Beyan Dergisi 127.Sayısı Çıktı.
Hevâlardan geçip Hakk’a gidelim
Cemal-i bâkemâle seyredelim.
(Mustafa İsmet Garîbullah -kuddise sirruhû-)
Hamd âlemlerin Rabbine (Celle Celâluhu), salât-ü selâm âlemlerin Efendisine (S.A.V) olsun.
Muhterem okuyucularımız!
Bu sayımızla birlikte Beyan dergisi 12. yılına da girmiş oldu. Mevlâ Teâlâ Hazretleri uzun ve hayırlı seneler boyunca sizlerle birlikte olmayı nasib eylesin. Sizi bizden, bizi sizden ayırmasın.
Aziz okuyucu!
Allah’a hamd olsun ki dergimiz elden geldiğince Câmiâmızın hassâsiyetlerine riâyet etmeye çalışıyor. Olası yanlışlıkları engellemek için de gerek ilmî danışmanımız olan Hüseyin Avnî Hocaefendi, gerekse dergimizde yazılar yazan diğer hocaefendiler bizleri her konuda uyarmakta, gerekli tashihleri yapmaktalar. Allah-u Teâlâ bütün hocalarımızda razı olsun. Dergiyi tam anlamıyla bu mübarek yola hâdim kılma gayreti ve hedefi Mevlâ Teâlâ Hazretleri’nin Yolumuzun Büyükleri’ne dâir ilk defa neşredilen vesîka ve mektubların dergimizde yayınlanmasını nasib eylemesine sebep oldu. Elhamdülillah o kadar mesrûruz ki Beyan sadece bu yolun büyüklerini ve hâssaten Efendi Hazretlerimiz’i anlamaya matûf olarak bizzat kendi kalemlerinden çıkmış mektub ve vesikaları yayınlayıp yayınına son vermiş olsa yine de misyonunu yerine getirmiş olurdu. Bu noktada Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî -kuddise sirruhû-‘ya ait Vasiyetnâme’yi ilmî danışmanımız Hüseyin Avnî Hocaefendi’nin tercümesi ve notlandırmasıyla okuyabileceksiniz. Bu vasiyetteki tavsiyeleri gözümüzle değil, kalbimizle okumaya çalışalım. Özelde câmiâda, genelde bütün Müslümanlarda var olan rehavetin ve dünya sevgisinin ilacı bu Vasiyetnâme’deki tavsiyelere uymakla mümkün. Mevlânâ Hâlid’den 100 küsûr sene sonra dünyaya gelen Mevlânâ Mahmûd el-Ûfî Hazretleri de tıpkı Salih selef’i Mevlânâ Hâlid Hazretleri gibi bağlılarını uyarıyor. Efendi Hazretlerimiz’in kendi kaleminden yazmış olduğu ve dergimizin içersinde okuyacağınız mektubundaki şu iki sözüne dikkat çekmek istiyoruz:
“Belki hoca bulunur, hocalığı ile amel eden ve ihlâs yoluna gidecek azdır.”
“Dünyayı sevmekten sakınalım.”
Dünyayı sevmek… Bütün şerli işlerin, pis ilişkilerin, zâlimlere sırtını dayayıp Müslümanlardan yüz çevirmenin, tâğutları meşrulaştırmanın, beşerî sistemleri İslâmî birer düzenmişler gibi methetmenin; zulüm ve küfürde azgınlaşmış, bu azgınlaşmaları sonucu nice âlimleri darağaçlarında sallandırmış, İslâmî tedrîsâtı yasaklamış, “Allah” demeyi bile yasaklamış ahbeslere, zulüm ve küfür otoritelerine rahmet okuyan, hatta onlar hakkında konuşmayı “gıybet” sayanların işte ilk girdiği kapı budur: Dünyayı sevmek… Dünya sevgisi ve metahı insanı öyle bir kör edebiliyor ki işte yukarıda çok az bir kısmını saydığımız cinayetleri işlemesine sebep olabiliyor. O yüzden Efendi Hazretleri’nin kıymetli mektubunu ve Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri’nin vasiyetnâmesini çok dikkatli, ezberlercesine kalbimize nakşederek okumalıyız.
Kıymetli okuyucu!
Silsilemizde yer alan Abdullah-i Mekkî -kuddise sirruhû- Hazretleri’ne ait Osmanlı arşivlerindeki vesikaların bir kısmını bu sayımızda yayınlıyoruz.Araştırmacı-yazar Müfid Yüksel beyefendinin titiz bir şekilde hazırladığı bu çalışma da Yolumuzun Büyükleri’ni anlamaya ma’tûf olarak hazırlanmış çalışmalardan biri. Dilinin ağır olduğunu söyleyenleri duyar gibiyim; ancak Osmanlıca ile köprü kurmak adına bilinmeyen kelimelerin sözlük yardımıyla çözümlenmesine çalışalım. Bu sayımızdan itibaren Müfid Yüksel ve Ali Eren beyefendiler de Beyan’da yazılarıyla yer alacaklar. Kendilerine “hoş geldiniz” diyoruz.
Muhterem okuyucu!
Dergimizde önceden olduğu gibi Câmiâmızın kıymetli isimlerinin yazılarına ve röportajlarına yer vermenin dışında, Ehl-i Sünnet ve’l Cemâat çizgisinde bulunan diğer Câmiâlara da her zaman kapımızın açık olduğunu söylemiştik. Memleketimizin sayılı âlimlerinden ve aynı zamanda da Nakşî meşâyıhından olan, Arapça ve Türkçe 50 küsûr eseri bulunan, ilerlemiş yaşına rağmen ilmi bırakmayan çok muhterem İsmail ÇetinHazretleri’ni muhterem Ali Haydar ÇetintürkHocaefendi ile birlikte ziyaret etmek ve kendileriyle bir mülâkât yapmak nasib oldu. Onu Antalya’nın tepelik bir kısmında dünyaya kapalı Allah’a açık ilim yuvasında ziyaret ettik. Oksijene bağımlı olmasına rağmen hâlâ ilim aşkı ve gayretinden düşmediğini görmek bizleri büyük bir utanca sevkettiği gibi, aynı zamanda gıbta ile bakmamıza da sebep oldu. İlerlemiş yaşına ve hastalıklarına rağmen her gün gündüz saat 3’ten akşam saat 10’a kadar eser te’lifiyle iştiğal eden bir büyük insan O. Mezheb ve tasavvuf üzerine yaptığımız sohbeti ilgiyle okuyacağınıza eminiz. Aynı zamanda Antalya ve civarındaki bölgelerde hizmetleriyle tanınmış, Mahmûdî nefesi oralara bihakkın taşımış, gerçek bir hizmet ve ilim sevdalısı olan Ali Haydar ÇetintürkHocaefendi ile yaptığımız röportajı da unutmayalım.
Ali Kara, Abdurraûf Özder, Ali Polat, Doç. Dr. Necdet Tosun ve diğer yazarlarımızın da yazılarıyla baştan sona dopdolu bir Beyan’la sizleri baş başa bırakırken, kapakta yer alan duâyla sizlere veda ediyoruz. Mayıs sayımızda görüşmek üzere Allah’a emanet olunuz.
Ya Rabb!... Olmayacak şeyler oluyor!...
Mevlânâ Hâlid’lerin yolunda olduğunu iddiâ edip de…
-Kârun’lar gibi hayat sürmekten zevk alan ve lisân-ı hâlleriyle, hatta sözleriyle bunu teşvîk etmekten…
-İslâm’ın ve Müslümanların düşmanı zâlimleri övüp temize çıkarmaktan…
-Küfrün çarkını döndürenlerle işbirliği yapmaktan…
-Asrın en büyük putunun, sahiplerince ve âbidlerince artık ipi çekilmeye başlanmasına rağmen onu ayakta tutmaya çalışmaktan…
-Ve şu pâk yolu kirletmekten…
Hayâ etmeyen, nefsinin zebûnu beyinsizleri Sen ıslah eyle!
Islahları mukadder değilse İslâm’ı, ümmeti ve şu zâtların mübarek yolunu onlardan halâs eyle!
Âmîn…
Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

