkih” ve onun şerhi “Tavdih” ile meşhur olan torun Sadru’ş-Şerîâ usulcü ve kelamcı kişiliğini “Nukaye”nin hem tertibine hem de ifadelerine yansıtmış ve böylece kitaba artı bir değer daha kazandırmıştır.
Aslının Hidaye’ye dayanmasının yanı sıra anlatım ve tertip avantajına sahip olan “Nukaye” hicri VIII. asır itibariyle Hanefi mezhebinin Maveraunnehir’de ulaştığı noktayı gösteren önemli bir metindir.
Bütün bu özelliklerinden dolayı Darulhikme’nin bu dönem düzenleyeceği fıkıh seminerleri için “Nukaye” metni esas alınmıştır.
Kitabın basılmış iyi bir metni bulunmaması ve şerhe ihtiyaç duyması sebebiyle Molla Ali el-Kârî tarafından yazılan şerhi “Fethu Babi’l-İnaye”yle birlikte takip edilmesi, konunun daha iyi anlaşılması ve delillerinin görülmesi açısından faydalı olacaktır.
5- USÛL-İ FIKIH "MİRKÂT'ÜL-VUSÛL İLÂ İLMİ'L-USÛL (MİR'ÂTÜ'L-USÛL METNİ) MÜELLİF: MOLLA HÜSREV (ö. 885/1480)"
Seminerci: Abdülkadir Yılmaz
Usûl-i Fıkıh ilmi, gerek tasnif gerekse tedris faaliyetleriyle "İslami-Nazari İlimler" arasında edindiği önemli mevkii günümüze kadar muhafaza etmiştir. Bu sahada telif edilen ilk eser olan İmam Şâfiî'nin "er-Risâle"sinden itibaren fıkıh-kelam alanlarında ihtisas sahibi birçok âlim, farklı metotlarla bu ilme dair temel eserler kaleme almışlardır.
İslami ilimlerin genel seyrine paralel olarak Usul-i Fıkıh ilminde de, h. VII. yüzyıldan itibaren bu temel eserleri ihtisar/metinleştirme faaliyeti göze çarpmaktadır. Bu yüzyıl ve sonrasında, farklı fıkhî mezheplere mensup âlimler, genelde ilim talebelerinin ihtiyaçları doğrultusunda bu alanda telif edilmiş temel eserlerden hülasa ederek yazdıkları metinlerle Usûl-i Fıkıh literatürünü zenginleştirmişlerdir. Medrese programlarına giren ve üzerlerine yazılan şerh, haşiye ve taliklerin de katkılarıyla bu metinler, zamanla birer klasik haline gelmiştir.
XV. y.y. Fatih dönemi âlimlerinden Molla Hüsrev'in yazdığı "Mirkât'ül-Vusûl ilâ ilmi'l-Usûl" isimli eser de, bu usûl metinlerinin başarılı örneklerinden biridir. Aynı müellif tarafından kaleme alınan şerhi "Mir'âtü'l-Usûl" ile birlikte Osmanlı medreselerinin vazgeçilmezlerinden biri olan bu kitabı, seminerde takip edilecek metin olarak seçmemizin birkaç önemli nedeni vardır.
Her şeyden önce bu eser bir "metin-kitap"tır. "Metin-kitap"ların en önemli özelliği, telif edildikleri ilmin temel meselelerini çok küçük bir hacimde özlü olarak işlemeleridir. Bu da, seminerden hedeflediğimiz, "usul-i fıkhın bütün temel konularını baştan sona görme" fırsatını bizlere sunmaktadır.
Ayrıca "Mirkât'ül-Vusûl", şerhi "Mir'âtü'l-Usul" ile birlikte, Hanefi Usul-i Fıkhının mantıkî kurallar çerçevesinde sistematize edilmesi açısından dönüm noktalarından biri sayılan Sadrü'ş-Şerîa'nın kaleme aldığı "et-Tavdîh" ile, bunun üzerine et-Taftazânî tarafından yazılan meşhur "et-Telvîh" tecrübesinden hayli istifade ile hazırlanmış bir metindir. Kitabın, özellikle vurgulama gereği duyduğumuz bu özelliğinin yanı sıra, çoğu "Mir'âtü'l-Usûl" vesilesiyle gerçekleşen birçok çalışmaya konu olması sayesinde, ortaya koyduğu usul mesaisinin sağlamasının yapılmış olması, "Mirkât"ı tam anlamıyla bir "metn-i metîn" haline getirmiştir.
Bütün bunların yanında "Mirkât'ül-Vusûl", Osmanlı Devletinin kudretli ilim adamlarından Molla Hüsrev'in eseridir. O, bu yönüyle, (şerhi "Mir'âtü'l-Usul" ile birlikte) hem Hanefi usul geleneğinin son dönemlerde ulaştığı noktayı, hem de Osmanlı usul meşrebini temsil etmektedir.
6- SEMİNER: MÜSLÜMAN ZİHNİYETİ VE ŞAHSİYETİ
Seminerci: Talha Hakan Alp
Bu seminerler köklü bir İslamî ilimler tahsili görmemiş genel dinleyici kitlesine dönük olarak düzenlenmektedir.
Bugün sözünü ettiğimiz nitelikte İslamî eğitim alma fırsatı olamayan; ancak İslamî-fikrî gündeme de kayıtsız kalamayan önemli bir kitle bulunmaktadır. Bu kitle İslamî tasavvur ihtiyacını, kitaplarını ya da konuşmalarını takip edebildiği belli yazarların, entelektüellerin birikim ve görüşleri üzerine bina etmektedir. Sık sık İslamî konuların da kapsam alanına dahil edildiği bu gibi kitaplar, konuşmalar bilinçli ya da bilinçsiz biçimde anılan kitlenin İslamî şuurunu belirlemekte, onlara fikir, eylem ve tavır olarak belli bir istikamet aşılamaktadır. 
Şu an yaşadığımız tecrübe, bu istikametin belli çevrelerde pek de sahih biçimde tezahür etmediğini gösteriyor. Özellikle İslamî ilimlerde yetkinliği olmayan yazar ve entelektüellerin, kısmen alanlarının dışına çıkmaları sebebiyle kısmen de meselelere yoğun aktüel endişelerle yaklaşmaları sebebiyle bu kaygı verici süreçte ön plana çıktıklarını görüyoruz. 
Bu bakımdan anılan istikametin sahih İslamî bir zemine çekilebilmesi, sahih İslamî kaynakların referans alındığı, mezkur kaynakların kendi tabiatlarına has ve bütüncül bir okuma biçimiyle günümüze taşındığı rehberlik faaliyetlerine bağlıdır. Bu faaliyetler içinde karşıya karşıya olduğumuz zihniyet ve şahsiyet problemleri öncelenmelidir.
Daru'l-Hikme muasır müslümanın sahip olması gereken zihniyet ve şahsiyet modelinin dünden bugüne hiç değişmediğini, dün sahih kaynaklarda arz edilen modelin bugün de geçerli olduğunu düşünmekte; metinlerimizin inanç, tasavvur, şahsiyet ve ahlak alanlarında yitirdiğimiz değerleri bizim için saklı tuttuğuna olan inancını diri tutmaktadır.
Daru'l-Hikme bu inançtan beslenerek "Müslüman Zihniyeti ve Şahsiyeti" seminerlerinde, İmam Ebu Hanifelerin, İmam Şafiîlerin, İmam Tahavîlerin, İmam Matürîdîlerin, İmam Eş'arîlerin, İmam Muhasibîlerin, İmam Kuşeyrîlerin, İmam Gazzâlîlerin, İmam Nesefîlerin, İmam Nevevîlerin, İmam Rabbânîlerin vb. fakih, müfessir, muhaddis, mütekellim, sûfî imamlarımızın zihin ve kalp dünyalarında en mutena ifadesini bulan birikimin ışığında, akâid, usûl-i fıkıh, fıkıh ve ahlak/tasavvuf sahalarına ait metinlerden zihniyet ve şahsiyet yapılanmamızı sağlayacak bölümleri derlemeyi ve bugünün ihtiyaçlarını karşılayacak bir formda sunmayı hedeflemektedir.
"Müslüman zihniyeti ve şahsiyeti" ismini verdiğimiz bu seminerlerin ana konusu İslam itikat esasları ile İslam ahlak esasları olacaktır. Bunun yanında alakalı konular vesilesiyle modern zamanlarda İslam itikadının telkin ettiği temel tasavvurla, beşerî münasebetlerimizde İslam ahlak esaslarının gerektirdiği mümin tavrı da ele alınacaktır.